<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?><rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"><channel><title><![CDATA[Sağlık]]></title><link>https://www.birgun.net</link><description>Birgün Gazetesi resmi internet sitesi. Gündemden en son haberler, yazar yazıları, yorumlar ve röportajlar.</description><language>tr-TR</language><ttl>5</ttl><lastBuildDate>Sun, 15 Mar 2026 05:21:18 +0300</lastBuildDate><image><title><![CDATA[Sağlık]]></title><url>https://static.birgun.net/images/birgun-logo-dark.png</url><link>https://www.birgun.net/rss/kategori/saglik-27</link></image><atom:link rel="self" type="application/rss+xml" href="https://www.birgun.net/rss/kategori/saglik-27"/><item><title><![CDATA[Sağlıkta çöküşe karşı isyandalar]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/saglikta-cokuse-karsi-isyandalar-699622</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/15/saglikta-cokuse-karsi-isyandalar.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/saglikta-cokuse-karsi-isyandalar-699622</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[TTB’nin 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında 11 Mart’ta Diyarbakır’dan başlattığı “Beyaz Yürüyüş” dün Ankara’da sona erdi. Hekimler, iktidarın politikalarının sağlık sistemini çürüttüğünü ifade ederek ‘‘Bu sistem tüketiyor’’ dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>HABER MERKEZİ </strong></p>
<p>Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) 11 Mart’ta Diyarbakır’dan başlattığı ve 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlediği “Beyaz Yürüyüş” dün Ankara’da sona erdi.</p>
<p>Çok sayıda ilden tabip odalarıyla Ankara’da buluşan hekimler, Hacettepe Tıp Fakültesi’nden Sıhhiye Meydanı’na yürüdü. Beyaz önlükleri ve stetoskoplarıyla buluşan hekimlerin eylemine; KESK, SES, BDS, SOL Parti Sözcüleri İsmail Hakkı Tombul ve İlknur Başer, CHP’li milletvekilleri Kayıhan Pala ve Aylin Yaman, DEM Partili vekiller Heval Bozdağ ve Hüseyin Olan katıldı. </p>

<p>Burada yapılan açıklamada “Yıllardır uygulanan ve adına sağlıkta dönüşüm programı denilen politikalar sağlığı bir insan hakkı olmaktan çıkardı. Alınıp satılan bir meta haline getirdi. Sağlık hizmetini toplumun ihtiyaçlarına göre değil, piyasanın ihtiyaçlarına göre düzenlendi. Koruyucu sağlık hizmetleri geri planı itildi. Bölgeye dayalı bütünleşik sağlık hizmeti sunan sağlık ocaklarımız kapatıldı” denildi. </p>
<p>Kamu kaynaklarının özel sağlık sektörüne aktarıldığını ifade edilen açıklamada “Sağlık hizmeti bir ticaret sektör değil. Kamu sahibi hak olarak bu ülkede yaşayan herkese eşit, ücretsiz, ulaşılabilir, ana dilinde ve nitelikli olarak verilmelidir. Hekimler ve sağlık çalışanları mesleki bağımsızlıklarını koruyabilsin. Gelecek kaygısı olmadan, şiddet korkusu yaşamadan çalışabilsin” ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada yapılması gerekenler ise şöyle sıralandı: </p>
<p>• Sağlık sistemi için sağlıkta özelleştirilmeye son verilmeli. </p>
<p>• SGK'nin özel hastanelerden hizmet alımı durdurulmalı. </p>
<p>• Sağlık için ayrılan kamu sal kaynaklar kamu sağlık sistemi için kullanılmalı. </p>
<p>• Birinci basamak sağlık hizmetleri kamu binalarında hem sayıca hem nitelik açısından güçlendirilmeli. Sevk zinciri kurulmalı.  </p>
<p>*** </p>
<h2>BU SİSTEM TÜKETİYOR</h2>
<p>İstanbul Tabip Odası (İTO) üyeleri de Taksim Atatürk Anıtı'nda tören düzenledi. Törende, anıta çelenk bırakılmasının ardından yapılan açıklamada sağlık sistemindeki sorunlar ve çözüm önerileri paylaşıldı. Açıklamada “Ülkemizde sağlık alanında çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Yıllardır uygulanan ve adına Sağlıkta Dönüşüm Programı denilen politikalar, sağlığı bir insan hakkı olmaktan çıkarıp alınıp satılan bir meta haline getirdi. Halkın sağlık hakkı zarar görüyor. Sağlık göstergelerimiz kötüye gidiyor. Bu sistem hekimleri ve sağlık çalışanlarını da tüketiyor” ifadeleri kullanıldı. </p>
<p>*** </p>
<h2>PEMBE TABLOLAR ÇİZMEYİN</h2>
<p>Aile hekimleri, ebe, hemşireler de gün kapsamında önce Anıtkabir’i ziyaret etti ardından Ankara İl Sağlık Müdürlüğü önünde eylem yaptı. Burada konuşan Birlik ve Dayanışma Sendikası (BDS) Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, son yıllarda sağlık sistemi hakkında kamuoyuna “başarı hikâyeleri” anlatıldığını söyleyerek sahada çalışan sağlık emekçilerinin yaşadığı gerçeklerin bu tabloyla örtüşmediğini savundu ve “Artık sahadaki gerçeklerin konuşulması gerekiyor” dedi. Mehlepçi, sağlık çalışanlarının giderek artan bir iş yüküyle karşı karşıya kaldığını belirterek "Maaşlarınız kesilmiyor' deniyor. Oysa yazılan ilaçlardan ve saçma sapan performans kriterlerinden sürekli kesintiler yapılmaktadır” dedi. </p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 15 Mar 2026 05:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kanser hastalarına Yargıtay'dan kara haber]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/kanser-hastalarina-yargitay-dan-kara-haber-699562</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/14/kanser-hastalarina-yargitay-dan-kara-haber.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/kanser-hastalarina-yargitay-dan-kara-haber-699562</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Milyonlarca kanser hastasının umudu olan "akıllı ilaçlar" için yargıdan sarsıcı bir karar çıktı. SGK bütçesini korumayı amaçlayan bu yeni kriterlerle, parası olmayanın modern tedaviye erişimi imkansız hale getiriliyor. Sosyal Güvenlik Uzmanı İsa Karakaş, "Akıllı ilacın parasını kendim öder, sonra mahkemeyle geri alırım dönemi bitti" diyerek yeni tehlikeye dikkat çekti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanserle</strong> mücadelede hayati öneme sahip olan ancak Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ödeme listesinde yer almayan <strong>"akıllı ilaçlar"</strong> konusunda Yargıtay, kanser hastalarını ve yakınlarını bir kez daha üzecek karara imza attı.</p>
<p>Sosyal Güvenlik Uzmanı İsa Karakaş, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin sadece doktor raporunu yeterli görmeyerek <strong>"bilimsel filtre"</strong> şartı getirdiğini duyurdu.</p>

<h2>"AİHM" BAHANESİ</h2>
<p>Karakaş’ın aktardığına göre Yargıtay, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına atıf yaparak devletin mali imkanlarına vurgu yaptı.</p>
<p>Kararda, "Her türlü sağlık hizmetinin ücretsiz olması arzu edilse de bu durum devletin mali kaynaklarıyla doğrudan ilişkilidir. Her ilaç bedelinin sınırsızca ödenmesi, sistemin finansal sürdürülebilirliğini yok edebilir" denildi.</p>
<p>Bu gerekçeyle, sosyal devlet ilkesi bütçe kısıtlılığına takılırken, parası olmayanın sağlık hakkı da ancak belli şartlarda korunacak.</p>
<h2>ŞARTLAR NELER?</h2>
<p>İsa Karakaş, mahkemelerin artık bir ilacın ödenmesine karar verebilmesi için şu dört temel şartın oluşmasını bekleyeceğini ifade etti:</p>
<p><strong>FAZ ÇALIŞMALARI TAMAMLANMALI</strong> İlacın güvenilirliği dünya ve Türkiye genelinde (Faz 1-4 süreçleri) tescilli olmalı.</p>
<p><strong>KİŞİYE ÖZEL GENETİK UYGUNLUK:</strong> Hastanın genetik yapısının (PD-L1 seviyesi gibi) ilaca uygun olduğu testlerle netleşmeli.</p>
<p><strong>GEÇİCİ DEĞİL, SÜREKLİ FAYDA:</strong> İlacın sadece yaşam kalitesini artırması yetmeyecek; hastayı "sürekli olarak" iyileştireceğine dair uzman heyet raporu şart olacak.</p>
<p><strong>SGK İLAÇLARININ YETERSİZLİĞİ:</strong> Mevcutta SGK tarafından ödenen ilaçların hastada işe yaramadığı ispatlanmak zorunda kalacak.</p>
<p>Kararın hem hasta hem de kurum açısından sonuçlarını değerlendiren Karakaş, "Bu karar ile tedavi hakkı güvence altında görünse de artık her yeni ilaç her hastaya ödenir dönemi kapandı. Bilimsel temeli zayıf veya deneme aşamasındaki ilaçlar için SGK kasasından kontrolsüz harcama yapılmasının önüne geçildi" dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 14 Mar 2026 14:34:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hekimler Taksim Anıtı'na çelenk bıraktı: "14 Mart'ı kutlayamıyoruz"]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hekimler-taksim-aniti-na-celenk-birakti-14-mart-i-kutlayamiyoruz-699555</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/14/hekimler-taksim-aniti-na-celenk-birakti-14-mart-i-kutlayamiyoruz.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hekimler-taksim-aniti-na-celenk-birakti-14-mart-i-kutlayamiyoruz-699555</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[İstanbul'da Taksim Atatürk Anıtı'na çelenk bırakan hekimler, "Bugün 14 Mart, ama kutlama yapmak zor. Çünkü sağlık sistemi yıllardır piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendirildi" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla hekimler İstanbul'da Taksim Atatürk Anıtı'nda tören düzenledi. Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası’nın çağrısıyla bir araya gelen hekimler anıta çelenk bıraktı.</p>
<p>Hekimler burada basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasını İstanbul Tabip Odası adına Dr. Nazmi Algan okudu.</p>

<h2>"14 MART, DİRENİŞ VE SORUMLULUKTUR"</h2>
<p>Algan şunları söyledi:</p>
<p>“Bugün 14 Mart.</p>
<p>14 Mart 1827, modern tıp eğitiminin başlangıcıdır. Ama 14 Mart yalnızca bir yıldönümü değildir. 14 Mart 1919, işgal altındaki İstanbul’da tıbbiyelilerin ayağa kalktığı gündür. Bu nedenle 14 Mart; tarih, direniş ve sorumluluktur.</p>
<p>Hekimlik yalnızca hastalık tedavi etmek değil, toplumun geleceğine sahip çıkmaktır. Biz bugün burada bu geleneğin mirasçıları olarak bulunuyoruz.</p>
<p>Bugün 14 Mart, ama kutlama yapmak zor. Çünkü sağlık sistemi yıllardır piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendirildi. Koruyucu sağlık hizmetleri zayıflatıldı, kamu hastaneleri işletmeye dönüştürüldü, kamu kaynakları özel sektöre aktarıldı.</p>
<h2>“HEKİMLER TÜKENİYOR”</h2>
<p>Bugün hastalar randevu bulamıyor. Muayene süreleri kısalıyor. Sağlık çalışanları ağır iş yükü altında eziliyor. Sağlıkta şiddet artıyor. Parası olan daha hızlı hizmete ulaşırken, olmayan en temel sağlık hakkına bile gecikerek erişiyor.</p>
<p>Bu tablo yalnızca halkın sağlığını değil, hekimleri de tüketiyor. Genç hekimler göç etmeyi düşünüyor, deneyimli hekimler tükeniyor. Performans baskısı, güvencesizlik ve şiddet tehdidi altında iyi hekimlik değerleri aşındırılıyor.</p>
<h2>“SORUN SAĞLIK SİSTEMİNDE”</h2>
<p>Ama sorun hekimlerde değil, sağlık sistemindedir.</p>
<p>Biz biliyoruz ki başka bir sağlık sistemi mümkündür. Sağlık ticari bir alan değil, kamusal bir hak olmalıdır. Herkes eşit, ücretsiz, ulaşılabilir ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşabilmelidir. Hekimler de mesleki bağımsızlıklarını koruyarak güven içinde çalışabilmelidir.</p>
<p>Bunun için:</p>
<p>Sağlıkta özelleştirmeye son verilmelidir.</p>
<p>Kamusal kaynaklar özel sektöre değil, kamu sağlık hizmetlerine ayrılmalıdır.</p>
<p>Birinci basamak sağlık hizmetleri güçlendirilmelidir.</p>
<p>Hekim ücretleri performansa göre değil, emekliliğe yansıyan tek maaş üzerinden düzenlenmelidir.</p>
<p>Sağlıkta şiddeti önleyecek etkili adımlar atılmalıdır.</p>
<p>Bu mücadele yalnızca hekimlerin değil, toplumun da mücadelesidir. Çünkü hekimlerin iyi hekimlik yapabildiği bir ülkede toplum da daha sağlıklı yaşar.</p>
<p>Bugün 14 Mart’ta bir kez daha söylüyoruz: Savaş bir halk sağlığı sorunudur!</p>
<p>Yakın coğrafyamızda süren savaşlar milyonlarca insanın yaşamını ve geleceğini tehdit ediyor. Savaşın olduğu yerde sağlık olmaz. Tam bir iyilik hali için barış ve demokrasi zorunludur. Savaşa değil, sağlığa bütçe ayrılmalıdır.</p>
<h2>“MESLEĞİMİZİN DEĞER GÖRDÜĞÜ BİR SİSTEM İSTİYORUZ”</h2>
<p>“Biz; adaletin egemen olduğu, laik, demokratik ve barış içinde bir ülkede; emeğimizin ve mesleğimizin değer gördüğü bir sağlık sistemi istiyoruz.</p>
<p>Hekimlerin tükenmediği, sağlık çalışanlarının güvende olduğu, halkın eşit ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşabildiği bir ülke mümkündür.</p>
<p>Yaşasın hekimlik onuru!</p>
<p>Yaşasın iyi hekimlik değerleri!</p>
<p>Yaşasın halkın sağlık hakkı!”</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 14 Mar 2026 13:43:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ağrı kesiciler sadece ağrıyı değil, empati duygusunu da azaltabilir]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/agri-kesiciler-sadece-agriyi-degil-empati-duygusunu-da-azaltabilir-699543</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/14/agri-kesiciler-sadece-agriyi-degil-empati-duygusunu-da-azaltabilir.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/agri-kesiciler-sadece-agriyi-degil-empati-duygusunu-da-azaltabilir-699543</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Bilimsel araştırmalar, parasetamol içeren bazı ağrı kesicilerin yalnızca fiziksel acıyı değil, başkalarının acısını algılama biçimimizi de etkileyebileceğini gösteriyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrısı veya hafif rahatsızlıklarda sıkça kullanılan parasetamol içerikli ağrı kesicilerin beklenmedik bir sosyal etkisi olabileceği öne sürülüyor. PubMed ve Nature grubuna bağlı Scientific Reports’ta yayımlanan araştırmalar, dünyanın en yaygın kullanılan ilaçlarından biri olan parasetamolün empati ve yardım davranışları üzerinde etkili olabileceğine işaret ediyor.</p>

<h2>BAŞKALARININ ACISINA TEPKİYİ AZALTABİLİYOR</h2>
<p>PubMed’de yayımlanan çift kör ve plasebo kontrollü bir araştırmada, parasetamol alan kişilerin başkalarının yaşadığı fiziksel ve sosyal acılara daha düşük empati tepkisi verdiği gözlemlendi. Araştırmacılar bu durumu “simülasyon teorisi” ile açıklıyor. Buna göre insanın kendi acısını hissetmesini sağlayan sinirsel mekanizmalar ile başkalarının acısını anlamasını sağlayan mekanizmalar kısmen aynı beyin ağlarını kullanıyor.</p>
<p>Bu nedenle fiziksel acıyı azaltan bir ilacın, aynı sinirsel sistem üzerinden başkalarının acısına verilen duygusal tepkiyi de zayıflatabileceği düşünülüyor.</p>
<h2>KULLANIM ALIŞKANLIĞI DA ETKİLİ OLABİLİR</h2>
<p>Nature portföyündeki Scientific Reports’ta yayımlanan bir başka çalışma ise ağrı kesicilerin kullanım biçimine odaklandı. Araştırma, gerçek bir fiziksel ağrıdan ziyade “hızlı çözüm” olarak sık sık ağrı kesici kullanan kişilerde empatik endişe ve başkalarına yardım etme eğiliminin daha düşük olabileceğini gösterdi.</p>
<p>Araştırmacılar, bu bulguların ağrı kesicilerin insan davranışı üzerindeki etkilerini anlamak açısından önemli olduğunu, ancak sonuçların kesin bir nedensellik göstermediğini ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç bulunduğunu vurguluyor.</p>
<p>Dünya genelinde milyonlarca kişinin düzenli olarak kullandığı parasetamol içerikli ilaçların olası sosyal etkileri, bilim dünyasında yeni araştırmaların konusu olmaya devam ediyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 14 Mar 2026 12:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[TTB Başkanı Azap'tan 14 Mart mesajı: Başka bir hekimlik ortamı mümkün]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/ttb-baskani-azap-tan-14-mart-mesaji-baska-bir-hekimlik-ortami-mumkun-699524</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/14/ttb-baskani-azap-tan-14-mart-mesaji-baska-bir-hekimlik-ortami-mumkun.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/ttb-baskani-azap-tan-14-mart-mesaji-baska-bir-hekimlik-ortami-mumkun-699524</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, 14 Mart Tıp Bayramı mesajında sağlık sistemindeki sorunlara dikkat çekti. Hekimlerin ağır çalışma koşullarına ve sağlıkta şiddete rağmen halk sağlığı için mücadele ettiğini belirten Azap, eşit ve nitelikli sağlık hizmetinin mümkün olduğunu vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, 14 Mart Tıp Bayramı mesajında sağlık sistemindeki sorunlara dikkati çekerek, hekimlerin zor koşullara rağmen halk sağlığı için çalışmayı sürdürdüğünü belirtti. Azap, "Hekimlerin tükenmediği, sağlık çalışanlarının güvende olduğu, halkın eşit ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşabildiği başka bir Türkiye mümkündür" dedi.</p>
<p>TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, Türkiye'de modern tıp eğitiminin başlangıcı olarak kabul edilen 14 Mart’ın hekimler için yalnızca bir bayram değil, aynı zamanda bir mücadele günü olduğunu vurguladı.</p>

<h2>“BİR BAYRAM DEĞİL MÜCADELE GÜNÜDÜR”</h2>
<p>Azap, 14 Mart’ın tarihsel önemine değinerek, 14 Mart 1919’da İngiliz işgali altındaki İstanbul’da tıp öğrencilerinin Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin kuruluşunu kutlama bahanesiyle düzenledikleri eylemle işgale karşı seslerini yükselttiklerini hatırlattı.</p>
<p>Bu eylemin bağımsızlık mücadelesinin ilk kıvılcımlarından biri olduğunu belirten Prof. Dr. Azap, hekimlerin mesleklerini yalnızca bir geçim kaynağı değil, topluma karşı sorumluluk olarak gördüğünü ifade etti.</p>
<p>TTB ve tabip odalarının yıllardır halk sağlığını koruma ve toplumun sağlık düzeyini yükseltme mücadelesi verdiğini kaydeden Azap, sağlık sistemindeki sorunlara ve sağlık çalışanlarının kötü çalışma koşullarına rağmen mesleki değerleri koruyarak görevlerini sürdürdüklerini belirtti.</p>
<p>Hekimliğin tarihsel köklerine de değinen Azap, hekimlerin giderek ağırlaşan koşullara rağmen mesleklerini en iyi şekilde yapmaya çalıştıklarını söyledi.</p>
<h2>''HEKİMLERİN TÜKENMEDİĞİ BİR SİSTEM MÜMKÜN''</h2>
<p>Sağlığı metalaştıran ve hekim emeğini değersizleştiren politikalara rağmen iyi hekimlik yapma kararlılığını sürdürdüklerini ifade eden Azap, mesleklerinin değerinin bilindiği ve sağlık çalışanlarının şiddet korkusu yaşamadan çalışabildiği bir sağlık sistemi kurulacağına dair umutlarını koruduklarını dile getirdi.</p>
<p>Prof. Dr. Azap, aklın ve bilimin ışığında planlanmış farklı bir sağlık sisteminin mümkün olduğunu belirterek, "Adaletin hakim olduğu, laik, demokratik ve barış içinde bir Türkiye’de hekimlerin tükenmediği, sağlık çalışanlarının güvende olduğu ve halkın eşit, nitelikli sağlık hizmetine ulaşabildiği bir düzen mümkündür" değerlendirmesinde bulundu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:33:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Temeli 2019'da atılmıştı: İzmir'deki meslek hastanesi 7 yıldır inşaat halinde]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/temeli-2019-da-atilmisti-izmir-deki-meslek-hastanesi-7-yildir-insaat-halinde-699521</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/14/temeli-2019-da-atilmisti-izmir-deki-meslek-hastanesi-7-yildir-insaat-halinde.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/temeli-2019-da-atilmisti-izmir-deki-meslek-hastanesi-7-yildir-insaat-halinde-699521</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[2019’da temeli atılan Dokuz Eylül Üniversitesi Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi hâlâ tamamlanamadı. Ağır sanayinin yoğun olduğu ilçede kapsamlı bir hastanenin yokluğu, iş kazaları ve meslek hastalıkları için ciddi risk yaratıyor. CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, hükümetin projeyi yıllardır bitiremediğini belirtti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, 2019 yılında temeli atılan Dokuz Eylül Üniversitesi(DEÜ) Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi’nin aradan geçen yedi yıla rağmen tamamlanamamasını eleştirdi. Güç, ağır sanayi tesislerinin yoğun olduğu Aliağa’da kapsamlı bir hastanenin hala hizmete açılmadığını söyledi.</p>
<p>CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, Aliağa’da yapımı süren Dokuz Eylül Üniversitesi Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi’ne ilişkin açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Güç, 2019 yılında temeli atılan hastanenin aradan geçen yaklaşık yedi yıla rağmen tamamlanamadığını belirterek, Aliağa gibi ağır sanayinin yoğun olduğu bir ilçede kapsamlı bir hastanenin hala hizmete açılmamış olmasının önemli bir sağlık sorunu yarattığını ifade etti.</p>
<p>Çağatay Güç, hastanenin 2019 yerel seçimleri öncesinde gündeme getirildiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:</p>
<p>“Cumhur İttifakı tarafından İzmir bazında özellikle verilen hiçbir söz tutulmuyor. Aliağa’daki Meslek Hastalıkları Hastanesi bunun örneklerinden bir tanesi. Bunun gibi aslında söz verilip yapılmayan birçok proje var. Ama orada şöyle bir durum var; başlandı ve yarım kaldı. Temeller atıldı. 2019 seçimlerinden önce yapıldı bu. O dönemlerde milletvekilleri geldi, kuru bir temel attılar. Sonra uzunca bir süre kaba inşaatı sürdü. Yaklaşık 4-5 yıl civarında sürdü. Şu anda yedinci yılı tamamlamak üzereyiz. Hala inşaat halinde.”</p>
<p>2026 yılı yatırım programında hastane için ayrılan ödeneğe de değinen Güç, "2026 yılında ciddi bir bütçe yok. Tamamen tadilat, tamirat bütçeleri. Dört bin lira ödenek ayrıldığı bir yer konumunda" dedi.</p>

