Yoldaşlık ölümde de yaşamda da önemli
Yoldaşlık ölümde de yaşamda da önemli! SBF-DER’liler olarak yirmi yıla yakın bir süredir her 1 Mayıs’ta kutlama alanına gitmeden önce sabah erkenden Feriköy Mezarlığında buluşuyoruz. Önce Ali Fuat’a ardından Behçet’e selam veriyoruz. Son 10 yıldır bu selamlaşmaya Gezi Direnişi’nde öldürülen 14 yaşındaki Berkin Elvan da eklendi. Ve Sedat Göçmen de artık ilk kez “gelen” değil “bekleyen” olarak bu anmanın bir parçası.

Ali Fuat Okan'ın SBF-DER'li dostları
1 Mayıslarda çok canımızı yitirdik biz. Hepsi de şairin deyişiyle “vazgeçilmez cihan parçası”ydı. O cihan parçalarından biri de 1 Mayıs 1976’da faşistler tarafından vurulan üniversite öğrencisi Ali Fuat Okan’dı.
Devrimciler ölümsüzdür! Onlar vurulur, asılır, işkencede yaşamlarını yitirir, hayata gözlerini yumar, gözaltında kaybedilmedilerse cenaze törenleri yapılır, mezarları bile olur. Ama resmî kayıtlara “ölü” olarak geçseler de onlar gerçekten ölmezler! Hatta bazı “diri”- lerden daha canlı şekilde yaşarlar! Ve sonsuza kadar nefeslerinin durduğu yaşta kalırlar. Tıpkı Ali Fuat Okan gibi. Onu 1 Mayıs 1976’da vurdular!
Ali Fuat’ı anlatmak, 1 Mayıs’ı da anlatmak demek. 1 Mayıs, çalışanların insanca yaşama koşulları talebiyle ortaya çıksa da ve “İşçi ve Emekçi Bayramı” olarak anılsa da aynı zamanda “birlik, dayanışma ve haksızlığa karşı çıkmak” anlamına geliyor. O nedenle de tüm dünyada devrimci ve demokratlar için çok önemli.
1 Mayıs’ın Türkiye’deki tarihçesi epey karışık ve kanlı! İlk kez 1923’te resmen kutlanıyor ama sonrasında yasaklamayla geçmiş uzun yıllar var. 1976’da DİSK, 1 Mayıs’ı ilk kez çok kitlesel olarak Taksim’de kutlamaya karar veriyor. Böyle bir günde orada olmak isteyen Türkiye’nin her yerinden binlerce insan İstanbul’a akın ediyor. Bunların arasında Ankara’dan otobüsler dolusu gelen üniversite öğrencileri de var. 8 Nisan’da faşist saldırıda öldürülen devrimci öğrenciler Hakan Yurdakuler, Burhan Barın ve Eşari Oran’ın acısı daha çok taze. Bütün memleketin ağır yükünü omuzlarında hisseden gencecik çocuklar 1 Mayıs’ı kutlamak kadar yitirdikleri arkadaşlarına duydukları sevgiyi ve faşizme karşı öfkeyi de haykırmak istiyorlar.
Devrimci ve demokrat binlerce öğrenci AYÖD (Ankara Yüksek Öğrenim Derneği) pankartının ardında toplanarak Dolmabahçe’den Taksim’e yürüyor. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuyan SBFDER’li öğrenciler kortejin en önünde. Aralarında Ali Fuat Okan da var. Ali Fuat, liseyi Darüşşafaka’da bitirip Siyasal’a gelmiş. Henüz ikinci sınıfta bile AYÖD’ün denetleme kurulu, SBFDER’in de yönetim kurulu üyesi olacak kadar da örgütlü ve bilinçli. Okul arkadaşı Füsun Çiçekoğlu, Ali Fuat’ı insana hemen geçiveren neşesiyle hatırlıyor.

