Zorda olan emekliye bir darbe de yargıdan
Emeklilerin yaşam mücadelesi her geçen gün daha da zorlaşıyor. Milyonlarca emekli açlık sınırın yarısına yakın bir emekli aylığı ile hayatta kalmaya çalışıyor. Giderek ağırlaşan geçim şartları karşısında borçlanmak zorunda kalan milyonlarca emekli, şimdi de bir başka tehditle karşı karşıya: bankaya yatan emekli maaşlarına konulan banka blokesi.
Yargıtay’ın son kararı, kredi kullanan emeklilerin bankayla yaptıkları sözleşme gerekçesiyle maaşlarına bloke konulmasının önünü açtı. Bu kararla birlikte, anayasal güvence altında olan emekli aylıkları, artık bankaların doğrudan erişebileceği bir kaynak haline geldi.
Oysa mevcut yasalar açık: Emekli maaşları haczedilemez. Alışkanlık haline geldiği için maaş diyoruz ama bunun resmi tanımlaması “yaşlılık aylığı.” 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 93. maddesi, “Emekli aylıkları haczedilemez” diyerek bu geliri güvence altına alıyor. Ancak Yargıtay, bankaların kredi sözleşmelerine koyduğu “Emekli maaşımdan tahsil edilebilir” benzeri bir ibareyi gerekçe göstererek, bu korumayı işlevsiz hale getirdi. Hukuki koruma, bir imzayla devre dışı bırakıldı. Açıkça söylemek gerekirse: Geçinemeyen, borçlanmak zorunda kalan emeklinin çaresizliği, şimdi de “güçlünün hukuku” eliyle suiistimal ediliyor.
Diyebilirsiniz ki “Emekli de o kredi sözleşmesini imzalamasaydı!” Unutmayın; darda olanın, çaresiz kalanın seçme şansı yoktur.
Bu karar, yalnızca bir yargı içtihadı olmanın ötesinde, sosyal devlet anlayışına da bir meydan okumadır. Çünkü emekli aylığı, yalnızca alelade bir ücret geliri değil; yıllarca çalışmanın, prim ödemenin, emek vermenin karşılığıdır. Devletin bu aylığı koruma yükümlülüğü, bireysel sözleşmelerin gerisine düşmemelidir. Anayasada güvence altına alınan sosyal haklar, borç ilişkileri karşısında bu kadar kolay feda edilemez.
Bankalar içinse mesele çok daha basit: Risklerini azaltmak, alacaklarını garantiye almak istiyorlar. Ancak bu garanti, borçlunun temel yaşam hakkı pahasına sağlanamaz. Bugün, kredi taksitini ödeyemediği için maaşının tamamına yakınına bloke konulan emekli sayısı hiç de az değil. Elektrik faturasını ödeyemeyen, pazara çıkamayan, ilaca ulaşamayan insanlar, artık emekli maaşlarını da kaybetme riskiyle karşı karşıya.
İktidar ise bu tablonun karşısında sessiz. Emekli aylıklarını yükseltmek bir yana, sadece bireysel kredilerin yeniden yapılandırılmasına imkan verecek düzenleme yapıyor. Çözüm borcu zamana yaymak değil, emeklinin borçlanmak zorunda kalmadan geçinmesine yetecek miktarda aylık ödemekte yatıyor. Bunu yapmayan iktidar zaman zaman kamu bankaları aracılığıyla “promosyon” ve “kredi” paketleri sunularak emeklilerin borçluluğunu daha da artırıyor. Bugün gelinen noktada, emekli maaşı artık bir geçim kaynağı değil; bankalar için düzenli tahsilatın bir aracı haline geldi.
Bu karar, sadece hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir tartışmayı da zorunlu kılıyor. Emekli aylıklarına yönelik bu fiili el koyma pratiği, borç ilişkilerinin geldiği noktayı ve sosyal güvencelerin nasıl aşındırıldığını gözler önüne seriyor. Eğer bu eğilim devam ederse, yarın öbür gün başka sosyal yardımlar, dul ve yetim aylıkları dahi benzer biçimde “teminat” haline getirilebilir.
Yargıdan beklenen, “güçlünün hukukunu” uygulamak değil, Anayasayı ve sosyal hukuk devleti ilkesini esas almasıdır. Oysa bu kararla birlikte, darda olan, zorlanan ve bu nedenle borçlanmak durumunda olan emekli yalnız bırakılmıştır. Bu sadece bir hukuki sorun değil; sosyal adaletin, kamu yararının ve temel hakların sorgulanması gereken bir durumdur. Sessiz kalındıkça, yalnızca emekliler değil, hepimiz kaybederiz.