<h2>"İZMİR, AKP’NİN GÖZÜNDE ÜVEY EVLAT KONUMUNA GELDİ"</h2>
<p>İzmir’de merkezi hükümet tarafından yapılması beklenen bazı projelerin de tamamlanmadığına işaret eden Güç, şöyle konuştu:</p>
<p>"Aliağa’da geçenlerde AKP Aliağa İlçe Başkanı Yaşar bey(Demir) kiralık MR makinesi getirdik diye devlet hastanesi için bir açıklama yaptı. Aliağa’da en çok eleştirilen konulardan bir tanesi de şudur:</p>
<p>Aliağa’da bir hastane yok. Aliağa çok büyük bir sanayi kenti. Tam kapasite çalışan bir devlet hastanesi yok diye çok büyük eleştiriler olur Aliağa’da. Ancak geldiğimiz noktada Meslek Hastalıkları Hastanesi’ni yedi yılda yapamayan bir merkezi hükümet var. İkinci çevre yolunu, Halkapınar–Otogar arasındaki raylı sistemleri, hızlı treni yapamayan bir merkezi hükümetten bahsediyoruz. Aslında İzmir, AKP’nin gözünde üvey evlat konumuna gelmiş durumda. Ama son dönemlerde özellikle bu mali krizin arttığı son beş, altı yılda aslında Türkiye’nin bütün illeri bu konuma geldi. Hiçbir il yatırım almıyor ama İzmir uzunca süredir yatırım almıyor.”</p>
<p>Güç, Aliağa’da sanayi kaynaklı iş kazalarının sık yaşandığını aktararak, “Aliağa sanayi kenti, sanayiden kaynaklı çok ciddi iş kazaları oluyor. Kapsamlı bir hastane olmadığı için bu konularda çok ciddi sıkıntı yaşıyoruz. İzmir’e gelene kadar yaklaşık yarım saat, 45 dakikalık yolda insanlar belki de uzuvlarını kaybediyorlar, hayatlarını kaybediyorlar. O yüzden yıllardan beri süre gelen Aliağa’da kapsamlı bir hastane açılmasıyla ilgili talep var ama bir türlü hükümetin yapmadığı bir yatırım" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>ALİAĞA MESLEKİ VE ÇEVRESEL HASTALIKLAR HASTANESİ İNŞA SÜRECİ</h2>
<p>Açık kaynaklardan derlenen bilgilere göre, Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi projesi 31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesinde kamuoyuna duyuruldu. Projenin Dokuz Eylül Üniversitesi ile MHP’li Serkan Acar yönetimindeki Aliağa Belediyesi iş birliğinde gerçekleştirileceği açıklandı. 19 Mart 2019’da Aliağa’nın Çaltılıdere Mahallesi’nde düzenlenen törenle hastanenin temeli atıldı. Törene dönemin Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı Naci Ağbal, İzmir Valisi Erol Ayyıldız, MHP Genel Başkan Yardımcısı Emin Haluk Ayhan, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar ve Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar katıldı. Açıklamalarda hastanenin yaklaşık 200 yatak kapasiteli ve meslek hastalıkları alanında ihtisas hastanesi olarak hizmet vereceği ifade edildi.</p>
<p>Proje kısa süre sonra TBMM gündemine taşındı. Dönemin CHP İzmir Milletvekili Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır, dönemin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle 13 Mayıs 2019 tarihinde verdiği soru önergesinde hastanenin yapılacağı alanın imar durumu, ihale süreci ve temel atma töreninin hukuki dayanağına ilişkin sorular yöneltti, ancak önergeye cevap verilmedi.</p>
<p>10 Mart 2020’de hastane için hazırlanan çevre düzeni planı değişikliği ile nazım ve uygulama imar planlarının kesinleştiği duyuruldu. 6 Temmuz 2020’de Aliağa Belediyesi ile Dokuz Eylül Üniversitesi iş birliğinde hastanenin yapılacağı alanda hafriyat ve saha tesviyesi çalışmalarının başladığı açıklandı. Açıklamada hastanenin 2022 yılı içinde tamamlanmasının hedeflendiği belirtildi.</p>
<p>30 Eylül 2020’de Dokuz Eylül Üniversitesi, Aliağa Belediyesi ve Aliağa Kimya İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi(ALOSBİ) arasında imzalanan protokolle proje için 12 milyon TL bağış sağlanacağı açıklandı. Protokol töreninde konuşan dönemin Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, hastanenin 2022 yılının ilk yarısında hizmete açılmasının planlandığını ifade etti. Ancak dönemin Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, ALOSBİ'nin 12 milyon TL’lik bağışına onay vermedi. Dönemin CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan, bağışın onaylanmamasına ilişkin Varank'ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına soru önergesi verdi ancak bir yanıt gelmedi.</p>
<p>Hastanenin inşaat sürecine ilişkin yapılan çeşitli açıklamalarda kaba inşaat çalışmalarının sürdüğü ve hastanenin 2022 yılında hizmete girmesinin hedeflendiği bildirildi. Ancak hedeflenen takvim gerçekleşmedi. 2023 yılında hastanenin tamamlanması amacıyla Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından yeni bir ihale süreci başlatıldı. Üniversitenin açıklamasına göre proje 509 milyon 478 bin lira bedelle Özsoy İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi AŞ ile Gelişim Yapı Sanayi ve Ticaret AŞ iş ortaklığı tarafından yürütülmek üzere ihale edildi.</p>
<p>Şantiyede yer alan tabelada tamamlama inşaatı yapılması işi ihale tarihinin 6 Şubat 2023, sözleşme tarihinin 10 Mart 2023 ve iş bitimi tarihinin 8 Haziran 2024 olarak belirtildiği görüldü.</p>
<p>Meslek Hastalıkları Hastanesi’nin temeli atıldığından bu yana Dokuz Eylül Üniversitesi’nde yönetim üç kez değişti. 2018 yılından itibaren rektörlük görevini yürüten Prof. Dr. Nükhet Hotar’ın ardından, 16 Şubat 2024’te görev vekaleten Prof. Dr. Mahmut Ak’a geçti. 26 Temmuz 2024’te yayımlanan Cumhurbaşkanlığı atama kararnamesiyle ise rektörlüğe Prof. Dr. Bayram Yılmaz getirildi. Böylece Aliağa’daki Meslek Hastalıkları Hastanesi projesinin başladığı günden bu yana Dokuz Eylül Üniversitesi’nde üç farklı rektör görev yaptı; proje ise yıllardır tamamlanamadı.</p>
<p>Aliağa Belediye Meclisi’nin Ağustos 2025 toplantısında konuşan Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar, belediyenin hastanenin kaba inşaatını tamamlayarak üniversiteye teslim ettiğini ve projenin yaklaşık yüzde 80 seviyesine ulaştığını söyledi. Acar, üniversite yönetiminin hastaneyi 2026 yılında faaliyete geçirmeyi planladığını ifade etti.</p>
<p>2019 yılında temeli atılan, farklı dönemlerde 2022 ve 2024 yılları için açılış hedefleri açıklanan ve 2023 yılında tamamlama ihalesi yapılan Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi henüz hizmete açılmadı.</p>
<div class="brgn-box">
<p><strong>ANKA'nın çekimi sırasında şantiyede çalışma görülmedi</strong></p>
<p>ANKA Haber Ajansı ekibinin 12 Mart’ta bölgede gerçekleştirdiği görüntü çekimi sırasında hastane inşaatı alanında herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştı.<br> <br>Çevrede yaşayan bazı yurttaşlar ise inşaat sahasında zaman zaman çalışma yapıldığını, ancak bazı dönemlerde faaliyetlerin durduğunu ileri sürmüştü. <br><br>Bölge sakinleri, işçilerin ücretlerini alamadıkları dönemlerde çalışmaların aksadığı yönünde iddiaları da dile getirmişyi. </p>
<p>Temeli 2019 yılında atılan ve farklı dönemlerde açılış tarihi olarak 2022 ve 2024 yılları açıklanan Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi'nin aradan geçen yıllara rağmen hâlâ inşaat halinde olduğu görüldüğü aktarıldı.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:19:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kırıkhan Devlet Hastanesi'nde 6 Şubat iddiaları: Boğularak ölen hastalara 'kafa travması' raporu]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/kirikhan-devlet-hastanesi-nde-6-subat-iddialari-bogularak-olen-hastalara-kafa-travmasi-raporu-699513</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/14/kirikhan-devlet-hastanesi-nde-6-subat-iddialari-bogularak-olen-hastalara-kafa-travmasi-raporu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/kirikhan-devlet-hastanesi-nde-6-subat-iddialari-bogularak-olen-hastalara-kafa-travmasi-raporu-699513</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[6 Şubat depremlerinde yıkılmayan Kırıkhan Devlet Hastanesi’nin yoğun bakım servisinde 20’ye yakın hastanın oksijen kesilmesi nedeniyle yaşamını yitirdiği iddialarına ilişkin yeni belgeler ortaya çıktı. Tutanaklarda usulsüzlük yapıldığı ve dosyanın hızla kapatıldığı ileri sürüldü. Deprem sonrası verilen takipsizlik kararında sorumluluk reddedildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>6 Şubat depremlerinde yıkılmayan ve hizmet vermeyi sürdüren Hatay’daki Kırıkhan Devlet Hastanesi’nin yoğun bakım servisinde 20’ye yakın hastanın oksijen kesilmesi nedeniyle boğularak hayatını kaybettiği iddialarına ilişkin yeni belgeler ortaya çıktı.</p>
<p>Gazeteci Gökçer Tahincioğlu’nun T24’te yayımlanan <a href="https://t24.com.tr/yazarlar/gokcer-tahincioglu-yuzlesme/kirikhan-skandali-bogularak-olen-hastalara-kafa-travmasi-raporu-bakan-ve-burokratlar-icin-depremzede-bahanesi,54231" target="_blank" rel="noopener">yazısında</a>, hastaların ölümüne ilişkin tutanaklarda usulsüzlük yapıldığı ve dosyanın hızla kapatıldığına dair bilgiler paylaşıldı.</p>
<p>Tahincioğlu’nun aktardığına göre, Zübeyir Uzun depremden bir hafta önce babası Halit Uzun’u hastaneye yatırdı ve yoğun bakım servisine alındı.</p>
<p>Deprem sabahı saat 05.00’te hastaneye giden Uzun’a elektrik kesintisi yaşanmadığı ve babasının durumunun iyi olduğu söylendi. Aynı gün saat 16.00’da yeniden hastaneye gittiğinde ise hastanede personel bulunmadığını gördü.</p>
<p>Yoğun bakıma çıkan Uzun, babasını entübe halde buldu ancak cihazdan çıkaramadığı için yardım aradı, kimseyi bulamayınca eve döndü.</p>
<p>Gece tekrar hastaneye gittiğinde ise babasının yaşamını yitirdiğini öğrendi. Araştırdığında ölümün oksijen kesilmesi sonucu gerçekleştiği bilgisine ulaştı.</p>

<h2>TAKİPSİZLİK KARARI</h2>
<p>Zübeyir Uzun’un suç duyurusuna depremden yalnızca üç gün sonra takipsizlik kararı verildi.</p>
<p>Kararda, deprem nedeniyle OHAL ilan edildiği, olayın depremin ilk gününde yaşandığı ve hastane personelinin de depremzede olduğu gerekçesiyle kusur atfedilebilecek kişi bulunmadığı belirtildi.</p>
<h2>‘KAFA VE VÜCUT TRAVMASI’ RAPORU</h2>
<p>Öte yandan, boğularak hayatını kaybettiği belirtilen Halit Uzun için düzenlenen ölü muayene tutanağında ölüm nedeninin “kafa ve vücut travmaları” olarak gösterildiği ortaya çıktı. Tutanakta bu görüşün doktor bilirkişi tarafından verildiği ifade edildi.</p>
<p>Tahincioğlu, hakkında suç duyurusunda bulunulan kişiler arasında hastanenin başhekimi, il ve ilçe sağlık müdürleri ile Sağlık Bakanı’nın da bulunduğunu hatırlatarak, hastanenin yıkılmadığını ve acil servisinin çalışmaya devam ettiğini vurguladı.</p>
<p>Yazısında, yoğun bakım servisinin günlerce kontrol edilmediği iddialarına dikkat çekerek, “Üç gün boyunca yoğun bakım servisine bakılmadığını kabul etmek yerine gerçeği yansıtmayan tutanaklarla skandalın üzeri kapatılmaya çalışılıyor” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 14 Mar 2026 10:52:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Piyasacı sistem şiddeti büyütüyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/piyasaci-sistem-siddeti-buyutuyor-699447</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/13/piyasaci-sistem-siddeti-buyutuyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/piyasaci-sistem-siddeti-buyutuyor-699447</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı’nda açıklanan rapor sağlıkta şiddetin boyutunu ortaya koydu. Sağlık çalışanlarının %94,4’ü şiddet cezalarının caydırıcı olmadığını düşünürken, %82,8’i uğradıkları şiddette kurumsal destek alamadığını söyledi]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık çalışanları 14 Mart Tıp Bayramı’na şiddetin gölgesinde giriyor. Genel Sağlık-İş Sendikası’nın hazırladığı “Sağlık Çalışanlarının İş Sağlığı, Güvenliği ve Çalışma Koşulları Araştırma Raporu”, sağlık emekçilerinin hem sözel hem de fiziksel şiddeti ciddi bir tehdit olarak gördüğünü ortaya koydu.</p>
<p>Araştırmaya göre çalışanların yüzde 94,4’ü şiddet olaylarına verilen cezaların caydırıcı olmadığını düşünüyor, yüzde 82,8’i ise şiddet sonrası çalıştıkları kurumlardan yeterli destek alamadığını belirtti. </p>
<p>Rapora göre, sağlık kurumlarındaki güvenlik önlemleri de çalışanlar tarafından yetersiz bulundu. Katılımcıların yüzde 84,9’u güvenlik personeli ve güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğunu ifade ederken, yüzde 85’i X-Ray cihazı, kamera ve panik butonu gibi sistemlerin etkili çalışmadığını belirtti.</p>
<p>Birçok sağlık kurumunda X-Ray cihazlarının ya çalışmadığı ya da başında yeterli güvenlik görevlisi bulunmadığı aktarılırken bu durum kesici ve delici aletlerle sağlık kurumlarına girişin kolaylaştığını gösterdi.</p>

<h2>YALNIZ BIRAKILIYORUZ</h2>
<p>Araştırma sonuçları sağlık çalışanlarının yalnızca şiddet anında değil, sonrasında da yalnız bırakıldığını gösterdi. Raporda psikolojik, hukuki ve idari destek mekanizmalarının çalışanlar açısından yeterince erişilebilir ve etkili olmadığı belirtilirken, bu durumun şiddetin tekrarını besleyen bir ortam yarattığı ifade edildi. Sağlık çalışanlarının önemli bir bölümü cezasızlık algısının yaygın olduğunu ve caydırıcılığın zayıf kaldığını dile getirdi.</p>
<p>Şiddet durumlarında devreye girmesi gereken “Beyaz Kod” sisteminin de birçok durumda yeterince işlevsel olmadığı vurgulandı. Şiddete uğrayan sağlıkçıların bazı durumlarda karakola giderek ifade vermek zorunda kaldığı ve saldırganlarla aynı ortamda bulunabildiği ifade edilirken kurum içinde ifadesi alınan çalışanların çoğu zaman görevine devam etmek zorunda kaldığı kaydedildi.</p>
<p>Genel Sağlık-İş, sağlıkta şiddetin artmasında uygulanan sağlık politikalarının etkili olduğuna dikkat çekerek şu ifadelere yer verdi:</p>
<p>“Caydırıcılığın zayıf olması, sağlık çalışanlarının kendilerini korumasız ve değersiz hissetmesine yol açmaktadır. Hastanelerin birer ticarethane hastaların müşteri olarak görüldüğü piyasacı sağlık sistemi, sağlıkta şiddetin önünü açmaktadır. Siyasi iktidarın yanlış sağlık politikaları yüzünden ‘Bulamayan ilacın, alınamayan randevunun, malzeme yokluğundan yapılamayan ameliyatın sorumlusu sağlık emekçileri değildir.’ İktidar sahipleri yönetememelerinin sorumlusu olarak sağlık emekçilerini hedef göstermekten vazgeçmelidir. Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine yönelik şiddeti önleyecek, etkin ve caydırıcı Sağlıkta Şiddet Yasası acilen hayata geçirilmelidir. İnsan hayatını kurtarmak için canla başla çalışan sağlık çalışanlarının her gün işe giderken akşam dönememe korkusu taşıması kabul edilemez.’" </p>
<div class="brgn-box">
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>“İyi hekimlik yapmak istiyoruz”</strong></span></p>
<p>Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) öncülüğünde 11 Mart’ta Diyarbakır’dan başlatılan “Beyaz Yürüyüş” 14 Mart Tıp Bayramı’nda bugün Ankara’da sona erecek. <br><br>Türkiye’nin farklı illerinden gelen tabip odaları ve hekimler önce Anıtkabir’i ziyaret edecek. Ardından saat 13.00’te Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde buluşulacak, Abdi İpekçi Parkı’na yürüyüş düzenlenecek ve burada basın açıklaması yapılacak. <br><br>Aile hekimleri de Tıp Bayramı’nda başkentte olacak. Saat 09.00’da Anıtkabir’i ziyaret edecek aile hekimleri, saat 11.00’de Sağlık Bakanlığı önünde bir araya gelerek çalışma koşullarına ve “eziyet yönetmeliği” olarak nitelendirdikleri düzenlemelere karşı basın açıklaması yapacak.</p>
<p><strong>KAMUSAL VE ŞİDDETSİZ BİR SAĞLIK SİSTEMİ MÜMKÜN</strong></p>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB), 14 Mart Tıp Bayramı haftasında başlatılan Beyaz Yürüyüş kapsamında önceki gün Urfa’da düzenlenen eylemin ardından dün de Osmaniye’de bir araya geldi. <br><br>Osmaniye Tabip Odası önünde buluşan hekimler, deprem bölgesindeki sağlık krizine ve mesleki hak kayıplarına dikkat çekerek tüm meslektaşlarını 14 Mart’ta Ankara Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi önündeki büyük buluşmaya çağırdı. <br><br>Eylemde konuşan Osmaniye Tabip Odası Başkanı Uzm. Dr. Cuma Korkmaz, 14 Mart’ın sadece bir kutlama değil, bir mücadele günü olduğunu vurguladı. Korkmaz, "Kamusal anlayışa sahip, şiddetsiz bir sağlık ortamı ve vergide adalet istiyoruz" dedi.</p>
<p>Depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen bölgedeki yaraların sarılmadığını belirten Korkmaz, "6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yılı aşkın zaman geçti ancak bölge halkının ve sağlık emekçilerinin sorunları hâlâ kalıcı çözüme kavuşmadı" diye konuştu.</p>
<p>TTB Merkez Konsey Üyesi Dr. Ali Kanatlı ise Sağlık Bakanlığı’nın bütçe tercihlerini eleştirerek şunları söyledi:<br><br>"Sağlık Bakanı, 2025 yılında deprem bölgesine 41 milyar TL harcandığını söylüyor. Oysa sadece Ocak 2026’da açılan Aydın Şehir Hastanesi’ne 60 milyar TL harcandı. Deprem bölgesindeki tüm aile sağlığı merkezleri 3-4 milyar TL ile üç ayda tamamlanabilecekken, bu tercih edilmedi. Çünkü öncelik insan sağlığı değil, sermayedir."</p>
<p>Deprem bölgesinde görev yapan 400’ü aşkın aile hekiminin hâlâ konteynerlerde hizmet vermeye çalıştığını söyleyen Kanatlı, "Hekimler elektrik ve internet kesintileri altında aşı ve takip yapmaya çalışıyor. Hastalarımız ise dışarıda tozun, çamurun ve sıcağın altında bekliyor. İkinci ve üçüncü basamak hastanelerde yatak sayısı yetersiz. Müdahale süreleri uzadığı için sakatlık ve ölüm oranları artıyor" dedi.</p>
<p><strong>SİSTEM KÖKTEN DEĞİŞTİRİLMELİ</strong></p>
<p>SOL Parti de Beyaz Yürüyüş'e destek için bir açıklama yayımladı. SOL Parti'den yapılan açıklamada, Türkiye'de kamunun kaynaklarının özel sağlık sermayesine akıtıldığı belirtilerek, “Sorun sağlığın bir hak olmaktan çıkarılması ve paralı hale getirilmesidir. Çözüm bu sistemin kamucu bir anlayışla kökten değiştirilmesindedir. Sağlık parasız olmalı, özel hastaneler kamulaştırılmalıdır. Türkiye’de 1,5 milyonu aşkın sağlık emekçisi çalışıyor. Okuyan ve atanamayanları da eklediğimizde bu sayı iki milyona yaklaşıyor. Hayatımızı, sağlığımızı onlara emanet ediyoruz. Ama onlar tükenmiş, yorgun ve mutsuz. Plansızlık, piyasacı sağlık politikaları ve ucuz emek düzeni sağlık alanını adeta en tehlikeli sektörlerden biri haline getirdi. Biz sağlık emekçilerinin yanındayız ve eşit, ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir bir sağlık sistemi hepimizin mücadelesiyle mümkün diyoruz” dedi.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 14 Mar 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Beyaz bir yürüyüş]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/beyaz-bir-yuruyus-699441</link><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/beyaz-bir-yuruyus-699441</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p>Bundan tam üç yıl önce, 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü’ne denk düşen bir kongrenin açılış konuşmasında “Ölümcül karanlık bir cehalet ile kuşatıldığımız gerçeğini sıkıştıracak bir katman bulamıyorum” demiştim. </p>
<p>Pandemik zamanda, bir itfaiyecinin yangın yerine insan sürmesi gibi insanları ölüme sürükleyişlerine yakın tanıklığımla ilişkili bu endişeli serzenişten bir zaman sonraydı ki zulüm ve ölüm dâhil bu karanlık cehaletin, sıkışacağı o katmanı da bulmuştum. O katman, her şeye karşın ve ebedi bir iktidar isteyenlerin paralel gerçekliğiydi.</p>
<p>Cehalet, şiddet, sağlığın tüm bileşenleriyle sömürülmesi, eril baskı, akademideki çürüme, gerçeğin karartılması, yeni bir gerçeklik kurgulanması, tüm bunlar bu katmana sıkışmadan sığıyordu.</p>
<p>İyi hekimlik yapmak isteyen hekimler olarak iyi hekimlik yapılamadığının, yapamadığımızın farkındayız.</p>