“Siyasal'a 1974’te girdiğimde tanıştığım üç Darüşşafakalı arkadaşla birlikte Aşama dergide düzelti yapmaya başlamıştık. Bu arkadaşlardan biri Ali Fuat'tı. Ali Fuat, Necatibey Caddesi’ndeki bir apartmandaki Aşama dergi bürosunun bir odasında masanın etrafına toplandığımızda ince esprileri, dudağının kenarına iliştirdiği gülümsemesiyle kendimizi çok ciddiye aldığımız, asık suratlı zamanlarımızın neşesiydi. O masanın üzerine serilen gazetelerdeki haberler, sabahları simit ve çaylara, öğlenleri daracık mutfakta nöbetleşe yaptığımız menemenlere altyazı olur, Ali Fuat’ın bir cümlesiyle başlayan gülüşmelerimize eşlik ederdi. O günlerde gazetelerdeki haberler henüz arkadaşlarımızın soluk fotoğrafları altındaki 1950’li doğum yıllarının ardından gelen 1970’li yıllardaki ölüm tarihlerini çok da sıklıkla vermiyordu henüz, demek ki, gülebiliyorduk birlikte… Masadaki gazeteler kaldırıldıktan, gülüşe ve ahenkli sohbetlere ara verdikten sonra düzelti görevimizin başına otururduk. Lenin’in Materyalizm ve Ampiryokritisizm, Gerici Bir Felsefe Üzerine Eleştirel Notlar kitabının çevirisinin düzeltisinin ne kadar ağır bir görev olduğunu kavrıyor muyduk emin değilim ama her bir cümlenin çeviri veya yazım hatalarından arındırılması için büyük bir ciddiyetle işe koyuluyor, kahkahaları çay ve menemen sohbetlerine bırakıyorduk”
Yıllar sonra yapılan kitlesel 1 Mayıs kutlaması coşkulu ve olaysız geçiyor. Ancak kalleşlik o günün gecesine pusu kurmuş! Fındıkzade’deki Niğde Yurdu’nda konaklamaya giden öğrenciler faşistlerin baskınına uğruyor. Henüz 21 yaşındaki Ali Fuat işte burada can veriyor. Saldırı sırasında onun yanında olan okul arkadaşı Yunus Isın o uğursuz geceyi şöyle anlatıyor.
“Akşam yurttan çıkıyoruz. Hava kararmış. İstanbullu bir arkadaş bizi otobüs durağına getiriyor. Fındıkzade Meydanı’nda otobüs bekliyoruz. Ansızın elektrikler kesiliyor, meydanın lambaları sönüyor. Ardından sırtımıza kurşun yağıyor. Dağılıyor ve yere yatıyoruz. Sesler kesiliyor, karanlıkta birbirimize bağırıyoruz. “Ülkü, Hamdi, Mehmet Ali …” İsimlerini saydığımız arkadaşlar ses veriyor. “Ali Fuat nerede” diye bağırıyor bir arkadaş. Ali Fuat yatıyor biraz ileride, koşuyoruz, hareket etmiyor. Karanlıkta meydan bomboş kalmış. Biz şaşkın bağırıyoruz koşuyoruz, atlıyoruz bir taksinin önüne, durduruyoruz. Ali Fuat’ı yatırıyoruz taksinin arka koltuğuna. Yaşıyor, ama konuşmuyor.
Taksi uçarak gidiyor Cerrahpaşa Hastanesi’ne. Hemen acil servise alıyorlar. LİSE DER’li bir arkadaş var yanımda. Bekliyoruz kapıda. Ne kadar bekliyoruz hatırlamıyorum. Genç bir asistan çıkıyor dışarı, “Kaybettik maalesef” diyor. Her şey yok oluyor zihnimde. Bir boşluk, simsiyah… Acı… İçim yanıyor… İçimiz yanıyor… Dağlanıyoruz… Kanıyoruz…”
Taksim’deki 1 Mayıs’a katılmak isteyen ancak “görevli” oldukları için Ankara’da kalmak zorunda olan çok sayıda öğrenci var. İstanbul’dan güzel haberler beklerken gelen kara haber hepsini sarsıyor. Ali Fuat’ın yurt arkadaşı Ferit Çengelli o günü şu sözlerle anlatıyor:
“1976’nın 1 Mayıs’ında Cebeci’deki yurtlardan birçok arkadaş İstanbul’a mitinge gideceğinden ortalık boşalacaktı. Herkes mitinge gitmeye istekli olsa da olası bir faşist saldırı ya da yurt işgali gibi gelişmelere karşı bir grup arkadaşın bölgede kalması gerekiyordu. Kalanlar arasında ben de vardım, canımız biraz sıkılsa da görev, görevdi. Giden arkadaşları yolcu ettik. Aynı gün, O’nun ölüm haberini aldığımızda donakalmıştık. Daha önce de öldürülen arkadaşlarımız olmuştu, ama bu kadar yakınımızda, içimizde olan okulda yurtta her gün beraber olduğumuz bir can arkadaşımızı kaybetmenin acısını ilk defa yaşıyorduk.”
