Yüzler ve öyküler

Zafer Manisa Simet
Yıllar önce üniversitedeyken, 1982'de 2. Sınıftaydık sanırım sevgili hocamız Üstün Dökmen bir çalışma yapmıştı bizlerle. İnsan yüzlerinden duyguların değerlendirilmesiyle ilgili. Fotoğraflardaki yüz ifadelerinden mutlu mu, mutsuz mu, öfkeli mi, neşeli mi, bıkkın mı, umutlu mu, memnun mu, hayal kırıklığı mı yaşıyor vs...diye. Gördüğümüz yüzlerden okuyabildiklerimizi yazmamız istenmişti. Bu yazıya başlarken o çalışma geldi aklıma, zira yaklaşık 30 yıllık çalışma hayatımda özellikle kadınların çoğunlukta olduğu sayısız danışanım oldu. Ve işte o yüzler, kendi öyküleriyle birlikte hâlâ geçmekte gözlerimin önünden...
Dünyanın her yerinde kadınların hem ortak hem de yaşadıkları coğrafyaya, kültüre, aileye bağlı olarak son derece kendine özgü dertleri, tasaları, ağır sorunları var...Almanya'ya geldikten, burada da çalışmaya devam ettikten sonra gördüm ki tüm bunlara, bu ülkede göçmen oluşun da eklendiği; kendi dinamiğini oluşturduğu bir gerçeklik var! Göçmen Kadınlar ve Yaşam gerçekliği..!
Burada doğan, büyüyen, okula giden, meslek eğitimli ya da üniversiteden mezunlar da yaşıyor sorunlar, diğerleri de. Yani sonradan evlilik ya da öğrenim nedeniyle gelenler de... Çok küçük yaşta eğitim hakları elinden alınıp, yaşları büyütülerek yakın akraba çocuklarıyla evlendirilenler; inanılması güç ama ölen kuzeninin kimliği ile getirilmiş olanlar...Anımsarken şimdi bunları, yüzler, öyküler ve o yüzlerin anlattıkları öyle çoğalıyor ki...
Zorlukları, böylesi acı ve inanılmaz öyküleri yaşayanlar denli bunlara tanıklık edenler; profesyonel destek verenler de yeterince dayanıklı, güçlü ve dayanışma içinde olabilmeli ki değişim ve dönüşüm başlayabilsin...
Gerek psikolojik danışman olarak çalıştığım kurumda, gerekse kendi yazdığım kadın çalışma grubu projeleri için iş birliği yaptığım diğer kurumlarda en birincil hedefim anneler ve çocuklar oldu...
Evden kendileri için de bir şeyler yapabilme isteğiyle çıkan annelerin, başka ülkelerden-kültürlerden anne ve çocuklarla buluşması, kaynaşması, dillerini geliştirmesi, çeşitli kurslardan haberlerinin olabilmesi, farklı uzmanlardan bilgi alabilmesi, hemcinsleriyle yakınlaşıp dayanışması ve kendi varoluşlarını gerçekleştirip ona sahip çıkabilmesi için destek vermeye, yardımcı olmaya çalıştım...
Yine kurum içinde de psk. danışmanlığa ek ve bağımsız olarak, kadınların haftada bir gün akşamları 4 saat boyunca katıldıkları; sosyal, kültürel, ruhsal yönden destekleyici çalışmaların yapıldığı projelerim de yıllar boyunca devam etti...Günlük müze ziyaretleri, şehir turu, söyleşiler, tiyatro ve sinema etkinlikleri, canlı müzik eşliğinde ve iki dilde yapılan sunumlar ya da edebiyat akşamları... Hepsi, her şey kadınların sosyal yaşamda kendi yerlerini bulmada, kendilerini gerçekleştirip ben de varım diyebilmelerinde, geliştirebilmelerinde bir katkı ve destek olsun diyeydi... Kadın kadına, göçmenlik olgusu içinde de yurt olabilsin diyeydi...
