Yazarı, arzuhalci görmek...
Arzuhalcileri bilirsiniz, bu topraklarda yaşayan herkes bilir. Dil sözlüklerinde şöyle yazar: para karşılığında dilekçe, mektup ve benzeri şeyler yazan kimse…
Arzuhalcileri bilirsiniz, bu topraklarda yaşayan herkes bilir.
Dil sözlüklerinde şöyle yazar: para karşılığında dilekçe, mektup ve benzeri şeyler yazan kimse…
Arzuhal, Arzuhalim insanın diline koca Pir Sultan Abdal’ın, kuşaklar aşıp gelen o ölümsüz türküsünü düşürür:
“Kul olayım kalem tutan ellere
Kâtip arzuhalim şaha böyle yaz
Şekerler ezeyim şirin dillere
Kâtip arzuhalim şaha böyle yaz
Güzelim ey güzelim ey güzellim ey”
Anadolu toprakları bin yıllardır sallanır bu türküyle…
Bu türkünün dileği yıllar sonra da anlaşılmaz.
Ülkeyi yönetenler yazarları arzuhalci görmeye başlar.
Yazanlar da var yazmayanlar da…
Çok şükür bu topraklarda onurlu kalemler de yaşar.
En güzeli de kalemini satmayanların ışıltısıdır…
Son yıllarda kalemini satanların sayısı ne kadar artarsa artsın; satmayanların azınlığı beni mutlu ediyor...
Özünü koruyan, sözü olan kalem gibi kalemler kalemini satar mı?
Yıllarını sürgünlerde, hapishanelerde tüketir.
Kalemin bedelini kanıyla canıyla öder.
O kalem ki, düşüncesinin eylem aracı olur.
Üretim yoldaşı kalemiyle yazar da yazar.
Kalemi ile arasına dün giremeyenler bugün de giremez.
İletişim devrimi olur.
Kalemi cebinde, çantasında yine yoldaştır.
Bu kez de kalem parmaklar bilgisayar tuşlarında yazar ha yazar…
Ve bu güzelim topraklarda her yazarım diyene yazar denmez.
Yazarlık üstüne ne sözler edilir. Ne ironiler yapılır. En güzeli de “ Kaleminden
Son yıllarda ülkeyi yönetenleri dinledikçe hayretler içinde kalıyorum.
Yazarlara saygısızlıklarına, aymazlıklarına çok üzülüyorum.
Yönetenlerin yoksunluklarına şaşıyorum.
İnsan doğduğu topraklara yabancı, kültürel birikimden yoksun olunca; yazar fotoğrafı arzuhalci oluyor.
Arzuhalciyi de algılamadığını görüyorsunuz.
Emeğiyle geçinen arzuhalci bile bildiği işi yapıyor.
Arzuhalciyi, para verince istediğini yazan görenler onu yazar sanıyor.
Bugünlerde ülkeyi yönetenler, yazarları da arzuhalci gibi görmek istiyor.
Yıllar önce severek okuduğum Martı kitabının yazarı Richard Bach’ın şu sözlerini anımsıyorum: “Hayata başladığınızda bir blok mermer verilir. Onu ya el değmemiş durumda arkamızdan sürükleriz ya parçalar çakıl gibi dökeriz ya da görkemli bir heykel yaparız.”
Yazar, yazma eylemine başladığı gün düşünceleriyle barışık, sözcüklerle dost, kalemiyle onurlu bir ilişki kurar. Eline verilen mermer parçasını nakış gibi işler. Düşüncelerinin, ödünsüz bir neferi, kâğıdın, kalemin, bilgisayarın kralı ya da kraliçesi olur.
Yazar olmaya adım attığı andan itibaren mermer parçasını heykele dönüştürme mücadelesi vermeye başlar…
Arzuhalciyle arasındaki farkı fark eder...
Ülkeyi yönetmekten yoksunlar, yazarları arzuhalci görmekten vazgeçin.
Kaldı ki arzuhalciler bile inandığına para almadan dilekçe yazıyor…
Yol gösteriyor, yazdığına artık yorum da katıyor…

