Yaşlanmayı yavaşlatmak

“Kışın önü de sonu da bahar” diye teskin olanlardanım. Zira kış, kalabalık, puslu, gri şehirlerde, bezgin, öfkeli insanlarla yakın bir temas içinde olmak demek.
Kalabalıklarda ağız ağıza yaşıyoruz. Çok sık hastalanıyoruz. El hijyeni, sarılıp öpüşmemek gerekliliği, hasta kişinin evde istirahati, kapalı ortamların havalandırılması gibi basit ama önemli önlemlerle aramız pek yok.
Kavrayış gerektirmeyecek kadar basit şu cümleyi de nedense temel yaşam bilgisi hanesine kayıtlamakta ve anımsamakta güçlük çekiyoruz: “İnsanı en sık hastalandıran virüsler onlarla da solunum yoluyla yani nefesimizi veya saçtığımız damlacıkları paylaşırken karşılaşıyoruz”
Ve hastalıklarımız uzayıp, ağır bir bitkinliğe ya da bitmeyen hastalıklar döngüsüne evriliyor. Çok yaygın olan “bitme tükenme sendromu” ya da yaşamak yorgunluğundan söz etmiyorum. “Bir grip oldum sonra kendime gelemiyorum” diyenlerden söz ediyorum.
Bağışıklık sistemi hatta beden işleyişi hakkında pek fikri olmayan çoğunluk, bağışıklık sistemini güçlendirmeleri konusuna ikna olup bir avuç vitamin yutmaya başlıyor. Hastalıkların başında, Çinko, C vitamini gibi kısa süreli bazı destekler işe yarıyor olsa da iyileşememek haline bir yararları yok hatta olumsuz etkileri olabiliyor. Ya da sıklıkla sağlık sistemine başvuruyor ve antibiyotik dâhil bir torba ilaç alıyor. Bunun bedeli de dirençli mikroplarla donanmak, böbrek ve karaciğerimizi hasarlandırmak.
Henüz ortaladığımız bu kış, COVID-19, grip (influenza) ve benzer bulgulara yol açan birkaç virüs daha dolaşımda.
COVID-19 ve grip (influenza), bu ikisini aşı ile önlemek mümkün. Bu yıl grip virüsünün bir alt türü değişimler geçirerek güçlenmiş görünüyor. Bu nedenle aşı olmak imkanını bulanlar da grip olabiliyor. Ama aslında grip aşısı yaparken beklentimiz, bir aslanın kediye dönüşmesi yani hastalığın hafif ve sorunsuz geçmesi. Ayrıca bu iki hastalığın da kalp krizleri ve inme gibi erken, ani ölümlerle doğrudan ve dolaylı ölümlerle yakın ilişkisi var ve aşılanmak bu ölümlerden de koruyor.
Ancak, sağlıklı olduklarını bu nedenle de basitçe atlatacaklarını düşünenler ve sistemin her hastalığa hekim ve ilaç basmak şehveti nedeniyle, basit zannettiğimiz grip ve COVID-19’un, kısa ve uzun vadeli ciddi etkilerine maruz kalıyoruz.
Artık hastalık yapan mikroplarla olan ilişkimizi netleştirecek pek çok teknolojik gelişme ve geniş tabanlı toplumsal veri analizleri var. Daha iyi tanımlamalar yapılabiliyor. Böylece bu enfeksiyonların yalnızca ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı yapmadığını, ciddi başka etkileri de olduğunu çok iyi biliyoruz.
Bu virüsler insanı en çok öldüren, inme, kalp krizleri ile yakın ilişkili, beyin hasarı yapabiliyorlar, alerjik reaksiyonları tetikleyip, bağışıklık sistemimize basınç yapıyorlar.
***
Bu sekeller, pandemik virüs ile ilişkili “Uzamış Covid” olarak tanımladığımız tablolar nedeniyle kamunun da dikkatini çekmişti.
Aslında biz uzmanlar en az bir asırdır viral enfeksiyonların uzamış tablo ve sekellerini biliyoruz. Viral enfeksiyonları izleyen uzamış tablolarda, süreğen yangısal bir yanıt söz konusu ki bu da yaşlanmak, yıpranmak ile yakın ilişkili olan mitokondrilerde fonksiyon bozulması demek.
İspanyol Gribi pandemisinden hemen sonra, uyuşukluk, uykuya meyilli hal ve birlikte görülen sinir sistemi bulguları ”Ensefalitis Letarjika” başlıklı bir durum olarak tanımlanmıştı mesela. Grip sonrası, çok önemli sekellerden biri olan otonomi (fonksiyonel yeti kaybı)) kaybı, ileri yaşlardaki her üç- on kişiden birinde gelişebiliyor. Ayrıca bu enfeksiyonların özellikle yaşlanan nüfustaki beyin hasarıyla ilişkileri giderek artan kanıtla ortaya konuluyor.