<p>Hekimler özlük haklarından yoksunlar ve bu hekimleri de hekimliği de öldüren büyük bir sorun. </p>
<p>Hekimler intihar ediyor, yorgun nöbetlerden sonra direksiyon başında dalgın kaza yapıyor, erken yaşta kalp krizleri geçiriyor, göç ediyor, istifa ediyor.</p>
<p>Yoksulluk sınırı altındaki emeklilik aylığı, yatay, dikey ve eril taciz, özel hastanelerde güvencesiz çalışmak, artık şiddete dönüşen davalar, az sayıda kalan serbest meslek icra edilen muayenehanelere bezdirici, yersiz denetim ve mali yükler, performansa dayalı ücretlendirmenin yarattığı ağır baskı ve rekabet ortamı, hekimlerin tek başlarına mücadele edemeyecekleri kadar önemli sorunlar.</p>
<p>Örgütlü ve güçlü bir mücadelenin tüm bu başat sorunları kapsamına alması şart.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>******</strong></p>
<p>Ama bunlar ne yalnızca hekimlerin sorunu ne de yalnızca sağlık sistemiyle ilişkili. Bütün bunların kaynağı bizatihi sistemin kendisi. Mesela, hekime şiddetin kaynağı ve desteği, ülke yönetenlerin özenle kurdukları şiddet dili ve cezasızlık.</p>
<p>Tıpkı kadına şiddet ve işçi ölümlerinde olduğu gibi isteseler yasal düzenleme ile durdurabilecekleri bu şiddeti durdurmak istemediklerinden eminiz artık. Çünkü Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından hazırlanan yeni yasa teklifi de daha öncekiler gibi Meclis Komisyonunda bekletiliyor.</p>
<p>İyi hekimlik yapabilmenin önündeki en önemli engellerden biri de giderek niteliksizleştirilen tıp fakülteleri, içten içe çürümeye bırakılan akademi. Uzmanlık ve hekimlik eğitiminde yaratılan birikim ve insan kaynağı sorunu yalnızca şimdi değil yıllar sürecek sorunlara gebe.</p>
<p>Sağaltımı bir sanat gibi uygulaması gereken hekim, bilgi kaynağına erişmemiş, yetkilendirilmeden önce gözetimli deneyim edinememişse, erken modern dönem tababetinde olduğu gibi yarardan çok zarara yola açar.</p>
<p>Sağlığı ticarileştiren sistem azalan, tükenen hekimleri, birer meta gibi görüp kopyalayarak çoğaltmaya çalışıyor. Zaten nüfus özelliklerine, eğitim kurumlarının niteliklerine, akademisyenin liyakatine dayanmayan, planlama yapılmadan açılan uzmanlık kadroları büyük bir sorunken üzerine bir de şişirilmiş kadrolarla hekim skoru yapmaya çalışıyor. Ama hekimler artık açtıkları kadroların çoğuna, en gerekli ama zahmetli ve güç branşlara başvurmuyor ki bu da gelecek için vahim bir boşluk yaratıyor. Çocuk, Acil, Beyin Cerrahisi, İç Hastalıkları, Kadın Doğum alanlarındaki kontenjanlar boşluk yaratacak kadar boş kalıyor.</p>
<p>Ama artık ayyuka çıkan ve herkesin fark etmeye başladığı bu meselenin bağlamı yalnızca hekimin özlük hakları, nitelikleri, ücret ve çalışma koşulları değil. </p>
<p>Mesele tümüyle sağlığın ticarileşmesi.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>****</strong></p>
<p>Sağlığın ticarileşmesi tüm haşmetiyle, hukuk ve örgütlenme dayanağından yoksun hekimlerin tekilliğinden de güç alarak kendini gerçekleştiriyor. Sağlıkta ticarileşme   tam olarak böyledir; halk sağlık hizmetine bağımlı hale getirilir, hekim ve sağlıkçı da fiziksel ve zihinsel olarak bitip tükenmeye sürüklenir. Hekim şiddeti, hekime hata yaptıran eğitsel ve zamansal sorunların hepsinin tek faili vardır, o da bu sistem. Bir yanda iyi hekimliğin önündeki tek engelin hekimlere dair düzenlemeler olduğunu ve politik olandan ayrı olduğunu zanneden hekimler, bir yanda aldıkları sağlık hizmetinin niteliğinden habersiz kamu, sağlık hizmetinin en önemli bileşenleri, birbirlerine düşürülerek, hekim-kamu güven ilişkisi de onmaz biçimde hasar aldı. Şimdi tüm bunları anlatmak için TTB tarafından düzenlenen bir beyaz yürüyüşe başlıyoruz. Mücadeleye güç katmak için yürüyeceğiz.</p>
<p>14 Mart Tıp Bayramında, iyi hekimlik yapabilmek için çıktığımız yolda, hastalarımızın sağlığı ile aramıza girmekle kalmayıp bizi yıldıran, dövdüren, sürükleyen bu sisteme karşı direnişimizi, inadımızı sürdüreceğiz. Sağlığın doğuştan edinilmiş bir temel hak olduğunu, bir başka temel hak olan insan onuru için, sağlık hizmetine en muhtaç olan yaşlının, yoksulun, göçmenin, engellinin, mahkûmun sağlık hakkını hatırlatacağız, taraf olduğumuzu söyleyeceğiz. 14 Mart, iki tarihsel nedenden, yalnızca ülkemizde ve hekimler için özel bir anma ve kutlama günüdür. Öncelikle 19. yüzyılda ülkemizde gerçek anlamda bir tıp okulunun kurulduğu tarihtir. Ayrıca devrimci tıbbiyelilerin emperyalistlerin işgaline karşı isyan  başlattığı bir hareketin günüdür. Antiemperyalist bağımsızlık savaşını yalnızca askerle değil tıbbiyelilerle tamama erdirmiş bir ülkenin hekimleriyiz.</p>
<p>Tıbbiyeli deyince, 12 Eylül zindanlarında işkenceden de geçmiş hekim bir büyüğümüzün hafızanın hakikatine sığınan şu sözleri mücadeleye güç katıyor. "Hekimlik de devrimcilik gibi, vicdan ve akıl gerektiriyor, o yüzden de yapmaya doyamıyorum.”</p>
<p>Aynı zamanda, barış ve yaşamanın bu kadar meşakkatli olduğu bir coğrafyada, hekim olmanın yalnızca hasta sağaltmak olmadığına dair düşülmüş en güzel nottur bu. Tıbbiyeli fail ile iş birliği yapmaz, yaparsa ettiği yemine, yüreğine, meslektaşlarına, adandığı halkın sağlığına ters düşer. İdeolojisi başka olsa da demokrasiyi, barışı, laiklik ve eşitliği, insan olmanın onurunu ve yaşam hakkını savunur. Tüm hekimleri bu beyaz yürüyüşe katılmaya çağırıyorum. Ayrıca, Ankara’da ve tüm illerde ilkesi “iyi hekimlik değerleri” olan, mücadeleyi genişleten ve etkinleştiren bir çatı altında örgütlenmek üzere, hekimleri oda seçimlerine katılmaya davet ediyorum.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>***</strong></p>
<p>Ankara Tabip Odası'nın seçimli genel kurulu 11-12 Nisan'da yapılacak. Şimdi bu ağır krizde seçmek, seçilmekten, ortak mücadele ise her ideolojiden daha önemli. Çağdaş Hekimler Seçim Bildirgesine ve etkin mücadelenin gücüne katılıyorum. "Bu, aynı zamanda hekimlerin sözünü, emeğini ve ortak gücünü yeniden örgütleme çağrısıdır. Çünkü hekimlerin bugün kadar yaşadığı kriz yalnızca bir ücret krizi değildir; yalnızca nöbet, yalnızca performans, yalnızca yönetmelik meselesi değildir. Bu kriz, mesleki bağımsızlıktan etik değerlere, çalışma koşullarından, toplumun sağlık hakkına kadar uzanan derin bir sağlık ve toplum krizidir.” </p>
<p>Yine ortak notumuz ile bitireyim. Stetoskopunuzu krizin kalbine koymak zamanı... 14 Mart Tıp Bayramımız kutlu olsun.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 14 Mar 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Cumhuriyet'in sağlık vizyonundan piyasanın kucağına]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/cumhuriyet-in-saglik-vizyonundan-piyasanin-kucagina-699407</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/makale/2026/03/13/cumhuriyet-in-saglik-vizyonundan-piyasanin-kucagina.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/cumhuriyet-in-saglik-vizyonundan-piyasanin-kucagina-699407</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gamze Burcu Gül</strong><br><em><span style="font-size: 10pt;"><strong>Diş Hekimi</strong></span></em></p>
<p>Her yıl “Tıp Bayramı” olarak kutladığımız 14 Mart, bir meslek gününden ibaret değildir; Türkiye’de hekimliğin ve sağlık hizmetinin nasıl bir toplumsal anlam taşıdığını hatırlatan güçlü bir tarihsel semboldür.</p>
<p>14 Mart’ın kökeni, 1827 yılında II. Mahmud döneminde kurulan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye uzanır. Bu tarih, Osmanlı’da modern tıp eğitiminin başlangıcı kabul edilir. Ancak 14 Mart’ın bugünkü anlamını belirleyen asıl olay, yaklaşık bir asır sonra, işgal altındaki İstanbul’da yaşanır.</p>
<p>1919 yılında İstanbul İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmişken, Haydarpaşa'daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane de İngiliz birlikleri tarafından işgal edilmiş; yatakhaneler ve derslikler İngiliz askerlerine tahsis edilmişti. Bu duruma karşı bir protesto düzenleyen tıbbiyeliler hocalarının da desteğini alır. Okulun kuleleri arasına Türk bayrağı asılır. İstanbul'daki ilk kitlesel işgal protestolarından olan eylemin öncülerinden biri üçüncü sınif öğrencisi Hikmet’tir. Daha sonra Sivas Kongresi’ne de katılan Tıbbiyeli Hikmet (Hikmet Boran), kongrede söz alarak manda ve himaye tartışmalarına karşı açık bir tavır koyar ve şöyle der:</p>
<p><em>“Paşam, delegesi bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya bağımsızlık davamızı savunmak için gönderdiler. Eğer manda kabul edilecek olursa, bunu kabul edenleri reddeder ve Mustafa Kemal’i de kurtarıcı olarak tanımayız.”</em></p>

<p>Bu sözler bir öğrencinin cesaretinın ötesinde, bir meslek geleneğinin karakterini de gösteriyordu. Hekimlik sadece hastalık tedavi eden bir meslek değil; toplumun bağımsızlığı, özgürlüğü ve sağlığı için sorumluluk taşıyan bir kamusal görev olarak görülüyordu.</p>
<p>Bu nedenle 14 Mart, yalnızca tıp eğitiminin başlangıcını değil, bir direniş ruhunu; toplumsal sorumluluğu ve kamusal sağlık anlayışını simgeleyen bir gündür.</p>
<p>Son dönemlerde zaman zaman bir “meslek günü” ritüeline indirgendiği olsa da, 14 Mart’ın tarihi bize şu soruyu hatırlatır: Sağlık hizmeti bir piyasa faaliyeti midir, yoksa kamusal bir hak mı?</p>
<p>Aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yılları bu soruya verilmiş güçlü bir yanıtı barındırır.</p>
<p>Bir ülkenin sağlık sistemine bakarak o ülkenin insana verdiği değeri büyük oranda okuyabiliriz. Cumhuriyet kurulduğunda sağlık hizmetleri yalnızca tıbbi bir mesele değil, yeni devletin halkla kurduğu en temel sözleşmelerden biri olarak tanımlandı. O sözleşme uzun yılllar boyunca korundu, geliştirildi. Sonra yavaş yavaş -önce kıyılarından, sonra özünden- aşındırıldı.</p>
<p>Bugün sağlık hizmetlerinin piyasalaşmasına itiraz edenlerin ütopya kurduğu, geçmişe özlemle yaşadığı söylense de, Cumhuriyet bu ülkede başka bir sağlık politikasının mümkün olduğunu zaten kanıtladı. Asıl soru şu: O miras neden terk edildi?</p>
<h2>SAVAŞIN YARATTIĞI YIKIMIN ÜZERİNE KURULAN BİR SAĞLIK SİSTEMİ</h2>
<p>Cumhuriyet, sağlık alanında inanılmaz kötü bir miras devraldı. Onlarca yıl süren savaşlar, göçler, işgaller ardından 1923 yılında Türkiye’de, 12,5 milyon nüfusa 69 hastabakıcı ve hemşire, 560 sağlık memuru, 554 hekim, 136 ebe, 4 eczacı, 86 hastane ve 6437 hasta yatağı bulunmaktaydı. Halkın büyük çoğunluğu sıtma, trahom, verem, frengi, çiçek, kolera ve tifo gibi bulaşıcı hastalıklarla boğuşuyordu. </p>
<p>Cumhuriyetin ilk Sağlık Bakanı, 1919'da Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Samsun'a çıkanlardan biri olan Dr. Refik Saydam, 1921'den itibaren 14.5 yıl boyunca bu tabloyu değiştirmek için çalıştı. Uyguladığı yoğun insan gücü <br>yetiştirme programı ve bugünden bakıldığında ne kadar önemli olduğu daha net anlaşılan “Sağlık hizmeti devletin asli görevi ve sorumluluğudur” ilkesiyle.</p>
<h2>REFİK SAYDAM'IN MİRASI: DEVLET SAĞLIĞI HALKIN KAPISINA GÖTÜRÜR.</h2>
<p>Saydam döneminin felsefesi şöyleydi: Koruyucu sağlık hizmetleri devletin sorumluluğundadır; tedavi edici hizmetler ise yerel yönetimlerle paylaşılabilir. Bu ilke doğrultusunda ülkenin dört bir yanına Hükûmet Tabiplikleri kuruldu, köylere sağlık memurları ve ebeler gönderildi, dispanserler açıldı. 1928'de Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü kuruldu ve Türkiye kendi aşılarını üretmeye başladı. Tıp eğitimi yeniden yapılandırıldı. Parasız tıp eğitimi, öğrenci yurtları ve burs sistemiyle hekim sayısı hızla artırıldı. 1923'te 560 olan hekim sayısı, 1942'de 1.538'e ulaşmıştı. Bu rakamlar salt istatistik değildir; özverili kadroların emeği ve halka verilen önemin somut karşılığıdır.</p>
<p>Aynı dönemde Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve Tababet Kanunu gibi temel yasalar çıkarıldı. Sağlığı düzenleyen bu mevzuat hizmet sunumuyla birlikte hekimliğin toplumsal konumunu da belirledi. Hekimlik, bilgiye ve toplumsal sorumluluğa dayanan bir meslek olarak tanımlandı; ticari bir faaliyet olarak değil.</p>
<h2>1961: SAĞLIKTA SOSYALLEŞTİRME - TARİHİN EN CESUR ADIMI</h2>
<p>Cumhuriyet sağlık politikasının doruk noktası 1961'de çıkarılan Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Kanunu'dur. Prof. Dr. Nusret Fişek'in mimarı olduğu bu yasa, sağlık hizmetini gerçek anlamda evrensel kılan bir vizyon taşıyordu. Temel ilkeleri üç maddeye indirgenebilir: Nüfus ve bölge esasına göre örgütlenme; koruyucu ve tedavi edici hizmetlerin aynı çatı altında sunulması; ekip çalışmasına dayanan bir sağlık sistemi.</p>
<p>Bu anlayışla kurulan sağlık ocağı sistemi, 5.000 ila 10.000 kişiye bir hekim, 2.000 ila 3.000 kişiye bir ebe öngörüyordu. Sağlık bir lüks değil, her vatandaşın coğrafi ve ekonomik koşullardan bağımsız biçimde ulaşabileceği bir haktı. Köyde de, kentte de. Varlıklı da, yoksul da. Cumhuriyet'in kuruluşunda filizlenen o kamusal sağlık anlayışı, bu yasayla meyvelerini veriyordu.</p>

<h2>KIRILMA NOKTASI: 12 EYLÜL VE ARDINDAN GELEN DÖNÜŞÜM</h2>
<p>1980 askeri darbesi yalnızca siyasi alanı değil, sosyal politikaları da kökten sarstı. Dünya Bankası programlarıyla başlayan neoliberal dönüşüm dalgası sağlığı da vurdu. Kamu hizmetleri verimlilik, maliyet etkinliği ve özelleştirme kavramlarıyla yeniden tanımlanmaya başlandı. Bu süreç 1990'larda derinleşti; sağlık sisteminin piyasalaşması artık bir politika tercihi değil, sanki bir zorunlulukmuş gibi sunulmaya başlandı.</p>
<p>Özelleştirmeler hız kazandıkça özel hastanelerin sayısı arttı. Devlete bağlı kurumlar giderek yoksullaştı; nitelikli personel, altyapı yatırımları ve bütçe bakımından özel sektörle rekabet edemez hale getirildi. Sağlık sistemi, vatandaşın hakkı olmaktan çıkıp tüketicinin satın aldığı bir hizmete dönüşme yoluna girdi.</p>
<h2>2003 SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI: İDDİA İLE GERÇEK ARASINDA</h2>
<p>Kasım 2002'de temelleri atılan, 2003'te Recep Akdağ tarafından resmen hayata geçirilen Sağlıkta Dönüşüm Programı, "herkese eşit sağlık" vaadi taşıyordu. Bebek ölüm oranları düştü, hastanelere erişim kolaylaştı, hasta memnuniyeti arttı, bu gerçekler inkâr edilemez. Ancak madalyonun öteki yüzü daha az konuşuldu.</p>
<p>Program performansa dayalı ücretlendirmeyi getirdi. Hekim emeği puanlandı, “işlem sayısı” başarının ölçütü haline geldi. Sözleşmeli çalışma yaygınlaştı, güvenceli istihdam geriledi. Özel sağlık sektörü hızla büyüdü; kamu çalışanlarının sayısı arttığı halde özel sektörde çalışan sağlık personelinin artış hızı çok daha yükseldi. Şehir hastaneleri adıyla hayata geçirilen kamu-özel ortaklığı modeli ise sağlık altyapısını onlarca yıllık kira garantileriyle özel sermayeye devretti.<br>Koruyucu sağlık hizmetleri -yani Refik Saydam'ın öncelik verdiği, toplum sağlığının gerçek kalkanı olan alan- bu süreçte giderek zayıfladı. Toplum sağlığı merkezleri işlevsizleşti. Birinci basamak hizmetler yetersiz kaldı. Sağlığın "üretim" mantığıyla örgütlenmesi, hekimi hastaya değer üreten bir birey olarak değil; işlem yapan bir birim olarak konumlandırdı.</p>
<h2>MİRASI TERK ETMEK Mİ, YENİDEN İNŞA ETMEK Mİ?</h2>
<p>Cumhuriyetin kurucuları, savaşın enkazı üzerinde, kıt kaynaklarla, salgın hastalıklarla boğuşan bir ülkede sağlığı kamusal bir sorumluluk olarak tanımladı. Bu bir idealizm değildi; bir tercihti. Ve o tercih onlarca yıl boyunca ölçülebilir sonuçlar verdi: Hastalıklar geriledi, bebek ölümleri düştü, köylere sağlık götürüldü.</p>
<p>Bugün yaşanan sorunlar bu mirasın terkiyle doğrudan bağlantılıdır. Performans baskısı altında ezilen hekimler, güvencesiz çalışan sağlık emekçileri, birinci basamaktan kopuk bir sistem, sağlık turizminin gözdesi haline gelen özel hastaneler ve giderek artan cepten sağlık harcamaları… Hepsi aynı yönelimin ürünleri: Sağlığı piyasaya teslim etmek.<br>“Başka bir sağlık sistemi mümkün” diyoruz. Tarih de bizi destekliyor. Çünkü bu topraklarda devletin sağlığı temel yurttaşlık hakkı olarak gördüğü ve bunun için somut adımlar attığı bir dönem yaşandı. O dönem “bir olasılığın kanıtı”dır. Sağlık hizmetini yeniden kamusal bir sorumluluk olarak tanımlamak bir siyasi tercihtir. Doğru adımı atmak için önce doğru soruyu sormalıyız: Bu sistemi kimin için kuruyoruz?</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 13 Mar 2026 16:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Doktor ahvali: Mutedil dalgalı]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/doktor-ahvali-mutedil-dalgali-699406</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/makale/2026/03/13/doktor-ahvali-mutedil-dalgali.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/doktor-ahvali-mutedil-dalgali-699406</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doç. Dr. Tamer YAZAR</strong></p>

<p>“Nasılsın?” sorusu, basit bir nezaket cümlesi olmaktan çıktı; karşınızdakinin yalnızca ruh halini değil, ülkeye, siyasete, geleceğe ve hayatta kalma yöntemlerine dair durduğu yeri de yoklayan, rahatsız edici bir sorguya dönüştü. Cevap vermeden önce insanın zihninden ülke, meslek, gündelik hayat dahil bir dolu şey geçiyor.</p>
<p>İki yanıt arasında kalıyorum: “Mutedil dalgalı” ya da biraz daha yerli ve aslında daha politik olan “iç güveysinden hallice.” Gerçek anlamda ne iyilik ne de kötülük hali. Arada bir yerde duran tanıdık ifadeler. Bireysel ruh durumundan çok, ülkenin kolektif psikolojisini tarif eden haller. </p>
<p>“Ruhumun manzarası yorgun.”</p>
<p>Mutedil dalgalı olmak, büyük bir çöküş yaşamak değil; denizin hiçbir zaman durulmadığı, dalgaların ise insanı boğacak kadar yükselmediği bir hal. Uyandığımızda ülke hala yerinde, kurumlar çalışıyor, işinize gidiyor ve geliyorsunuz. Ancak tümünün “şimdilik” olduğu duygusu, insanın içini kemiren bir arka plan sesi gibi hiç susmuyor; huzur yok. Sert siyasi dil, sürekli olağanüstü gündem, kalıcı bir yönetim biçimi haline dönüşmüş kriz ve kaos. </p>


<p>İnsanı bir anda yere sermeyen, sessizce yoran bir atmosfer. Belirsizlik, sürekli tetikte olma hali ve sonuç olarak devamlılık arzeden kronik iç gerginlik. Küçülme, içe çekilme, idare etme duygudurumu bireyin ruhuna sessiz ve kalıcı biçimde sirayet ediyor. Dinlenmekle geçmeyecek bir yorgunluk hali.</p>
<p>Gelelim mesleki boyuta. Hekimlik, özellikle bu ülkede, artık yalnızca bilgi ve beceriyle yapılan bir meslek değil; aynı zamanda sistemin ürettiği aksaklıkları kişisel fedakarlıkla telafi etme zorunluluğu. Yorgunsanız da doğru karar vermek, kaygılıysanız da soğukkanlı görünmek, tükenmiş olsanız bile hata yapmamak zorundasınız. Sağlık sistemi, hekimden bunu bekliyor; karşılığında ise giderek daha az güvenlik, daha az saygınlık, daha fazla yük ve şiddet sunuyor.</p>
<p>Burnout (tükenmişlik) sendromu deniyor adına. Durumu fazlasıyla bireyselleştiren bir ifade. Oysa mesele kişisel değil, yapısal. Artan hasta yükü, azalan mesleki itibar, şiddet ihtimaliyle çalışmak, ekonomik güvencesizlik ve sürekli değişen kurallar, hekimleri dramatik bir çöküşe değil, sessiz ve derin bir yıpranmaya sürüklüyor. Ayakta kalıyorsunuz ama her gün biraz daha eksilerek. Bu yıpranma, yalnızca bireyin değil, kamusal sağlık hizmetinin de yavaş yavaş aşınması anlamına geliyor.</p>

<p>“İç güveysinden hallice” ifadesi tam da bu noktada politik anlam kazanıyor. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda: Bir meslek var, bir gelir var, bir düzen var. İçeride ise sürekli bir tedirginlik dolaşıyor. Bize ait olmayan ödünç alınmış bir hayat yaşıyoruz hissindeyiz. Sadece hekimler değil, geniş bir orta sınıf bu ruh halinde salınıyor. Ne yoksullukla isyan edecek kadar dibe vurmuş durumdalar ne de refahla sakinleşecek kadar güvendeler. Bu sıkışmışlık, siyaseten çoğu zaman yanlış okunan bir sessizlik. Onama denk geldiği düşünülüyor. Oysa bu, gücünü tüketmiş ama henüz bitmemiş bir toplumsal varlığın sessizliği. Şimdilik öfkeyle değil, yorgunlukla susuluyor. İnsan bazen yaşıyor bazen de yalnızca katlanıyor.</p>
<p>Bu durumu açıklayacak en doğru cevap: “İdare ediyoruz.” Ne kadar az şey söylüyor ama ne kadar çok şey anlatıyor. Kendimizi idare ediyoruz, mesleğimizi idare ediyoruz, geleceği ve bu ülkeyi idare etmeye çalışıyoruz. Ve insan ister istemez şunu soruyor: İdare edilen bir hayat, gerçekten yaşanmış sayılır mı?</p>
<p>Ve biz,</p>
<p>her gün,</p>
<p>aynı denize bakıp</p>
<p>aynı cümleyi kuruyoruz:</p>
<p>‘’Bugün de limandayız.’’</p>
<p>*Nöroloji Uzmanı</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 13 Mar 2026 16:11:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'ndan glokom açıklaması: 40 yaşını geçenler risk altında]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/saglik-bakanligi-ndan-glokom-aciklamasi-40-yasini-gecenler-risk-altinda-699345</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/13/saglik-bakanligi-ndan-glokom-aciklamasi-40-yasini-gecenler-risk-altinda.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/saglik-bakanligi-ndan-glokom-aciklamasi-40-yasini-gecenler-risk-altinda-699345</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı tarafından 8-14 Mart Dünya Glokom Haftası nedeniyle yayımlanan açıklamaya göre, 2025 yılında glokom tanısı alan hasta sayısı yaklaşık 750 bin olarak kayıtlara geçti. Açıklamada 40 yaşını geçen kişilerin risk altında olduğu ifade edildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı, geçen yıl 750 bin kişiye halk arasında "göz tansiyonu" olarak bilinen glokom tanısı konulduğunu ve 40 yaşını geçen kişilerin risk altında olduğunu bildirdi.</p>
<p>Bakanlık tarafından 8-14 Mart Dünya Glokom Haftası dolayısıyla yapılan yazılı açıklamada, erken teşhisin önemine işaret edildi.</p>
<p>Glokomun kronik seyreden bir göz hastalığı olduğu, göz içi basıncının yükselmesi sonucu görme sinirinde hasara yol açtığı belirtildi.</p>

<h2>GÖRME ALANINDA DARALMA YAŞANIYOR</h2>
<p>Glokomun, tedavi edilmediği takdirde kalıcı görme kaybına neden olabildiğine dikkatin çekildiği açıklamada, hastalığın çoğu zaman belirti vermeden sinsice ilerlediği, hastaların genellikle görme alanında daralma fark ettiklerinde sağlık kuruluşlarına başvurduğu ifade edildi.</p>
<p>Glokomun, toplum sağlığı açısından dikkatle takip edilmesi gereken önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıktığı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"2025 yılında Sağlık Bakanlığı'na bağlı kuruluşlarda glokom tanısı alan hasta sayısı yaklaşık 750 bin olarak kayıtlara geçmiştir. Yaş, glokom gelişiminde en önemli risk faktörlerinden biridir. Özellikle 40 yaş üzerindeki bireylerde hastalığa yakalanma riski belirgin şekilde artmakla birlikte aile öyküsü ve genetik yatkınlık da önemli risk unsurları arasında yer almaktadır."</p>
<h2>40 YAŞINI GEÇENLER RİSK ALTINDA</h2>
<p>Erken tanı ve düzenli göz muayeneleri sayesinde glokomun ilerlemesinin kontrol altına alınabildiği ve görme kaybı riskinin önemli ölçüde azaltılabildiği vurgulanan açıklamada, "Özellikle risk grubunda bulunanlar ile 40 yaşını geçmiş bireylerin düzenli göz kontrollerini ihmal etmemeleri, göz sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır" ifadesi kullanıldı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 13 Mar 2026 12:48:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yarın 14 Mart, sağlığınız nasıl?]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/yarin-14-mart-sagliginiz-nasil-699203</link><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/yarin-14-mart-sagliginiz-nasil-699203</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p>Bir 14 Mart’a daha kavuştuk. Meslek örgütlerinde, sendikalarda, derneklerde, iş yerlerimizde, böyle köşe yazılarında, medya organlarında doğruları, bilimin gereklerini, sağlıklı olabilmenin koşullarını anlatmaya çalışıyoruz. </p>
<p>Hekimler bir “tıp bayramına” giderken ne istiyor? Halkın sağlığına adanmış bir mesleğin mensupları olarak işlerini doğru yapabilmek, emeklerinin karşılığını alabilmek, demokratik, laik, barış içinde, özgür bir ülkede insanca yaşamak istiyor. Hepimiz gibi. Savaşların, sömürünün kol gezdiği bir coğrafyada, kentlerin, doğanın, havanın, suyun katledildiği, yoksulluğun, işsizliğin büyüdüğü, çocukların, gençlerin beslenemediği, barınamadığı, insanların çalışırken öldüğü bir ülkede sağlıklı olmayı ve kalabilmeyi konuşuyoruz. Koşullara bakınca, bayram mı diyorsunuz? Kelimeler insanın boğazına düğümleniyor.</p>

