Google Play Store
App Store

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik giriştiği sivilleri de hedef almaktan çekinmeyen hunhar savaş tüm dünyada yaygın tepkiye neden oldu. İspanya Başbakanı Sanchez’in ve parlamento üyesi Montero’nun emperyalist saldırıyı mahkûm eden açıklamaları insanlık vicdanının sesi oldu.

Viva Espana
Fotoğraf: DepoPhotos

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik giriştiği hukuksuz, mesnetsiz, sivilleri de hedef almaktan çekinmeyen hunhar savaş tüm dünyada yaygın bir tepkiye neden oldu. ABD’nin askeri ve ekonomik gücünden kaynaklanan reel politik kaygılar nedeniyle, bir bakıma Trump’ın şerrinden korunmak için çoğu ülke yöneticileri bu insanlık trajedisine ya sessiz kaldılar ya da sade suya tirit kınama mesajlarıyla yetindiler. İşte böyle bir konjonktürde İspanya’dan cesurca yükselen iki net savaş karşıtı haykırış, İspanyol Başbakanı Pedro Sanchez’in ve parlamento üyesi İrene Montero’nun emperyalist saldırıyı mahkûm eden açıklamaları insanlık vicdanının sesi oldu.

Sanchez düzenlediği basın toplantısında, “Savaşın dumanları arasında başarısızlıklarımızı gizlemeye çalışmamalıyız. Bu saldırılarla maaşlar artmayacak ya da çevre sorunları çözülmeyecek. Petrol ve gaz fiyatları sıçrayacak. Politikacılar olarak biz insanların sorunlarını çözmek için buradayız, daha da kötüleştirmek için değil. Bazılarının ya da hep aynı kişilerin ceplerini doldurmak için değil.” sözleriyle Trump’a adeta meydan okudu. Trump ise her zamanki düzeysiz üslubuyla, Sanchez’i “berbat bir adam” şeklinde yaftalarken, yanındaki Alman Başbakanı Friedrich Merz ise sus pus oturmayı tercih etmekteydi.

SANCHEZ LULA RAMAPHOSA ÜÇLÜSÜ

Sanchez’in plütokrasi ve küresel eşitsizliklere karşı tavrı İran savaşıyla başlamadı. 1990’ların sonundaki küreselleşme karşıtı inisiyatifler ve 2000’lerin başındaki savaş karşıtı hareket gibi kitlesel çıkışların görülmediği günümüzde, küresel adalet adına en etkili çabalar Brezilya Başkanı Lula da Silva, Güney Afrika ve İspanya Başbakanları Cyril Ramaphosa ve Pedro Sanchez’den geliyor.  Bu üçlü, Brezilya’nın G.20 başkanlığı sırasında Açlık ve Yoksulluğa Karşı Küresel İttifak girişimine önayak oldukları gibi, geçen yıl Güney Afrika’nın G.20 başkanlığı döneminde de Eşitsizlik Üzerine Uluslararası Panel’e öncülük etmişler, Gazze’deki soykırım karşısında da net tavır almışlardı. Sanchez Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun derdest edilmesini de sert biçimde kınamıştı.

MAGA’NIN GÜNAH KEÇİSİ

Trump’ın Maga hareketi, İspanyol başbakanını silahlanma harcamalarını GSYH’nin %5’ine yükseltilmesi dayatmasını reddetmesi, Çin’e karşı düşmanca bir tutum izlememesi ve göçmenlere ülkesinin kapılarını kapatmaması gibi politikaları kaynaklı duruşu nedeniyle baştan beri hedef alıyor.  Sanchez, en son İspanya’daki iki ABD askeri üssünü İran’a yönelik harekât için kullandırmaması nedeniyle Trump ve avenesini çıldırttı.

Trump İspanya ile tüm ticareti kesme tehdidini savurdu. AB içinde tek bir ülkeyi ayırıp ona tek taraflı ambargo uygulama fikri hem kurallara aykırı hem de pratikte mümkün değil. Zaten İspanya’nın ihracatının sadece %4.6’sı, ithalatının %6.5’inde ABD var. Ancak böyle bir yaptırımın, zeytinyağı, şarap, seramik, elektrikli aletler ve makinalar sektörlerinin ihracatına darbe vurması söz konusu. İspanya’nın likit doğal gaz ithalatının %31’inin ABD’den gelmesi ise ithalatta sorun yaratabilir.

İSPANYOL EKONOMİSİNİN YÜKSELEN PERFORMANSI

İspanya son yıllarda ekonomide oldukça başarılı bir performans sergiliyor. 2024’teki %3,5’lik, 2025’teki %2,8’lik büyüme oranı gelişmiş ülkeler arasında onu birinci sıraya yükseltiyor. Enflasyon %3 civarında makul bir oranda seyrediyor. Yıllarca başını ağrıtan cari işlemler açığı, GSYH’nin %2,9’u ile artık artıya geçmiş bulunuyor. Turizm sektörü 2025’te 96.8 milyon turist ağırlarken, 135 milyar avro da gelir kazandı. İspanya’nın enerji ihtiyacının %50’sini ülkenin yenilenebilir enerji üretimine uygun yapısı nedeniyle güneş ve rüzgar enerjisi sağlıyor. İspanya ekonomisinin kronik sorunu işsizlik, AB ölçütlerine göre yüksek düzeyini korusa da 2008 küresel finansal krizinden bu yana ilk kez tek hanelere, %9,9’a düşmüş durumda.

