Google Play Store
App Store

Bazı günler kağıdı kalemi alırım, geçerim klavye ya da gitarın başına bir şarkı yazabilmek umuduyla. Yanımda saatine göre çay, kahve ya da bir kadeh içkiyle.

Böyle her şeyin -güya- şarkı yazmaya uygun olduğu hal ve zamanlarda ortaya hiçbir şey çıkmaz. Ne zaman sıkıntılı bir durumda, uygun olmayan bir yerde ve çoğunlukla da mutsuzsam bu durumumu şarkıya dökmek isterim. Daha doğrusu bu durumu değil de, onun hissettirdiklerini, yansıttıklarını.

Ben şarkılarıma baktığım zaman neyi anlatıyorum diye; aslında uğradığım-ız- haksızlıkları anlatıyorum ben. Bu bir ayrılık acısı da olabilir, bir kayıp da, platonik bir sevda da, ülkenin içinde bulunduğu durum da. Kabaca ben bunları hak etmiyorum fikrinden çıkıyor sanki benim şarkılarım. Diğerlerini bilemem…

Bugün bir dijital müzik platformuna yüklenen şarkıların yüzde otuzunun yapay zekâ ile üretildiğini okudum bir yerlerde. Teknolojinin getirdiklerine ve dijitalleşme sürecine karşı olan biri değilim. Günümüzde birçok sanat ürünü yapay zekâ yardımıyla yapılabilir. Bir resim, bir şiir, bir şarkı…

Her şeyi tamam olabilir bunların; perspektifi, kafiyesi, melodisi. Ama hep eksik kalacak tek bir şey var. Duygusu.

Yapay zekânın çalışma prensibi, makinelerin insan zekasını taklit edecek şekilde veri işleme, öğrenme, karar verme ve problem çözme yeteneklerini kazanmasına dayanıyor. Ama zeka ve duygu o kadar farklı şeyler ki. Bence bir şarkının güzel olmasındaki en son şık zekâdır. Birincisi ise duygu.

***

Uzun zamandır şarkı yazamıyorum. Yazdığım şarkılar da birkaç müzisyenin ve aile bireylerinin dışında pek kimsenin ilgisini çekmiyor. Zaten herkes, bildiği, eşlik edeceği şarkıları istiyor artık. Yeni bir şarkının ilk saniyelerinde eğer istediğini bulamazsa hemen başka bir şarkıya geçebiliyor.

Bir Pink Floyd fanı olduğum için özellikle İngiliz müzisyenlerin hayatına çok imrenmişimdir. Onların gençliklerinde, orta yaş dönemlerinde, yaşlandıklarında hayatlarında hep müzik var. Çok süründükleri zamanlar da olmuş ama onları ne kira, ne mutfak masrafı ne de çocuklarının okul taksiti ilgilendirmiş. Güzel bir şarkının, şahane bir sahne performansının yanında bunların lafı bile olmamış. Aslında iyi bir müzisyen olmanın yollarından birisi de sanırım biraz bencillik.

Bir müzisyenin egosunun biraz yüksek olması gerekiyor sanki. Ben bu konuda oldukça eksiğim. Sadece sevdiğim işi yapıyorum, bununla hayatımı sürdürüyorum. Bitmez tükenmez istekler ve kaprislerle birilerinin hayatını zorlaştırmak benim müziğimi daha iyi yapmaz ki?

***

Onun için şarkılarımızla bizi ulaşılmaz bir yerlere koyanlar, bizi tanıdıktan sonra hayretlerini gizleyemiyorlar.

Nasıl bu kadar alçak gönüllü olduğumuzla ilgili bir dolu güzel söz söylüyorlar.

Bizim gibi birçok müzisyen arkadaşımız var. Egolarından sıyrılmış, sadece yaptıkları müzikle var olmak isteyen. Şöyle bir baktığımda bunların birçoğu kendi söz ve müziğini yazan isimler. Belki de bu, yazdıkları şarkının getirdiği bir özgüven.

Ama şımarıkça değil. Yaptığı işe inanmakla ilgili bir özgüven. Kimse dinlemese de o şarkının güzel olduğunu bilmek önsezisi. Bir dolu iş yapıyorum. Eskiden bunların güzelliği önemliydi. Şimdi ise doğruluğu…

Kalın sağlıcakla.