Yeni hamle sınav sistemi değişikliği mi?
Zorunlu eğitimin kaldırılması, karma eğitim tartışmasının ardından okullaşma politikasının MESEM’leştirilmesine uygun sınav sistemi değişikliği gündeme geldi. Laik, parasız, bilimsel eğitim yıkımının son hamlesine hazırlık yapılıyor.

Son 23 yılda eğitimin temel başlıklardan biri sınav sistemi değişiklikleriydi. Her değişimde amaçlanan çocukların üstün yararı değil sermayenin ihtiyaçları oldu. Bugünlerde eğitimde değişim adıyla karşımıza çıkarılan eğitimde yıkım adımlarından biri de zorunlu eğitim, karma eğitim tartışması ile eşzamanlı sınav sisteminin değişeceği açıklamaları oluyor.
Yeni Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni, zorunlu eğitimin kısaltılması, karma eğitimin kaldırılması raporlarını hazırlayan yapıların yeni gündemi; okulların çoğunluğunun, okullaşma politikasının MESEM’leştirilmesine uygun sınav sistemi değişikliği…
Maarif Platformu, Enderun Özgün Eğitimciler Derneği, Medeniyet Enstitüsü gibi yapıların daha önce de Maarif Modeli, zorunlu eğitimle ilgili yaptıkları açıklamalarda sınav sistemi değişikliğine ilişkin çok sayıda vurgu vardı.
BENZER VURGULAR, AYNI YAPILAR
Örneğin Maarif Modeli raporunda “Geliştirilen yeni müfredatta, tekelci yaklaşımın tortuları temizlenmelidir. Birincisi, toplumda İslami umdelere uygun, kültürümüzle muvafık olarak yaşatılan zenginlik yok sayılmaktadır. Tevhid-i Tedrisat kaldırılmalıdır. Amacı, kapsamı ve uygulaması farklı olan okul türlerine izin verilmelidir. İkincisi, mevcut merkezi sınavlar test tipi sınavlar olup, bunlar bazı bilgileri ölçse de, beceri ve kazanımları ölçmeye uygun değildir. Dolayısıyla bu testler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yeni müfredat sloganı olan ‘erdemli ve yetkin birey’in yetkinliğini ölçmek için yeterli değildir, farklı ölçme-değerlendirme yaklaşımları aranmalıdır” ifadeleri yer alıyordu.
Yine aynı yapıların zorunlu eğitimin kısaltılması raporunda da sınav sistemi ile ilgili benzer vurgular öne çıkıyordu. Var olan sınavlar yerine ucu açık sınavlarla ilçe düzeyinde yeterlilik sınavı yapılacağı gibi ifadeler bulunuyordu. Ölçme değerlendirmede şirketlerin de yer alması gerektiği de sıklıkla vurgulanıyordu.
Bu üç yapı daha önce 4+4+4’ün son 4 yılını hedef almış ve yaptıkları çalışmanın sonucunda “4+4+4 eğitim sisteminin öncelikle üçüncü 4 yıllık kısmı zorunlu olmaktan bir an önce çıkartılmalı ve okumak isteyenler için üç yıla düşürülmelidir” denilmişti. Aynı çalışmada “Bugünkü eğitim sisteminde gençlerimiz hayata geç başlamaktadır. Evlilik yaş ortalamasının her geçen gün daha da yükselmesinde, eğitim ve meslek planlamasının önemli bir etkisi vardır” ifadeleri kullanılmıştı. Bu ifadeler de bize gösteriyor ki amaç çocukları okuldan uzaklaştırıp erken evlenmelerini teşvik etmek ve sermayeye küçük yaşta işgücü olmalarını sağlamak.
ÇOCUK İŞÇİLİK ORTAOKUL SIRALARINDA
Yine aynı yapılar sahnede. Maarif Platformu, Enderun Özgün Eğitimciler Derneği, İnsan Vakfı Bursa Şubesi 18 Mayıs 2025’te yaptıkları basın toplantısı ile Yeni Bir Ölçme Değerlendirme Vizyonu Çalıştayı’nın sonuçlarını açıkladı. Basın toplantısında liselerin en az yüzde 60'ının meslek lisesi olması gerektiği belirtiliyor. Çocukların ilkokuldan itibaren mesleki yönlendirmeye tabi tutulacağı açıklanıyor. Meslek liselerinin ortaokul bölümlerinin de geçtiğimiz yılla beraber açılmasıyla çocuk yaşta işçiliğin ortaokul sıralarına indirilmesi amaçlanıyor.
Kademeler arası tüm geçişlerde bitirme/yeterlilik sınavları yapılması planlanıyor. Elemeye ve yarışa dayalı sınav merkezli eğitim sistemi daha da yaygınlaştırılıyor. Çocuklar daha erken yaştan itibaren özel okullara, özel kurslara zorunlu bırakılıyor.
Ayrıca soru tiplerinin test yerine açık uçlu sorular olması gerektiği belirtiliyor. Şıklara dayalı bir eğitim sistemi temel bir sorun iken açık uçlu sorular, son 23 yılı kopya skandalları, şaibeli sınavlarla geçiren bir ülke olarak ölçme değerlendirme süreçlerine ilişkin yeni sorulara, kaygılara zemin hazırlıyor.
EĞİTİM KAMUSAL HAK OLMAKTAN ÇIKARILIYOR
Raporda yer alan yazılı sınavla birlikte alternatif değerlendirme yöntemleri de ayrı bir soru işareti. Mülakatın, sözlü sınavın siyasal kadrolaşmanın adı olduğu ülkemizde yazılı sınav dışındaki her seçenek şüpheleri artırıyor. Liseden yükseköğretime geçişte merkezi sınavlarla birlikte sertifika, referans gibi ek kriterler de kullanılabilir ifadesi yer alıyor. Bu ifadelerle bir yandan sertifika adıyla eğitimin piyasalaştırılmasının daha da yaygınlaşacağı çok açık iken “referans” ifadesi de başlı başına bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Referans kim olacak? Sermaye grupları mı, şirketleşmiş tarikat yapıları mı, siyasal kadrolaşmanın sonucu eğitim yöneticisi, okul idarecisi olan kişiler mi?
Özetle devlet okulları çocuk işçi bulma kurumları haline getiriliyor. Devlet okullarının çoğunluğunun MESEM’lileştirildiği bir okullaşma politikası hedefleniyor. Öğrencilerin zorunlu meslek liseli/meslek ortaokullu, zorunlu imam hatipli olması amaçlanıyor. Eğitim kamusal hak olmaktan tamamen çıkarılıyor. Para karşılığında satın alınan bir hizmet olarak tanımlanıyor. Okullar piyasa için erken yaşta ucuz hatta bedava işgücü yetiştirilmesinin mekânları olarak tarif ediliyor. Liyakate sahip olmayan veya eğitimci niteliği taşımayan kişilerin hangi öğrencinin hangi okulda, okul türünde okuyacağına veya okumayacağına karar vereceği bir sistem planlanıyor.
Laik, kamusal, parasız, bilimsel eğitim yıkımının son hamlesine hazırlık yapılıyor.
19 Mart’tan sonra oluşan birleşik muhalefet çizgisi eğitimin gerici ve piyasacı dönüşümüne karşı da mücadeleyi içermeli. Hal böyleyken SOL Parti’nin “Değiştireceğiz” kampanyası ile başlattığı eğitimde özel okulların kamulaştırılması talebi başta olmak üzere eğitim programında yer alan her adım çocukların laik, kamusal, bilimsel eğitim hakkını kazanabilmek için bir çıkış yolu sunması dikkat çekici.


