Google Play Store
App Store

Uzun zamandır hem yemek yenen hem de canlı müzik performansı yapılan mekânlara gitmiyordum. Ya servisi ya çalınan müziği ya da gelen kitleyi beğenmiyordum o yüzden. Geçen günlerde çok değerli müzisyen dostum Volkan Şanda’nın tamamen dostlarını ağırlamak fikriyle yola çıktığı “5 Masa” isimli yerine gittim. İyi ki de gitmişim. Birbirinden değerli müzisyenlerin hem servis yaptığı hem de müzikal tadında şarkılar söylediği bu mekâna bayıldım.

Opera’dan türküye, cazdan klasikleşmiş pop şarkılarına kadar öyle güzel ve akıcı bir repertuarları var ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile. Bir de çok güzel bir zamanlama yapmışlar. Yemek servisini müziğe ara verdikleri zamanda yapıyorlar dolayısıyla kimsenin çatal bıçak sesi müziğe karışmıyor. Bir şey daha gözlemledim “5 Masa”da. Sahne ve müzik ne kadar iyi olursa seyircinin katılımı da o kadar iyi oluyor. Samimiyetime güvenin -iki kalabalık grup olmasına rağmen- kimse yüksek sesle sohbet etmedi, bağıra çağıra konuşmadı sadece şarkılara eşlik etti. Volkan Şanda ve arkadaşlarının bu konsepti açtıkları şubelerle artık amatör bir işletme olmanın çok ötesine geçmiş. Yemekli canlı müzik mekânlarının bu ekipten öğrenecekleri çok şey var. Tüm “5 Masa” ekibine sonsuz teşekkürlerimi sunuyor ve başarılarının devamını diliyorum. O akşam, yıllarca beraber konserler verdiğimiz, “Yorumsuz” isimli canlı performansa dayalı müzik programında birlikte çaldığımız Mertol Şalt -Mertol da ekibin içinde- ve Firuz İsmailov’la da karşılaştık. O kadar özlemişiz ki birbirimizi. Yine bir dolu anıyı paylaştık, birbirimizi görmediğimiz zamanlardaki komik hikâyeleri de. Aramızdan ayrılanları buruk da olsa yine gülerek andık. Müzisyenler gerçekten de farklı kişilikler. Yıllar boyunca o kadar absurd olaylarla karşılaştık ki sektörün dışındaki insanlar inanmakta zorlanır.

Hatta kafamda “Müzisyen Hikâyeleri” diye bir kitap yazma fikri de oluşmuştu bir zamanlar. Şimdi yeniden düşünmüyor değilim bu projeyi hayata geçirmeyi.

Örneğin şimdi aklıma gelen bir anıyı paylaşayım sizinle. Yıl 1986 ilk plağımız “Bir Yaz Daha Bitiyor” çıkmış. O yıllarda sadece bir televizyon kanalı var o da devlet televizyonu. Bir şarkının yayınlanması için TRT’ye gönderdiğiniz şarkının denetimden geçmesi şart. Bu denetim kurulu RTÜK’e benzer bir kurum.

Şarkının sözüne bakıyorlar, solistin yorumuna, enstrümanların akorduna ve bir dolu şeye. Biz şarkılarımızı gönderdik ve iki şarkımızın olur aldığını öğrendik.

“Bir Yaz Daha Bitiyor” ve “Sarmaş Dolaş”. Her ikisi de bir müzik eğlence programında yayınlandı. Bu arada ilk prodüktörümüz rahmetli Yeşil Giresunlu ile İzzet Öz’ün “Teleskop“ isimli müzik programında yayınlanması için “Bir Yaz Daha Bitiyor” isimli şarkımıza da bir klip çekmeye karar verdik. İzzet Öz’ün yönetmenliğini yaptığı şarkının sonunda da -temmuz ayıydı- slow motion (yavaş çekim) tekniğiyle Kilyos’da kendimizi sulara bıraktık.

Bundan birkaç ay sonra bu sefer de TRT’nin çekeceği iki şarkı için Bursa Etibank Tesisleri’ne gittik. Ekim sonları falan. Bizim üstümüzde kazaklar montlar havuz kenarında, şarkının playbackden gelmesini bekliyoruz. Yönetmen bize hadi der gibi bir işaret  yaptı. Üçümüzde birbirimize baktık. Yönetmen bizden bir tepki gelmeyince bu sefer sesli olarak “Hadi havuza“ diyerek sert bir komut verdi. Biz ne havuzu diye sorunca da “İzzet’in klibinde denize girdiniz ama” diye cevapladı. Amca, Gökhan, ben şaşkınlık içerisinde “Hocam şarkının sözlerine uygundu ve temmuz ayıydı. ‘Dert Olur’un havuza düşmekle ne ilgisi var” diye sorunca da bizi eğer kıyafetlerle havuza girmezsek  6 ay TRT boykotuyla tehdit etti. Ne mi yaptık?

Hatırlamak bile istemiyorum. Kalın sağlıcakla…