Google Play Store
App Store

Antep’te Zeugma Film Festivali, İstanbul’da Suç ve Ceza Film Festivali, İzmir’de ise Akdeniz Sinemaları Buluşması gerçekleşirken festivallerin bağımsızlığı gündeme geldi.

Festivallerin bağımsızlığı konusundan daha önce bu köşede söz etmiştim. Ne var ki Nuri Bilge Ceylan’ın İran’da Fajr Film Festivali’nin Jüri Başkanlığını kabul etmesi üzerine bu tartışma yeniden gündemimizi işgal etmeye başladı. Tam da bu sıralarda ülkemizde üç bağımsız festival düzenlendi. Dilerseniz önce bu festivallerden söz edelim. İlki 26-30 Kasım tarihleri arasında Gaziantep’te gerçekleşen 12. Zeugma Film Festivali. Sanırım ilk yıllarından birinde bu festivale davet edilmiş, festivali düzenleyen Kırkayak Kültür Derneği’nin kurucuları ile tanışmıştım. Gaziantep’te bir festival yaratılması beni çok heyecanlandırmıştı. Çünkü, sinema tutkularını yakından tanıdığım iki Antepli, Onat Kutlar ve Ülkü Tamer’e verilecek en güzel armağandı bu. Sevgili Onat, Sinematek’in kuruluş yıllarında Anadolu’nun farklı kentlerindeki oluşumlara destek vermeyi görev bilmişti. Onlardan biri de Gaziantap’teki Sinema Kulübü idi. Ne yazık ki, iyi niyet yeterli olmuyordu, bir süre sonra Antep’ten haber alamaz olmuştuk.

ZEUGMA FİLM FESTİVALİ

Kırkayak Kültür Derneğini bu bayrağı alıp, yükseğe taşımaya çalışan bir avuç genç aydın kurdu. Ve karşılarına çıkan türlü engellere karşın 12 yıldır yaşatmayı başardılar festivallerini. Zeugma Festivali Dünya Sinemasından da güzel bir seçki sunmuş. “Hind Rajab’ın Sesi”, “Görünmez Kaza”, “Senden Geriye Kalan“ gibi izlemeye değer yapımların yanı sıra, sinemamızdan “O da Bir Şey mi”, “Buradayım İyiyim”, “Ev” gibi son yılın önemli yapımları ve Goethe Institut’un KİNO 2025 Alman Filmleri seçkisi de yer alıyor programda. Gaziantep gibi tarihi ve turistik değerleri ile öne çıkan, ciddi bir kültürel birikime sahip olan bir kentte uluslararası bir film festivalinin yapılması önemlidir. Festivalin daha da güçlenmesi adına Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği almasının gerekliliğine inanıyorum.

SUÇ VE CEZA FİLM FESTİVALİ

İstanbul’da Adalet ve Sinema Derneği tarafından 15.si düzenlenen Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali ülkemizin bir başka bağımsız festivali. 27 Kasım’da başlayan festival 2 Aralık akşamı sona erecek Sinema Onur Ödüllerinin Çinli yönetmen Wang Xia oshuai ve değerli oyuncu Rüçhan Çalışkur’a, Akademik Ödülün Prof. Dr. Turgut Tarhanlı’ya, Sinemaya Katkı Ödülünün İşçi Filmleri Festivali’ne verildiği festivalde Adalet Savunucusu Ödülü de Filistinli yönetmen Rashid Masharawi’nin oldu. Festivalin Filistin’le Dayanışma bölümünde Masharawi’nin girişimleri ile gerçekleştirilmiş yedi kısa, bir uzun metraj film yer alıyor. Alin Taşçıyan tarafından hazırlanan Uluslararası Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması seçkisinde yer alan filmlerin çoğunluğu Türkiye’de ilk gösterimini yapıyor.