<p>Yazılacak çok konu var da bu köşenin sınırlılığında son resmi raporlar eşliğinde durumumuza dair bazı başlıklara bakalım.</p>
<h2>BEŞ DAKİKADA MUAYENE</h2>
<p>Bu 14 Mart’ta hekimlerin özellikle vurguladıkları sorun hastaya yeterli süre ayıramamak. Hastayı da, hekimi de tüketen, tedirgin eden, sağlık hizmetini baştan sakatlayan, yıllardır azalmayan, artan bir sorun bu. Baştan sakatlayan dedim ama aslında arkasında tıp ve sağlık eğitiminden, piyasacı düzene kadar uzanan çoklu nedenler var. Sayılar korkunç. Son yayımlanan 2024 Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre; Türkiye’de bir yılda 1 milyar 48 milyon kez hekime başvuru yapılmış. Kişi başı ortalama yıllık hekime başvuru 12,2 olmuş. Avrupa Birliği ve OECD ortalamalarının neredeyse iki katı fazla hekime gidiyoruz. Üstelik görece genç bir nüfusa sahibiz. Bunun akılla, bilimle açıklanır tarafı yok. Bu bozuk düzenden faydalananlar var. Asıl tuhaf olanı Sağlık Bakanlığı’nın bundan rahatsız olmaması. Planlamasını hekime başvurunun artmasına göre yapıyor. İnsanlar hasta olmasın, hekime az başvursun değil, “daha çok hastalansın, doktor doktor gezsin” diye planlama yapan bir Bakanlık, tuhaf değil mi?</p>
<p>İzmir Tabip Odası’nın hazırladığı videoda bir genç hekim sesleniyor: “Hayallerim, masa başında geçen gençliğim, nöbetlerde uykusuz geçen gecelerim, yeminim. Şimdi hepsi beş dakikada. Başımı kaldırıp hastaların yüzüne bakmak, dinlemek, dokunmak isterim. Sorularını bitirmek isterim. Ama onlarca hasta ve her biri için yalnızca beş dakika. Mesleğimi, bilimi, aklı, vicdanı nasıl sığdırabilirim bu beş dakikaya. Neden? Neden bütün riskler hekimin üzerine yıkılmış. Tükeniyorum, farkında mısınız?” Bozuk düzene karşı bir çığlık bu.</p>
<h2>PARALAR NEREYE GİDİYOR?</h2>
<p>Halkın vergilerinden oluşan kamu kaynakları doğru yere gidiyor mu? Halkın yararına, akılcı, bilime uygun kullanılıyor mu? Yeni yayımlanan Sağlık Bakanlığı 2025 Faaliyet Raporu olumlu veriler sunmuyor. Sağlık Bakanlığı’na 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nda ayrılan kaynak bir trilyon 20 milyar TL. Yıl içinde yapılan aktarmalar da dâhil edildiğinde toplam ödenek bir trilyon 138 milyar TL olmuş. Bu paranın 279 milyar 780 milyon TL’si koruyucu sağlık hizmetlerine giderken, sıkı durun, 834 milyar 722 milyon TL’si tedavi edici sağlık hizmetlerine gitmiş. Sağlık Bakanlığı’nın sağlık hizmetleri için ayırdığı paranın yüzde 33’ü koruyucu hizmetlere giderken yüzde 67’si tedavi edici hizmetlere gidiyor. Bilim tersini, koruyucu hizmetlerin güçlendirilmesini öneriyor. İş bununla bitmiyor. Bir de Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) sağlık harcamaları var. Türkiye’de devlet ve üniversite hastaneleri dâhil tedavi masraflarının ve ilaç harcamalarının büyük bölümünü karşılayan kurum SGK’dir. SGK’nin kaynağı da sizin ödediğiniz Genel Sağlık Sigortası (GSS) primleridir. SGK 2025 Faaliyet Raporu’na bakalım. Orada da SGK’nin neredeyse tamamı tedavi gideri olan 2025 sağlık harcamasının bir trilyon 353 milyar TL olduğunu görüyoruz. Bunun 926 milyar 250 milyon TL’si hastane ödemeleri (özeller de var), 411 milyar 640 milyon TL’si ilaç ödemeleridir. Rakamlara boğmayayım, sistem hastalanmak ve tedavi edici harcamalar üzerine kurulmuş durumda. Hizmetler de, hepimizi tüketen beş dakikada muayenelere daralmış. Siz bunda akıl, mantık görüyor musunuz? Kimin yararına dönüyor bu çark?</p>
<p>Bir başka çarpıcı veri üzerinden Sağlık Bakanlığı 2025 Faaliyet Raporu’na dönelim. Hep tartışılan, kamu özel işbirliği (KÖİ) ile yapılmış 18 şehir hastanesi var ya, onlara 2025 yılında 111 milyar 100 milyon TL kira ve hizmet alım ödemesi yapılmış. Bu hastaneleri açılış sırasına göre hatırlatayım: Yozgat, Mersin, Isparta, Adana, Kayseri, Eskişehir, Elazığ Fethi Sekin, Manisa, Bursa, Ankara Bilkent, İstanbul Başakşehir Çam ve Sakura, Konya, Tekirdağ Dr. İsmail Fehmi Cumalıoğlu, Ankara Etlik, Kocaeli, Gaziantep, İzmir, Kütahya şehir hastaneleri. Ödenen paraların ne kadarı kira bilemiyoruz, alt dökümü ve hastane bazında veriler yok. Bu dönemde Türkiye’nin dört bir yanında yeni devlet hastanesi yapımı, tefrişatı, mevcutların tefrişat ve onarımı için harcanan para ne kadar biliyor musunuz? 137 milyar 702 milyon TL. Karşılaştırma kolaylığı için açayım. Bu giderlerin içinde Türkiye genelindeki diğer 923 devlet hastanesi, 43 ağız diş sağlığı hastanesi ve 135 ağız diş sağlığı merkezinin bakım, onarım, tefrişat işleri var. 2025 yılında geçici kabulü yapılan ve halen yapımı devam eden, içinde genel bütçeden yapılan 13 şehir hastanesi, 76 devlet hastanesi, dört eğitim ve araştırma hastanesi, 49 ek bina dâhil olmak üzere 139 projenin yapım ve tefrişat harcamaları var. Neredeyse ülkenin dört bir yanındaki bu kadar yatırıma, mevcutların bakımına, donanımına ödenen kadar para 18 KÖİ hastanesinin kira ve hizmet alımına gidiyor. Akıl almaz bir yükten söz ediyoruz. Sahiden, bu şehir hastaneleri için cebinizden beş kuruş çıkmıyor, değil mi?</p>
<p>Görüyoruz, sağlık için mücadele, daha iyi bir cumhuriyet, yaşanabilir bir ülke ve yüzü halka dönük yönetim mücadelesi ile iç içe. Aklınızda bulunsun, Ankara Tabip Odası ve TTB sizi yarın 10:30’da Anıtkabir’e, 13:00’da da Hacettepe’den Sıhhiye meydanına yapılacak yürüyüşe çağırıyor. Sağlığınıza iyi gelecektir.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 13 Mar 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Mahpuslara bir ceza daha]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/mahpuslara-bir-ceza-daha-699206</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/12/mahpuslara-bir-ceza-daha.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/mahpuslara-bir-ceza-daha-699206</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[CHP Sağlık Politika Kurulu Başkanı Pala, cezaevlerinde sağlık hizmetlerine erişime ilişkin yapısal sorunlar bulunduğunu belirtti. Pala, “Mahpuslar, sağlık hizmetlerine erişemeyerek iki kere cezalandırılıyor” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber Merkezi </strong></p>
<p>CHP Sağlık Politika Kurulu, CHP İstanbul İl Başkanlığı ile birlikte Silivri Dayanışma merkezinde bir basın açıklaması düzenledi. Açıklamada siyasi kumpas davası ile ilgili gelişmeler ele alındıktan sonra, aralarında Gezi davası kapsamında cezaevinde bulunan şehir planlamacısı Tayfun Kahraman ve İBB davasından tutuklu yargılanan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın da bulunduğu hasta hükümlü ve tutukluların serbest bırakılması ve tutsakların sağlık hizmetlerine erişimlerinin sağlanmasıyla ilgili önerilerde bulunuldu. Açıklamada “Bugünlerde içerideki Tayfun Kahraman ve Murat Çalık’ın sağlık sorunlarını konuşuyoruz. İçeride bulundukları sürede sağlık haklarının önüne büyük engeller konulduğunu ısrarla dile getirmeyi sürdüreceğiz” denildi.</p>

<p>CHP’nin geçen sene Mayıs ayında “Cezaevleri ve Sağlık Çalıştayı” düzenlediğini anımsatılan açıklamada şöyle devam edildi: “Tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerine erişim sorunlarını gündeme getirmiş ve çözüm önerilerini kamuoyu ile paylaşmıştı. Ancak AKP, cezaevlerindeki sağlık sorunlarını çözmek amacıyla herhangi bir eylem planını yürürlüğe koymadı. Son açıklanan verilere göre Türkiye’de, toplam 304 bin 956 kapasiteli 403 hapishanede 412 bin 991 mahpus tutuluyor. Cezaevlerindeki kapasite aşımı nedeniyle, başta barınma olmak üzere yaşanan sorunlar da mahpusların sağlığını olumsuz etkiliyor. Tutuklu ve hükümlülerin sağlığı en başta mekânsal sorunlardan ve yaşadıkları koşullardan olumsuz etkileniyor, ancak ne kadarının hasta olduğu bilinmiyor. Çünkü düzenli bir sağlık kontrolleri yok.”</p>
<h2>SINIRLI HİZMET</h2>
<p>Cezaevlerinde çok sınırlı bir sağlık hizmeti sunulduğunu kaydedilen açıklamada özetle şöyle devam edildi: “Türkiye’de cezaevlerinde, özellikle cezaevinin tipine göre ‘kuyu tipi’ diye nitelendirilenlerde tecrit sorunu var ve tecridin mahpusların sağlığını olumsuz etkileyen özellikleri göz ardı ediliyor. Mahpuslar, bedenlerinde hastalıkla ilgili herhangi bir bulgu yakınma biçiminde ortaya çıkmadıkça, sağlık durumları hakkında bilgi sahibi olmaktan uzaklar. Oysa mevzuata göre her yurttaşın yılda bir kez düzenli sağlık kontrolünün yapılması gerekir. Cezaevlerinde mahpusun sağlık durumunu gözden geçirecek, kendisini hastalıklardan koruyacak ve erken tanı koyarak kısa sürede tedaviye erişmesini sağlayacak bir sağlık hizmeti sunumu düzenlemesi yok. Bu konudaki sorumluluğu Adalet Bakanlığı Sağlık Bakanlığı’na, Sağlık Bakanlığı da Adalet Bakanlığı’na atıyor.”</p>
<p>Ayrıca açıklamada, ‘güvenlik’ gerekçesiyle sağlık hakkının ihlali edilemeyeceği de vurgulanarak “Çıplak arama ve kelepçeli muayene dayatması, tedavinin engellenmesine yol açabilir, kabul edilemez. Hasta mahpusların sevkinde havasız ve sarsıntılı ring araçları yerine, sağlık standartlarına uygun güvenlikli hasta nakil araçları kullanılmalıdır. Hastanın rızası olmadan bedensel bütünlüğe dokunulamayacağı, tıbbi muayenenin kolluk kuvvetlerinin göremeyeceği koşullarda yapılması gerektiği, tıbbi gizlilik ve insan onurunun esas alınacağı BM İstanbul Protokolü’nde karara bağlanmıştır. Cezaevi revirlerinde ya da başvurulan hastanelerde karşılaştıkları kötü muameleler, hastalara karşı özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, kelepçeli muayene dayatmaları, muayene sırasında kolluk kuvvetinin içerde tutulması ve hasta mahremiyetinin ihlali gibi mahpusların dile getirdiği hekimler ve sağlık hizmetine erişim sırasında yaşanan çok sayıda sorun var. BM İstanbul Protokolü kayıtsız şartsız uygulanmalıdır” denildi.</p>
<p>CHP Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala da "Mahpuslar, insan haklarına aykırı biçimde sağlık hizmetlerine erişemeyerek iki kere cezalandırılıyor” dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 13 Mar 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hekimler hakları için sokakta!]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hekimler-haklari-icin-sokakta-699207</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/12/hekimler-haklari-icin-sokakta.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hekimler-haklari-icin-sokakta-699207</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[TTB’nin Diyarbakır’dan başlattığı “Beyaz Yürüyüş”ün dünkü adresi Urfa oldu. Sağlıkçılar, sağlıkta şiddete ve ticarileşmeye karşı yola çıktıklarını kaydederek haklarını istedi. Yürüyüş 14 Mart Tıp Bayramı’nda Ankara’da bitecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber Merkezi </strong></p>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB), 14 Mart Tıp Bayramı haftasında başlatılan Beyaz Yürüyüş kapsamında önceki gün Diyarbakır’da düzenlenen eylemin ardından dün Urfa’da devam etti. Ali Şelli Parkı’ndan Rabia Meydanı’na yürüyen sağlık çalışanları ve hekimler, özlük hakları ve sağlık sistemine ilişkin taleplerini dile getirdi. Yürüyüşün ardından meydanda yapılan açıklamada “14 Mart Tıp Bayramı ne yazık ki bizim için bir bayram olmaktan çıkmış; sesimizi, itirazımızı ve taleplerimizi duyurduğumuz bir mücadele gününe dönüşmüştür. Mevcut sağlık ortamında şiddeti konuşmadığımız, özlük haklarımız için mücadele etmediğimiz, liyakat, meslek onuru, emeklilik hakkı ve çalışma koşullarımız için söz kurmadığımız tek bir gün dahi kalmamıştır. Türk Tabipleri Birliği yıllardır Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın hekimlerin, sağlık çalışanlarının ve halk sağlığının boynuna vurulmuş bir kement olduğunu dile getirmektedir. Urfa da bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Nüfusu yaklaşık 2,2 milyon olan kentimizde yılda 20 milyondan fazla sağlık başvurusu yapılmaktadır. Buna rağmen hekim sayısı Türkiye ortalamasının dahi altındadır. Bu durum hem sağlık çalışanları hem de hastalar için sürdürülemez bir tablo yaratmaktadır” denildi.</p>

<p>Beyaz Yürüyüş, 14 Mart cumartesi günü Ankara’da sona erecek. Ülkenin farklı illerinden gelen tabip odalarının katılımıyla önce Anıtkabir ziyaret edilecek ardından saat 13.00’te Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde bir araya gelen hekimler, Abdi İpekçi Parkı’na yürüyerek açıklama yapacak. Öte yandan aile hekimleri de aynı gün saat 11.00’de Sağlık Bakanlığı önünde buluşacak.</p>
<p>Öte yandan sağlık emekçileri, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi önünde de dün bir eylem yaptı. Eylemde, sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, hastaların “müşteri” olarak görülmesine, ağır çalışma koşullarına ve düşük ücretlere tepki gösterildi. Eylemde konuşan SES İstanbul Aksaray Şubesi Eşbaşkanı Birsen Seyhan, “14 Mart; uzun çalışma saatlerine, artan iş yüküne, mobbing ve angarya gibi modern kölelik koşullarına karşı itiraz edenlerin haftasıdır. En temel insan hakkı olan sağlık hakkı için ‘halkın sağlığı, emeğimizin hakkı’ diyenlerin haftasıdır” dedi. Sağlık emekçileri taleplerini de sıraladı:</p>
<p><strong>•</strong> Tek kalemde ve emekliliğe yansıyacak temel ücret ödenmeli.</p>
<p><strong>• </strong>Vergi dilimleri yüzde 10’da sabitlenmeli.</p>
<p><strong>• </strong>Aile sağlığı merkezlerinde uygulanan yönetmelik geri çekilmeli.</p>
<p><strong>• </strong>Ek zamlar emekliliğe yansıtılması.</p>
<p><strong>• </strong>Angarya çalıştırma yasaklanması.</p>
<p><strong>• </strong>Güvenceli ve kadrolu istihdam sağlanmalı.</p>
<p><strong>• </strong>Sağlıkta şiddet önlenmeli.</p>
<p><strong>• </strong>Özel hastanelere verilen teşvikler kaldırılmalı.</p>
<p><strong>• </strong>Tüm iş yerlerinde kreş açılmalı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 13 Mar 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Toplumun yüzde 93'ü uyuyamıyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/toplumun-yuzde-93-u-uyuyamiyor-699035</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/12/toplumun-yuzde-93-u-uyuyamiyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/toplumun-yuzde-93-u-uyuyamiyor-699035</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Verilere göre toplumun yüzde 93'ü uyuyamıyor. İyi uyuyanlar yüzde 45 daha mutlu ve başarılı oluyor. Türk Toraks Derneği Uykuda Solunum Bozuklukları Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Öztürk "Hayatın her alanında tam bir iyilik hali sergilemek için kaliteli uyku, elimizdeki en güçlü anahtardır" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Teknolojik cihazlar, mavi ışığa maruziyet, stres gibi çok sayıda faktör nedeniyle son yıllarda uyku problemleri daha sık görülmeye başladı.</p>
<p>13 Mart Dünya Uyku Günü tüm dünyada bu yıl "İyi Uyu, Daha İyi Yaşa" sloganıyla ve çeşitli farkındalık çalışmalarıyla kutlanırken Türk Toraks Derneği Uykuda Solunum Bozuklukları Çalışma Grubu başkanı Prof. Dr. Önder Öztürk, "Toplumun yüzde 97’si uykunun sağlığın temel taşı olduğunu bilse de her sabah gerçekten yenilenmiş uyanabilenlerin oranı sadece yüzde 7’de kalıyor" dedi. </p>

<h2>TEMİZLİK OPERASYONU</h2>
<p>Uykunun vücudumuzdaki "temizlik operasyonu" olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Öztürk uykunun onarıcı gücüne dikkat çekti.</p>
<p>Öztürk "Bilimsel araştırmalar, kaliteli uykunun sadece bir dinlenme süreci değil, fiziksel sağlık ve zihinsel performans için temel bir ihtiyaç olduğunu kanıtlamaktadır. Uyku sırasında beynimiz adeta bir 'temizlik operasyonu' yürüterek gün boyu biriken zararlı atıkları temizler, hafızayı güçlendirir ve öğrenilen bilgileri kalıcı hale getirir. Zihinsel tazelenmenin yanı sıra uyku, bağışıklık sistemimizin en güçlü kalkanıdır. Vücudun mikroplarla savaşma kapasitesini artırırken, hücrelerin yenilenmesini ve onarılmasını sağlar. Veriler, uykusundan memnun olan bireylerin, olmayanlara oranla yüzde 45 daha mutlu ve başarılı hissettiğini göstermektedir. Kısacası iş verimliliğinden duygusal dengeye kadar hayatın her alanında tam bir iyilik hali sergilemek için kaliteli uyku, elimizdeki en güçlü anahtardır" dedi. </p>
<h2>TOPLUMUN YÜZDE 7'Sİ İYİ UYUYOR</h2>
<p>Prof. Dr. Öztürk, toplumun sadece yüzde 7'sinin iyi uyuduğunu ifade ettiğini belirterek şöyle devam etti: "Modern çağın bir uyku çıkmazı söz konusu. Birçoğumuz uyuyoruz ama dinlenemiyoruz. Toplumun yüzde 97’si uykunun sağlığın temel taşı olduğunu bilse de, her sabah gerçekten 'yenilenmiş' uyanabilenlerin oranı sadece yüzde 7’de kalıyor. Modern yaşamın stresi ve teknoloji kuşatması, uykunun o eşsiz onarıcı gücünü elimizden alıyor. Oysa yetersiz uyku sadece bir yorgunluk hali değil, vücudun metabolik dengesini sarsarak obezite, diyabet ve kalp hastalıklarına davetiye çıkaran sessiz bir tehlikedir. Uykusuzluk, bedeni olduğu kadar zihni de karanlığa sürükler. 24 saat boyunca uykusuz kalmak, beyinde yasal alkol sınırının üzerinde bir alkol alımıyla eşdeğer bilişsel bozulmalara yol açar. Dikkati dağıtır, reaksiyonları yavaşlatır ve güvenliğimizi tehdit eder. Unutmamalıyız ki uyku, sadece bir mola değil; sağlıklı, üretken ve güvenli bir yaşamın vazgeçilmez ritmidir."</p>
<div class="brgn-box">
<p><strong>SERİN, KARANLIK VE SESSİZ BİR ODA ÖNEMLİ</strong></p>
<p>Hayat kalitesini yükseltmek için iyi bir uykunun önemine dikkat çeken Türk Toraks Derneği Merkez Yürütme Kurulu üyesi Doç. Dr. Baran Balcan ise şunları söyledi:</p>
<p><em>"Bunun için ilk adım, vücudunuzun doğal saatiyle barışmaktır. Hafta sonları dahil her gün aynı saatte yatıp kalkmak, beyninize ne zaman dinleneceğini öğreterek uykunun onarıcı gücünden tam verim almanızı sağlar. İkinci olarak, yatak odanızı serin, karanlık ve sessiz bir sığınağa dönüştürün. Özellikle yatmadan bir saat önce mavi ışık yayan ekranlarla bağınızı keserek zihninizi derin bir huzura hazırlayın. Unutmayın ki kaliteli bir uyku, aslında sabah gözlerinizi açtığınız an başlar; gün içinde hareketli olmak, gün ışığından faydalanmak ve kafein tüketimini yatmadan 8-10 saat önce sonlandırmak gecenizi aydınlatacaktır. Bu eşsiz tazelenme hissi, sadece bir gecelik dinlenme değil, daha uzun ve sağlıklı bir ömrün de en büyük teminatıdır. Türk Toraks Derneği olarak, bu yıl 13 Mart’ta tüm halkımızı uyku sağlığını bir lüks değil, yaşam kalitesini doğrudan belirleyen hayati bir zorunluluk olarak görmeye davet ediyoruz. Unutmayın, uykunuzdan feragat etmek, aslında sağlığınızdan, mutluluğunuzdan ve geleceğinizden feragat etmektir. Sağlıklı bir ömür huzurlu bir uykuyla başlar. Daha iyi bir yaşam için, bu gece kendinize iyi bir uyku hediye edin!"</em></p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 12 Mar 2026 10:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kamu hastaneleri adeta dökülüyor: Otel konforu var ama parası olana]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/kamu-hastaneleri-adeta-dokuluyor-otel-konforu-var-ama-parasi-olana-698947</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/11/kamu-hastaneleri-adeta-dokuluyor-otel-konforu-var-ama-parasi-olana.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/kamu-hastaneleri-adeta-dokuluyor-otel-konforu-var-ama-parasi-olana-698947</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Çalışma Bakanı Işıkhan “Hastanelerimiz otel konforunda’’ diyerek sağlık sistemini övdü ancak gerçek fotoğraf böyle değil. Bakımsızlık ve ödeneksizlikle boğuşan kamu hastaneleri adeta dökülüyor, tuvaletlerde sabun bile yok, klimalar çalışmıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın kamu hastanelerinin “otel konforunda hizmet verdiği” yönündeki açıklamaları, kamu sağlık sisteminin gerçekliğiyle çelişiyor. Ülkenin pek çok kentinde kamu hastaneleri uzun süredir bakım ve yenileme ihtiyacıyla gündeme gelirken, adeta bakımsızlıktan dökülen hastane odaları, tuvaletleri, koridorları bu tablonun çok farklı olduğunu gösteriyor. Kamu hastanelerinin durumunun içler acısı olduğu gerçeği ortadayken sağlık çalışanları ve yurttaşlar mevcut koşulların “otel konforu” söyleminden uzak olduğunu dile getiriyor. Yurttaşlar ‘‘Bakan konfordan bahsediyor ama bahsettiği konfor özel hastanelerde var. Oralarda otel konforu var. Parası olan konforu tadıyor. Konfor değil sağlık hizmeti istiyoruz” diyerek tepki gösterdi.</p>