Hayat zor! Evet, hem de çok zor...Hele bunca acı, yokluk, haksızlık, adaletsizlik, hak ve hukuk ihlalî, gelecek kaygısı, güvenlik endişesi, dünya barışı tehditi ve dayanması güç sosyo-politik, ekonomik, psikolojik gerçeklikler varken... Dünyanın birçok yerinde bunca dert varken, benim bir tasam, korkum, derdim yok, çok mutluyum bana ne başkalarından demek; sağlıklı, duyarlı, tutarlı, onurlu, sorumluluk sahibi ve erdemli bir insanın tutum ve davranışları olamaz elbette. Ama hayat eşittir ha gayret, en çok da biz kadınların sahiplendiği bir cümle diye düşünüyorum...
Erkek hasarlı kadınlar diye tanımlamıştım bir gün, danışmanlığını yaptığım kadınların sorun gruplarına bakarak. Burada tüm kadınları ya da erkekleri kastetmiyorum elbette ama gerçekleri de görmezden gelemeyiz...
Ülkemizdeki kadınlara ve çocuklara yönelik şiddete baktığımızda ve göçmenlerin yaşadığı ülkelerde de olanları düşününce, hangi duyguları okumak mümkün olabilir ki yüzlerimizden..?
Evet bizler, bu alanda çalışan herkes, sadece isminin önündeki etiketle değil; zihninin, yüreğinin, kişiliğinin ve karakterinin özellikleriyle de hareket ettiğinde değişir ancak bir şeyler.
Dünyanın neresinde olursak olalım, hem kendimize hem dünyaya hem de insanlığa olan sorumluluğumuzu, borcumuzu unutmayalım..! Bir şeyler yapmaya gayret etmek, hiçbir şey yapılmamasından iyidir ve gereklidir. Herkese yardım edemeyiz ama edebildiğimiz kadarına bile olsa, esirgemeyelim bunu onlardan. İnsanlara tümden ve radikal bir şekilde değiştirilmiş yeni bir yaşam, yaşama modeli, kimlikler, kişilikler kazandıramayız. Ama onların hayatı algılama, yorumlama ve yeni adımlar atabilmesinde yardımcı olabiliriz. Kültürel, ruhsal, zihinsel ve fiziksel olarak beslendikleri alanları çoğaltma ve değiştirmelerinde; yeni öğrenmelere ve mesleklere yönlendirmede cesaret ve güç verip; ev bütçesine katkıda bulunmak, daha bağımsız yaşayabilmek için olanak ve olasılıkların adresini gösterebiliriz. Eğitimli, bilinçli, kendini gerçekleştirebilmiş bir kişilikle hayatlarında fark yaratabileceklerini; böyle de çocuklar yetiştirebilmenin önemini yapacağımız çalışmalar ile benimsetmek daha bir mümkün sanki. Bazen pişman olsak da, kendimizi iyi hissetmesek de, yorulsak da, yıpransak da sadece bireysel değil; toplumsal, hatta dünyanın, doğanın, insanlığın ve tüm canlıların iyiliği için de bir şeyler yapabilme çabasını yitirmeyelim. Umut bazen, taşların arasından bize selam verip gülümseyen bir mor menekşe de olabiliyor. Herkes, her şey geçici ama insanlara neler hissettirdiğimiz kalıcı. Söylediğimiz bir söz, sıcak bir kucaklaşma, anlayışlı ve insanca bakan bir çift göz, içtenlikle kulak veriş, okuduğumuz bir kitap, bir şiir, bir müzik melodisi, bir ben buradayım sözü daha dayanıklı, esnek, güçlü, güvende ve dönüşmeye hazır hale getirebilir insanı.
Ve şunu da eklemek isterim ki, kadın kadına eğer istenirse yurt da olabilir, kurt değil..! Ne olur bunun için çabalasak..? Ayrıca masaldaki kurdu masala geri yollayabiliriz, orada kalsınlar..!
Ben şimdilerde eskisi gibi yoğun ve aktif çalışamasam da inanın hâlâ çok şey var yapılacak...
Bir 8 Mart'ı daha kadın ve insan olmanın; kendini istediği gibi gerçekleştirebilmenin bilinciyle karşılayabilmeyi diliyorum.
Kadınların daha özgür, donanımlı, huzurlu, güvende, emeklerinin karşılığını alabildiği; barışın, adaletin ve insan onurunun gözetildiği, dayanışma dolu günlerde yaşaması dileğiyle...
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününüz Umudunuzca Olsun..!


