Yeşil Kuşak’tan Sünni Dolunayı’na: Emperyalizm-siyasal İslamcı işbirliği
Ortadoğu’yu kimlikler üzerinden şekillendirmeye soyunan Amerikan emperyalizminin bölgesel projeksiyonunun bir ürünü olan “Sünni Dolunayı”, Şii Hilali’ne karşı CIA laboratuvarlarında pişirildi.
Sykes-Picot’tan Barrack-Barrot’a süreklilik arz eden bu zihniyet, sınırları cetvellerle çizerken toplumları-ülkeleri de kimlikler üzerinden şekillendirmeyi esas almıştır.
Emperyalist saldırganlığın temel stratejilerinden olan “böl, parçala, yönet”in en verimli laboratuvarlarından olan Ortadoğu’da proje bugünlerde yeniden gündeme gelse de, evveliyatı bir hayli eski.
Şii Hilali’ne karşı Sünni Dolunayı oluşturma arzusunun fiiliyata dökülmesinin miladı da 2010’ların başlarındaki Arap Baharı. Maksat İran merkezli Şii jeopolitiğini çevrelemek, ABD-İsrail ile uyumlu siyasal İslamcı rejimler inşa etmek.
BİR EMPERYAL PROJE OLARAK HİLAL’E KARŞI DOLUNAY
Dönemin konjonktürel aktörleri olan İhvancılar (Müslüman Kardeşler) üzerinden bölgenin siyasal İslamcı aktörlere teslim edilmesi hedefleniyordu. İhvancı tasarım emperyalizmle uyumlu, “ılımlı İslamcı iktidarlar kuşağı” inşasını içeriyordu.
Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) çıktısı olan proje kapsamında, İran’dan Suriye’ye uzanan “Direniş Cephesi” çökertilecek, yerlerine ABD-İsrail ile uyumlu rejimler inşa edilecekti. Bu aynı zamanda bir Sünni Dolunayı tasarımıydı.
İran, Suriye ve devlet içindeki devlet konumundaki Lübnan Hizbullahı İsrail’in devlet olarak varlığına karşı çıkan, işgalci devletin yayılmacı politikalarına karşı duran, Filistin meselesine doğrudan destek sunan aktörlerdi. Amerika'nın politikalarının önünde de birer engellerdi.
Ancak halkların itirazı, bölge jeopolitiğinin gerçekliği vs gibi etmenler nedeniyle İhvan projesi kesintiye uğradı. Siyasal İslamcıların bir kanadının -Körfez monarşileri- bir diğer kanadını –İhvancılar- kendilerine tehdit olarak görmelerinin de etkisiyle Müslüman Kardeşler yasaklı aktörlere dönüştü.
İhvan’ın raf ömrü şimdilik doldu ancak proje yeni aktörlerle ilerletildi. 7 Ekim saldırılarının ardından oluşan yeni denklemde proje farklı varyantlarıyla bu kez de rejimler üzerinden piyasaya sürüldü.
PAKİSTAN’DAN MISIR VE SURİYE’YE SÜNNİ ÇEMBER
İran’dan başlayan, kuzeybatıdan Irak, Suriye, Lübnan üzerinden Filistin’e; güneydoğudan ise Arap yarımadası ve Kızıldeniz’e uzanan Şii Hilali, son dönemlerde önemli darbeler aldı. Gazze’nin yerle bir edilmesi, Filistinli direniş örgütleriyle Lübnan Hizbullahı’nın direncinin kırılması bu cephede önemli gedikler açsa da Suriye’de işbaşına getirilen HTŞ, “hilal”i göbekten kopardı.
Dolunayın tamamlanması, İran Irak’ın devre dışı bırakılması ve/veya içeriye doğru çökertilmesiyle mümkün. İran’ın savaş tehditleriyle kuşatılması Irak’ta Şii Başbakan Maliki’nin seçilmesinin engellenmek istenmesi bu planın parçaları.
İran’ın etki alanlarının budanması Pakistan’dan Suriye ve Mısır’a uzanan “Genişletilmiş Büyük Ortadoğu” coğrafyasında “Sünni dolunayı”nın tamamlanması demek. Şii nüfuzunun güçlü olduğu Irak’ta Maliki’nin istenmemesinin nedeni Şii etki alanını kırmak. Maliki’nin Tahran ile olan yakınlığı ABD’nin oluşturmak istediği “Sünni eksenli” düzene ters.
SÜNNİ JEOPOLİTİĞİNDE KÜRTLER
Sünni jeopolitiğine dayalı bu yeni denklemde Sünni ancak seküler Kürtlere duyulan ihtiyaç da farklılık arz etmeye başladı. Ahmet Şara’nın ABD için piyonluğu kabul etmesi karşılığında Kürtler geriye itildi.
HTŞ’nin kısa sürede SDG’nin kontrolündeki alanlara girerek haritayı yeşile boyaması tesadüf değil, Washington-Paris hattındaki pazarlıkların eseri. Şara’yı cepheye süren ABD-İsrail, Tel Aviv ile normalleşme ve İran’ın bir daha Suriye’ye sokulmaması karşılığında Fırat’ın doğusunu teslim etti.