<h2>OTEL DEĞİL SAĞLIK HİZMETİ İSTİYORUZ</h2>
<p>Bakan Işıkhan’ın önceki gün katıldığı bir programda yaptığı ‘‘Hastanelerimiz, otel konforunda vatandaşlarımıza hizmet sunuyor’’ yönündeki açıklamaları ve Türkiye’nin sağlık sisteminin dünyada örnek bir modele sahip olduğu yönündeki açıklamaları yeni tartışmaya yol açtı. Kamu hastanelerinin odaları, tuvaletleri, hasta ve personel koridorları dökülürken, klimaların yaz-kış çalışmaması, tuvaletlerde sabun ve kağıt neredeyse hiç olmaması, yemeklerin hijyenik olmaması, zehirlenme olaylarının sık yaşanması bunlardan sorunlardan sadece birkaçı. Uzun süredir bakım ve yenileme ihtiyacıyla gündeme gelen devlet ve eğitim hastanelerinde ödenek yetersizliği, yoğunluk ve fiziki sorunlar sürerken, “otel konforu” söylemi yurttaşların tepkisine neden oldu. </p>
<p>Bakan Işıkhan’ın açıklamalarına sosyal medyadan tepki gösteren yurttaşlar, şunları yazdı: </p>
<ul>
<li>Randevu alırsak otel konforunda hastanelere gidebiliriz. 5 dakika bile sürmeyen muayene oluruz, şansımız varsa tetkiklerimiz yapılır. Ölmezsek bir kaç ay bekleriz! Birileri zengin olsun diye açılan özel hastanelere paramız varsa gidebiliriz.</li>
<li>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı niye Sağlık Bakanı gibi konuşuyor diye sorsam anlamsız olacak. Artık her şey anlamsız ve mantık aramak saçma.</li>
<li>Erzurumda ufacık odaya 3 tane hasta yatağı sıkıştırılıyor hasta yakını için ayakta duracak yer dahi olmuyor. Kaç defa koridorlarda yerlerde uzandığımı bilirim. Hiç otel konforu gibi gelmedi.</li>
<li>Doğru! Otel konforu olacak ki daha önce duyduğumuz gibi müşteri olan hastalar rahat uyusunlar ama tedavi ve tanı koyabilecek ne kadar doktor var onu bilemem!</li>
<li>Hastanelerimiz otel konforundaymış arkadaşlar kıymetini bilin diyor sayın bakan. Not kardiyoloji anabilim dalı için randevu 5 ay sonrasına gün verdiler bilginiz olsun bakan bey.</li>
<li>Otel konforu istesem otele giderim, hijyen ve kaliteli tedavi yeter. Bir sene sonraya MR değil.</li>
<li>Hastaneler tatil köyü değil. Millet randevu alamıyor hastanelerden, parası olmayan yandı.. Kafa mı buluyorsunuz bizimle neyin peşindesiniz?</li>
<li>İstenilen otel değil nitelikli sağlık hizmeti.</li>
<li>Çok haklı. Kardiyoloji yoğun bakımda yer olmadığı için eşim için gün boyu Çam Sakura Şehir Hastanesi acilde hiç bir tedavi yapılmadan bekledik. Hemşire 4 gündür bekleyen var demişti. Gerçekten otel hizmeti var ama acilde olduğumuz için su bile vermeyen otel. Otel değil hastane ve doktor istiyoruz. </li>
<li>2 saat önce Ankara Yenimahalle Eğitim Araştırma Hastanesi’ndeydim. Şehirlerarası otobüs terminali gibiydi. Kendimizi otel lobisinde hissedemedik.</li>
<li>Hastanelerde yataklar pislik içinde, çarşaflar yırtık.</li>
</ul>
<p style="text-align: center;"><strong>***</strong></p>
<h2>GERÇEK TABLO ÇOK FARKLI</h2>
<p>Bakan Işıkhan’ın yaptığı açıklamada kamu hastanelerinin “artık otel konforunda hizmet verdiği” iddiası, sağlık çalışanları ve doktorlar tarafından tepkiyle karşılandı. İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu, “Vatandaşın ve sağlık personelinin deneyimi bambaşka” diyerek, Bakan’ın çizdiği pembe tablonun gerçekleri yansıtmadığını belirtti. Küçükosmanoğlu “Polikliniklerde uzun kuyruklar var. Doktor dinlenme odaları yetersiz. Tuvaletlerde sabun, tuvalet kağıdı yok. Yemekhaneler yetersiz, çoğu doktor evinden getirdiği yemekle idare ediyor” dedi. Şehir hastanelerindeki gösterişli odaların ortalama durumu gizlemeye yetmeyeceğini söyleyen Küçükosmanoğlu “Bunlar çoğunluğu yoksulun ulaşamadığı, yurtdışı hastalara yönelik odalar. Ortalama kamu hastaneleri hâlâ dökülüyor" dedi. Üniversite hastanelerine yatırım yapılmadığını da eleştiren Küçükosmanoğlu, “Çapa ve Cerrahpaşa gibi köklü hastaneler yıllardır çökertiliyor. Pandemi sırasında prefabrik barakalarda hizmet verildi. Amiral gemisi olması gereken hastaneler bile ihmal ediliyor” dedi. Sağlık politikalarının bilinçli ihmaller içerdiğini belirten Küçükosmanoğlu, şehir hastanelerine yapılan devasa yatırımların yerine tüm Türkiye’de kamu hastaneleri ve aile sağlığı merkezlerine kaynak ayrılabileceğini söyledi ve ekledi: “Özel hastaneler ve yurtdışı hastalar için yapılan suit odalar var. Halkın çoğu bunlara ulaşamaz. Bu, kamu kaynaklarının çarçur edilmesi demek.”</p>
<p style="text-align: center;"><strong>***</strong></p>
<h2>KAMU HASTANELERİNDEN BAZI MANZARALAR</h2>
<ul>
<li>Odalar dökülüyor:<strong> </strong>Hastane odaları, tuvaletler, hekim ve hemşire dinlenme odaları,  bekleme koridorları gibi pek çok noktada fiziki koşullar kötü durumda. </li>
<li>Klimalar çalışmıyor:<strong> </strong>Hastanelerden gelen şikâyetler klimaların çalışmadığını, pencerelerin dahi açılmadığını gösteriyor. </li>
<li>Dinlenme odaları yetersiz: Sağlık çalışanlarının dinlenme odalarının fiziki şartları kötü. </li>
<li>Yemekler hijyenik değil: Sağlık çalışanları ve hastalar, kamu hastanelerinin yemeklerinin kalitesiz ve hijyensizliğinden sık sık yakınıyor. Yemeklerden böcek ya da bilinmeyen maddelerin çıkması sıklıkla rastlanır halde.</li>
</ul>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 12 Mar 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[CHP'li Kayıhan Pala'dan Trabzon Şehir Hastanesi için deprem riski uyarısı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/chp-li-kayihan-pala-dan-trabzon-sehir-hastanesi-icin-deprem-riski-uyarisi-698971</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/11/chp-li-kayihan-pala-dan-trabzon-sehir-hastanesi-icin-deprem-riski-uyarisi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/chp-li-kayihan-pala-dan-trabzon-sehir-hastanesi-icin-deprem-riski-uyarisi-698971</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, "Eğer bazı bilim insanlarının iddia ettiği gibi bir çöküntü meydana gelme ihtimali var ve zaman içerisinde bu meydana geliyorsa bu hastanede buna karşı nasıl önlemlerinin anlayacağının da toplumla paylaşılması gerekir. Bir takım önlemlerden söz ediliyor Sağlık Bakanlığı tarafından ama zeminle ilgili önlemlerle Sağlık Bakanlığı'nın gündeme getirdiği önlemler arasındaki ilişki deprem uzmanları tarafından zayıf bulunmuştur" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, Samsun Milletvekili Murat Çan ve Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez ile birlikte yapımı süren Trabzon Şehir Hastanesi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada hastanenin dolgu alanı üzerinde inşa edilmesi ve olası deprem riskleriyle ilgili tartışmalar gündeme getirildi.</p>
<h2>"DOLGU ALANLARI ANAYASAMIZDA BELİRTİLMİŞ VE KIYILAR KORUMA ALTINA ALINMIŞTIR"</h2>
<p>CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, kıyıların Anayasa’da koruma altına alındığını belirterek şöyle konuştu:</p>
<p>"Öncelikle belirtmek gerekirse kıyı ve dolgu alanları anayasamızda belirtilmiş ve kıyılar koruma altına alınmıştır. Kamusal alan olarak tarif edilmiş ve korunması gerektiği belirtilmiştir. Buna rağmen özellikle 2005 yılından sonra tam tersi bir uygulamayla çıkartılan yasalarla birlikte kamusal alan dışında da aslında karasal alanda yapılması gereken bir sürü bina maalesef getirilmiş bu dolgu alanları üzerinde kıyı alanlarında yapılmaya başlanmıştır. Trabzon'da bundan nasibini aldı. Aslında bugün önünde bulunduğumuz şehir hastanesinin ve bizim futbol kompleksimizin bulunduğu alanda özel bir kanunla birlikte bu aslında karasal alanda yapılması gereken binaların kıyıda yapılmasını sağlamış bulunmaktadır. Dolayısıyla şimdi bugün burada gerek EYOF nedeniyle 2008 yılında çıkarılan bir kanunla stadyumun yapılması sağlanmış , spor alanlarının kıyılarda yapılabilmesinin öne açılmış. Daha sonra da 2017 yılında şehir hastanelerinde kıyılarda yapılabileceği kanunen düzenlenmiş. Dolayısıyla hani az önce söyledik ya bir takım seri kanunlarla kıyıların dolgu alanlarının kullanılmaması gereken bu alanların kullanımının önünü açan iki aslında kötü örneği de Trabzon'da yaşamış."</p>
<h2>"SAĞLIK BAKANLIĞI'NIN KAMUYA AİT BİR DEVLET HASTANESİ, BİR EĞİTİM ARAŞTIRMA HASTANESİ YAPMAKLA İLGİLİ BÜTÜN YATIRIMLARI OLUMLU BULUYORUZ"</h2>
<p>CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Sağlık Politikaları Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, Sağlık Bakanlığı’nın kamuya ait hastane yatırımlarını olumlu bulduklarını ve birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin kamu tarafından güçlü şekilde sunulmasının toplum açısından önemli olduğunu söyleyerek şöyle konuştu:</p>
<p>"Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanlığı aday ofisi Sağlık Politika Kurulu olarak Sağlık Bakanlığı'nın bütün sağlık yatırımlarını yakından takip ediyoruz. Öncelikle şunu söylemek isterim. Sağlık Bakanlığı'nın kamuya ait bir devlet hastanesi, bir eğitim araştırma hastanesi yapmakla ilgili bütün yatırımları olumlu buluyoruz. Çünkü Türkiye'de özellikle 2003’ten bu yana uygulamaya konulan sağlıkta dönüşüm programı adındaki neoliberal sağlık politikaları maalesef sağlığı ticarileştirdi ve özel sektöre çok geniş bir alan açtı. Dolayısıyla kamu ne kadar sağlık yatırımı yaparsa insanların ihtiyaçları ne kadar kamuya ait sağlık yatırımları sayesinde birinci basamak, ikinci basamak ve üçüncü basamak hastanelerden karşılanırsa o kadar memnun oluruz o kadar sağlık hakkının yerine getirilebilmesi için uygun bir zemin tanımlanmış olur. Bugün arkamızda gördüğünüz ve resmi kayıtlara göre dokuzyüz yatağı olacağı söylenen adı Trabzon Şehir Hastanesi olan hastanenin yapılması da bu bakımdan çok önemli.</p>
<p>Önce şehir hastaneleriyle ilgili birkaç şey söylemek isterim size. Biliyorsunuz şehir hastaneleri Sayın Cumhurbaşkanı'nın benim hayalimdi dediği bir proje olarak ortaya çıktı ve şehir hastanelerinin önce kamu özel iş birliği biçiminde bir sermaye yatırımının yurt dışından getirilerek yapılması benimsendi. Ve hatırlayın ilk bu projeler hayata geçirildiğinde 34 tane şehir hastanesinin kamu özel ortaklığı yöntemiyle yapılacağı kamuoyuna duyuruldu. Ancak daha başından bu yana bizlerin bu süreci takip etmesi ve bu yöntemle şehir hastanelerinin kamuya çok büyük bir yük olduğunun ortaya çıkmasından sonra bu 34 proje 18’de sınırlandırıldı. Şu anda Türkiye'de kamu özel ortaklığıyla bir başka deyişle şirketlerin yönettiği adı devlet hastanesi olan şehir hastanesi 18’de sınırlıdır. Fakat şehir hastanesi kavramından vazgeçmek istemeyen iktidar kamu özel ortaklığından vazgeçmek zorunda kalsa da yeni projelerin adlarını da şehir hastanesi olarak gündeme getirdi. Dolayısıyla Trabzon Şehir Hastanesi örneğin Bursa'daki şehir hastanesi gibi şirketler tarafından yönetilecek bir hastane değil. Bunu da olumlu buluyoruz. Sağlık Bakanlığı'nın kendi binasını yaptığı kendi donanımını ortaya koydu. Çalışanların zaten Sağlık Bakanlığı'na bağlı olduğu yapıların yurt çapında arttırılması ve şirketlere verilmiş olan yapılardan da kamunun arındırılması gerektiğini düşünüyoruz. İzleyenleriniz bilecektir. Son plan bütçe konuşmasında da çok net ortaya çıkmıştır ki maalesef mevcut bu 18 hastaneye Sağlık Bakanlığı bütçesinden aktarılan tutar nedeniyle bu tutarlar her yıl yaklaşık yüzde 10-11 civarındadır. Sağlık Bakanlığı bütçesi rehin alınmıştır. Dolayısıyla 2045 yılına kadar sürecek her yıl çok yüksek miktarda kira ödenecek uygulamaların terk edilmesi geç de olsa olumlu olmuştur."</p>
<h2>"SAĞLIK BAKANLIĞI'NIN GÜNDEME GETİRDİĞİ ÖNLEMLER ARASINDAKİ İLİŞKİ DEPREM UZMANLARI TARAFINDAN ZAYIF BULUNMUŞTUR"</h2>
<p>Bazı bilim insanlarının dolgu alanındaki zeminle ilgili ileriye dönük çökme riski olabileceğine dair değerlendirmeler yaptığını belirterek bu iddiaların bilimsel raporlarla açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyleyen Kayıhan Pala, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>"Trabzon Şehir Hastanesi'ne gelecek olursak uzun zamandır biliyorsunuz Trabzon'un gündeminde bizim de merkezden buradaki tartışmalar nedeniyle gündemimizde buraya yapılıp yapılmamasına ilişkin tartışmalar artık geride kalmıştır. Sağlık Bakanlığı'nın resmi bildirimlerine göre 14 milyarın üstünde bir kaynak aktarılarak yapılan bu hastanede şu anda yapılması gereken yüzde yüzük bölümün yüzde seksen altısı tamamlanmıştır. Geriye kalan en önemli sorunlardan bir tanesi bazı bilim insanlarının dolgu alanındaki bazı çöküntüler ve ileriye dönük sıkıntılar yüzünden dile getirdiği iddiaların araştırılması meselesidir. Buradan Sağlık Bakanına özellikle çağrıda bulunmak istiyorum. Bu kentte yaşayanların bize ta Ankara'ya gönderdiği bazı endişeler var. Eğer bir deprem olursa bu hastanede bulunmak kendi sağlıklarını tehlikeye atar mı atmaz mı diye yurttaşları bu tedirginlikten uzaklaştıracak endişeleri ortadan kaldıracak bizzat Karadeniz Teknik Üniversitesi'nin veya da başka teknik üniversitelerinin hazırlayacak kapsamlı raporlarla sürecin toplumu açıklanması lazım. Dolayısıyla bir an önce şu anda yalnızca tartışma düzeyinde olan resmi raporların ortaya konulmadığı bir sürecin bakanlık tarafından ivedilikle tamamlanması gerçekten böyle bir durum var mı yok mu? Bilim insanlarının üniversitelerin teknik raporlarıyla ortaya konması gerekir. Eğer bazı bilim insanlarının iddia ettiği gibi bir çöküntü meydana gelme ihtimali var ve zaman içerisinde bu meydana geliyorsa bu hastanede buna karşı nasıl önlemlerinin anlayacağının da toplumla paylaşılması gerekir. Bir takım önlemlerden söz ediliyor Sağlık Bakanlığı tarafından ama zeminle ilgili önlemlerle Sağlık Bakanlığı'nın gündeme getirdiği önlemler arasındaki ilişki deprem uzmanları tarafından zayıf bulunmuştur.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 11 Mar 2026 23:47:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Türk Eczacıları Birliği Başkanı İrfan Demirci: İlaç fiyatlandırmaları ekonomik gerçeklerle uyumlu değil]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/turk-eczacilari-birligi-baskani-irfan-demirci-ilac-fiyatlandirmalari-ekonomik-gerceklerle-uyumlu-degil-698920</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/11/turk-eczacilari-birligi-baskani-ecz-irfan-demirci-ilac-fiyatlandirmalari-ekonomik-gerceklerle-uyumlu-degil.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/turk-eczacilari-birligi-baskani-irfan-demirci-ilac-fiyatlandirmalari-ekonomik-gerceklerle-uyumlu-degil-698920</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Türk Eczacıları Birliği Başkanı Eczacı M. İrfan Demirci, son zamanlarda gitgide zorlaşan ilaca erişim konusuna dair bir açıklama yaptı. Demirci açıklamasında ilaç fiyatlandırmalarındaki hataları işaret etti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türk Eczacıları Birliği Başkanı Eczacı M. İrfan Demirci, ilaç yoklukları ve ilaç fiyatlandırmaları ile ilgili bir açıklama yaptı. Demirci, açıklamasında ilaç fiyatlarının ekonomik gerçeklerle uyuşmadığının altını çizerek hastaların ilaca erişimi için çözüm önerileri sunarak yetkilileri uyardı.</p>

<p>Demirci açıklamasında şunları söyledi:</p>
<blockquote>
<p>“Son yıllarda giderek daha sık karşılaştığımız ilaç yoklukları artık ciddi bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Çünkü ilacına ulaşamayan hasta için, hastasının ilacını bulamayan eczacı için ve tedaviyi planladığı şekilde sürdüremeyen hekim için bir ciddi bir sorundur. Bugün ülkemizde karşı karşıya olduğumuz ilaç yokluklarının temel nedeni, mevcut ilaç fiyatlandırma modelinin ekonomik gerçeklerle uyumsuz hale gelmiş olmasıdır. Enflasyon, üretim maliyetleri ve küresel piyasalardaki gelişmeler karşısında gerçekçi olmaktan uzaklaşan fiyatlandırma politikaları, bazı ilaçların Türkiye pazarına yeterli ve sürdürülebilir biçimde sunulmasını zorlaştırmaktadır.</p>
<p>Hayata geçirilen ‘İlacım Nerede?’ gibi uygulamalar, ilk bakışta vatandaşlarımızın ilaca erişimi konusunda bilgiye ulaşmasını kolaylaştırmayı amaçlayan adımlar olarak değerlendirilebilir.<br>Ancak burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak gerekir: ‘İlaç Takip Sistemi’ önemli bir denetim ve takip mekanizmasıdır. Fakat her dijital sistemde olduğu gibi sistem kayıtları ile sahadaki fiili durum arasında zaman zaman farklılıklar oluşabilmektedir. Örneğin;</p>
<ul>
<li>Eczane otomasyon sistemleri ile ‘İlaç Takip Sistemi’ arasındaki veri güncellemeleri anlık olmamaktadır. Bu nedenle kısa süreli kayıt uyumsuzlukları oluşabilir.</li>
<li>Stok yetersizliği nedeniyle reçetede yazan ilacın bir kısmı hastaya verilmiş, kalan miktar verilene kadar reçete sonlandırılmadığı için ilaç sistemde görünmeye devam edebilir.</li>
</ul>
<p>Bu tür teknik durumlar zaman zaman ‘ilaç eczanede var ama verilmedi’ şeklinde yanlış bir algının oluşmasına; eczacı ile hastasının gereksiz yere karşı karşıya gelmesine neden olacaktır.</p>
<p>Şunu özellikle ifade etmek istiyorum; eczacının temel görevi zaten ilacı hastasına ulaştırmaktır. Eczacı bunun için vardır. Sahada hastası için ilacı arayan, alternatifleri sorgulayan ve hastasını mağdur etmemek için çaba gösteren taraf eczacının ta kendisidir. Bu fiili olarak eczanede tam da böyledir.</p>
<p>Bizler sorunu değerlendirirken, eczacılar ile hastaları karşı karşıya getirme riski taşıyan uygulamalar yerine sorunun gerçek nedenlerine odaklanılması gerektiğine inanıyoruz.<br>Biz eczacılar; hastalarımızın ilaca kesintisiz erişimi için sahada sorumluluk almaya devam ederken, soruna kalıcı çözümler için gerekli yapısal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini de güçlü biçimde vurgulamayı sürdüreceğiz. İlaç yokluklarının kalıcı çözümü; ekonomik gelişmelere uyumlu, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir ilaç politikasının hayata geçirilmesidir. Bir an önce İlaç Fiyat Kararnamesi’nin sürüncemede bırakılmadan netleştirilmesi, Kararname’nin gerekliliklerinin yerine getirilmesi, iskonto baremlerinin güncellenmesi, belki de sorunun temel çözüm noktası olacaktır.”</p>
</blockquote>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 11 Mar 2026 18:35:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Beyaz Yürüyüş Diyarbakır'dan başladı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/beyaz-yuruyus-diyarbakir-dan-basladi-698918</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/11/beyaz-yuruyus-diyarbakir-dan-basladi-1.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/beyaz-yuruyus-diyarbakir-dan-basladi-698918</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Türk Tabipleri Birliği (TTB), 14 Mart Tıp Bayramı haftası kapsamında Diyarbakır’dan Ankara’ya "Beyaz Yürüyüş" başlattı. Sağlık sistemindeki ticarileşmeye, şiddete ve güvencesiz çalışma koşullarına karşı seslerini yükselten sağlık emekçileri, taleplerini yol boyunca farklı illerdeki meslektaşlarıyla buluşarak 14 Mart’ta Ankara’ya taşıyacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber Merkezi</strong></p>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB), 14 Mart Tıp Bayramı haftasında Diyarbakır'dan Ankara’ya “Beyaz Yürüyüş” başlattı. Dağkapı Meydanı'ndan başlayan ve dört gün sürecek yürüyüşte hekimler Urfa, Antep, Osmaniye ve Adana’da durarak meslektaşlarıyla buluşacak.</p>
<p>Sağlık sistemindeki sorunları yerelde de gündeme taşıyacak sağlık emekçileri, "Sağlığın yolu barış ve demokrasiden geçer", "Eşit, parasız, bilimsel, nitelikli, ulaşılabilir, anadilde sağlık haktır", "Sağlıkta şiddet yasa tasarımız kabul edilsin" yazılı döviz ve pankartlar açtı, "Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz" sloganları attı.</p>

<p>Yürüyüş öncesi yapılan açıklamada “İyi hekimlik yapmak istiyoruz. Adaletin hakim olduğu, laik, demokratik, barış içinde bir ülkede emeğimizin ve mesleğimizin değer görmesini istiyoruz. Güvenli ve güvenceli iş ortamı istiyoruz. Başka bir sağlık sistemi mümkün. 14 Mart'ın bayram olarak kutlanmasını istiyoruz" dedi. Hekimler, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sağlık hizmetini ticarileştirdiğini belirterek “5 dakikada sağlık olmaz” ifadelerini kullandı. Beyüz Yürüyüş, 14 Mart 2026’da Ankara’da sona erecek. Türkiye’nin farklı illerinden gelen tabip odalarının katılımıyla önce Anıtkabir ziyaret edilecek, ardından saat 13.00’te Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde bir araya gelen hekimler, Abdi İpekçi Parkı’na yürüyerek açıklama yapacak.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 11 Mar 2026 18:16:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hekimler ‘Beyaz Yürüyüş’e başlıyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hekimler-beyaz-yuruyuse-basliyor-698676</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/11/hekimler-beyaz-yuruyuse-basliyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hekimler-beyaz-yuruyuse-basliyor-698676</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[14 Mart Tıp Bayramı öncesi artan iş yükü ve düşük ücrete tepki gösteren hekimler bugün Diyarbakır’dan Ankara’ya “Beyaz Yürüyüş” başlatıyor. Hekimler, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sağlık hizmetini ticarileştirdiğini belirtiyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>14 Mart Tıp Bayramı haftasında sağlık alanındaki sorunlar bir kez daha gündemde. </p>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB), sağlık emekçilerinin artan iş yükü, düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşullarına dikkat çekmek için bugün Diyarbakır Dağkapı Meydanı’nda yapılacak basın açıklamasının ardından "Beyaz Yürüyüşü" başlatacak. </p>