SÜREÇ SAĞA KAYDI

Yapılan kamuoyu yoklamaları İspanyol halkının yalnızca %15,7’sinin İran savaşını desteklediklerini gösteriyor. Makroekonomik verilerin iyi gidişinden de yola çıkarak, seçmenlerin halinden memnun olduğunu düşünebilirsiniz. Ne var ki somut durum hiç de öyle iç açıcı değil. Özellikle kiraların yüksekliğine tepki çok büyük. Gerek göçmen işçiler, gerekse “dijital göçebe” adı verilen çevrim içi çalışan profesyoneller kiralama ücretlerini yükseltiyor. Trump’ın şerrinden kaçanlar da başta Madrid, güzel yemekleri, zengin kültürü, ılıman iklimi nedeniyle İspanya’yı mesken tutuyor. Turist akını da hem günlük-haftalık konaklamalar nedeniyle kiraları yükselttiği hem de kalabalıkların yerel yaşamı bozdukları gerekçeleriyle, “over tourism” kavramı çerçevesinde sade yurttaşın tepkisini çekiyor. Büyümenin ana motorunu da özellikle bakım, turizm, sağlık, yeme-içme sektöründe istihdam edilen, nüfusu şişiren göçmenler oluşturuyor. Yerleşik İspanyol’un pastanın büyümesinden payına bir hayır düşmeyebiliyor (aynı Türkiye’deki gibi…).

Bu gelişmeler, sağa, yabancı düşmanı reaksiyoner akımlara gelişip, serpilecekleri elverişli bir iklim sunuyor. Kamuoyu araştırmaları 2027 yazında planlanan seçimlerde muhafazakar Halk Partisi ve aşırı-sağ Vox’un oyların %50’sini alarak çoğunluğu saylayabileceğini gösteriyor. 2023 seçimlerinde sosyal demokrat çizgide İspanyol Sosyalist Partisi (PSOE) lideri Sanchez, sosyalist Sumar hareketinin yanında Katalan ve Bask ulusalcı partilerinin desteğiyle hükümet kurabilmişti. Ulusalcı partilere büyük tavizler verildiği iddiası da çoğunluğu oluşturan Kastilyalı seçmenin aklını çelebiliyor. İspanya’da da Sanchez’in eşi ve erkek kardeşi üzerinde yoğunlaşan yolsuzluk iddiaları dolaşıyor. Yüksek Mahkeme de Halk Partisi’ne yakın sağcı yargıçların egemenliğinde sürekli iktidar aleyhine kararlar veriyor.  Bu da koalisyonun iyice yıpranmasına yol açıyor.

İSPANYOL SOLUNUN SARSINTILARI

Geçtiğimiz hafta koalisyonun küçük ortağı Sumar İttifakı’nın lideri, Çalışma Bakanı Yolanda Diaz 2027 seçimlerinde aday olmayacağını ilan etti. Sumar’ın hükümetle dört bakanı bulunuyordu ve gerek iç politika gerekse dış politika karar süreçlerinde oldukça etkiliydiler. Diaz’ın döneminde işçi hakları güçlenmiş, asgari ücret yükselmiş, yeşil politikalar doğrultusunda adımlar atılmış, İsrail’e kısmi silah ambargosu uygulanmış ve silahlanma harcamalarının artırılmasına karşı direnilmişti. Yolsuzluk skandallarında adları geçmese de o süreçten Sumar da zarar görmüş; seçmen tabanlarında gençlerin ağırlığı, onların da yüksek kiralardan en fazla beli bükülen kesim olması nedeniyle oylarında erime gözlenmişti.

Son anketler, PSOE oylarının %26 dolaylarında gezindiğini Sumar’ın %6’yı, Podemos’in ise %4’ü aşamadığını gösteriyor. Podemos, hani Avro Krizi döneminde yükselen, at kuyruklu karizmatik sözcüsü Pablo Iglesias’la büyük umut bağlanan partiden söz ediyoruz. Ama zamanla solun bildik kendi iç tartışmalarıyla, bölünmeler meydana geldi ve o süreçten Sumar ortaya çıktı. 2023 seçimlerinde “sağ tehlike” nedeniyle sosyalist kamuoyundan büyük bir birleşme baskısıyla, son dakikada uzlaşmaya vararak Sumar ve Podemos genel seçime birlikte girdiler. Ama kısa süre sonra tekrar ayrılık kapıyı çaldı.

Şimdi Podemos’un başında, çoğumuzun savaş karşıtı ateşli konuşmasıyla tanımış olduğumuz, Trump’ı 21’inci yüzyılın Hitler’i ilan eden İrene Montero bulunuyor. Montero 2020-2023 yılları arasında Eşitlik Bakanlığı görevini başarıyla sürdürdü. İspanyol Komünist Partisi gençlik örgütünden geliyor ve şu anda Avrupa Parlamentosu üyesi. Podemos kurucusu İglesias’ın partneri ve üç çocukları var. Montero aslında, Harvard Üniversitesi’nden doktora bursu kazanmasına rağmen politikayı seçen bir psikolog.

ALKIŞLAR SANCHEZ VE MONTERO’YA

2027 seçimleri öncesi İspanyol radikal solunun birleşmesi, ülkenin sağa kayışına karşı güçlü bir refleks gösterilmesi için yoğun gayretler var. Tahmin edebileceğiniz gibi çok sayıda başkan adayı ismi telaffuz ediliyor ve karışık denklemler devreye giriyor.

Bize uzaktan emperyalist saldırıların bunca yoğunlaştığı, eşitsizliklerin böyle keskince derinleştiği bir dönemde İspanyol solunun birleşme çabalarının olumlu sonuçlanması ve faşist eğilimleri de barındıran sağ koalisyonun karşısına ciddi bir direniş hattıyla çıkmasını temenni etmek düşüyor. Ama şimdiden, savaşa karşı çıkarak yüreğimizi serinlettikleri için gerek Sanchez’e gerekse de Montero’ya teşekkür borçluyuz. Buradan alkışlarımızı gönderiyoruz.