AKDENİZ SİNEMALARI BULUŞMASI

İzmir’de Kültürlerarası Sanat Derneği’nin düzenlediği ‘Akdeniz Sinemaları Buluşması’ ilk üç yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile düzenleniyordu. Dördüncü yılına geldiğimizde, yeni belediye başkanının festivallere destek vermeme (bunlar yerine, Yılbaşı Festivali, Sevgililer Günü Festivali, v.b. etkinlikler düzenleme) kararı üzerine, bu yıl festivali bağımsız olarak düzenleme kararı aldık. 26 Kasım’da başlayan festivalde dokuz film gösteriliyor. Filistinli ve İsrailli dört sinemacının birlikte çektikleri 2025 En İyi Belgesel ödülü sahibi “Gidecek Yer Yok” ile başlayan gösterimler Tunuslu-Fransız yönetmen Erige Sehiri’nin “Vadedilmiş Gökyüzü” adlı son filmi ile sürdü. Sehiri’ye 2025 Henri Langlois Ödülü’nün verildiği festivalde, Mısırlı İsveç vatandaşı Tarık Saleh’in ve Lübnanlı Cyril Aris’in 2026 Oscar’larına aday gösterilen filmlerinin yanı sıra, İtalya, Fransa ve Türkiye’den filmler yer aldı. Festival bugün İtalyan Kültür Merkezi’nde (Casa Italia) gösterilecek Orhan Eskiköy’ün “Ev”i ve Mario Martone’nin “Fuori” filmleri ile sona erecek. İzmir Kalkınma Ajansı işbirliği ile gerçekleşen ortak yapım atölyesinde Tunus, Lübnan, Suriye, İtalya ve Türkiye’den sinemacılarla verimli bir çalışma gerçekleştirildi. Festivale destek olan kuruluşlar, Institut français, İzmir İtalyan Konsolosluğu, İtalyan Dostluk ve Kültür Derneği, Mövenpick Hotel, Atlas Otel, Alliance Restoran’a ne kadar teşekkür etsek az. Onlar olmasa bunu gerçekleştiremezdik.

Erige Sehiri

NURİ BİLGE CEYLAN’A KATILIYORUM

Olağanüstü çaba ve büyük fedakarlıkla gerçekleşen festivallere saygımız büyük, ama Kültür Bakanlığının ya da yerel yönetimin desteği olmadan festival yapmak gerçekçi bir şey değil. Tıpkı bağımsız film yapma serüveni gibi. Bugün Bakanlık desteği olmasa kaç bağımsız film yapılabilirdi? Bağımsızlığımızı koruyarak merkezi otorite ve yerel yönetimlerle işbirliği yapmanın gereğine inanıyorum. Festivaller yeni kuşakların beslenmesi için en elverişli ortamlardan biri. Siyaseten farklı düşünsekte bazı ülkelerdeki film festivallerine olumlu yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle İranlı muhalif sinemacıların ve ülkemizden bazı arkadaşların Fajr Film Festivali’nde jüri başkanlığını kabul eden Nuri Bilge Ceylan’ı eleştirmelerini doğru bulmuyorum.

“İran’da yaşayan ve koşulları ne kadar zor ve karmaşık olursa olsun film çekmeye ve bir çıkış yolu aramaya devam eden film yapımcıları, bu tür buluşmalara ve umuda diğerlerinden daha çok ihtiyaç duyuyor. Bir festivali boykot etmek elbette bir direniş biçimi olarak anlaşılabilir, ancak orada yaşayan insanları gösterilecek filmlerden veya bu tür karşılaşmalardan herhangi bir nedenle mahrum bırakmak onları cezalandırmak gibi geliyor ve bu bana doğru gelmiyor. Günümüzde devlet desteği olmadan varlığını sürdüren neredeyse hiçbir festival yok“ diyen N. B. Ceylan’a katılmamak elde değil; Festivalleri öldürmeye değil yaşatmaya çalışmalıyız… NBC’nin sözleri o kadar açık ki, farklı bir şey söylemek yerine sözü ona bırakayım: “Eğer festivalleri ve orada yaşayan sanatseverleri hükümetlerin günahlarını yüklenmeye zorlayacaksak, dünyada çok az festival boykottan muaf kalacaktır. Festival katılımı, hükümetlere destek olarak değil, siyasi rejimlerin halklar arasında yarattığı sınırları aşmanın ve kültür ile sanatı siyasetin üstünde tutmanın yolu olarak yorumlanmalıdır."