<p>Hekimler dört gün sürecek yürüyüş boyunca Urfa, Antep, Osmaniye ve Adana’da durarak meslektaşlarıyla buluşacak ve sağlık sistemindeki sorunları yerelde de gündeme taşıyacak. Sağlık emekçileri, “başka bir sağlık sisteminin mümkün olduğunu” vurgulayarak kamusal, eşit ve nitelikli sağlık hizmeti talebini bir kez daha dile getirecek. Beyüz Yürüyüş, 14 Mart 2026’da Ankara’da sona erecek. Türkiye’nin farklı illerinden gelen tabip odalarının katılımıyla önce Anıtkabir ziyaret edilecek, ardından saat 13.00’te Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde bir araya gelen hekimler, Abdi İpekçi Parkı’na yürüyerek açıklama yapacak.  </p>
<h2>SAĞLIK METALAŞTI</h2>
<p>TTB Merkez Konseyi Başkanı Alpay Azap, BirGün’e yaptığı açıklamada 14 Mart’ın tarihsel anlamına dikkat çekerek hekimlerin topluma karşı sorumluluğunu anımsattı. Azap, Türkiye’de yıllardır uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sağlık hizmetini kamusal bir hak olmaktan uzaklaştırdığını belirterek şöyle devam etti:  “Dünya Bankası’nın dayattığı bu program, sağlığı devletin karşılaması gereken temel bir hak olmaktan çıkarıp alınıp satılan bir meta haline getirdi. Sağlık sistemi, toplumun sağlık düzeyini yükselten bir kamu hizmeti olarak değil, sermaye için kâr alanı olarak kurgulandı.” </p>
<p>Koruyucu sağlık hizmetlerinin geri plana itildiğini vurgulayan Azap, merkezi bütçeden sağlığa ayrılan payın büyük bölümünün tedavi hizmetlerine ayrıldığını belirtti. Kamu sağlık kuruluşlarının ise taşeron uygulamaları ve kamu-özel işbirliği modelleriyle işletme mantığıyla yönetildiğini ifade etti. Azap, uygulanan politikaların halk sağlığı üzerindeki etkileri de ağır olduğunu anlattı. Koruyucu sağlık hizmetlerinin zayıflamasıyla önlenebilir hastalıkların arttığını belirten Azap, Türkiye’de kızamık vakalarının yeniden görülmesi ve bazı bebek ölümlerinin bu tabloyu ortaya koyduğunu söyledi. Artan iş yükü, düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşullarının hekimleri tükenme noktasına getirdiğini dile getiren Azap, “Hekimler meslek değerlerini koruyarak halkın sağlığı için çalışmaya devam ediyor ancak mevcut sistem yetişmiş insan gücünü sorumsuzca harcıyor” dedi. </p>
<p>*** </p>
<h2>5 DAKİKADA SAĞLIK OLMAZ</h2>
<p>TTB, bu yılki 14 Mart etkinliklerinde özellikle muayene sürelerinin kısalmasına dikkat çekecek. “5 Dakikada Sağlık Olmaz” sloganıyla yürüyen hekimler, Merkezi Hekim Randevu Sistemi’nde artan başvuru sayısı nedeniyle muayene sürelerinin birçok branşta 5 dakikaya kadar düştüğünü söyledi.  Azap, bu sürelerin doğru tanı ve tedavi için gerekli anamnez ve fizik muayene yapılmasına izin vermediğini belirterek şunları kaydetti: “Yetersiz muayene süreleri hastaların gerektiği gibi değerlendirilmesini engelliyor. Hastayı bilgilendirmeye zaman kalmıyor. Bu durum hem hekimlerde tükenmişliğe yol açıyor hem de hasta-hekim ilişkisini gerilimli hale getiriyor. Bilimsel görüşlere göre ideal muayene süresi 15- 25 dakika arasında olmalı." </p>
<p>*** </p>
<h2>BAKANLIK ÖNÜNDE OLACAKLAR</h2>
<p>Aile hekimleri 14 Mart Tıp Bayramı günü saat 11.00'de Sağlık Bakanlığı önünde buluşacak. Hekimler "Sağlıkta şiddet, aile hekimliğinde eziyet sona erene kadar hep birlikte mücadele edeceğiz" diyecek. </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 11 Mar 2026 05:15:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bakım veren yükü: Sağlık sisteminin görmezden geldiği gerçek]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/bakim-veren-yuku-saglik-sisteminin-gormezden-geldigi-gercek-698670</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/makale/2026/03/11/bakim-veren-yuku-saglik-sisteminin-gormezden-geldigi-gercek.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/bakim-veren-yuku-saglik-sisteminin-gormezden-geldigi-gercek-698670</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doç. Dr. Tamer YAZAR - Nöroloji Uzmanı</strong></p>
<p>Türkiye’de her gün binlerce insan, Alzheimer, Parkinson ya da inme tanısı alan bir yakınının bakımını üstlenerek yeni bir hayata uyanıyor. Çoğu kadın. Çoğu yalnız. Çoğu görünmez. Sağlık sisteminde kayıtları yok, poliklinik randevuları yok ama hayatları fazlasıyla ağır. </p>
<p>Kronik nörolojik hastalıklarda beklenen yaşam süresi tıp alanındaki gelişmeler sayesinde belirgin biçimde uzadı. Bu durum tıbbın tartışmasız bir başarısı. Ancak bu başarının sağlık politikalarında yeterince karşılık bulmayan, hatta çoğu zaman görmezden gelinen bir sonucu var: bakım veren yükü. </p>

<p>Kronik nörolojik hastalıklar ve bu hastalara ‘bakım verenlerin yükü’ yalnızca klinik bir sorun değil, aynı zamanda ciddi bir kamu sağlığı ve sosyal politika meselesi. Hastaların büyük bir bölümü ev ortamında, profesyonel destekten yoksun biçimde aile bireyleri tarafından bakılmakta. Hastayı tedavi etmeye odaklanan sağlık sistemi, bakım sürecinin fiziksel, duygusal ve ekonomik yükünü büyük ölçüde ailelere devretmiş durumda. Bu yük çoğu zaman görünmez ancak sonuçları hem bireysel hem de toplumsal düzeyde ağır. </p>
<h2>DEPRESYON YAYGIN</h2>
<p>Bakım veren yükü; hastanın ihtiyaçlarını karşılamak için harcanan zaman, fiziksel ve zihinsel yıpranma, ekonomik kayıplar ve duygusal tükenmişlikten oluşur. Bakım verenler sıklıkla kendi sağlıklarını ihmal eder, sosyal yaşamdan kopar, iş gücünden çekilir ve yalnızlaşır. Depresyon, anksiyete ve tükenmişlik sendromu bakım verenlerde yaygındır. Buna rağmen bakım verenler sağlık sisteminde tanımlı, izlenen ve desteklenen bir grup değildir. </p>
<p>İnme, Parkinson ve Alzheimer tipi demans gibi kronik nörolojik hastalıklarda bakım veren yükünün belirgin biçimde arttığını araştırmalar göstermekte. Bu hastalıklar yalnızca ilaç tedavisi değil, uzun süreli ve çoğu zaman kesintisiz bakım gerektiriyor. Özellikle davranışsal sorunlar, bakım verenler için en zorlayıcı faktörler arasında. </p>
<p>Ülkemizde bakım verme işi büyük ölçüde kadınların omuzlarına yüklenmiş durumda. Bu kadın bakım verenlerde ruhsal sorunların daha sık görülmesine, ekonomik bağımsızlığın zedelenmesine ve sosyal izolasyona yol açmakta. Bakım verme emeği görünmez kılındıkça, toplumsal eşitsizlikler de derinleşmekte. </p>
<p>Demans hastalarında bakım veren yükü hastalığın ilerlemesiyle birlikte dramatik biçimde artmakta. Parkinson hastalığında motor ve bilişsel belirtiler, inmede ise ani gelişen bağımlılık durumu bakım verenler için ciddi bir kriz yaratmakta. Serebral palsi gibi çocukluk çağında başlayan hastalıklarda ise bakım, geçici değil yaşam boyu süren bir sorumluluk. </p>
<h2>ZORUNLU DÖNÜŞÜM</h2>
<p>Öncelikle bakım verenlerin sağlık sisteminde tanımlı bir grup olarak kabul edilmesi gerekir. Bakım verenler “gönüllü aile bireyleri” değil, sağlık sisteminin sürdürülebilirliği açısından kritik aktörler olarak tanımlanmalı. </p>
<p>Kronik nörolojik hastalar için gündüz yaşam merkezleri yaygınlaştırılmalı. Bu merkezler, bakım verenlerin birkaç saatliğine de olsa nefes alabilmesini, kendi sağlık ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayabilmesini sağlar. </p>
<p>İnme, Alzheimer ve ileri evre Parkinson gibi hastalıklarda nitelikli ve erişilebilir bakım evleri planlanmalı. </p>
<p>Birinci basamak sağlık hizmetlerinde bakım verenler risk grubu olarak tanımlanmalı; düzenli fiziksel ve ruhsal sağlık taramalarından geçirilmeli. </p>
<p>Bakım verenlere yönelik psikolojik, sosyal ve ekonomik destek mekanizmaları oluşturulmalı. Bakım verme emeği sosyal güvenlik sistemi içinde tanınmalı ve görünür kılınmalı. </p>
<p>Kronik nörolojik hastalıklarla gerçek mücadele, yalnızca hastayı değil, bakımvereni de korumaktan geçer. </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 11 Mar 2026 04:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yeni araştırma: Doğadaki virüsler gelecekte pandemilere yol açabilir]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/yeni-arastirma-dogadaki-virusler-gelecekte-pandemilere-yol-acabilir-698604</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/10/yeni-arastirma-dogadaki-virusler-gelecekte-pandemilere-yol-acabilir.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/yeni-arastirma-dogadaki-virusler-gelecekte-pandemilere-yol-acabilir-698604</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Bilim insanları, yeni pandemilerin nasıl ortaya çıktığını anlamaya yardımcı olabilecek bir yöntem geliştirdi. Yapılan araştırmaya göre Covid-19 dahil birçok salgın, virüslerin doğada sıradan bir evrim süreci geçirmesi sonucu ortaya çıktı. Araştırmacılar, "Bilmediğimiz virüsler en büyük risk. Doğada dolaşıyorlar ve pandemiye dönüşmeye hazır durumdalar" diyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Covid-19 pandemisi modern tarihin en büyük küresel krizlerinden biri oldu. 2019’un sonunda ortaya çıkan yeni bir virüs kısa sürede dünyaya yayıldı. 25 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtı ve küresel ekonomiye trilyonlarca dolar zarar verdi.</p>
<p>Ancak yeni bir araştırmaya göre Covid-19 aslında salgınlar açısından olağan dışı değil, aksine doğada sık görülen bir sürecin sonucu.</p>

<p><em>New York Times'ta yer alan habere göre </em>ABD’deki California Üniversitesi San Diego’dan virolog Joel Wertheim ve ekibi, son on yıllarda yaşanan yedi büyük viral salgını karşılaştırdı. Araştırmanın sonuçları bilim dergisi Cell’de yayımlandı.</p>
<h2>VİRÜSLER ÇOĞU ZAMAN HAYVANLARDAN GELİYOR</h2>
<p>Araştırmada Covid-19, Ebola ve grip gibi salgınların genetik geçmişi incelendi. Bilim insanları virüslerin genlerindeki mutasyonları takip ederek salgın öncesi ve sonrası evrim süreçlerini analiz etti. Sonuçlar ilginç bir tablo ortaya koydu.</p>
<p>Araştırmaya göre incelenen salgınların neredeyse tamamında virüsler salgın başlamadan önce alışılmadık genetik değişimler geçirmemişti.</p>
<p>Bunun yerine virüsler uzun süre hayvanlar arasında dolaşmış, ardından tesadüfi bir şekilde insanlara bulaşma yeteneği kazanmıştı.</p>
<p>Wertheim bu durumu şöyle özetliyor: “Bunu tekrar tekrar görüyoruz. Virüsler çoğu zaman doğada normal evrim süreçleriyle dolaşıyor ve bir noktada şans eseri insanlara sıçrıyor.”</p>
<h2>2009 DOMUZ GRİBİ ÖRNEĞİ</h2>
<p>Araştırmacılar özellikle 2009 domuz gribi pandemisini ayrıntılı biçimde analiz etti.</p>
<p>Bu virüs:</p>
<ul>
<li>Kuzey Amerika’da ortaya çıktı</li>
<li>Dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birine bulaştı</li>
<li>230 bin kişinin ölümüne yol açtı</li>
<li>Genetik analizler virüsün domuzlardan geldiğini gösterdi.</li>
</ul>
<p>Domuzlarda dolaşan grip virüsleri sürekli mutasyon geçiriyor. Bazı mutasyonlar virüsün yayılmasını zorlaştırırken bazıları avantaj sağlayabiliyor.</p>
<p>Araştırmaya göre 2009’da insanlara geçen virüs, en az 10 yıl önce ayrı bir evrim dalı oluşturmuştu ve insanlara bulaşana kadar tamamen sıradan bir evrim süreci izliyordu.</p>
<p>Ancak virüs insanlara geçtikten sonra hızlı biçimde değişmeye başladı ve insanlar arasında daha etkili yayılacak şekilde adapte oldu.</p>
<h2>EBOLA VE MPOX’TA DA AYNI MODEL</h2>
<p>Bilim insanları aynı analizi başka salgınlarda da yaptı. Bunlar arasında: 2013 Batı Afrika Ebola salgını 2022 mpox salgını da bulunuyor.</p>
<p>Her iki vakada da virüslerin insanlara sıçramadan önce olağan dışı bir evrim geçirmediği, ancak insanlara bulaştıktan sonra hızla değiştiği görüldü.</p>
<p>Wertheim bu noktayı şöyle açıklıyor: “Virüs insanlara geçtiği anda her şey değişiyor. Artık yeni bir evrim sahasına giriyor.”</p>
<h2>TEK İSTİSNA: 1977 “RUS GRİBİ”</h2>
<p>Araştırmada dikkat çeken tek istisna 1977’de ortaya çıkan Rus gribi oldu. Bu salgın ilk olarak Sovyetler Birliği’nde tespit edilmişti. Ancak bilim insanları virüsün genetik yapısına baktıklarında şaşırtıcı bir durumla karşılaştı.</p>
<p>Virüs, domuzlardan ya da kuşlardan gelmiyordu. 1950’lerde dolaşan grip virüslerine neredeyse birebir benziyordu. Bu durum bazı bilim insanlarını farklı bir ihtimal üzerinde düşünmeye yöneltti.</p>
<h2>COVID-19 LABORATUVARDAN MI ÇIKTI?</h2>
<p>Araştırma aynı zamanda Covid-19’un kökenine ilişkin tartışmalara da yeni veriler ekliyor.</p>
<p>Araştırmacılar SARS-CoV-2 virüsünün genetik geçmişini analiz ettiğinde laboratuvar kökenine işaret eden bir mutasyon modeli bulamadı.</p>
<p>Virüsün mutasyonları: Yarasalarda dolaşan diğer koronavirüslerle aynı evrimsel modele sahipti. İnsanlara geçtikten sonra hızla değişmeye başladı. Bu durum araştırmacılara göre virüsün doğal bir zoonotik sıçrama sonucu ortaya çıktığını destekliyor.</p>
<h2>WHO DA AYNI GÖRÜŞTE</h2>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün Covid’in kökenini araştıran uzman grubu da geçtiğimiz ay benzer bir sonuca vardı. Rapora göre virüs büyük olasılıkla: Yarasalarda ortaya çıktı, başka bir hayvana geçti ardından Wuhan’daki bir pazarda insanlara bulaştı.</p>
<p>Uzmanlar şu değerlendirmeyi yaptı: “Hakemli bilimsel çalışmaların büyük bölümü bu hipotezi destekliyor.”</p>
<h2>YENİ PANDEMİLER OLABİLİR</h2>
<p>Araştırmanın belki de en çarpıcı sonucu ise şu: Virüslerin insanlara bulaşabilmesi için çoğu zaman özel bir evrim sürecine ihtiyaç duymadığı görülüyor.</p>
<p>Yani doğada dolaşan birçok virüs her an insanlara sıçrayabilecek potansiyele sahip. Wertheim bu konuda uyarıyor:</p>
<p>“Bilmediğimiz virüsler en büyük risk. Doğada dolaşıyorlar ve pandemiye dönüşmeye hazır durumdalar.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 10 Mar 2026 15:34:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İlaç arama derdi bitiyor: Sağlık Bakanlığı duyurdu]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/ilac-arama-derdi-bitiyor-saglik-bakanligi-duyurdu-698521</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/10/ilac-arama-derdi-bitiyor-saglik-bakanligi-duyurdu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/ilac-arama-derdi-bitiyor-saglik-bakanligi-duyurdu-698521</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'nca e-Nabız sistemine eklenen "İlacım Nerede?" özelliğiyle artık yurttaşlar, reçetelenen ilaçlarının hangi eczanelerde bulunduğunu saniyeler içinde öğrenebilecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı dijital sağlık hizmetlerini geliştirmeye yönelik çalışmalar kapsamında e-Nabız kişisel sağlık sistemine "İlacım Nerede?" adlı yeni özellik ekledi.</p>
<p>e-Nabız hesabı olan kullanıcılar, ilaca erişimde zaman kaybını azaltmayı hedefleyen özellik sayesinde, reçetelerindeki ilaçların hangi eczanelerde bulunduğunu saniyeler içinde görüntüleyebilecek.</p>
<p>Hastalar, yeni özellikle sistemde kayıtlı olan ve son 5 gün içinde düzenlenmiş reçetelerinde yer alan ilaçlarının hangi eczanede bulunduğunu ilçe bilgisiyle sorgulayabilecek.</p>

<h2>İLAÇLARA KISA SÜREDE ERİŞİLEBİLECEK</h2>
<p>"İlacım Nerede?" özelliğiyle vatandaşlar aradıkları ilacın bulunduğu eczaneyi, "nöbetçi eczane" seçimi yaparak da sorgulayabilecek. Bu kapsamda, reçete yazıldığı halde mesai saatleri içerisinde eczaneye gidemeyenler de ilaçlarına kısa sürede erişebilecek.</p>
<p>Uygulama, seçilen eczaneye hızlı ulaşımı da destekleyecek. İlacın bulunduğu eczane seçildiğinde uygulama üzerinden navigasyon başlatılabilecek ve vatandaşların eczaneye en kısa yoldan ulaşması sağlanacak.</p>
<h2>HASTALARA HATIRLATMA MESAJI GÖNDERİLECEK</h2>
<p>"İlacım Nerede?" sekmesinde yurttaşlara yönelik uyarı mesajı da yer alıyor.</p>
<p>İlacın bulunduğu eczane konumunun yer aldığı sayfada, verilerin bir gün önceki stok üzerinden güncellendiği ve ilacın o süre zarfında başka bir hastaya verilmiş olabileceği, bunun için eczaneye gidilmeden önce telefonla ilacın stokunun teyit edilmesi gerektiği hatırlatılıyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 10 Mar 2026 12:14:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlıkta kadın emeği görünmez: Taciz yaygın, temsil yok]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/saglikta-kadin-emegi-gorunmez-taciz-yaygin-temsil-yok-698297</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/09/saglikta-kadin-emegi-gorunmez-taciz-yaygin-temsil-yok.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/saglikta-kadin-emegi-gorunmez-taciz-yaygin-temsil-yok-698297</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sağlık sektöründe çalışanların çoğunluğunu kadınlar oluştururken karar mekanizmalarında kadınların payı yüzde 11'lerde kalıyor. SAHADER’in araştırmasına göre her 10 kadından 7’si çalışma hayatında tacize uğradığını söylüyor, vakaların büyük bölümü ise hiç bildirilmeden kalıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Çalışanları Hak ve Mücadele Derneği (SAHADER) 8 Mart Kadın Komisyonu tarafından hazırlanan “Kadın, Emek, Temsil ve Taciz” başlıklı çalışma, sağlık sektöründe kadın emeğinin büyüklüğüne rağmen yönetim ve karar mekanizmalarında temsil sorunu bulunduğunu ve çalışma hayatında taciz ile mobbing vakalarının endişe verici boyutlara ulaştığını ortaya koydu.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı'nın 2025 iş gücü projeksiyon verilerine göre sektörde toplam 878 bin 373 personel bulunuyor. Bunların yüzde 57’si kadın, yüzde 43’ü erkek.</p>
<p>Sektörde özellikle hemşire ve ebe kadrolarında 247 bin 545 kişi ile kadın emeği belirleyici konumda. Ancak bu sayısal üstünlük yönetime yansımıyor. Rapora göre kadınlar sağlık hizmetinin büyük bölümünü yürütse de stratejik karar süreçlerinde ciddi bir temsil açığı bulunuyor.</p>
<h2>TEMSİL PARADOKSU</h2>
<p>Raporda sağlık sektöründeki sendikal yapıya dikkat çekildi. Sendikalarda kadın üyeler çoğunluğu oluşturmasına rağmen yönetim kademelerinde erkek egemenliği sürüyor. Verilere göre sendikalarda kadın üye oranı yüzde 62 olmasına karşın kadın yönetici oranı yalnızca yüzde 11,43. Toplam aidat gücü ise 1,2 milyar TL. Kadın çalışanların sendikalara hem sayısal güç hem de aidatlar üzerinden ciddi bir ekonomik kaynak sağladığına dikkat çekilen raporda, buna rağmen karar mekanizmalarında kadınların dışlandığı belirtildi. Raporda bu durum “temsil paradoksu” olarak tanımlandı. Çalışma hayatındaki şiddet ve taciz de raporda öne çıkan başlıklardan biri. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Özyeğin Üniversitesi’nin 2024 verilerine göre sağlık sektöründe şiddet oranı yüzde 75’in üzerinde. Araştırmaya göre her dört kadından biri cinsel şiddete maruz kalıyor. </p>

