Google Play Store
App Store

İsrail-İran saldırısı sadece bölgesel çatışma değil aynı zamanda Küresel Güney’in emperyalizme karşı mücadelesinde bir dönüm noktası olacak.

Yalnızca İran’ın savaşı değil

Peiman SALEHİ

İran İslam Cumhuriyeti ile İsrail rejimi arasındaki doğrudan askeri çatışmanın başlamasının üzerinden birkaç gün geçti ve şimdiden açıkça görülüyor ki, bu yaşanan sadece bir başka bölgesel çatışma değil. Tanık olduğumuz şey yalnızca bir füze savaşı değil, ABD liderliğindeki tek kutuplu düzenin sonunun başlangıcını işaret edebilecek jeopolitik bir dönüm noktasıdır.

İsrail, şaşırtıcı bir stratejik hesap hatasıyla, İran’ı da Suriye, Irak veya Gazze'ye uyguladığı gibi, hassas hava saldırıları, psikolojik savaş ve bilgi kontrolüyle geri çekilmeye zorlayabileceğini varsaydı. Ancak İran'ın tepkisi hiç de öngörülebilir değildi. Hayfa ve Tel Aviv'in derinliklerine isabet eden füzeler, fiziksel hasardan daha fazlasını yaptı: Batı'nın on yıllardır inşa ettiği “mutlak caydırıcılık” yanılsamasını da yerle bir etti.

Bu savaş sadece İran ile ilgili değil; aynı zamanda Küresel Güney için belirleyici bir an. Ancak bu anın daha derin anlamı, Çin, Rusya, Pakistan, Güney Afrika, Venezuela ve Küresel Güney'deki diğer ülkeler için bir sınav olmasıdır. Yıllardır bu ülkeler, çok kutuplu bir dünya yaratmaktan, Amerikan hegemonyasından kurtulmaktan ve yeni bir uluslararası düzen kurmaktan bahsediyorlar. Ancak bu küresel öneme sahip olan bu anda pasif veya kayıtsız kalırlarsa, tüm bu söylemler anlamsız hale gelebilir.

Bugünün Küresel Güney’i artık 20. yüzyılın zayıf, yardıma muhtaç ulusları değil. Bunlar, önemli ekonomik ve hatta askeri kapasitelere sahip yükselen güçler. Çin, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi. Rusya, önemli bir nükleer ve askeri güç. İran, eşsiz bir bölgesel füze gücüne sahip. Pakistan, Brezilya, Endonezya, Güney Afrika ve Türkiye – bunların hepsi artık tarihin kenarında yer almıyor. Bunlar, ortaya çıkan gerçekliğin bir parçası.

Üçüncü bir dünya savaşı korkusu artık etkili bir caydırıcı değil, çünkü güç dengesi değişti. Bu savaş büyürse ve İran Hürmüz Boğazı'nı kapatmaya karar verirse, küresel ekonomi boğulacaktır. Bu bir tehdit değil, bir gerçek. Batı başkentleri bunu biliyor. Şu anda Washington, Brüksel ve Tel Aviv'deki düzinelerce düşünce kuruluşu, Hürmüz Boğazı kapatılırsa küresel tedarik zincirlerinin, petrol piyasalarının ve finansal sistemlerin çökme olasılığını analiz ediyor.

ASIL MESELE TERCİHLER

Ama mesele korku değil, mesele tercihlerdir.

Küresel Güney tarihi kenardan mı izleyecek, yoksa onu şekillendirecek mi?

Pakistan pozisyonunu çoktan açıkça ortaya koydu: Eğer çatışma genişlerse İran’ı destekleyecek. Şimdi dünya Çin ve Rusya'yı izliyor. Eğer onlar siyasi, ekonomik ve gerekirse askeri olarak harekete geçmezse, “yeni bir küresel düzen” vaadi içi boş bir söylem olarak kalacak. İşte asıl sınav bu. Sözlerle değil, eylemle verilecek bir sınav.

Evet, İran yalnız duruyor. Ama omuzlarında sömürgeciliğe, yaptırımlara ve boyun eğdirilmeye maruz kalan kuşakların yükünü taşıyor. Eğer İran bu savaşı kazanırsa, bu sadece bir ulusun zaferi değil, hepimizin zaferi olacaktır.

Belki bu, doların çöküşünü başlatır. Belki Batı medya egemenliğinin sonunu getirir. Belki yeni bir ekonomik ve siyasi paradigmanın doğuşunu işaret eder. Ne olursa olsun, bu an yalnızca İran’a ait değil. Bu an bize, Küresel Güney'e aittir.