Attila Aşut
yazievi@yahoo.comYanlışı sürdürme çabası
Son dönemlerin moda anlatım biçimlerini biliyorsunuz:
“Giriş yapmak, katılım sağlamak, konuşma gerçekleştirmek…”
Bir arkadaş geçenlerde Facebook’ta soruyordu:
“Uçaklar neden inmiyor da iniş yapıyor? Ya da otobüs perondan kalkmıyor da kalkış yapıyor? Artık bir yerden çıkılmıyor, çıkış yapılıyor. Girilmiyor, giriş yapılıyor. Fiiller mi yetersiz, yoksa herhangi bir eylem ‘yapılınca’ daha mı havalı oluyor?”
Bu garip söylemler insanların diline nasıl yapışmışsa bir türlü sökülüp atılamıyor. Özellikle genç muhabirler ve sunucular, bilerek ya da bilmeyerek bu yanlış ifadeleri yaygınlaştırma konusunda inatçı bir çaba içindeler…
∗∗∗
Genç ozanlarımızdan Burak Tokcan da aynı konulardan yakınmış iletisinde:
“Değerli Attila Hocam,
‘Yazım Birliği Olmayınca…’ başlıklı yazınızı ilgiyle okudum; dilde hassas bir konuyu gündeme getirmişsiniz, kaleminize sağlık.
Çok güzel ve estetik, kimi pencerelerden bakınca da gerçekten pratik bir dilimiz var. Örneğin bir özneye gerek duymadan, daha doğrusu özneyi gizleyerek ‘Geldim’ diyebiliyoruz. ‘Benim kitabım’ yerine ‘kitabım’ dersek de anlaşılıyoruz; iyelik eki bize sözcük tasarrufu sağlıyor. Böyle örnekler varken, maalesef yardımcı eylemi çağrıştıran gereksiz kullanımlar günlük dile yerleşiyor. ‘Uçak indi’ yerine ‘Uçak iniş yaptı’ veya ‘Heyet salona girdi’ yerine ‘Heyet salona giriş yaptı’ deniyor. Televizyon haberlerinde, radyolarda bu tip kullanımlar yaygınlaştı. Eylemin bir duruşu vardır, yardıma ihtiyacı yok ki yardımcı eylemle anılsın!
Hocam, esas ‘katılmak’ta çileden çıkıyorum! ‘Kampanyaya katılım sağlayacak mısınız?’ ya da ‘Etkinliğe katılım gösterdi’ denince sadece ben mi rahatsız oluyorum? ‘Katıldı’ demek ne kadar zor diye
sorasım geliyor... Esenlikle.”
∗∗∗
ÖZGÜR ÖZEL’İN TÜRKÇESİ
Geçen hafta bir kez daha Özgür Özel’in Türkçeyi kullanma biçimine değinmiştik. Meğer bu konuya takılan yalnız ben değilmişim! Hafta içinde okurlardan birkaç ileti aldım. Hepsi de Özel’in yanlış seslendirdiği sözcüklerle ilgiliydi. Eğitimci okurumuz Tanzerdal Sezgin, yazımızda konu edilen "erkân" dışındaki birçok şapkalı sözcüğü de Özgür Bey’in yanlış söylediğini belirtiyordu.
Hollanda’dan yazan ozan dostumuz Haydar Eroğlu ise Özel’in “mütevazı” sözcüğünü birçokları gibi “mütevazi” diye yanlış kullandığını söylüyor ve “mütevazi”nin gerçekte “paralel” anlamına geldiğini anımsatıyordu.
Ama bu konudaki en ayrıntılı eleştiri, yazar arkadaşımız Serdar Gürsoy’un Kıbrıs’tan gönderdiği mektupta yer almıştı:
“Merhaba Attila Ağabey,
‘Siyasetin Gölgesinde Dil Konuşmak…’ başlıklı yazınızı bu sabah okudum. Yazıdaki kısa ama etkili ve öğretici mesajları kendim de aldım. Teşekkürler.
Özgür Bey’in kullandığı kimi sözcükler ve beden dili uzun süredir dikkatimi çekiyordu. Çok zor koşullarda savaşım verdiği ve partisi her yerden kuşatıldığı için iletişim dilindeki hataları doğal karşılıyorum. Bununla birlikte toplumu bilgilendirmek, cesaretlendirmek ve verilen mesajın kitle üzerinde etkisini sağlamak için dili doğru kullanmak gerekiyor. İletişim dilinin temel unsurlarına bağlı kalmak, konuşmalarında seçtiği sözcükleri hakkıyla, dilin fonetik kurallarına uygun seslendirmek bir siyasetçinin, özellikle CHP Genel Başkanı Sayın Özel’in çok önem vermesi gereken bir konu. Özgür Bey; ‘şikâyet’, ‘kâğıt’, ‘âdet’ gibi sözcükleri ‘a’ harfini inceltmeden ‘şikayet’, ‘kağıt’, ‘adet’ diye söylüyor.
Kıbrıs’tan sevgiler, saygılar.”
Sayın Özel, okurlardan gelen bu iyi niyetli eleştirileri, her gün yeni sorunlarla boğuşmak zorunda kaldığı yoğun çalışma ortamında umarız değerlendirme olanağını bulur…
∗∗∗
HAFTANIN NOTU
Kurgular ve gerçekler
İBB Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu hakkındaki “iddianame” sonunda çıktı. Hayali bir “suç örgütü” kurgulanmış ve merkezine de İmamoğlu oturtulmuş!
3 bin 741 sayfalık iddianamede 143 eylemle suçlanan İmamoğlu için 828 yıldan 2 bin 352 yıla kadar hapis cezası isteniyor! Allah İmamoğlu’na uzun ömür versin!
Ama fazla kaygılanmaya gerek yok. Bir iddianame bu denli şişirilmişse içi boş demektir. Kumpas davalarında da böyle bol kepçe cezalar istenmişti sanıklar için. Ama o kabarık klasörlerin kâğıt israfından başka bir şey olmadığını gördük. Somut bir suçu kanıtlamak için binlerce sayfaya ne gerek var? Savlarınızı kanıtlarıyla yalın biçimde koyarsınız ortaya, herkes de anlar. Bu tür abartılı iddianameler, aslında gerçekleri karartmak içindir. Öyle “duyduydum, sanıyorum, hissettim” gibi tutarsız ve dayanaksız gizli tanık anlatımlarıyla insanlara ceza verilemez!
Geçmişte bu yöntemle binlerce yıl hapsi istenen insanların hepsi cezaevlerinden aklanıp çıktı. Yargılamalar başladığında bu iddianamenin de tel tel döküldüğünü hep birlikte göreceğiz.
Eski DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk, 12 Eylül’ün Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılanırken idamını isteyen savcıya, “Siz benim ancak ceketimi asarsınız!” demişti. Öyle de oldu.
Tarihten ders almak gerekir…