<h2>MOBBİNG İLK SIRADA</h2>
<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ALO 170 hattına yapılan başvurular da sağlık sektöründeki tabloyu ortaya koyuyor. 2011–2014 yılları arasında yapılan 11 bin 393 mobbing başvurusu içinde hastaneler yüzde 16,64 ile ilk sırada yer aldı. Başvuruların yüzde 66,79’unda şikâyet edilen kişiler “amir” konumunda. Bu durum sektörde en yaygın taciz türünün hiyerarşik yani üstten gelen mobbing olduğunu gösteriyor.</p>
<p>SAHADER’in 8 Mart kapsamında yaptığı ve 674 kadının katıldığı anket ise daha çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Ankete göre katılımcıların yüzde 70,7’si çalışma hayatı boyunca işyerinde tacize uğradığını belirtti. Verilere göre, yüzde 47,8 sözlü taciz, yüzde 36,8 psikolojik taciz, yüzde 8,8 fiziksel taciz, yüzde 4,4 dijital taciz ve yüzde 2,2 cinsel taciz oluşturdu. Araştırmaya göre taciz vakalarının yüzde 71,1’i resmi makamlara bildirilmedi. Şikâyet edilen durumlarda ise kurumların yüzde 48,7’si ilgisiz, yüzde 28,2’si caydırıcı veya baskılayıcı bir tutum sergiledi.</p>
<h2>GÜVENDE DEĞİLLER</h2>
<p>Anket sonuçlarına göre kadınların yüzde 60’ı işyerinde kendini güvende hissetmediğini belirtti. Bu durum, sağlık sektöründe çalışan kadınların büyük bölümünün güvenli bir çalışma ortamından yoksun olduğunu gösteriyor. Raporda sağlık sektörünün sürdürülebilirliği için toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde yeni düzenlemeler yapılması gerektiği vurgulandı. Raporda sonuç ve öneriler şöyle sıralandı: </p>
<p>Taciz ve mobbing vakalarında mağdurun gizliliğini esas alan, etkin ve tarafsız soruşturma mekanizmaları kurulmalıdır. Ayrıca konuyla ilgili tespit ve bildirim kolaylığı getirecek alt yapı hazırlanmalıdır.</p>
<p>Disiplin yönetmelikleri ve toplu iş sözleşmelerine; psikolojik ve cinsel taciz uygulayanlara yönelik sıfır tolerans ilkesi çerçevesinde ağır ve tavizsiz disipliner yaptırımlar eklenmelidir.<br>Sendikal yönetimlerde ve stratejik karar alma yönetim kurullarında kadın kotası uygulanarak, "temsil açığı" kapatılmalı ve finansal güç karar alma yetkisiyle dengelenmelidir.<br>Mobbing ve şiddet mağdurlarına yönelik ücretsiz tıbbi, hukuki ve rehabilite edici destek birimleri ivedilikle operasyonel hale getirilmelidir.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 09 Mar 2026 12:45:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hekimler Haydarpaşa’dan Kadıköy’e yürüyecek]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hekimler-haydarpasadan-kadikoye-yuruyecek-697888</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/07/hekimler-haydarpasadan-kadikoye-yuruyecek.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hekimler-haydarpasadan-kadikoye-yuruyecek-697888</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[İstanbul’da sağlık çalışanları, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sağlıkta şiddetin sona ermesi talebiyle Haydarpaşa’dan Kadıköy’e “Beyaz Yürüyüş” düzenleyecek. TTB Başkanı Osman Küçükosmanoğlu, performans sisteminin hekimleri çok kısa sürede çok sayıda hastaya bakmaya zorladığını ve ücretlerin emekliliğe yansımadığını belirtti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da sağlık çalışanları, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sağlıkta şiddetin sona ermesi talebiyle bugün Haydarpaşa’dan Kadıköy’e yürüyecek. Hekimler, mesleki haklarını ve “iyi hekimlik” değerlerini savunmak için bir araya gelecek. </p>
<p>İstanbul'da sağlık çalışanları, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sağlıkta şiddetin sona ermesi talebiyle bugün Haydarpaşa’dan Kadıköy’e “beyaz yürüyüş” düzenleyecek.</p>
<p>Cumhuriyet'te yer alan habere göre, hekimler, mesleki haklarını ve “iyi hekimlik” değerlerini savunmak için yürüyüşte bir araya gelecek.</p>
<p>İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Osman Küçükosmanoğlu, yürüyüşün ana sloganınını “İyi hekimlik değerlerini savunmak için hep birlikte güçlüyüz” olduğunu belirterek hekimlerin en temel sorunlarından birinin özlük hakları olduğunu ifade etti.</p>
<p>Kamuda uygulanan performans sisteminin sağlık hizmetinin niteliğini düşürdüğünü söyleyen Küçükosmanoğlu, “Performans sistemi hekimleri çok kısa sürede çok sayıda hastaya bakmaya zorluyor. Bu da pratikte 5 dakikada hasta muayenesi anlamına geliyor. Ücretlerin önemli bir kısmı sabit maaş değil, performans ödemesi olarak veriliyor. Üstelik emekliliğe de çok az yansıyor” dedi. Sağlık emekçileri olarak taleplerinin net olduğunu belirten Küçükosmanoğlu, “Tek kalem maaş istiyoruz. Ücretler emekliliğe yansıyacak şekilde düzenlenmeli” ifadelerini kullandı. </p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 07 Mar 2026 08:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Uzmanlar uyarıyor: Yaygın kullanılan 5 reçetesiz ilaç gizli riskler taşıyabilir]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/uzmanlar-uyariyor-yaygin-kullanilan-5-recetesiz-ilac-gizli-riskler-tasiyabilir-697705</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/06/uzmanlar-uyariyor-yaygin-kullanilan-5-recetesiz-ilac-gizli-riskler-tasiyabilir-1.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/uzmanlar-uyariyor-yaygin-kullanilan-5-recetesiz-ilac-gizli-riskler-tasiyabilir-697705</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Reçetesiz satılan ilaçlar çoğu kişi tarafından “güvenli” kabul edilse de uzmanlar, yanlış kullanımın bağımlılık ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söylüyor. Özellikle kodeinli ağrı kesiciler, burun açıcı spreyler, uyku ilaçları, öksürük şurupları ve bazı müshiller sanılandan daha fazla risk barındırıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Birçok kişi, reçetesiz satılan ilaçların doğası gereği güvenli olduğunu düşünüyor. Süpermarketten ya da eczaneden kolayca satın alınabilen bu ilaçların zararsız olduğu varsayılıyor. Ancak gerçeklik daha karmaşık. Uzmanlar, yaygın kullanılan bazı reçetesiz ilaçların önerilen dozdan fazla alındığında, uzun süre kullanıldığında ya da yanlış amaçlarla tüketildiğinde bağımlılık, kötüye kullanım ve sağlık riski yaratabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>ScienceAlert’te yayımlanan ve Kingston Üniversitesi’nden eczacılık uygulamaları kıdemli öğretim görevlisi Dipa Kamdar’ın The Conversation için kaleme aldığı yazıya göre, özellikle beş tür ilaçta riskler sıklıkla göz ardı ediliyor.</p>
<h2>KODEİN BAZLI AĞRI KESİCİLER</h2>
<p>Kodein, hafif ve orta şiddetteki ağrıların tedavisinde kullanılan opioid türü bir ilaç. Bazı formülasyonlarda öksürük baskılayıcı olarak da yer alıyor ve çoğunlukla parasetamol ya da ibuprofenle birlikte satılıyor. Vücuda alındığında kodein morfine dönüşerek ağrı kesici etki gösteriyor.</p>
<p>Ancak bu ilaçlar tamamen zararsız değil. Uyuşukluk, kabızlık, mide bulantısı ve baş dönmesi en yaygın yan etkiler arasında. Yüksek dozlarda ise solunum hızını yavaşlatabiliyor ve koordinasyonu bozabiliyor.</p>
<p>Bazı kişilerde genetik bir varyant nedeniyle kodein morfine çok hızlı dönüşebiliyor. Bu durum özellikle Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Okyanusya kökenli kişilerde daha yaygın görülüyor ve standart dozlarda bile ciddi yan etkilere yol açabiliyor.</p>
<p>Tekrarlanan kullanımda vücut kodeine karşı tolerans geliştirebiliyor. Bu durumda aynı etkiyi elde etmek için daha yüksek dozlara ihtiyaç duyuluyor ve fiziksel bağımlılık riski artıyor. İlacın aniden bırakılması ise kaygı, huzursuzluk, terleme ve uyku sorunları gibi yoksunluk belirtilerine neden olabiliyor.</p>
<p>Bu nedenle uzmanlar kodeinin mümkün olan en kısa süre kullanılması gerektiğini vurguluyor. Birleşik Krallık’ta İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu (MHRA), reçetesiz kodeinli ilaçların paket boyutunu 32 tabletle sınırlıyor ve üç günden uzun kullanılmamasını öneriyor.</p>
<h2>BURUN AÇICI İLAÇLAR</h2>
<p>Burun tıkanıklığını gidermek için kullanılan ilaçlar genellikle psödoefedrin içeren tabletler veya ksilometazolin ve oksimetazolin gibi etken maddeler içeren sprey ve damlalar şeklinde bulunuyor. Bu ilaçlar burun içindeki kan damarlarını daraltarak şişliği azaltıyor.</p>
<p>Ancak spreylerin aşırı kullanımı “rinit medikamentoza” adı verilen bir duruma yol açabiliyor. Bu durumda burun tıkanıklığı ilaca bağlı olarak tekrar tekrar ortaya çıkıyor.</p>
<p>Zamanla ilacın etkisi azalıyor ve kullanıcılar daha sık kullanmaya başlıyor. Bu durum bir kısır döngü yaratarak hem bağımlılık benzeri bir kullanım davranışına hem de tıkanıklığın kötüleşmesine neden olabiliyor.</p>
<p>Uzun süreli aşırı kullanım burun mukozasında kuruluk, burun kanaması ve ciddi vakalarda burun septumunun delinmesine kadar gidebilen hasarlara yol açabiliyor. Bu nedenle çoğu kılavuz, burun spreylerinin üç ila beş günden fazla kullanılmamasını öneriyor.</p>
<p>Psödoefedrin ayrıca hafif uyarıcı özelliklere sahip. Spor performansını artırdığına dair kanıtlar net olmasa da bu özellikleri nedeniyle bazı spor organizasyonlarında yasaklı maddeler listesinde yer alıyor. Ayrıca metamfetamin üretiminde kullanılabildiği için satışına yönelik sıkı düzenlemeler bulunuyor.</p>
<h2>UYKU İLAÇLARI</h2>
<p>Prometazin ve difenhidramin gibi antihistaminikler kısa süreli uyku yardımcıları olarak satılıyor. Ancak son araştırmalar bu tür sedatif antihistaminlerin daha yüksek ölüm oranlarıyla ilişkilendirilebileceğini gösteriyor.</p>
<p>Prometazin özellikle hızlı tolerans gelişimine yol açabiliyor. Yani aynı etkiyi elde etmek için zamanla daha yüksek dozlara ihtiyaç duyulabiliyor. Uzun süre kullanan bazı kişiler ilacı bırakmaya çalıştıklarında şiddetli uykusuzluk yaşayabildiklerini bildiriyor.</p>
<p>Prometazin ayrıca eğlence amaçlı kullanımda da yer alabiliyor. Prometazin içeren öksürük şurubunun gazlı içeceklerle karıştırılmasıyla hazırlanan ve “mor içecek” olarak bilinen karışım, aşırı sedasyona ve solunumun yavaşlamasına yol açarak ciddi sağlık riskleri yaratabiliyor.</p>
<h2>ÖKSÜRÜK ŞURUPLARI</h2>
<p>Dekstrometorfan (DXM), öksürüğü bastırmak için kullanılan yaygın bir ilaç. Ancak 2021 yılında yapılan bir inceleme, reçetesiz satılan ilaçlar arasında en sık kötüye kullanılan maddelerden biri olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Yüksek dozlarda DXM, beyindeki NMDA reseptörlerini bloke ederek ketamine benzer disosiyatif etkiler yaratabiliyor. Önerilen dozlarda genellikle güvenli kabul edilse de psikoaktif etkileri nedeniyle kötüye kullanım riski taşıyor.</p>
<h2>MÜSHİLLER</h2>
<p>Uyarıcı laksatifler bağırsak kaslarını harekete geçirerek dışkının ilerlemesini sağlıyor. Ancak bu ilaçlar bazen yanlış amaçlarla kullanılabiliyor.</p>
<p>Özellikle yeme bozukluğu olan kişiler, kilo sınırlaması bulunan spor dallarındaki sporcular veya her gün bağırsak hareketi olması gerektiğine inanan kişiler tarafından yanlış kullanıldığı görülüyor.</p>
<p>Oysa kabızlık genellikle haftada üçten az bağırsak hareketi olarak tanımlanıyor. Araştırmalar, yaygın inanışın aksine uyarıcı laksatiflerin kalori emilimini engellemediğini gösteriyor.</p>
<p>Yanlış kullanım ise dehidrasyon, elektrolit dengesizliği ve bağırsaklarda uzun vadeli hasar riskini artırabiliyor. Daha ağır vakalarda kalp ve böbrekler üzerinde ciddi etkiler ortaya çıkabiliyor. 2020 yılında MHRA bu nedenle ambalaj boyutları ve uyarılar konusunda yeni düzenlemeler getirdi.</p>
<h2>“REÇETESİZ OLMASI RİSKSİZ OLDUĞU ANLAMINA GELMEZ”</h2>
<p>Uzmanlara göre bu ilaçların ortak noktası doğaları gereği tehlikeli olmaları değil, risklerinin sıklıkla hafife alınması.</p>
<p>Reçetesiz satılmaları özellikle internet üzerinden satın alındıklarında yanlış bir güvenlik algısı yaratabiliyor. Düzenleyici kurumlar bazı önlemler almış olsa da araştırmalar kötüye kullanımın hâlâ sürdüğünü gösteriyor.</p>
<p>Uzmanlar bu nedenle, reçetesiz satılan ilaçların da bilinçli ve sınırlı kullanılması gerektiğini vurguluyor. Daha fazla farkındalık, bu ilaçların zarardan çok fayda sağlamasına yardımcı olabilir.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 06 Mar 2026 11:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hormon tedavisi reçetelerinde kısıtlama tartışması: TTB, bakanlığa sordu]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hormon-tedavisi-recetelerinde-kisitlama-tartismasi-ttb-bakanliga-sordu-697532</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/05/hormon-tedavisi-recetelerinde-kisitlama-tartismasi-ttb-bakanliga-sordu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hormon-tedavisi-recetelerinde-kisitlama-tartismasi-ttb-bakanliga-sordu-697532</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[TTB, hormon tedavisinde kullanılan ilaçlar için reçete düzenlenmemesine ilişkin Sağlık Bakanlığı'ndan bilgi talep etti. Açıklamada, herhangi bir mevzuat değişikliği duyurulmadan ortaya çıkan sorunun gerekçesinin açıklanmasını istedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB), hormon tedavisi planlanan hastalar için e-reçete sisteminde herhangi bir mevzuat değişikliği veya resmi bilgilendirme olmamasına rağmen farklı illerdeki hekimlerden gelen “reçete düzenlenemediği” yönündeki bildirimler üzerine Sağlık Bakanlığı'na resmi bir yazı göndererek bilgi talebinde bulundu.</p>
<p>Yazıda Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na gönderdiği yazıda, ICD-10 F64 tanı kodu kapsamında izlenen hastalara yönelik e-reçete kısıtlamalarının kaynağının açıklanması istendi.</p>

<p>Cinsiyetin yasal olarak değiştirilebilmesinin Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesiyle düzenlendiğini anımsatan TTB, mahkeme izniyle yapılan ameliyatlar öncesinde hormon kullanımının tıbbi bir zorunluluk olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>TTB, e-reçete sistemindeki kısıtlamaların hukuki veya teknik dayanağının olup olmadığını ve varsa hangi mevzuat veya idari tasarrufa dayandığını açıklamasını talep etti.</p>
<p>Hekimler ve hastalar, belirsizliğin ortadan kaldırılmasını ve tedaviye erişimin güvence altına alınmasını istiyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 05 Mar 2026 13:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Her 10 hekimden 8'i en az bir kez şiddete maruz bırakılıyor: Utanç tablosu]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/her-10-hekimden-8-i-en-az-bir-kez-siddete-maruz-birakiliyor-utanc-tablosu-697491</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/05/her-10-hekimden-8-i-en-az-bir-kez-siddete-maruz-birakiliyor-utanc-tablosu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/her-10-hekimden-8-i-en-az-bir-kez-siddete-maruz-birakiliyor-utanc-tablosu-697491</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[CHP Sağlık Politika Kurulu Başkanı Prof. Kayıhan Pala, sağlıkta şiddet sorununun çözülememesine tepki gösterdi. Pala "Her 10 hekimden 8’i en az bir kez şiddete maruz kalıyor; bu bir utanç tablosudur" dedi]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>HABER MERKEZİ</strong></p>
<p>CHP Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin gün geçtikçe arttığını, buna karşın alınan önlemlerin eksik kaldığını ifade ederek, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na tepki gösterdi. Pala, her 10 hekimden 8’inin meslek hayatında en az bir kez şiddete maruz kaldığı anımsatarak "Bu olayların ancak yarısı ‘Beyaz Kod’ ya da diğer kanallar üzerinden bildirilebiliyor. Bu tablo, şiddetin boyutunu ve Bakanlığın önlemlerinin ne denli yetersiz kaldığını açıkça gösteriyor” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Pala, 2013’te yayımlanan sağlıkta şiddetle mücadeleye ilişkin Meclis araştırma raporundaki 66 önerinin büyük bölümünün hayata geçirilmediğini ve Bakanlığın bu konudaki soru önergelerine, veri paylaşımına dayalı yanıt veremediğini kaydetti. “Sağlık Bakanlığı, soru önergelerimizi yanıtsız bırakarak, sağlık sistemini derinden tehdit eden şiddet sorununun boyutunu ve yönetim zafiyetlerini sağlık çalışanlarından gizlemektedir” diyen Pala, gelinen noktada net bir açıklamanın zorunlu olduğunu söyledi. Bakan Memişoğlu’na yeni bir soru önergesi veren Pala, yanıt verilmediğini kaydetti.</p>
<h2>KIŞKIRTILMIŞ SAĞLIK TALEBİ</h2>
<p>Pala, şöyle devam etti:</p>
<p>“Sağlıkta şiddet sorununa karşı önerilen önlemlerin kâğıt üzerinde kaldığı açıktır. Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nin benimsediği ve Sağlıkta Dönüşüm Programı adıyla bilinen ticarileştirilmiş sağlık sistemi, kamuda çok sınırlı bir finansman ve nüfusa göre sayısı yetersiz sağlık emek gücü olmasına karşın; kışkırtılmış sağlık talebi yaratmış, hastaların beklentilerini karşılanamayacak kadar yükseltmiş, beklentilerin karşılanamaması durumunda ise sağlık çalışanlarını hedef göstermiş ve onları itibarsızlaştıran söylemler dile getirilmiştir. Bu koşullarda sağlık çalışanlarının güvenliği sağlanamaz. Bugün özellikle kamuda sağlık çalışanlarının ilk talebi can güvenliğidir.</p>
<p>Acil servisler, sağlık çalışanlarının şiddete en sık maruz kaldıkları alanlardan biridir. 100 kişi başına acil servise başvuru sayısı OECD ortalaması 27 iken ülkemizde yaklaşık 6 kat daha fazla olmak üzere 177’dir. Acil servis çalışanları kabul edilemez bir iş yükü altında çalıştırılmaktadır. Bakanlık bu çalışma koşullarının şiddet olgularına etkisini derhal değerlendirmeli ve çözümü hızla hayata geçirmelidir. Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı hangi aşamadadır? Eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2023’te ‘Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı’nın uygulanacağını açıkladı. O tarihten bu yana kamuoyuna yapılan açıklamalarda da soru önergelerine verilen yanıtlarda da planın takvimi ve hedeflerine dair somut bir bilgi paylaşılmamıştır. Sağlık çalışanlarına şiddetin katalog suçlar arasına alındığı ifade edilse de bu kapsamda kaç yasal işlem yapıldığı açıklanmamaktadır."</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 05 Mar 2026 10:37:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Siyasetin körlüğü]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/siyasetin-korlugu-697437</link><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/siyasetin-korlugu-697437</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Risk yönetimi gelecekteki kararlarla değil, şimdi almamız gereken kararların geleceğiyle ilgilidir.” </strong><em>Robert Charette</em></p>
<p><strong>Sağlık Bakanlığı</strong> tarafından hastanelerin tehlike sınıfının düşürülmesi girişimi, teknik bir düzenlemeden çok daha fazlasıdır; kamu yönetimi ile siyaset arasındaki görünmez gerilimi açığa çıkaran, devlet kapasitesinin sınırlarını gösteren ve risk kavramının nasıl siyasallaşabildiğini gözler önüne seren tipik bir <strong>politika vakasıdır</strong>.</p>

<p>Bakanlık, bir yandan sağlık sisteminin en riskli alanlarını yönetmekle yükümlü ana kurumdur; diğer yandan aynı risklerin görünmezliğinden beslenen bir idari kültürün taşıyıcısıdır. Yakın geçmişte, hastanelerin çok tehlikeli sınıfından çıkarılması yönünde Bakanlığın attığı adım, aslında Türkiye’de sağlık bürokrasisinin risk yönetimini nasıl algıladığını göstermektedir: Risk; yönetilebilir bir gerçeklik değil, maliyetin arttığı durumlarda ayarlanabilir bir idari değişken olarak görülür.</p>
<h2>UZUN SÜREN GECİKMELER</h2>
<p>6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Kanunu 20 Haziran 2012 tarihinde kabul edildikten sonra, kamu kurumlarının çoğu, hızla uyum adımları atmaya başladı. <strong>Sağlık Bakanlığı</strong>, yasayı uygulaması gereken en kritik kurumlardan biri olmasına rağmen, sürecin en yavaş ilerlediği, en çok ertelendiği ve en çok tartışma yarattığı yer haline geldi. Bunun nedeni yalnızca idari gecikme değildi; Bakanlığın risk kavramını nasıl algıladığı ve sağlık tesislerinin karmaşıklığını nasıl yönettiğiyle ilgili daha derin yapısal bir mesele vardı.</p>
<p>Kanun çıkmış, hükümler belirlenmiş, kamu kurumlarına takvim verilmişti. Ancak Bakanlık, hastanelerindeki risk yapısını tanımlarken hep temkinli, ama aynı zamanda tutarsız bir çizgide durdu. Hastaneler <strong>“çok tehlikeli”</strong> sınıfında olduğundan, yasa onlara yüksek seviyede işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı, periyodik kontrol ve eğitim yükümlülükleri getiriyordu. Bu yükümlülükler, Bakanlığın hem bütçesel hem yönetsel anlamda taşıması gereken ağır bir sorumluluk demekti. Sağlık sisteminin zaten zorlanan insan gücü yapısı içinde bu yükün nasıl karşılanacağı, yıllarca cevapsız kalan bir soruydu.</p>
<h2>BEKLE-GÖR STRATEJİSİ</h2>
<p>Bu nedenle Bakanlık daha çok <strong>bekle-gör</strong> stratejisi izledi. Yasanın yürürlük tarihleri ertelendikçe, Bakanlık bu ertelemeleri adeta doğal bir tampon gibi kullandı. ‘<em>Hazırlık yapılıyor</em>’ ifadeleriyle geçen yıllar boyunca, sahada kayda değer bir uygulama görülmedi. 2014 yılına gelindiğinde, pek çok hastanede ne işyeri hekimi görevlendirilmişti ne de iş güvenliği uzmanı; risk değerlendirmeleri kağıt üzerinde vardı. Sağlık çalışanları her gün kimyasallarla, enfeksiyon ajanlarıyla, radyasyonla iç içe yaşarken, Bakanlık İSG yükümlülüklerini sistemine entegre etme konusunda bir türlü hızlanamadı. Olayın trajikomik özeti şöyleydi: İlgili kanunu en geç uygulamaya başlayan kurum, bu kanuna en çok ihtiyaç duyan kurumdu. Risk yönetimini iç kültürüne işleyemeyen Bakanlık, çareyi 2 Ocak 2026 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki <strong>Tehlike Sınıfları Komisyonu</strong>’na başvurarak, kamu hastanelerinin <strong>“çok tehlikeli”</strong> sınıfından <strong>“tehlikeli”</strong> sınıfına düşürülmesini talep etmekte buldu. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı, çalışan ve hasta güvenliği açısından ciddi sonuçlara yol açacak olan bu talep, 17 Şubat’ta yapılan komisyon toplantısında 5’e karşı 6 oyla reddedildi. Bu, Sağlık Bakanlığı, üç yıl boyunca benzer bir istekle komisyona gelemeyecek demekti.</p>
<h2>BİLİME KARŞI SİYASİ AKIL</h2>
<p>Siyasal açıdan bakıldığında mesele, kamusal riskin bilimsel ölçütlerle değil, mali ve idari yükümlülüklerle dengelenmeye çalışıldığı bir zeminde şekillenir. Hastaneleri <strong>“çok tehlikeli”</strong> sınıfında tutmak, yüksek düzeyde işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı bulundurmayı gerektirir. Bu yükümlülük, bakanlığın hem bütçesini hem de insan gücü kapasitesini zorlayan bir faktördür. Dolayısıyla tehlike sınıfının düşürülmesi, görünüşte teknik bir düzenlemeymiş gibi sunulsa da özünde maliyet azaltma motivasyonuyla şekillenen <strong>siyasal bir tercihtir</strong>. Buradaki paradoks, sağlık sisteminin en riskli alanlarını yöneten Sağlık Bakanlığının, aynı riskleri idari olarak hafifletmeye çalışmasıdır. Bunun arkasında, Sağlık Bakanlığının risk kavramına yaklaşım biçimi, riskin görünmez doğasının yarattığı algısal boşluklar ve maliyet-yükümlülük dengesi üzerinden yürütülen kurnaz bir idari hesap vardır. Konu komisyona taşınırken, Bakanlık, hastanelerde ölümcül iş kazalarının nadir olduğunu, personelin önemli bir kısmının klinik dışı görevlerde bulunduğunu ve uluslararası sınıflandırmalarda hastanelerin ağır sanayi ile aynı kategoride yer almamasının daha uygun olacağını ileri sürmüştür. Bu gerekçeler, hastanelerin karmaşık ve iç içe geçmiş risk ağını gözden kaçırmakta; yoğun bakım, ameliyathane, acil servis, sterilizasyon ve laboratuvar gibi birimlerdeki yüksek maruziyet düzeylerini yan unsurlar gibi ele almaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/03/05/siyasetin-korlugu.jpg" alt=""></p>
<h2>GÖRÜNMEZ TEHLİKE</h2>
<p>Bakanlığın bu yaklaşımında belirleyici olan, riskin somut sonuçlarına karşı riskin günlük, sessiz varlığını yeterince önemsememesidir. Hastanelerde her gün yüzlerce biyolojik örnek işlenir, aerosol oluşturan işlemler yapılır, radyolojik görüntüleme cihazları çalışır ve sterilizasyon döngüleri sürer. Tüm bunlar, büyük kazalara neden olmadıkları sürece bir <strong>başarı</strong> değil, <strong>sıradanlık</strong> olarak algılanır. Bu sıradanlık, risk kontrol mekanizmalarının değerini görünmez kılar. Bakanlık kararının temelinde de tam olarak bu <strong>görünmezlik</strong> yatar: Büyük bir felaket yaşanmıyorsa, tehlikenin yoğun olmadığı düşünülür. Oysa yaşanmayan felaketler, risk kontrolünün başarısıdır; başarının görünmezliği ise tehlikenin olduğundan daha düşük algılanmasına neden olur.</p>
<p>Tehlike sınıfının düşürülmesiyle birlikte en doğrudan etki, hastanelerin İSG kapasitesinde ortaya çıkar. Çünkü; <strong>“Çok tehlikeli”</strong> sınıfın sağladığı yüksek düzeydeki yasal zorunluluklar, <strong>“tehlikeli”</strong> sınıfta yarı yarıya azalır. Bu azalma, riskin düşmesiyle değil, risk yönetimine ayrılan kaynağın sınırlandırılmasıyla gerçekleşir; hastanenin riski aynı kalır: Kontrol eden gözler, izleyen sistemler, müdahale eden uzmanlar azalır.</p>
<p>Bu durum yalnızca çalışan güvenliğini değil, hasta güvenliğini de etkiler. Enfeksiyon kontrol programlarının zayıflaması, havalandırma testlerinin seyrekleşmesi, sterilizasyon süreçlerinin gecikmeli denetlenmesi; tüm bunlar özellikle yoğun bakım, yenidoğan, onkoloji ve ameliyathane gibi kırılgan birimlerde görünmez ama tehlikeli bir birikim yaratır. Bir hastane, önleme mekanizmaları sayesinde kriz yaşamıyorsa bu, riskin düşük olduğunu değil, kontrolün yüksek olduğunu gösterir. Bakanlığın önerdiği değişiklik, bu kontrol seviyesini bilinçli olarak aşağı çekmektedir. Risk kültürü zaten kırılgan bir yapıya sahip olan pek çok sağlık tesisinde, <strong>bu düzenleme risk inkarını da kurumsallaştırır</strong>.</p>
<h2>RİSK ORTAYA ÇIKTIĞINDA</h2>
<p>Sonuç olarak; tehlike sınıfının düşürülmesi, riskin doğasını değil, riskin yönetilme biçimini değiştirir. Yönetimsel kolaylık sağlama niyetiyle yapılan bu girişim hem çalışanların hem hastaların görünmez güvenlik ağını inceltir. Oysa hastaneler, dünyada her zaman <strong>yüksek risk</strong> kategorisinde değerlendirilir; bunun nedeni kazaların sıklığı değil, <strong>maruziyet türlerinin ciddiyetidir</strong>. Türkiye’de bu gerçeği idari yöntemlerle hafifletmek, görünmez riskleri daha görünür hale getirecek bir yoldur - ama o yolun sonunda risk kendini gösterdiğinde, artık geri dönüş pek de mümkün olmayacaktır.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 05 Mar 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Her gün ortalama 48 “beyaz kod” veriliyor: Şiddet azalmıyor  sıradanlaşıyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/her-gun-ortalama-48-beyaz-kod-veriliyor-siddet-azalmiyor-siradanlasiyor-697204</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/04/her-gun-ortalama-48-beyaz-kod-veriliyor-siddet-azalmiyor-siradanlasiyor-1.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/her-gun-ortalama-48-beyaz-kod-veriliyor-siddet-azalmiyor-siradanlasiyor-697204</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı’nın 2025 verilerine göre ‘beyaz kod’ başvuruları bir önceki yıla göre azalmış olarak gösterilse de sağlık emekçileri durumun böyle olmadığını söylüyor. Sağlıkçılar ‘‘Şiddet azalmadı sıradanlaştı” diyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık emekçileri şiddetin gölgesinde. Ülke genelinde hastaneler ve sağlık kuruluşlarında yaşanan saldırılar hız kesmezken, Sağlık Bakanlığı’nın 2025 Faaliyet Raporu’nda sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin kaydedildiği “beyaz kod” başvurularının bir önceki yıla göre yüzde 3,95 azaldığına yönelik verileri tepkiyle karşılandı. Sağlıkçılar, “Şiddet azalmadı, sıradanlaştı. Bakanlık istatik oyunları yapıyor. Bunun yerine caydırıcı yaptırımlar, güvenli çalışma ortamı ve kamucu sağlık politikalarının hayata geçirilmeli’’ dedi. </p>

