Zor sabahlar…
İki bakanın değişmesi memlekette epey tartışmaya neden oldu, Meclis’te de “çatışma”ya… Adalet ve İçişleri gibi iki kritik bakanlıktaki değişimi erken seçime hazırlık olarak yorumlayanlar da oldu. Ancak, yaygın değerlendirme ve kabul iktidarın sertleşme dozunu artıracağı şeklindeydi.
Ben de iktidarın erken seçimi olabilecek en geç tarihte yapacağını düşünenlerdenim. Bakanların değişimi konusunda da yaygın “sertleşme” değerlendirmesine katılıyorum.
Özgür Özel bu saptamayı gayet veciz ifade etti: “Yarın sabah bu sabahtan daha zor bir sabah olacak. Buna kimsenin şüphesi olmasın!”
Her gün bir öncekinden daha zor sabaha uyanacağız. Otoriterliğin doğasında bu var. Ben de buna şaşırmayı ve sanki hayatın “olağan” aktığı bir ülkedeymişiz gibi değerlendirmeler yapmayı anlamıyorum.
Savcılık ya da yargıçlıktaki “performans”ın birilerini Adalet Bakanlığı’na taşıması da bize özgü değil, dünyada başka örnekleri var. “Lawfare” varsa, bu da var!
Meclis’teki “çatışma”, “yumruklaşma”, “saldırı” -hangi taraftan bakar ve adını nasıl koyarsanız koyun- yalnızca bizde ya da ilk kez yaşanan bir olay değil. Ancak, olayın kendisine dair açıklamalarda, yine rejimin otoriter niteliğine uygun ve şaşırtıcı olmaması gereken değerlendirmeler oldu: İktidar cenahından, boksör paylaşımlarıyla, Meclis’teki şiddeti meşrulaştıran, ona övgüler düzen, “az bile” denilen açıklamalar yapıldı.
Bu yeni işte! Meclis çatısı altında şiddet kullanımını hiç gizleme saklama gereği duymadan övmek, taraf olup bir tavır alsan bile bunu şiddeti de kınayarak yapmamak, yeni!
Erdoğan da Ana Muhalefet Lideri’ne “Özgür” diye seslenerek, savrulan yumruklara ve kanayan burunlara hiç değinmeden, yemin engelleme girişimini faşizm olarak niteledi. “Bu gidişi durdurmaya sizin ne eliniz ne gücünüz yetmez! (Doğrusu: yeter)” diyerek de CHP’ye “rahat dur” çağrısı yaptı!
Memleketin bir “gidiş”i var ve bu iki bakan atamasıyla başlamadı. Ancak, atanan bakanların CV’leri bu gidişte vites artırılacağının ve daha “zor sabahlar”a uyanılacağının işareti.
Yeni Adalet Bakanı’nın İstanbul pratiğini ülke geneline yayacağını öngörmek zor değil! Muhalefet “zor sabahlar”a uyanırken uyum içinde çalışacak iki bakan var.
Özel, zor sabahlara uyanacağız saptamasının ardından “Teslim olmayacağız, umutsuzluk yok. CHP kararlılıkla mücadelesini sürdürecektir” de dedi.
Uyanacağımız sabahların zor olmaması için yalnızca CHP’nin “kararlı mücadelesi” yetmez. Bağımsız, demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti için; özgürce, barış içinde bir arada ve karnı tok sırtı pek yaşayan vatandaşların cumhuriyeti olmak için toplumsal muhalefetin tüm kesimlerinin birleşik mücadelesi şart.
Birleşik mücadelenin en önemli engeli siyasal öznelerin/partilerin “kontrol” kaygısı/saplantısı oluyor. Birleşik mücadele olsun, ama benim kontrolümde olursa olsun!
Bu hastalık hepimizi, hepimizin hayalindeki geleceği öldürür. Birleşik mücadelenin olmazsa olmazı “kontrol” değil, tüm muhalefet unsurlarının kısa ve net bir hedef doğrultusunda “koordinasyon”udur!
Rejimin niteliği konusundaki “otoriterlik” saptamasında samimi misiniz? Asıl önceliğiniz, en geniş muhalefet unsurlarının üzerinde anlaşabileceği bir asgari müşterek, hukukun üstün olduğu bir parlamenter demokrasi mi? Bunlara evet diyen her bir muhalefet unsurunun sorumluluğu net: “Ben” demeden muhalefetin tüm kesimleriyle “koordinasyon” içinde davranmak!
Türkiye bir “yol ayrımı”nı çoktan geçti. Sonu belli bir yolda hızlanarak ilerliyor. O yoldan dönmenin ve zor değil, güneşli güzel sabahlara uyanmanın “ben kontrol edeceğim” saplantısını aşarak “biz” koordinasyonundaki bir birleşik mücadeleden başka yolu yok!


