Yırcalılar, zeytin ağaçları ve sessiz müslümanlar
Yırca köylüleri yörelerindeki asırlık zeytin ağaçlarının yok edilmesini engellemeye çalışıyor.
Soma’ya bağlı Yırca köyüne yapılacak termik santrala yer açmak için bazıları iki yüz yaşındaki yüzlerce zeytin ağacı kökünden söküldü. Aynı zamanda İstanbul’da 3. Köprü ihalesini de alan şirket olan Kolin Şirketler Grubu tarafından. Hem bu kıyımdan rahatsız olan ve hem de termik santralın inşa edilmesini istemeyen köylüler şirketin özel güvenlik birimleri ile çatışma pahasına direnç gösteriyor.
Köylülerin gösterdiği direnişe rağmen Enerji Bakanı her ne pahasına olursa olsun santralın yapılacağını açıkladı. Kesilen ağaçların yerine daha fazlasının dikileceğini söyleyerek; üç beş ağaç için koparılan bu yaygara ne demeye getirdi. ‘Bizim yaklaşımımız çevre dostudur; üç beş ağaç söker; sonra yerine fazlasını dikeriz” dedi.
En hafif deyimiyle hoyratça bir yaklaşım bu. Doğa ya da bu gezegende varlık bulan hayat üzerine bilgimiz arttıkça bu hoyratlığın -sadece ağaçları değil- toplumsal hayatımızdan da neleri silip süpürdüğünü, ne kadar tahrip edici olduğunu, olabileceğini iyice fark ediyoruz. Ama toplumsal hayata musallat olan birer parazit gibi davranan insanlar için meselenin bilmekle ve bir şeyleri doğru anlamakla bir ilgisi olmadığı da çok açık. Tıpkı içine yerleştiği konakçısını sonunda öldüren ve kendi de ölen parazitler gibi onların da tek dertleri daha çok beslenmek.
ÇARESİZLİK
Yöre sakinlerinin protestosuna yer verilen bir TV programında söz alan bir köylü: “Eskiden tütün ekerek geçimimizi sağlardık. Sonra tütün ekmekten vazgeçin, zeytincilik yapın dediler. Şimdi de zeytinden vazgeçin diyorlar. Peki, biz ne yapacağız?” diye soruyordu.
Bölge sakinlerinin tarım yapma imkânının elinden alındığı, mevcut termik santrallerın yol açacağı kirlenme ile er veya geç tarımsal üretimin bütünüyle yok olacağı bu yerde yaşayan insanlar ne yapacak? Belli ki hayatta kalmak için termik santrala kömür sağlayacak madenlerde işçi olmaktan başka bir seçenek kalmıyor, bırakılmıyor Somalılara.
Geçmişte kendi geçimini temin eden insanlar güvencesiz bir yaşama doğru itiliyor. Küçük köylülük yok ediliyor Soma’da. Sonra aklınıza geliyor ve düşünmeden edemiyorsunuz: Soma faciası neden olmuştu? Facianın gerçek nedeni zayıf ya da hiç olmayan güvenlik önlemleri miydi sadece?
AŞIRI TÜKETİM
‘Termik santral gerekli; ne yapalım, enerji üretmeyelim mi?’ diyeceklere meselenin üretim tarafına değil tüketim tarafına odaklanmanın daha akıllıca olacağını söylemek istiyorum. Misal, her biri devasa birer enerji tüketim canavarı olan AVM’lerin gerekliliği hakkında biraz kafa yormak iyi olur.
İstinye Park isimli gözde alışveriş merkezinin ortalama büyüklükte kaç haneye bedel elektrik tükettiğini merak edelim mesela. O ışıl ışıl mekânların içinde gezmenin yüzlerce, binlerce zeytin ağacının kesilmesi veya dayanılmaz koşullara sahip madenlerde çalışan insanların canı pahasına olup olmadığını bir düşünelim.
Bilmek ve fark etmek meseleleri çözseydi…
MANEVİYAT
Geçmişte hiçbir hükümet döneminde olmadığı kadar büyük bir doğa yıkımı var ülkemizde. Ekoloji söz konusu olduğunda İslami kesimin söyleyecek bir sözü de, mevcut yıkıma hiçbir itirazı da yok. Maneviyat ve ekolojik düşünce arasındaki derin ilişki bu kesim için ne anlama geliyor? Bir şey ifade ediyor mu? Bilmiyoruz. Hemen her konuda fikir beyan eden insanların bu konulardaki sessizliğini neye yormalı?
Doğanın insan için ve insan eliyle düzenlenebilir bir şey olduğu sanılıyor. Oysa doğa hakkında hiçbir şey bilinmese de, iyi bir gözlemci bir süre sonra her şeyin, ya da başka bir deyişle her canlı türünün birbirine nasıl da sıkı bağlarla bağlı olduğunu anlar. İnsanı manevi yönden güçlendiren, huşu içinde bırakan bir deneyimdir bu. Muhafaza etmek, eskitmek, onarmak, refakat etmek, birlikte yaşamak ve yaşlanmak ile ilgili olup; üç beş ağaç söker ama yerine yenisini dikeriz tavrında vücut bulan münafıklıkla hiçbir ilgisi yoktur bu deneyimin.


