Google Play Store
App Store
Attila Aşut

Attila Aşut

yazievi@yahoo.com

Kuzey Kıbrıs’taki Cumhurbaşkanlığı seçimi, sol eğilimli CTP (Cumhuriyetçi Türk Partisi) Genel Başkanı Tufan Erhürman’ın Ersin Tatar’a karşı ezici üstünlüğü ile sonuçlandı. Bu büyük başarı hem Kıbrıs’ta hem Türkiye’de büyük yankı uyandırdı. Ama Ada’daki siyasal gelişmeleri yakından izleyenler için sürpriz olmadı.

Uluslararası tanınırlığı olmayan KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti), uzun zamandır “Türkiye’nin arka bahçesi” ve her türlü kirli işin döndüğü bir karapara cenneti olarak anılıyor.

Kuzey Kıbrıs halkı, belini büken ekonomik sıkıntıların yanı sıra ülkedeki bu siyasal çürümüşlükten de bir hayli bunalmıştı. Ada’nın iki yakasında yıllardır değişmeyen “çözümsüzlüktür çözümdür” anlayışının Tatar döneminde de sürdürülmesi, insanları iyice umutsuzluğa sürüklemişti. Tufan Erhürman, bu koşullarda geniş yelpazedeki toplumsal muhalefeti birleştirmeyi ve halka umut vermeyi başardı. Bir kez daha görüldü ki siyasal iktidarı kazanmanın altın formülü, “birlikte davranmak”tır.

TÜRKİYE’YE YANSIMALARI

Kıbrıslı kardeşlerimizin bu başarısının Türkiye’deki seçimlere olumlu yansımalarının olacağı belirtiliyor. Ben bunun tersinin de doğru olduğunu düşünüyorum. İki ülke arasında karşılıklı bir etkileşim sözkonusudur. 19 Mart darbesinden sonra ülkemizde yükselen büyük halk direnişinin de Kıbrıslı Türklerin umutlarını yeşerttiğini ve kendi ülkelerindeki seçim zaferi için esin kaynağı olduğunu söyleyebilirim.

Bu seçim, Kıbrıs Türklerinin kendi yöneticilerini özgür istençleriyle belirleyebilecek demokratik olgunlukta bir toplum olduğunu bir kez daha kanıtladı. Çağdaş ve laik yaşam biçimini benimsemiş bir topluma öyle politikacı eskileriyle, havuz şarkıcılarıyla, “cüppeli” şaklabanlarıyla yön çizmenin olanaksızlığı görüldü. Kıbrıs’ta Tatar yönetimiyle birlikte onun arkasındaki Cumhur İttifakı ve irili ufaklı ortakları da yenildi. Türkiye’de de yenilecekler!

Siyaseti dar alanda top çevirmek sananlar, bir halkın Meclis binasına “gecekondu” demenin o toplumda nasıl bir tepkiye yol açtığını; itibarın saraylarla, külliyelerle kazanılamayacağını; Kuzey Kıbrıs’ın, Türkiye’nin “82 plakalı” vilayeti olmadığını, “yavru vatan” değil kardeş ülke olduğunu umarım artık anlamışlardır.

GERÇEĞİ YANSITMAYAN YORUMLAR

KKTC’deki seçim sonuçlarını değerlendiren kimi yorumcuların Kıbrıs konusunda eksik bilgiyle konuştuklarını gördük. Örneğin, bu seçimde AKP ve MHP’nin Kuzey Kıbrıs’a çıkartma yaptığını söyleyerek "Bugüne kadar böyle bir müdahale görmedik" diyenler oldu. Oysa Kıbrıs seçimlerine müdahale, neredeyse Türkiye hükümetlerinin geleneksel tavrıdır. Her seçime az çok müdahale edilmiştir. Ancak bunların en ağırı, 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mustafa Akıncı’ya yapılmıştır. “Federasyon” tezini savunan Akıncı’nın yeniden seçilmemesi için AKP ve MHP milletvekilleri Kuzey Kıbrıs’ta köy köy dolaşarak propaganda yaparken TC’nin Lefkoşa Büyükelçiliği, MİT ve Güvenlik Komutanlığı da devredeydi. Erdoğan’ın hiç sevmediği Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, adaylıktan çekilmesi için açıkça tehdit edildi. Seçimden sonra oluşturulan Bağımsız Araştırma Komisyonu’nun raporunda bu baskılar, tehditler, tanık anlatımlarıyla bir bir ortaya döküldü. O dönemde ben de KKTC’de idim ve seçim sürecinde yaşananlara tanık oldum.

Pazar günkü seçimde de elbette AKP-MHP ortaklığının yanı sıra öteki sağcı partiler ve kurumlar da Ersin Tatar’ın kazanması için çok çalıştılar. Ama gerçeği söylemek gerekirse bu seçim kampanyası görece daha sakin geçti. Tufan Erhürman, kendisine karşı karalama kampanyaları yürütülse de açık bir tehditle karşılaşmadı. Saray rejimi de CTP’nin kazanma olasılığını dikkate alarak daha ihtiyatlı ve yumuşak bir strateji izledi. Bu yaklaşım, Erdoğan’ın seçimden sonra Erhürman’ı kutlayarak manevra yapmasını kolaylaştırdı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin gerek Kıbrıs halkının istencini hiçe sayan gerekse dünya gerçeklerinden ve uluslararası hukuktan habersiz ütopik açıklamaları ise bu süreçte kuru gürültü olarak kaldı.

“İKİ DEVLETLİ” Mİ “İKİ TOPLUMLU” MU?

Kıbrıs seçimlerini yorumlayan arkadaşlardan birinin, Erhürman’ı savunurken "KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı’na federasyoncu diye iftira atıyorlar. Halbuki Erhürman iki devletli çözümden yana" demesi ise hayli şaşırtıcıydı. Benim tanıdığım Erhürman, her zaman “Federasyon” çizgisini savunan bir siyasetçiydi. CTP’nin önde gelen milletvekillerinden birini arayıp bu değerlendirmenin doğru olup olmadığını sordum. "Öyle şey olur mu?" dedi milletvekili dostum ve ekledi: "Tufan Bey, BM zemininde bir müzakere istiyor. O zemin de iki bölgeli, iki toplumlu, siyasal eşitliğe dayalı federasyondur."

Yani Tufan Erhürman’ın savunduğu federasyon tezinde temel bir değişiklik sözkonusu değil. Yalnızca, masaya yeniden oturmak için Rum yönetiminden ve BM’den bazı güvenceler istiyor yeni Cumhurbaşkanı.  

Şunu da hemen belirteyim: Fiilen ikiye bölünmüş Kıbrıs adasında en gerçekçi çözümün iki bölgeli, iki toplumlu federasyon olduğu görüşü bizim için yeni değil. Türkiye İşçi Partisi’nin 1960’lardaki "Kıbrıs Tezi" de federasyon temeline dayanıyordu. Değerli akademisyen Gökhan Atılgan’la birlikte hazırladığımız ve Yordam Kitap’tan çıkan “Türkiye İşçi Partisi Radyoda / Proletaryanın Büyülü Kutusu” adlı kitabımızda bu belgeler yer alıyor. Meraklısına duyurulur…