YÖK Başkanı’nın acelesi neydi?
Kimi siyasi hukukçular, üniversite öğrencilerinin türban takmasını serbest bırakan anayasa değişikliğini tartışırken Anayasa Mahkemesi’nin, Meclis’in yaptığı anayasa değişikliğini esastan...
Öyleyse bu değişiklik Anayasa Mahkemesi’ne niçin gitti.
Kararın açıklandığı günden beri kıyamet kopartılıyor.
İyi de bütün bunlar anayasa değişikliği hakkında dava açılırken niçin Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliğini karara bağlayamayacağı bu düzeyde tartışılmadı.
Biçim açısından bakacakmış!
Hangi biçim?
Dava biçim açısından açılmamış ki… Davacı, davayı anayasa değişikliğinin yürütmesinin durdurulması ve iptali için açmış…
Kaldı ki 411 milletvekilinin olumlu oy kullandığı değişikliğinin biçim açısından sorunu yok ki…
Dava açıldığından beri herkes kulağını dikmiş kararı bekliyor…
Dava
YÖK Başkanı’nın mahkeme kararını beklemeden, acilen üniversitelere türban genelgesi göndermesine, kimi üniversitelerin genelgeyi dikkate almasına bakılırsa “ret kararı” hesaba katılmamış.
AnayasamIz 3 maddeden İbaret
Bence Anayasa Mahkemesi’nin son kararıyla birlikte bizim anayasamızın değiştirilmesi teklif dahi edilemez diyen 4. Madde sayılmazsa üç maddeden ibaret dünyanın en kısa anayasası olduğu ortaya çıktı. Anayasada yazılı diğer maddelerin ise değiştirilmesi teklif edilemeyen maddelerin kanunu niteliğinde olduğu görüldü.
Bu yönden bakıldığında Anayasa Mahkemesi’nin kararında bir sorun yok!
Yasal durum bu.
AKP’nin bu sorunu aşabilmesi için 4. Maddeyi değiştirmesi gerekiyor!
Siyasi sonucunu ise bir rehberlik öğretmenimizin gönderdiği e-posta mektubundan öğrenebiliriz:
“…fikrimi değiştirdim.”
Okulumuzda 65 öğretmen var. Bunlardan sadece biri “türbanlı” insan olarak fena birine de benzemiyor. Bu konuda fanatik biri değilim; takacaksa taksın, beni ilgilendirmez. Böyle düşündüğüm için aynı görüşleri paylaştığım çoğu arkadaşımla ters düştüğüm anlar oldu. Onlar beni liberallikle suçladı, ben onları Kemalistlikle…
Anayasa Mahkemesi’nin türban kararı ve ardından yaşanan tartışmalar görüşümü değiştirmeme neden oldu: Karara tepki gösteren İslamcı yazar ve aktivistlerin, Tanrı’nın emrini beşerin değiştiremeyeceği yönündeki yaklaşımları türbanı savunanların insan hak ve özgürlüklerine ilişkin evrensel kurallardan beslenmediklerini gösteriyor. Hele hele Anayasa Mahkemesi’nin önündeki eylemcilerin sloganlarını dinleyince hepten fikrimi değiştirdim. Onlara göre türban, Tanrı’nın emri ve İslam dininin zorunlu kıldığı bir örtüdür.
Onların bu bakış açısı beni ürkütüyor: Hayatı düzenleme güçleri arttıkça bir gün bana “Sen de örtüneceksin!” demeyeceklerinden emin değilim. Artık bu adamların 3 Mayıs 1987’de Van 100. Yıl Üniversitesi öğrencisi Şirin Tekin’i; 2 Temmuz 1993’te
Artık türbanın özgürlük için istendiğine inanmıyorum.
Bundan dolayı Anayasa Mahkemesi kararını olumlu buluyorum.
Esma T. Rehberlik Öğretmeni İstanbul
***
İslamcılar Hüseyin Üzmez’i niçin üzmüyor?
Dİyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, 3 Haziran akşamı CNN’de gazetecilerin sorularını yanıtlarken İslam ahlakının kadın erkek ilişkilerinde yaş farkına cevaz vermediğini söyledi. Başkan, kadın erkek ilişkilerinde karşılıklı anlaşmanın İslam’ın temel prensiplerinden olduğunu da belirtti. Program yöneticisi Ahmet Hakan’ın “Ama ayetler…” sorusunu ise “İnternet sitemizdeki açıklamalarımızı okumalısınız” diye yanıtladı.
Diyanet İşleri Başkanı’nı dinlerken aklıma, “Din tutkumdan, ipe götüreceklerini bilsem vazgeçmem” diyen Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in tecavüz ettiği iddia edilen(!) kız öğrenciyle arasındaki yaş farkı geldi: 64.
Tanrı, Üzmez’i cezalandırmak için bu farkı yeterli görür mü bilmem… Ancak bu olayı olmamış sayıp görmezden gelmesine bakılırsa Vakit gazetesi için 64 yılın yeterli bir fark olmadığı anlaşılıyor.
İslam ahlakından beslenen İslamcı Vakit gazetesinin bu olayı görmezden gelmesi, ya İslam ahlakını benimsemediğini ya da yazarını koruduğunu gösteriyor.
Burada bir saniye soluklanıp İslamcı çevrelerin CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın (Üslubundan anlaşıldığı kadarıyla önceden tanıdığı) bir vatandaşa Hacca gitmemesini öneren sözlerine gösterilen tepkilere bakalım:
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, Önder Sav’a “İmanın yoksa bile dine saygılı ol” diyor; Vakit ise bu açıklamayı sekiz sütunluk manşet yapıyor.
AKP Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ ise, “Alemlerin Serveri Peygamberimiz Hazret-i Muhammed sallallahü aleyhi ve selleme edep dışı, terbiye dışı bir ithamda bulunuyor” diyerek Sav’ı ve parti olarak CHP’yi özür dilemeye davet ediyor.
İslamcı çevrelerin bu iki olay karşısındaki tutumu oldukça dikkat çekici:
İslamcılar, döneminin en saygın gazeteci yazarlarından birini (Ahmet Emin Yalman) vuran, Müslüm Gündüz’ün Fadime Şahin’e tecavüz etmesine yataklık yapan, bir üniversite öğrencisiyle yaşadığı “aşk” ilişkisini kitaplaştıran ve son olarak yoksulluğundan yararlanarak 14 yaşında bir kız öğrenciye tecavüzden gözaltına alınan Üzmez’i kınamak bir yana millete akıl versin diye gazete yazarı, tv yorumcusu; memleketi yönetsin diye parti genel başkan adayı, ülkenin sağlık sorununu çözsün diye sağlık bakanlığı müşaviri yapıyor.
İslamcılar “kol kırılır yen içinde kalır”mı demek istiyor?
***
LAFMACUN
Cemaat ve tarikatlar açısından sorunsuz bir Türkiye’de yaşadığımızı iddia edebilir misiniz?
Cemaat ve tarikatlar bin yıldır bu toprakların bir gerçeği iken onları yok saymak, yeraltına itmek, bu ülkede din özgürlüğü, vicdan özgürlüğü alanlarında sorun yaratmıyor mu?
…
İşte bu nedenlerle, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Avrupa Parlamentosu’nda "Türkiye’de Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor" demesine bu denli tepki göstermek yanlıştır, ölçüyü kaçırmaktır.
Hasan Cemal
Milliyet 5 Haziran 2008