Ortadoğu’da güç dengeleri değişirken Pan İslamist aktörlerin Pakistan’dan Mısır ve Türkiye’ye “Sünni Dolunayı”nın yükselişe geçtiğinden bahsetmesi tesadüf değil.
8 Aralık 2024’te HTŞ’nin Şam’a girmesinin ardından Guardian’da Hassan Hassan imzasıyla, “Şii Hilali”nin yerini “Sünni Dolunayı”nın almakta olduğuna ilişkin yayınlanan makale, akıllardaki tahayyülü dışa vuruyordu. Tüm açık kaynaklarda da yayınlanan makalede Afganistan’dan Suriye’ye, Somali’den Libya’ya kadar olan “Sünni Dolunayı” bölgesinde lider güç olarak Türkiye’nin adı zikrediliyordu.
ABD-İsrail saldırganlığı Genişletilmiş Büyük Ortadoğu hattında; Afrika Boynuzu’ndan Afganistan’a jeopolitik manzarayı yeniden şekillendirirken bu durum "Hazar Denizi’nden Akdeniz’e yeni bir diziliş yaşanacak" diyen Tom Barrack’ın çizdiği perspektifi açıklıyor.
PAKİSTAN-TÜRKİYE-SUUDİ ARABİSTAN İTTİFAKI
Bu denklemde Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında savunma ittifakının temellerinin atılması tablonun genelinden bağımsız değil.
Bakan Hakan Fidan, Suudi Arabistan ve Pakistan birlikteliğini İsrail çekincesi nedeniyle “ittifak” değil “platform” olarak tanımlasa da Pakistan Savunma Bakanı Raza Hayat Harraj, bir yıl süren görüşmelerin ardından üçlü bir savunma anlaşması hazırladıklarını açıkladı.
Üç bölgesel gücün ortasında İran yer alıyor. Pakistan, nükleer silah sahibi ülkelerden, Suudi Arabistan’ın açık, Türkiye’nin örtülü nükleer güç olma hevesi sır değil.
ERDOĞAN, KÖRFEZ’DEN NE ÇIKARDI?
Bölgede ABD-İsrail eksenli yeni düzene uyumlu bloklaşmalar oluşmaya başlarken Erdoğan, Riyad ve Kahire’ye çıkarma yaptı. Sisi ve Suudi Kraliyet mensuplarıyla samimi pozlar veren Erdoğan’ın ziyareti tam da İran’a yönelik olası bir Amerikan saldırısı ihtimalinin yükseldiği dönemde gerçekleşti.
İran’ın adım adım vurulmasının taşları döşenirken bu üçlü ittifaka ne tür görevler biçileceği meçhul. Ankara, olası bir saldırıya karşı durduğunu deklare etse de oluşturmaya çalışılan ağın içerisinde yer alması başka türlü sinyaller veriyor.
İRAN VE UKRAYNA NEDEN TÜRKİYE’Yİ İSTEMEDİ?
Saldırı tehditlerinin gölgesinde İran-ABD müzakere masası Türkiye yerine Umman’a kuruldu. Bu tercihte Tahran’ın etkisi vardı. İran yönetimi dünyanın gözlerinin çevrildiği müzakerelerin İstanbul’da yapılmasına karşı çıktı. Oysaki Saray rejimi ve yandaşlar günlerce müzakerelerin İstanbul’da yapılacağının reklamını yapıyorlardı.
Emekli Büyükelçi Selim Kuneralp’e göre bunun nedeni Erdoğan ve iktidarın rol kapmaya çalışması. Erdoğan "Biz arabulucu olacağız" deyince Tahran, “Kimseyi aracı istemiyoruz” diyerek Ankara’nın bu hevesini havada bıraktı. Kuneralp’e göre kısa bir süre önce Abu Dabi’de yapılan Rusya ile Ukrayna ve ABD arasındaki müzakerelerde de benzeri yaşandı. Ankara Rusya-Ukrayna görüşmelerinde de “Biz arabulucuyuz” diyerek taraflardan rol kapmaya çalıştı ancak görüşmeler İstanbul yerine Körfez Emirliği’nde yapıldı.
Peki, neden her iki taraf da Türkiye’yi, AKP iktidarını istemedi? Emekli büyükelçiye göre Erdoğan yönetimi rol alma isteğini büyük bir gürültüyle dile getirdiği, adeta davul-zurnayla bunu dillendirdiği için bu durum sorunun muhataplarını rahatsız ediyor.
İran’ın Türkiye’yi istememesinin bir diğer nedeni de elbette ki Erdoğan yönetiminin Amerikancı politikaları. ABD-İsrail’in Ortadoğu’daki emperyal tasarımında yer alan Ankara’ya paye verme niyetinde olmayan Tahran, Türkiye’nin “Sünni Dolunayı”nın bir üyesi olduğunun da bilincinde.
Amerikan emperyalizmi Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında şekillendirmeye devam ederken kimlikleri bir silah olarak kullanıyor. Yeşil Kuşak’tan İhvan Kuşağı ve Sünni Dolunayı’na siyasal İslamcılar-emperyalizm işbirliğinde değişen bir şey yok. Şekil değişse de öz aynı.


