2013 yılında, sit alanı olarak korunan Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerinde yapımına başlanan Cumhurbaşkanlığı Sarayı tartışmalara neden olmuştu. Konu, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ankara Şubesi tarafından mahkemeye taşınmış ve Danıştay 2014 yılında inşaat için durdurma kararı vermişti. 2015’te, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, sit alanına saray yapılmasının önünü açan Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun ilke kararını oy birliğiyle reddetti ve tarihi sit alanlarının doğal yapısının korunması gerektiğini belirterek tahribata yönelik inşaat ve fiziki müdahalenin yasak olduğuna hükmetti. Mahkeme kararlarına rağmen sarayın yapımı tamamlandı. Bina, o günden beri muhalifler tarafından ‘kaçak saray’ olarak anılıyor. 

***

Benzer bir süreç Kuzey Kıbrıs’ta yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 2021 yılında Kıbrıslı Türklere müjde diye duyurduğu Cumhurbaşkanlığı binasının yapımına Lefkoşa’nın Kermiya bölgesinde başlandı. Külliye ve millet bahçesinden oluşan inşaat için Erdoğan “devlet olmanın ifadesi budur” demişti. Halkın itirazlarına rağmen bölgedeki ağaçlar kesilerek temel atıldı. İhalesi Türkiye’de gerçekleştirilen inşaatın KKTC mevzuatı çerçevesinde gerekli izin ve vizelerinin alınmadığını söyleyen Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (KTMMOB) külliyenin ‘kaçak’ olduğunu belirtti. 2023 Ocak ayında KKTC hükümeti, yeni bir yasa önerisiyle, devlete ait projeler ve uluslararası anlaşmalar kapsamında yapılacak projeler için KTMMOB’den vize alınmamasını talep eden bir adım attı. 

***

Hastane yetersizliğinden çürük okul binalarına kadar pek çok sorunun çözüm beklediği Kuzey Kıbrıs’ta, Erdoğan’ın “devlet olmanın ifadesi” olarak tarif ettiği külliyenin yapımıyla ilgili bu yılın mart ayında önemli bir gelişme yaşanmıştı. Kuzey Kıbrıs’ta yayınlanan Avrupa Gazetesi’ndeki habere göre, külliye inşaatı 20 Mart günü KKTC Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülecek bir davayla durdurulabilirdi çünkü inşaatın bir bölümü özel mülkiyet içinde kalmış ve KKTC hükümeti araziyi istimlak ederek kamulaştırmıştı. Değeri milyonlarca sterlinle ölçülen arazinin sahibinin itirazıyla başlayan hukuki süreçte mahkeme, KKTC devletinin kamulaştırma parasını ödemesi için 10 Haziran’a kadar süre tanımıştı. Aksi halde Anayasa’ya göre inşaatın durdurulması gerekiyor. 

***

Dönemin T.C. Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay’ın “Kıbrıs Türkünün geleceğine vurulan bir mühür, sembol bir eser” olacağını söylediği külliye inşaatının ihalesi, Kamu İhale Kanunu’nun ‘doğal afetler gibi ani olayların’ ortaya çıkması durumunda kullanılması gereken tartışmalı 21/B maddesine göre pazarlık usulüyle yapılmış ve 2 milyar 497 milyon TL’ye AKP’ye yakınlığıyla bilinen Siyahkalem Mühendislik İnşaat’a verilmişti. Mart ayında, saraya giden yolların yapımı için, yine 21/B maddesi kullanılarak Türkiye Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen yeni ihaleyi 882 milyon 997 bin TL bedelle KLV İnşaat kazandı. KKTC’nin devlet gücünü dünyaya kanıtlamanın dev bir saraydan geçtiğine inanan Türkiye hükümeti, her zamanki gibi itibardan tasarruf etmeyerek, Kıbrıslı Türklerin tarifiyle ‘yavru saraya’ para yağdırırken, kapıda bekleyen başka bir sorun daha var. 

*** 

Kuzey Kıbrıs’ta yayınlanan Yeni Düzen Gazetesi yazarı Serhat İncirli, 31 Mayıs 2024 tarihli “Külliye’nin uğursuzluğu” başlıklı yazısında yeni bir iddiayı gündeme taşıdı. Külliyenin yapıldığı arazinin 1957 yılında evini, toprağını terk etmek zorunda bırakılan Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı bir Ermeniye ait olduğunu açıklayan İncirli, kamulaştırma sorunu henüz çözülmemişken, yakında arazinin nerdeyse tamamının Taşınmaz Mal Komisyonu karşısına çıkmasının kuvvetli bir ihtimal olduğuna değindi. 

***

Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK), 1974’ten önce Kıbrıs’ın kuzeyindeki Kıbrıslı Rumlara ait olan arazi ve mülklerle ilgili iade ve tazminat taleplerini ele almak için 2005 yılında kuruldu. Aralık 2006’da TMK’nin geçerliliğini kabul eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), komisyonun hak sahibi Kıbrıslı Rumlara ödeme yapabileceğine karar verdi. AİHM, daha önce Kıbrıslı Rumların mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmederek Türkiye’yi tazminata mahkum etmişti. TMK, etkin bir iç hukuk yolunun gerekliliği üzerine kurulmuş olsa da halen AİHM’in aradığı standartlara uygunluğu tartışmalı bir konu. Buna karşın, iddia edildiği gibi külliyenin üzerine kurulduğu arazinin sahibi ya da yakınlarının TMK’ye başvurması durumunda, hali hazırda yapımına milyarlarca lira harcanan KKTC Cumhurbaşkanlığı sarayı için ya milyonlarca euroluk yüklü bir tazminat ödenmesi ya da mülkün iadesi gündeme gelebilecek. Bakalım devletin büyüklüğünü dev saraylarla kanıtlama sevdasının Türkiye halkına son maliyeti ne olacak?