Yeşilçam, Karaperde: Suphi Kaner’in önlenebilir ölümü
Suphi Kaner, sinemamızın önde gelen komedi oyuncularından biriydi. Otuz yaşında intiharıyla son bulan kısa yaşam öyküsü, yıldızlığı taşıyamayarak depresyona girmesiyle açıklanıp rafa kaldırıldı. Oysa öyküsünü emek-sermaye çatışması ekseninde okumak pekâlâ mümkün.

Ayşecan Ay
HAMALLIKTAN AKTÖRLÜĞE…
Suphi Kaner, 1933’te İstanbul’da dünyaya gelir. Babasının erken yaşta vefatı nedeniyle küçük yaşta çalışmaya başlar. Ayakkabı tamirciliği, elektrikçilik, marangozluk gibi işlerin ardından sinemada fındık fıstık satar. Sonraları sinemada yer göstericiliği yapmaya başlar. Eyüp Halkevi’nde sahneye çıkar. Sahne tozunu yuttuktan sonra soluğu Yeşilçam’da alır. Yapım şirketlerinin yazıhanelerinde, film setlerinde çalışmaya başlar. İşin “hamallığını” yaparken işi de öğrenir.
Kaner ilk olarak 1952’de kamera önüne geçer. 1959’da Ender Hanım’la evlenir, Aşkın ve Taşkın adında ikizleri olur. 1960 ve 1961’de onlarca filmde rol alır, ilk başrolünü ise 1962’de Gol Kralı Cafer filminde oynar. Doğal oyunculuk yeteneği ve zengin mimik yelpazesiyle nihayet kendini göstermiş, halk onu bağrına basmıştır. Kaner bununla yetinmeyip filmlerinde senaristlik ve yönetmenlik yapar. Daha da ileri gidip arkadaşı Kadir Savun’la birlikte Azim Film’i kurarak yapımcılığa adım atar.
Aynı dönemde içkiyle arasına mesafe koymak için kendi meşrebince çaba sarf etmektedir. Gazeteye şöyle ilan verir: “Sayın seyircilerim ve meslektaşlarım… 24.11.1961 tarihinden itibaren, on yıldan beri devamlı olarak içtiğim içkiyi, gerek sıhhatim ve gerekse dostlarıma karşı davranışlarımın anormalleşmesi bakımından bıraktım… Bundan böyle, her kim beni içki içerken veya içkili görürse kendilerine tarafımdan 1000 TL’sı ödenecektir. Hürmetlerimle.”
DİZGİNSİZ BÜYÜME
Bu sırada devlete göre sinema yalnızca vergi alınacak ve sansürlenecek bir alandır. Böylece sektör, para kazanmaktan başka bir amaç gütmeyen sermayenin insafına bırakılır. Ülke dağıtım bölgelerine ayrılır; seyircinin beklentileri gişeyi, gişe hasılatı ise bölge işletmecilerinin yapımcılardan talep ettiği filmleri belirler. Filmler bu siparişler üzerine çekilir; hangi “formül” tutarsa para getirmeyene dek tekrarlanır. Bu süreçte rağbet gören, dolayısıyla sürekli film çeken oyuncular yıldızlaşır. Bir yandan hayran kitleleri oluşur, bir yandan kaşeleri yükselir.
SENDİKA: “FİLM OYUNCULARI GİREMEZ”
Devlet, sinemadaki çalışma koşullarını düzenlemeye uzun yıllar yanaşmaz. Hiçbir iş kanununa tabi olamayan sinema oyuncuları serbest çalışan gibi kendi sigortalarını kendileri öderler. Başlarına bir şey geldiğinde yapımcı sorumluluk kabul etmez. Güvencesizdirler. Yıllar içinde örgütlenme girişimleri elbette olur, ancak bu örgütlerin üyeleri ya salon işletmecileri, yapımcılar ve film ithalatçıları ya da teknisyenlerdir.
1958’den itibaren sahneye Prodüktörler Cemiyeti girer. Yapımcıların kurduğu ve 1960’larda sektördeki iktidarını genişletme savaşına giren, fakat gücü bölge işletmecilerine yetmediğinden oyuncuları hedef alan bu birlik, özellikle 1963’e damgasını vuracaktır.
1963 YAZI
Birlik 22 Haziran 1963’te, bir film yıldızının yılda en fazla altı filmde oynayabileceğini buyuran bir açıklama yayımlar, çok geçmeden yıldız sistemini eleştiren bir başka açıklama yaparlar. Film bütçesinin çoğunun yıldızların ücretine ayrıldığını, bu nedenle filmlerin kalitesinin düştüğünü öne sürerler, ancak Nijat Özön’e göre bu dönemdeki yüksek yapım maliyetlerinin başlıca sebebi yıldız oyunculara ödenen paralar değil, “kervan yolda düzülür” anlayışıyla iş yapma, diğer bir deyişle çekim senaryosu veya iş takvimi olmadan iş yapılmasıdır.
