Google Play Store
App Store

Yüksek Askeri Şura (YAŞ)toplantısı öncesinde Başbakan Tayyip Erdoğan kendisine sorulan bir soruyu yanıtlarken...

Yüksek Askeri Şura (YAŞ)toplantısı öncesinde Başbakan Tayyip Erdoğan kendisine sorulan bir soruyu yanıtlarken:

-YAŞ toplantısında bir sorun çıkacağını sanmıyorum, her şey yasalar çerçevesinde olacak dedi.

Uzman olmayanlar bile anladı ki, YAŞ toplantısında “sorun” yaşanacak.

Zaten Başbakanın bu sözlerinden bir gün sonra içlerinde Genelkurmay Başkanının da bulunduğu komuta kademesinin “istifa depremi” geldi.

Kara, Deniz ve Hava kuvvet komutanları genelkurmay başkanlarıyla birlikte silahlı kuvvetlere veda ettiler.

İstifa etmeyen tek Jandarma Genel Komutanı orgeneral Necdet Özel’in aynı gece Kara Kuvvetleri Komutanlığına atanması, ardından da vekaleten Genelkurmay Başkanlığına da bakması sorunu çözmeyeceğini söyleyenler haklı çıktı.

1 Ağustos’ta başlayan tarihi YAŞ sadece 55 dakika sürdü. Hiçbir atama yapılmadan toplantıya ara verildi. Sonra Başbakanla yeni komutan arasında sıkı bir “pazarlık süreci” başladı.

Necdet Özel ile Tayyip Erdoğan’ın baş başa bir buçuk saat görüşmelerinin başka anlamı olabilir mi?

Eğer ordu ile bu “restleşme” 1973’te birinci parti olan CHP lideri Bülent Ecevit’in ilk yıllarında olsaydı, bu gelişmeyi demokrasinin zaferi olarak yorumlamak aşırı iyimserlik kabul edilmezdi. Çünkü gerçek bir demokrat profili çiziyordu Ecevit…

Üçüncü seçim zaferini yüzde 50’lik bir oranla kazanan Tayyip Erdoğan için aynı şeyi söylemek kolay değil. Çünkü Erdoğan etrafında olaşan “kutsallaşmış lider” havası demokrasiyle bütün irtibatını bir an önce kopartmak isteyen bir “önder”in ruh halini yansıtıyor.

Ülkeyi yönetmede “asker mi, sivil mi?” seçeneklerinin tartışıldığı günlerde Erdoğan, parlamentoda bulunan diğer siyasi parti liderlerinin görüşlerine katiyen ihtiyaç duymuyor.  Onları bilgilendirmek, desteklerini almak, Meclis’in gücünü ortaya koymak gibi ayrıntıları asla dert edinmiyor.

Bu kadar da değil… Kendi partisi içinde de aynı tavrı sergiliyor:

-Ben hallediyorum merak etmeyin!

Bu kadar gücün tek kişide toplanmış olması elbette hayırlara vesile olacak bir durum değildir.

Tabii demokrasi diye bir kaygınız varsa…

Silahsız barış mücadelesi

Türkiye’de ne zaman barışa doğru bir umut kapısı aralansa ardından kanlı bir ara dönem başlıyor, başlatılıyor.

12 Haziran genel seçimleri sonrasında ülke silahların susacağı bir iklime hazırlanıyordu. Ama demir parmaklıklar arkasında bırakılan milletvekilleriyle halkın iradesine karşı gösterilen saygısızlık ilk hayal kırıklığı oldu.

Ardından yemin krizi geldi.

Tam bu mesele de halloluyordu ki, Silvan katliamı yaşandı.

PKK baskınlarının uzun vadeli sonuçlarını irdeleyenler şu görüşe vardılar:

-Savaş lobisinin elini güçlendiriyor!

Bu baskınların günümüz gerçeğine uygun olmadığını söyleyenler arasında PKK lideri Abdullah Öcalan’ın da bulunması yukarıdaki yargıyı daha da güçlendiriyor.

Ülkede barış isteyenler çok geniş bir yelpaze oluşturuyorlar. Asker ve gerilla anneleri bunların başında geliyor. Namluların etkisinden uzak duran siyasi partiler, dernekler, sendikalar, meslek odaları, sanatçılar, yazarlar, aydınlar her ölümlü operasyondan ve eylemden sonra var güçleriyle haykırıyorlar:

-Artık silahlar sussun, evlatlarımız ölmesin!
 
Beyoğlu’nda masalar neden kalktı?

Geçen hafta başlayan Beyoğlu’ndaki restoran, kafe, lokanta, büfe ve benzeri işyerlerine ait masaların kaldırılması operasyonu İstanbul’u ayağa kaldırdı.

İlk soru şöyleydi:

-Neden şimdi?

-Ramazan geliyor ya…

Bu ilk akla gelen yanıt oluyordu. Çünkü pek çok AKP’li belediye kendi bünye ve bölgelerindeki içkili lokallerden alkollü içkileri hep Ramazan aylarında “geçici olarak” kaldırdılar. Bir daha da oralarda alkollü içki servisi yapılmadı.

Beyoğlu her yerin dışında tutuldu…

Artık Beyoğlu için de “iftar vakti” geldi…  Çünkü AKP yüzde 50’lik bir çoğunluğu temsil ediyor.

Hele bir de Başbakan bölgeyi ziyaret ettiği sırada onun konvoyu geçecek yol sıkıntısı yaşadıysa… O zaman hiç zaman kaybetmemek gerekiyordu!

Ülkede yasalara, yönetmeliklere göre değil de Başbakan’ın şahsına karşı yeni düzenlemeler yapılmaya başlanıyorsa…

Bu rejime yine de “demokrasi” diyebilecek miyiz?