Viral enfeksiyonlar pek çok açıklayıcı alternatif mekanizma ile süreğen “nöroinflamasyon” (sinir sistemindeki yangı) ile ilişkilendiriliyor. İnflamasyon, “yangısal yanıt” bizim enfeksiyonları sınırlandırmamızdaki en önemli savunma mekanizması. Ancak bazen enfeksiyonun tetiklediği bu yanıtı sınırlandırmak ya da başka sistem ve dokuları hasarlandırmasını önlemek mümkün olmuyor.
Zoster (Zona) aşılarının demans önleyici etkisi ile ilişkili kanıt sunan çalışmalar art arda yayınlandı. Şimdi, bu aşının “biyolojik yaşlanmayı yavaşlatıcı” olarak egzersiz ile birlikte başat rol oynadığına ilişkin kanıta dayalı çıkarımlar var.
ABD de yapılan bir çalışmada, 70 yaş üzeri 3884 kişide biyolojik yaşlanmanın belirteçleri ölçülerek gösterilen bulgular, moleküler ve genel biyolojik yaşlanma için potansiyel faydalar sağlayabileceğini düşündürmekte.
Zona, sinir uçları ve köklerinde uyur halde bulunan suçiçeği virüsünün bağışıklık sistemindeki kısa ya da uzun süreli kırılmalara bağlı olarak uyanması ile beliren yangılı, ağrılı bir hastalık. Ama bu uyanma ve uyarma yani yangısal yanıtlar bazen belirtisiz gerçekleşiyor. Yaş, uykusuzluk, stres, bazı hastalıklar, geçirilmekte olan şiddetli enfeksiyonlar bu uyanmayı tetikliyor. Yapılmış iyi çalışmalar aşıyla Zonayı önlemenin yalnızca demans değil, Alzheimer’ı da önlediğini, geciktirdiğini ve gerilettiğini gösteriyor.
COVID aşılarıyla ilişkili durmaksızın türetilen safsatalara karşın, milyonlarca yaşamı kurtardığını gösteren büyük ölçekli veri analizine dayanan kanıtları sürekli paylaşıyoruz.
Ek olarak, bu aşıların bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan immunoterapinin etkisini güçlendirdiği ve daha uzun yaşam süreleriyle ilişkili olduğu da gösterildi.
Aşı, bağışıklığın yeniden programlanmasında ve yanıtın düzenlenmesinde rol oynuyordu. Böylelikle, grip aşılarında da gösterildiği gibi, COVID-19 aşılarının da bağışıklık sistemini güçlendirici bir düzenleyici etkisi olduğu gösterilmiş oldu.
***
Aşıların, geliştirildikleri hastalıkları önlemek, yıkıcı etkilerinden korumak dışında bilinenden öte etkileriyle ilişkili kanıtlar artıyor.
BCG (verem) aşısının bağışıklık sistemini güçlendirici etkileri konusunu duymuşsunuzdur çoğunuz. Bu aşının yalnızca veremi değil dolaylı yani tüm nedenlerden çocuk ölümlerini de azalttığı gösterildi. Bu yayınlarda ; “Kolunda BCG izi olan çocuklar daha az ölüyordu” çıkarımı dahi yapılmıştı. Çiçek ve verem aşısının birlikte yapıldığı çocuklarda, doğal ölümlerde de azalma olduğu gösterilmiştir.
Aşıların bu etkileri sağlayan mekanizmalardan biri olarak doğuştan gelen bağışıklığın uzun süreli güçlendirilmesi, yani "eğitilmiş bağışıklık" öne sürülmüştür. Aslında tüm bu bulgular daha sofistike biyoinformatik analizler ve çalışmalarla ortaya konulmazdan önce de enfeksiyonların insan sağlığı üzerinde hasar yarattığını ve bunun yalnızca geçici olmadığını bilen uzmanlar olarak aşılamanın bu süreci en azından durdurucu etkisini öngörüyorduk.
***
Şimdi sağlıklı yaşlanma sürecinde kilit rol oynayabileceğini, en az bir kez aşılanmış olmanın bizi bir kalkan gibi koruduğunu kavramaya başlıyoruz. Yaşlanmak, hem enfeksiyöz yani enfeksiyonlara duyarlılığın arttığı, enfeksiyonların şiddetli seyrettiği hem de süreğen inflamatuar (yangısal) bir süreç. Yaşamla bağdaşan bu düşük dereceli hasarlanmayı alevlendirecek en önemli değişken ise enfeksiyonlar.
Yaşamın bu döneminde bağışıklık sistemi, genç hücrelerin yolunu bellek hücrelerin kapadığı, hızlı ve etkili cevaplardan çok belleğin yüklendiği değişimlere uğruyor. Bu evrimsel ve önlenemez bir süreç. Ben bunu kalın bir Rus romanı okuduktan sonraki belleğe benzetiyorum.
Güzel cümleleri, altını çizdiğiniz satırları anımsayamadığınız ama romanın tadına varmış bellek gibi. Aşılamak ise anımsamak istediğiniz sayfalara yerleştirilen bir kitap ayıracı gibi. Edebiyatla nefes alan bir enfeksiyoncunun notu da böyle olacaktır elbette.