O acı, üzerinden 49 yıl geçse de bir yürek sızısı olarak hep devam etti. Üstelik öldürülen başka genç arkadaşların acıları da üstüne eklendi.
Ama Ali Fuat hiç unutulmadı. Yoldaşlarının, arkadaşlarının ve toplumsal mücadelenin hafızasında yaşadı. Hatta birçok arkadaşı doğan evlatlarına onun adını koydu.
Ali Fuat’ın adını çocuğuna verenlerden birisi de Behçet Dinlerer. Ama Behçet, oğlunun büyüdüğünü göremedi, çünkü o da 13 Aralık 1980’de Ankara Emniyeti’nde gördüğü işkencelerle öldürüldü. Onları ölüm bile ayıramadı ama… Oğlu Ali Fuat’a doyamayan Behçet, Feriköy Mezarlığı’nda arkadaşı Ali Fuat’ın az ötesinde yatıyor! Kısa bir süre önce Ali Fuat ve Behçet’in yanına yıllar önce birlikte devrimci mücadele yürüttükleri yakın bir arkadaşları da katıldı. Fırtınalı Denizin Yol’cusu Sedat Göçmen’in cenazesi 30 Ocak 2025’te arkadaşlarının bulunduğu mezarlıkta toprağa verildi. Şimdi üç arkadaş, yaşarken olduğu gibi sonsuz uykularında da birbirlerine yoldaşlık ediyor.
Aslında pek çok devrimci ve demokratın mezarı var Feriköy’de. Mihri-Sevim Belli çifti, Şefik Hüsnü, Mehmet Bozışık, Reşat Fuat Baraner ile yazar Suat Derviş çifti, Süleyman Cihan, Didar Şensoy, Helin Bölek bizim bilebildiğimiz ve andığımız isimler.
Yoldaşlık ölümde de yaşamda da önemli! SBF-DER’liler olarak yirmi yıla yakın bir süredir her 1 Mayıs’ta kutlama alanına gitmeden önce sabah erkenden Feriköy Mezarlığı’nda buluşuyoruz. Önce Ali Fuat’a ardından Behçet’e selam veriyoruz. Son 10 yıldır bu selamlaşmaya Gezi Direnişi’nde öldürülen 14 yaşındaki Berkin Elvan da eklendi. Ve Sedat Göçmen de artık ilk kez “gelen” değil “bekleyen” olarak bu anmanın bir parçası. Perşembe günü yani 1 Mayıs’ta da bu geleneği sürdürdük. Feriköy’e gittik ve Ali Fuat’a, Behçet’e. Sedat’a ve Berkin’e “rahat uyuyun dostlar, sizi unutmadık” dedik. Onlara selam verdik, onların selamını da daha sonra 1 Mayıs alanlarına götürdük.
Ali Fuat’ın 49 yıl önce 1 Mayıs kutlamalarında Taksim’de yaşadığı coşkuyu bizler ne yazık ki bu yıl da yaşayamadık. Çünkü Taksim yine yasaklıydı! Meydanlar yasaklansa da insanın kalbine, düşüncesine yasak vurulamaz ki! Elbette asıl sahipleri bir gün o yasakları da aşıp meydanlara çıkacak. Ve o gün geldiğinde Ali Fuat ve yitirdiğimiz tüm devrimciler, fiziksel olarak görünmese de biliyoruz ki en önümüzde duracak.
İçiniz rahat olsun dostlar… Adınız da mücadeleniz de bize emanet!


