Viyana çevresi: Bilim felsefesi ve metafizik karşıtlığı
Kanaatimizce bilimin tek mutlak güç olduğu ve kendisi dışında hiçbir bilme türüne olanak tanımadığı bir arayış ne kadar hatalıysa herhangi bir spiritüalist felsefe aracılığıyla bilimin küçümsenmesi, metafizik ile bilimin birbirine eşit iki bilgi dalı gibi gösterilmesi de hatalı.

Önder KULAK - Kurtul GÜLENÇ
Bilim felsefesi akademik bir disiplin olarak 1920’li ve 30’lu yıllarda şekillenmiştir. Batı’da büyük ölçüde mantıksal pozitivist akımın (Viyana Çevresi) yön verdiği bilim felsefesi çalışmalarında üç temel ilgi bağlamında faaliyet yürütüldüğü gözlemlenmektedir. Bunlardan ilki bilime ilişkin felsefi sorunların araştırılmasıyla ilgilidir. Bu kategoriye örnek olarak, bilimin diğer insan etkinliklerinden nasıl ayrılacağı sorunu, bilimsel bilginin ne türden bir bilgi olduğu sorunu, bilimsel bilginin kaynağı, kapsamı ve temeli sorunu, bilimde yöntem sorunu vb. gibi sorunlar verilebilir. Faaliyet alanlarının ikincisinde çeşitli bilimsel disiplinlerin (ör. fizik, astronomi, matematik, psikoloji, tarih vb.) felsefi temellerine ilişkin bir soruşturma yürütülmüştür. Bu etkinliğe ise, kuantum mekaniğinin nedensellik ilişkisiyle bağdaşıp bağdaşmayacağı sorunu, geometrik aksiyomların statüsü sorunu, insan ve toplum bilimlerinin doğa bilimlerinden amaç ve yöntem açısından ayrılıp ayrılmayacağı sorunu vb. gibi sorunlar örnek olarak gösterilebilir. Faaliyet yürütülen alanların sonuncusu ise bilim felsefesinin diğer disiplinlerle ilişkisi meselesi (örneğin bilim felsefesi ve bilim tarihi ilişkisi, ya da bilim eğitiminin rolü ve önemi) üzerine odaklanır.1
Zaman zaman yeni pozitivist, mantıkçı ampirist vb. gibi adlarla da anılan ve temel öncüllerini deneyci epistemoloji geleneğinin uzantısı sayılabilecek 19. yüzyıl pozitif felsefe çizgisinden, buna ilaveten dönemin dil ve mantık çalışmalarından alan Viyana Çevresi ekolü iki dünya savaşı arasında gösterdiği etkinliklerle felsefede etkili bir akım durumuna gelmiştir. Moritz Schlick, Otto Neurath, Philipp Frank, Rudolf Carnap gibi düşünürlerin merkezinde yer aldığı bu akımın temel amaçları, doğa bilimleri araştırmalarında karşılaşılan sorunları felsefi açıdan çözümlemek, deneysel bilimler ile felsefe arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamak ve felsefenin işlevini belirlemektir.
Çevre üyeleri her konuda aynı düşünmese de temel tartışmalarda aralarında asgari bir fikir birliğinin olduğu söylenebilir. Deneysel bilimler ile felsefe arasındaki ilişkiyi tanımlamada sınır problemi önemli bir yer tutmaktadır. Bilim felsefesinde sınır problemi bilimle bilim olmayan (ya da Viyana Çevresi konu olunca buna bilimle metafizik de denebilir) arasındaki ayrıma ilişkin ölçüt sorusuna odaklanır. Metafiziğin dışarıda bırakılmasını hedefleyen bu sorun dilin mantıksal çözümlemesi aracılığıyla Çevre’nin bilim felsefesini yapılandırma aşamasında önemli bir yere sahip olmuştur. Dönemin romantik spiritüalizm, sezgicilik, yaşama felsefesi gibi akımlarının bilime yönelik tinselci saldırılarına bir tepki olarak da yorumlanabilecek mantıksal pozitivizmin bilimci çabası dilde anlam tartışmaları üzerinden sınır sorununa yanıt üretmeye çalışır. Örneğin “tüm insanlık tarihinin temelinde bilinçaltı yatar” ifadesini ele alalım. Çevre düşünürleri bu önermenin ne anlama geldiğini, bununla ne ifade edilmek istendiğini sorarlar. Dilsel ifadelere yönelen bu soru önermenin anlamlı olup olmadığını deneysel sınamayla test eder. Bu sınama sonucunda bu ifadenin yanlış değil, anlamsız olduğu sonucuna ulaşılır çünkü gözlemsel düzeyde doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir olmak “bilinçaltı” ifadesinin belirli bir deneysel içeriğe sahip olmasını gerektirir. Ama düşünürler açısından böyle bir imkan yoktur. “Şu anda bu odada ruhlar dolaşıyor” ya da “Tüm eylemlerimi kötü bir cin yönlendiriyor” tarzındaki ifadelerde de böyle bir sınamayı yürütmek olanaklı değildir.
Metafizik; özden, tözden, ruhtan, ölümsüzlükten söz ederek bunlar aracılığıyla varlığı kavrama, evrenin anlamını keşfetme gibi iddialar taşımaktayken; bilim, metafizik öğelerin herhangi bir yardımı olmaksızın tasarımlarını daha basit öğelere (örneğin gözlem önermelerine) dayandırmaya çalışır. Modern bilim anlayışının doğuşuyla başlayan bu çatışma 20. yüzyılda tepe noktasına ulaşan pozitivist bilim anlayışının bilimden metafiziği mutlak bir şekilde dışlama çabalarıyla derinleşmiştir. Derinleşen bu çatışmanın beraberinde getirdiği iki ‘aşırı’ yönelim ortaya çıkmıştır. Bu yönelimlerden ilki bilimi mutlak güç olarak yüceltirken; ikincisi, bilimi, diğer bilme türleri içinde daha ‘aşağı’ bir bilme türü olarak görür ve gerçek kavrayışın kendisini, bilimden ayrıştırması gerektiğini savunur.
Kanaatimizce bilimin tek mutlak güç olduğu ve kendisi dışında hiçbir bilme türüne olanak tanımadığı bir arayış ne kadar hatalıysa herhangi bir spiritüalist felsefe aracılığıyla bilimin küçümsenmesi ve bunun sonucunda metafizik ile bilimin birbirine eşit iki bilgi dalı gibi gösterilmesi de aynı şekilde hatalı bir tutum olacaktır.2 Bilim büyük ölçüde metafiziğin eleştirisidir, ne var ki bu eleştiri sınırına götürüldüğünde ahlak, sanat gibi alanların önermeleri de anlamsız ifadeler olarak değerlendirilmeye başlar. Oysa Umberto Eco’nun Gülün Adı’nda dediği gibi “…bilim yalnızca insanın yapması gerekeni ya da yapabileceğini bilmesinden ibaret değildir; yapabileceğini ama belki de yapmaması gerektiğini bilmesini de içerir.”
1 Gürol Irzık, “Bilim Felsefesi Nereye Gidiyor?”, Felsefe Söyleşileri I-II, Maltepe Üniversitesi Yayınları, 2003.
2 Max Horkheimer, “Metafiziğe En Son Saldırı”, Geleneksel ve Eleştirel Kuram, YKY, 2005.


