Google Play Store
App Store

Bahçeli, Ortadoğu üzerinden Türkiye için yazılan planın sunucusu durumunda. Erdoğan’la bu konuda çelişkisi yok. Aldığı tutum farklı saiklerle de olsa milliyetçi cenah ve Kürtler üzerinde etki yarattı.

Ya Bahçeli olmasaydı?
FOTOĞRAF: AA

Türkiye birkaç gündür MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “İmralı’ya gerekirse ben gideceğim” açıklamasını tartışıyor. Bu açıklamayı Erdoğan’a süreç ayarı ya da ittifak içi gerilim olarak yorumlayan oldukça fazla sayıda gazeteci, akademisyen ve politikacı var. Kuşkusuz iki lider arasında görüş ayrılığı, ittifak içinde çatlak var. Ama bunun kaynağı “çözüm süreci” mi, orası biraz tartışmalı.
Bahçeli’nin açıklamalarının ne anlama geldiğini daha net görmek için sürecin başladığı anı gerekçeleriyle anlamakta fayda var:
Süreç, ABD’nin Ortadoğu projesinin bir devamı olarak başladı. Bu projede başta Suriye olmak üzere Türkiye’nin Kürtler ve Araplarla iş birliği yapması şarttı.

ABD projesi Ankara’yla 2024 Ekim’inden çok önce paylaşıldı. Yetkililer (yerli–yabancı) Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan’ın tereddütlerini giderdi ve onları sürecin ortağı yaptı. Ortadoğu’da başlayan zorunlu süreç, içeride iktidarın kapısını aralayacak şekle dönüştürülmeye çalışıldı.

Bu bağlamda Erdoğan ve Bahçeli, sürecin Türkiye ayağını Kürt sorununun çözümü olarak değil, “Terörsüz Türkiye” ismiyle projelendirdi. Bu projenin başarısını iktidarda kalmanın güvencelerinden biri olarak gördüler. Erdoğan ve Bahçeli, Kürt sorununa araçsal yaklaştı ve ona uygun adımlar attı.

SPİKER BAHÇELİ

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2024’ün yaz aylarıyla birlikte “iç tahkimat” lafını dolaşıma soktu. Önceleri tam olarak ne kastedildiği ya da neden o tarihlerde bunun ifade edildiği anlaşılamadı. Suriye’de taşlar yeniden dizilirken İsrail ve ABD açıklamaları meseleyi aydınlattı. Tek adam rejimi bölgedeki yeni duruma adapte olacak, bunu yaparken de iktidarda kalmanın yollarını güvence altına alacaktı.

Bu tarihten itibaren MHP lideri Devlet Bahçeli deyim yerindeyse sazı eline aldı. 1 Ekim 2024 tarihinde el sıkma ritüeliyle başlayıp “Öcalan Meclis’e gelsin, konuşsun” ile devam eden sürecin mızrak ucu oldu. Oysa DEM’li yetkililerle iyi dostluk geliştiren, Öcalan’a hakkını teslim eden Bahçeli figürü siyasete çok yabancıydı.

MHP ve ona yakın medya kuruluşları her defasında meselenin “devlet projesi” olduğundan söz etti. AKP ve Erdoğan ise izlenen siyaseti “önemli bir eşik” olarak değerlendirdi. Tüm bunları destekleyecek şekilde Bahçeli ve Erdoğan “yeni durumu” kendilerinin icadı gibi sunmaya çalıştı; sunmaya da devam ediyorlar. Oysa gerçek hiç de öyle değil. İki lider, sadece zorunluluktan “evet” dedikleri, karşılığında da içeride iktidar bekledikleri sürecin sunucusu ve uygulayıcısı görevini yerine getiriyor. Senaryo başkasına ait; yönetmen koltuğunda da senaryoyu yazan oturuyor.

Peki durum böyleyse, yani iki liderin ortak kabul ettiği bir süreçse, neden Bahçeli bir adım önde?

NEREDE AYRIŞIYORLAR?

Sürecin öne çıkan figürünün Erdoğan değil de Devlet Bahçeli olmasının birden fazla nedeni var. Birincisi, sürecin bir devlet projesi olduğu konusunda inandırıcı bir senaryo için Bahçeli’ye ihtiyaç vardı. Öcalan’dan Ahmet Türk’e kadar Kürt siyasetinde ne kadar öne çıkmış figür varsa bu durumun altını çizdi. Bahçeli’nin varlığı sürecin sigortası olarak sunuldu. Başarılı da olduğunu söylemek gerekiyor.

İkincisi, MHP’nin potansiyel süreç karşıtı olacak önemli bir toplumsal kesimi devre dışı bıraktı. MHP kitlesi akın akın süreci anlatmak için seferber olmadıysa da karşısında durmadı. İYİP’in çıkışları milliyetçi cenahta sınırlı etki yaptı.

Farklı gerekçelerle de olsa hem Kürtlerin hem milliyetçi cenahın sürece dair beklentisinin devam etmesinde, planlandığı gibi Bahçeli önemli katkı yaptı.

Üçüncüsü de CHP’nin kendini sürecin dışına atmasının önünde önemli bir bariyer oldu.

Bugün devlet katında hiçbir elle tutulur adım atılmamış olsa da sürecin devam etmesinde Bahçeli’nin söylemlerinin etkili olduğunu belirtmek lazım.

Anlaşılan o ki süreç, farklı etaplardan geçerek seçime kadar devam edecek. Biz de her bir etabı Bahçeli’nin başlattığına tanıklık edeceğiz.

Dün Erdoğan’ın Meclis’te yaptığı konuşma da gösterdi ki bu konuda aralarında ciddi bir farklılık yok. Farklılık ve gerilimin ana kaynağı, önümüzdeki dönem rejimin nasıl şekilleneceği ve devletin dümeninde kimin ne kadar etkin olacağı üzerinde yaşanıyor. Bu çatışmalı ittifak devam edecek; ta ki birinden biri siyaset sahnesinde tek başına etkili olabileceğine inanana kadar.