Yapımcılar bu kaçak dövüş iktidar mücadelesinde güç gösterisi yapmak için Suphi Kaner’i seçer. Kaner ibret teşkil edebilecek kadar büyük bir yıldız; daha önce intihar girişiminde bulunduğu ve alkol sorunu bilindiği, ayrıca alt sınıftan geldiği için, cemiyet nazarında küçük ve kolay bir lokmadır. Meşum 1963 yazında Pesen Film’in sahibi Nevzat Pesen, Kaner’i cemiyete şikâyet eder: “Aktör Suphi Kaner, Pesen Film Şirketi ile akd ve imza ettiği 14.7.1963 tarihli mukavelesinde oynamayı kabul ettiği rolü filmin yarısında filmi bırakarak film şirketini maddi, manevi zararlara sokmuş ve anlaşma için Pesen Film’den bir miktar da para almıştır. Bu meseleden doğan ihtilafı halletmek için idare kurulumuzun yapmış olduğu mükerrer davetlere de icabet etmemiştir. Bahis konusu ihtilaf halledilinceye kadar aktör Suphi Kaner’e iş verilmemesini rica ederiz”. [Ender Hanım, eşinin hiçbir görüşme daveti almadığını söyleyecektir.]
Suphi Kaner’den, kadınları röntgenleyen Pencere Cemil adlı bir karakteri oynaması istenmiştir. “Beni ‘röntgenci’ rolüyle seyircilerimin karşısına çıkarmak istediler. Onu fark edince terk ettim. Beni seven seyircilerimin hanımlarına ben kötü gözle asla bakamam. Rol bile olsa bakamam” diyen Kaner’in açıklaması bugünden bakıldığında pek fazla anlam ifade etmeyebilir. Dolayısıyla söz konusu dönemde Yeşilçam seyircisinin oyuncular ile oynadığı rolleri özdeşleştirdiğini akılda tutmakta fayda var. Peki madem bu karakteri oynamak istemiyordu, en başta film sözleşmesini neden imzaladı? Rolü sözleşme aşamasına gelmeden reddetmemiş olması, Nijat Özön’ün eleştirisiyle örtüşür niteliktedir. Muhtemelen sözleşme imzalanırken ortada bir senaryo yoktu ve Kaner, oynaması istenen rolü belki de bilmiyordu.
Cemiyet, bu açık boykot çağrısından sonra üyelerine bir yazı daha göndererek Kaner’e filmlerinde rol vermemelerini ve 1 Eylül itibariyle, Kaner’in rol aldığı hiçbir filmi sinemalarında göstermemelerini ister.
Suphi Kaner 24 Ağustos’ta elinde bu son açıklamayla yürürken arkadaşı Afif Yesari ile karşılaşır. Yesari onu evine davet eder, akşam birlikte yiyip içerler. Kaner, “Beni öğlen 12’den önce uyandırmayın” diyerek 11’de yatmaya gider ve üç kutu Nembutal içerek intihar eder. Durum öğlen fark edilip hastaneye kaldırılsa da 25 Ağustos akşam saatlerinde yaşamını yitirir. 27 Ağustos’ta Şişli Camii’nden kalkan cenazesi protestolara sahne olur. Cenazenin ardından, Orhan Günşiray, Göksel Arsoy gibi rol arkadaşları seslerini yükseltir; kadın oyuncular istismar ifşalarında bulunur. Ne var ki bu cesurca isyanların soluğu uzun olmaz, devran dönmez.
NEYİN BEDELİ?
Sinema emekçilerinin çalışma koşullarına yönelik eleştirilerini sindirmeye çalışan cemiyet esasen dernek statüsündedir ve sahip olmadığı bir güç dayatmaya kalkışmıştır. Mimlediği oyuncuları görüşmeye çağıran, kendinde soruşturma ve cezalandırma hakkı gören cemiyet hukuka tamamen aykırı bir şekilde insanları çalışma hakkından mahrum edecek kadar ileri gitmiştir.
Suphi Kaner 1961 yılında Sinema dergisine verdiği bir röportajda, bir önceki sezonda yirmi sekiz filmde rol aldığını, bu filmlerin bir kısmında gece gündüz demeden çalışmaya zorlandığını, başkalarının hayatını canlandırırken kendi hayatını ihmal ettiğini ve bu durumun ona ruhsal olarak zarar verdiğini anlatır. Öyle görünüyor ki yapımcıların oyuncuları istismar ettiklerine dair eleştirilerini dile getirmesi, bununla kalmayıp kendi yapım şirketini kurması onu iyice hedef tahtasına koymuştur.
Suphi Kaner’in kısa yaşam öyküsü ve önlenebilir ölümü, son dönemde yayımlanan kıymetli araştırmalar sayesinde karanlıkta kalmaktan, resmî söylemden devşirilen kılıfı içinde örtbas edilmekten nihayet kurtuluyor.
Yazının uzun versiyonu ZeplinArt Dergisi’nin Ağustos 2024 tarihli 7. sayısında yayınlanmıştır.


