Ya özgürlük ve adalet ya sefalet

Doç. Dr. Buğra GÖKCE - İPA Başkanı
“Özgürlüğü tercih etmek bize söylendiği gibi adalete karşı çıkmak değildir. Özgürlüğü aksine, bugün her yerde acı çekmekle ve savaşmakta olan insanların düzeyinde ve yalnızca burada seçiyoruz. Onu adaletle aynı anda seçiyoruz ve bugün birini diğeri olmadan seçmemiz mümkün değil. Eğer biri ekmeğinizi alırsa aynı zamanda özgürlüğünüzü de elinizden almış olur. Fakat özgürlüğünüzü elinizden alırsa emin olun ki ekmeğiniz de tehdit altındadır. Zira bu durumda özgürlüğünüz ve ekmeğiniz verdiğiniz mücadeleye değil, bir efendinin keyfine bağlıdır. Özgürlüğün dünyada gerilediği oranda sefillik büyümektedir. Bunun tersi de söz konusudur.”
∗∗∗
Ya Adalet Ya Sefalet derken esasında yukarıda alıntıladığım Albert Camus’un 1953 yılında Emek ve Özgürlük başlıklı yazısında söylediklerini anlatmaya çalışıyorduk. Adalet ve özgürlükler anlamında “olanlar bizi ne ilgilendirir biz ekmeğimizin peşindeyiz” diyenler özgürlükler adım adım daraltılıp, refah ve huzur ortamı bozuldukça mutsuz olduklarını ifade ediyorlar. Anketler vatandaşların yaklaşık %80’nin olumsuz duygu durumu içinde olduklarını yansıtıyor. Gündemar Araştırma grubu bu soruyu sormuş. “Ülkede yaşarken nasıl hissediyorsunuz?” diye… Huzursuz, mutsuz, endişeli, tedirgin, gergin hissedenler %80’i buluyor. Olumlu duygular %10’lar seviyelerinde. Demek ki özgürlüklerin daraltıldığı, her gün yeni bir operasyon ve gerginliğin yaşandığı ülkede aynı zamanda ekmekler de küçülmekte, emeklerimiz değersizleşmekte, daha çok çalışıp daha az kazanır hale gelmiş durumdayız. Bir başka deyişle özgürlüklerimizi kısıtlayanlar ekmeklerimizi de elimizden alıyor, yaşam kalitemizi düşürüyor, hayatımızı olumsuz düşüncelerle dolduruyorlar.
Üstelik yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar (3Y) diye gelen bir iktidar 23 yılın sonunda tüm kurumları ile büyük bir çürüme ile yozlaşmaya gitmiş mevcut duruma dördüncü Y’yi de “Yozlaşma” olarak eklemiştir. Yasakları gündelik yaşamı dahi güçleştirecek boyutlara taşıyarak (sosyal medya, bant daraltma, güvenlik, polis devleti…) özgürlükleri elimizden alırken yolsuzluğu ve yoksulluğu da büyütmüş olmuyor mu? Ya da ekmeğimizi de küçültüp, elimizden almıyor mu? Geçen yıl ki OVP’de yıl sonu enflasyon hedefi %17,5 iken bu yıl %28,5 olarak güncellenip, onun da tutmayacağını bile bile Kur Korumalı Mevduat ile çalışan kesimlerin cebinden çalınıp herkesi yoksullukta birleştiren bir iktidar gerçeği yaşamıyor muyuz? Hepimiz (tüm orta sınıf) çökerken özgürlüklerin kısıtlanmasına sessiz kalma şansımızın olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Elimizden alınanlar sadece özgürlükler değil beraberinde getirdiği yoksulluk ve sefalet. Birbirine simbiyotik bir biçimde bağlı bu iki alandaki iktidar tercihleri ve sonuçları “bana dokunmuyor” anlayışıyla görmezden gelinmemeli. KafamızI kuma gömmeyelim diyorum.
“Adalet de demokrasi gibidir. Ya bir bütün olarak vardır ya da yoktur. En gururlu dostlarım hala İspanyol hapishanelerinde mahkumsa benim özgür olduğumu kim söyleyebilir.” Diyor Camus… Franco İspanyasına dair bugünlere de referans veren sözlerinde…
“Son olarak özgürlüğü adaletten ayrı tutmanın kültür ve emeği birbirinden ayrı tutmak anlamına geldiğini düşünüyorum ki bu tam bir toplumsal günahtır.” diyen de benden çok çok önce Albert Camus. Yani özgürlük ve adaleti ayırmaksızın emeğimize, ekmeğimize sahip çıkmamız gerekiyor. Nereden bakarsanız bakın yerleşmiş hatta en kötüsü normalleşmiş bir çürümüşlük içerisindeyiz. Buna toplumsal, hukuki, vicdani, eğitimsel bir biçimde itiraz etmeliyiz. Diyojen yaşamın felaket olduğunu söyleyen birisine, “Yaşamak değil, kötü yaşamak felakettir.” Diye cevap vermişti. Daha kötüsü ise bunu norm haline getirmek, daha iyisini hayal ve talep edememek. Bu topraklarda yaşama kültürümüzü de emek, hak, özgürlük ve ekmeğimize sahip çıkarak koruyabileceğiz. Daraltılan tüm özgürlükler, artan tüm yasaklar, tavan yapan yolsuzluk ve ülkenin teslim edildiği çete hikayeleri ile orta sınıfı dahi yoksulluk sınırlarına iten bu süreçle saf ve temiz niyetlerimizle ülkemizin değerlerine sahip çıkabilmek için mücadele etmekten başka çaremiz yok. Hepimiz bu mücadeleyi durduğumuz noktalarda başka biçimlerde verebiliriz. Cezaevinde yazıp, üretirken bu inançla doluyum.
∗∗∗
Doğan Cüceloğlu hocamızın Var mısın? İsimli kitabında yaşamın sırlarını, kendini keşfederken zorluklarla mücadele edebilme gücünü nasıl üretebileceğimizi anlatırken bir Kızılderili bilgeye referans veriyor… “Özetlersek niyet bilgiye, bilgi eyleme, eylem neticeye götürüyor. İşin püf noktası tam da burada: Bu niyet nereden geliyor? Kızılderili bilgenin sözlerini hatırlamanın tam sırası; “Bir savaşçının gücü, niyetinin saflığındadır.”
Saf ve temiz niyetimizle ekmeğimizin derdinde olurken aslında tertemiz ve müreffeh bir ülkede huzurla, mutlulukla yaşayabilmek için emeğimize, bir arada yaşayabilme kültürümüze ve en fazla özgürlüğümüze sahip çıkmamız gerektiğini de anlamamız gerekiyor. Adalet olmayınca bunların hiçbirinin kalıcılığı ve sürdürülebilirliği yok.
Niyetimizin temizliği, masumiyetimizin aydınlığı, direncimizin gücüyle mücadeleye devam...