<h2>POLİTİK BİR SORUN</h2>
<p>Genel Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Dr. Derya Uğur, sendikalarının her yıl yaptığı ankete göre sağlık çalışanlarının yüzde 72,1’inin sözel, yüzde 22,9’unun fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtti. Uğur, Bakanlığın verileriyle sahadaki gerçekliğin örtüşmediğini vurgulayarak ‘‘Sendikamızın anketlerinde şiddete uğrama oranları artarken Bakanlık verilerinde azalma görülüyor. Beyaz kod başvurularındaki düşüş, şiddetin azalmasından değil; mekanizmaların doğru işlememesinden kaynaklanıyor. Yıllardır Beyaz Kod sayılarını talep ediyoruz, yanıt alamıyoruz. Şeffaflık sağlanmadan açıklanan oranların gerçeği yansıttığını kabul etmek mümkün değil’’ dedi. Uğur, sağlık kurumlarında yeterli güvenlik önlemlerinin alınmadığını, kesici-delici aletlerle girişlerin engellenemediğini, siyasi söylemlerin sağlık çalışanlarını hedef haline getirdiğini belirterek şiddetin “politik bir sorun” olduğuna dikkat çekti. Uğur, özetle şunları söyledi:</p>
<p>‘‘Bugün birçok sağlık emekçisi, beyaz kod süreçlerinden yeterli ve etkili sonuç alınamadığını düşünmektedir. Şiddet anından itibaren sağlık emekçilerine yeterli koruma sağlanmamakta, personel sayılarında yetersizlikten dolayı çalışanlar görev yerini terk edemeyip çalışmaya devam etmektedir. İfade alma süreçlerinde şiddetin faili ile aynı ortamda karşı karşıya gelinmektedir. Açılan soruşturma ve davalarda caydırıcı cezaların uygulanmaması, şiddeti önlemek bir yana, adeta cesaretlendiren bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle çalışanlar beyaz kod vermekten imtina etmektedir. Cezasızlık algısı sona ermeden, caydırıcı ve net yaptırımlar uygulanmadan sağlıkta şiddetin önüne geçmek mümkün değildir. Genel Sağlık-İş olarak bir kez daha altını çiziyoruz: Sağlıkta şiddet azalmamıştır. Azalan, beyaz kod sistemine duyulan güvendir. Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri güvenli çalışma ortamı ve gerçek hukuki koruma talep etmektedir.’’</p>
<p>Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’ndan Kubilay Yalçınkaya da şunları söyledi: ‘‘Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2024 yılında 18 bin 223 beyaz kod başvurusu yapıldı. 2025’in ilk 6 ayında ise 8 bin 795 başvuru gerçekleşti. Bakanlığın yüzde 3,95’lik azalış hesabına göre 2025 toplamının yaklaşık 17 bin 504 olması bekleniyor. Bu tabloya göre: başvuruların yüzde 83,2’si sözel şiddet, yüzde 16,8’i fiziksel şiddet. Yaklaşık hesapla 2025’te14 bin 563 sözel şiddet, 2 bin 941 fiziksel şiddet vakası yaşandı. Bu da her gün ortalama 48 beyaz kod başvurusu, 40 sözel şiddet, 8 fiziksel saldırı anlamına geliyor. Günde 8 sağlık emekçisi fiziksel şiddete maruz kalıyor. Bu tabloya rağmen ‘azaldı’ demek gerçeği perdelemektir.’’</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Mar 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Duymak bile artık lüks oldu]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/duymak-bile-artik-luks-oldu-696983</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/02/duymak-bile-artik-luks-oldu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/duymak-bile-artik-luks-oldu-696983</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[İşitme engelliler hayatın her alanında engelle karşı karşıya kalıyor. İşitme cihazı fiyatları 100 bin TL’ye dayanırken SGK desteği maliyetin çok küçük bölümünü karşılıyor. Emekli ile milletvekili arasındaki ödeme farkı 5 kat kadar.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’deki yaklaşık 3 milyon işitme engelli birey, hayatın her alanında engellerle karşı karşıya. İşitme cihazı fiyatları 100 bin TL’ye kadar çıkarken, SGK desteği maliyetin yalnızca küçük bir bölümünü karşılıyor. Emekli ile milletvekili arasındaki fark ise 5 kata kadar ulaşıyor. Toplum içinde tek başına var olabilmekte zorlanan işitme engelliler, hem işitme cihazlarına erişimde hem de günlük yaşamın her alanında karşılaştıkları engeller nedeniyle zor durumda. Yanlarında yakınları veya işaret dili desteği olmadan kamu hizmetlerine erişemeyen bireyler, SGK desteğinin de yetersizliğine dikkat çekerek ‘‘Destekleyici politikalarla daha yaşanılabilir bir toplum kurulabilir’’ dedi.</p>
<p>3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Sağlığı Günü’nde işitme engelli bireylerin sorunlarını anlatan İşitme Derneği Başkanı (İşitmer) E. Arslan Arslan, işitme engelli bireylerin yaşadığı sorunların başında, teknolojik cihazlara erişimdeki maddi imkansızlıklar ve SGK ödemelerinin piyasa koşullarının çok gerisinde kalması olduğunu söyledi. Arslan ‘‘SGK, işitme cihazı alımlarında yaşa ve sigortalılık durumuna (çalışan/ emekli) göre sabit bir destek sunmaktadır. Ancak bu rakamlar, kaliteli bir cihazın toplam maliyetinin yalnızca küçük bir kısmını karşılamaktadır’’ dedi. </p>

<h2>ASTRONOMİK FARK</h2>
<p>İşitme cihazlarının piyasa fiyatlarına dikkat çeken Arslan, ‘‘2026 yılı itibarıyla giriş seviyesi bir işitme cihazı 25 bin TL ila 50 bin TL arasındayken, orta ve üst segment cihazlar 50 bin TL ile 100 bin TL bandına kadar çıkmakta. Yetişkin bir emekli için SGK desteği (5 bin 87 TL), orta halli bir cihazın fiyatının yalnızca yüzde 10-20’sini karşılayabilmekte. Bu durum, özellikle düşük gelirli bireyleri ya cihaz alamamaya ya da işitme kaybına tam çözüm sunmayan çok düşük kaliteli cihazlara mahkûm etmektedir. Biyonik kulak yani koklear implantlar ise işitme cihazından fayda göremeyen ileri derecede işitme kayıplı bireyler için hayati önem taşır. Cihazların tamamı ithal olduğu için döviz kurundaki her artış, hastaların ödemesi gereken ‘fark ücretlerini’ astronomik seviyelere taşımaktadır’’ diye konuştu. </p>
<h2>VEKİL-YURTTAŞ FARKI</h2>
<p>Arslan, şöyle devam etti: ‘‘SGK bir cihaz için 5 yılda bir ödeme yapmaktadır. Ancak gelişen teknoloji ve cihazların yıpranma payı dikkate alındığında, bu sürenin uzun olduğu veya yenileme desteğinin artırılması gerektiği savunulmaktadır. Yıllık pil ödemeleri (748,80 TL), bir kullanıcının yıllık pil ihtiyacının ancak küçük bir kısmını karşılamaktadır. İşitme kaybı tedavi edilmediğinde sosyal izolasyon, depresyon ve demans (bunama) riskini artırır. Bu nedenle cihaz desteği, sadece bir ‘ekipman yardımı’ değil, bir toplum sağlığı yatırımı olarak görülmelidir. Meclisde milletvekili ve yakını için 25 bin 498 TL ödenirken SGK kurumu emekliye 5 bin 87 tl ödemektedir. 40 bin TL işitme cihazında milletvekili ve yakını 14 bin 502 TL fark  vererek işitme cihazı alabilirken Emekliler 34 bin 913 TL fark vermek zorunda kalmaktadır. Görüldüğü gibi meclis işitme cihazı ödemesi SGK kurumu ödemesinin tam 5 katı fazladır. Anayasanın eşitlik ilkesine göre hak ve ödemeler eşitlenmelidir.’’</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Mar 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ölülerin yaşayanlara bağışı]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/olulerin-yasayanlara-bagisi-697003</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/makale/2026/03/03/olulerin-yasayanlara-bagisi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/olulerin-yasayanlara-bagisi-697003</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Şimdilik hemen sonuca yakın görünmese de HIV’i sonlandıracak bir aşı yolculuğu sürüyor. Tüm gelişmelere karşın hâlâ dünyada en çok öldüren yirmi hastalıktan biri olan HIV’i sonlandıracak şey kuşkusuz bir aşı olacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hastanede odalarımızın bulunduğu katın koridorunda ağlayan bir genç görüyorum. HIV (Human Immunodeficiency Virus, AIDS hastalığının etkeni) infekte olduğunu ve bunun fark edilmesiyle işten atıldığını anlatıyor. Buna imza atan ise kurum hekimi. Bunun iki nedeni olabilir; hastalık hakkında bilgisi yok, bu yüzden korkusu var ya da hastayı damgalıyor ve cezalandırıyor. Olması gerektiği gibi şöyle bir rapor yazacağız: Hasta düzenli olarak kontrollerine gelmekte, kanında belirlenebilen virüs bulunmamakta, bu nedenle işe girmesinde, sürdürmesinde herhangi bir sakınca bulunmamakta.</p>
<p>Yine de cüzi miktarda kalmış olan hukuki dayanaklarından da söz ediyoruz. Damgalama insanlık tarihinin en kadim ve bitmeyen pandemisi. Irk, cinsiyet yönelimi, cinsiyet, kırılganlık hatta fakirliğin nefret öznesi olduğu korkunç bir zaman bu. İnsanlığın hekime, iyi hekime her zamankinden çok ihtiyacı var. Hekimlerin de insanlığa ve toplumla yeniden güven ilişkisi oluşturmaya derin bir gereksinimleri var. Toplumsal karmaşanın zirveye ulaştığı dönemlerde ve/veya kırılgan grupların gereksinimlerinde hekimlik çok katmanlı, özverili bir süreç de gerektirir. AIDS karmaşık, bağışıklık sisteminin ana hücrelerinin çöktüğü, bu zeminde enfeksiyondan kansere pek çok hastalığın gelişebildiği bir hastalık.</p>

<p>“HIV pozitif” ise AIDS’ten farklı bir tanım. Bu kişiler, virüs ile karşılaşmış, herhangi bir klinik belirtisi olmayan, tedavi alırlarsa da hiçbir zaman AIDS olmayacak kişiler. Düzenli tedavi ile bulaştırmadan, belirti vermeden yaşamlarını olağan biçimde sürdürüyorlar. AIDS hastalığı ile ilişkili en büyük talihsizlik, ilk tanımlandığı zamanda cinsel yolla bulaşan bir eşcinsel hastalığı olarak kayıtlanmış olmasıdır. Tabii bir de din istismarcıları ve onlarla hareket eden politikacılar var; hastalıkları ve ölümleri Tanrı’nın cezası, eşcinselliği ise sapkınlık olarak pazarlıyorlar. Oysa HIV, cinsel yönelim ya da kim olduğunuzu ayırmadan uygun koşulları bulduğunda bulaşabiliyor.</p>
<p>Bu virüs kan yoluyla, deriyi geçen dövme gibi, kulak, burun delme gibi basit ya da operasyon, diş çekimi gibi ciddi girişimlerle ve anneden bebeğe bulaşabiliyor. Daha çok hasta olduğunu bilmeyenlerden ya da kazara bulaşıyor. Tedavi altındaki HIV pozitif bir kişide virüs kanda belirlenemiyorsa ki tedavinin ilk birkaç ayı sonrasında kontrol sağlanıyor, bulaştırmıyor. Bu kişiler koşullar kontrol edilerek çocuk sahibi de oluyor ve herkes gibi her işte çalışabiliyorlar. Hastalığın tanımlanmasını izleyen yıllardaki bocalamaların ardından sağlanan tüm ilerlemelere, hatta mucize diyebileceğimiz tedavilere karşın tıp disiplininin başaramadığı ise şu: Kontrol her gün alınması gereken bir ilaçla sağlanıyor ama ilaç kesildiğinde kaybediliyor.</p>
<h2>MUCİZE YADSINAMAZ</h2>
<p>Bugüne kadar yalnızca hastalığı değil, virüsü de tümüyle kontrol altına alan tek yöntem kök hücre nakli ama zor, zahmetli ve riskler taşıyan bir yöntem. Hastalık kontrolüne karşın ilaç kesildiğinde, kan dışındaki bazı dokularda saklandığı düşünülen virüsün tekrar ortaya çıkmasına bağlı olarak kontrol kaybediliyor. Gelinen noktadaki tedavi başarısı, hatta mucizesi elbette hiç yadsınamaz.</p>
<p>Bir diğer başarısızlık ise önleyici, koruyucu bir aşı geliştirilememiş olması. Aşı çalışmaları ivme kazanmak üzereyken uzak kıtadaki seçilmişlerin fonlara el uzatması bu gelişmenin ivme kazanmasını engelleyecek gibi duruyor. Özetle; HIV enfeksiyonunu tedavi edebiliyor ama virüsü tümüyle yok edip tam sağaltımı sağlayamıyoruz. Ama hem sosyal hem biyolojik olarak çok ilham verici bir gelişme bu yolu açacak gibi duruyor. AIDS ilişkili sivil toplum kuruluşları, daha ilk zamanlardan beri tıp ve hekimlerin çok ilerisinde olmuştur. Din, devlet, endüstri üçgeninden kaçamayan tıp disiplininin bu hastaların tedavisi kadar, en başta hak ettikleri yaşamı özgürce sürdürebilmeleri için temel hakları konusunda kavrayışa ve desteğe niyetli olmadıklarının yakın tanığıyım. Ama AIDS hastaları şimdi de ölürken yaptıkları gönüllü ve özverili katkılarla tam kontrolün ve tedavinin önünü açacaklar.</p>
<p>Öldükten sonra ilk altı saat içinde doku bağışı gerektiren “Son Ödül/Last Gift” başlıklı bir çalışma sürdürülüyor. Hızlı otopsiye dayanan bu araştırma, HIV'in insan vücudundaki davranışını anlamayı amaçlıyor. Böylece de bilim insanlarına virüsün bireyde nerede saklandığını öğrenme ve tıbbi ilerlemelere ilham verme konusunda nadir bir fırsat sunuyor. Ama ölümden hemen sonraki altı saat içinde dokuya ulaşmak önemli; çünkü altı saatten sonra pıhtılaşma ve doku, hücre dağılması süreçleri başlıyor. Olağan koşullarda otopsiler ölümden bir veya iki gün sonra yapılır. Bu nedenle bu otopsi “hızlı otopsi” olarak adlandırılıyor. Hızlı otopsiler kırk yıldır kanser araştırmalarında kullanılıyor. Uzamış kovidi çözebilmek için de ilk yirmi dört saat içinde uygulanan “genişletilmiş hızlı otopsi” yöntemiyle çalışmalar yürütülüyor. Bilmediğimiz hastalıkların ya da bildiğimiz hastalıklarda eksik parçanın tamamlanmasında çalışmalara destek veren gönüllülerin özverileri öyle önemli ki.</p>
<p>Hızlı otopsiye dayalı bir araştırmanın sürdürülebilmesi büyük bir bütçeye ve her an morga koşmaya ve işi tamamlamak için uzun saatler çalışmaya hazır, eğitimli büyük bir ekip gerektiriyor. Kanser araştırmacıları hızlı otopsi yerine “araştırma otopsisi” demeyi tercih ediyorlar. Bu çalışmalar ile kanser gelişimi, metastazları ve tedavi direncinde önemli bulgular elde edilmiş. HIV çalışmalarındaki sonuçlar da yavaş yavaş birikiyor ve yayımlanıyor. Saptanan bulguların bazıları tedavi edici deneysel modellerde test edilmeye başlanıldı. Bulmacanın tamamlanacağı süreç ilerlerken özellikle bizim gibi toplumlarda ne dayanışabilecekleri bir topluluk ne de hukuksal bir zemin olmadığını hatırlatmak istiyorum.</p>
<h2>AŞI KURTARACAK</h2>
<p>Şimdilik hemen sonuca yakın görünmese de HIV’i sonlandıracak bir aşı yolculuğunun sürmekte olduğu notunu da buraya iliştireyim. Tüm gelişmelere karşın hâlâ dünyada en çok öldüren yirmi hastalıktan biri olan HIV’i sonlandıracak şey kuşkusuz bir aşı olacaktır. Pandeminin bize kazandırdığı mRNA teknolojisiyle aşı çalışmaları sürmektedir. Önleyici aylık ya da altı ayda bir uygulanan iğneler Türkiye’de henüz yok. Zaten cinsel ilişkisi öncesi ya da sonrası kullanılacak ilaçlara erişebilmeniz için HIV olmadığınız hâlde sistemde öyle kodlanmanız, bir anlamda etiketlenmeyi göze almanız gerekiyor. Bana, yakın gelecekte insanlığı biyolojik olarak nelerin tehdit edebileceği sorulduğunda; iklim krizi, salgınlar ve seçtikleriniz diye yanıtlıyorum. Zira seçtikleriniz savaş, kıtlık, eşitsizlik ve iklim krizinin birincil sorumluları. Bizatihi yanlış/yalan bilgilendirmelerle insanları hastalıklara, tedavisizliğe sürüklüyorlar. Etiketlemeleri, cinsiyetçiliği ve cinsiyet yönelimlerini kışkırtarak virüslerden daha ağır hasarlara yol açıyorlar.</p>
<p><strong><em>Kaynak:</em></strong> Nat Rev Cancer. 2019 December; 19(12): 686–697. doi:10.1038/s41568-019-0199-4.</p>
<p>https://www.science.org/content/article/last-gift-how-bodies-donated-research-may-help-find-cure-hiv</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Mar 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İş yükü eğitimi aksatıyor: Çalışma koşulları gizli krize dönüştü]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/is-yuku-egitimi-aksatiyor-calisma-kosullari-gizli-krize-donustu-696919</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/02/is-yuku-egitimi-aksatiyor-calisma-kosullari-gizli-krize-donustu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/is-yuku-egitimi-aksatiyor-calisma-kosullari-gizli-krize-donustu-696919</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde asistan hekimler, uzun mesai, belirsiz nöbetler ve yetersiz eğitimle boğuşuyor. Rapora göre iş yükü arttıkça istifalar çoğalıyor, eğitim aksıyor, fiziki koşullar ve malzeme eksikliği hem hasta hem hekim güvenliğini tehdit ediyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde görev yapan asistan hekimler, artan iş yükü, yetersiz destek, bazı branşlarda istifalara ve eğitim rotalarında aksamalara yol açan sorunlar ile mücadele ediyor. İzmir Tabip Odası Asistan Hekim Komisyonu’nun Aralık 2025 raporu, sistematik aksaklıkların hem sağlık hizmetini hem de uzmanlık eğitimini tehdit ettiğini ortaya koydu. Asistan hekimler "Sekreterya işleri, hasta taşıma, boş yatak bulma derken mesai bitmiyor; ameliyathanelerde dinlenme yok, kantin erken kapanıyor” diyerek yaşadıkları sorunları özetledi.</p>

<p>İzmir Tabip Odası, 16 klinik ve yaklaşık 60 asistan hekimle yapılan görüşmeler sonucunda hazırlanan raporun sağlık emekçilerinin maruz kaldığı günlük sorunları görünür kılmayı amaçladığını vurguladı. Rapora göre asistan hekimlerin mesai saatleri belirsiz ve uzun. sekreterya işleri, hasta taşıma ve boş yatak bulma gibi hekimlik dışı görevler, eğitim ve hasta bakımını olumsuz etkiliyor. Nöbet düzeninde netlik yok, nöbet ertesi izin hakları çoğu klinikte uygulanmıyor. Artan iş yükü ve düşük ücretler nedeniyle bazı branşlarda istifalar yaşanıyor, eğitim rotasyonları aksıyor. Fiziksel koşullar yetersiz, ameliyathanelerde dinlenme odaları yok, kantinler erken kapanıyor. Tıbbi sarf malzemeleri ve hijyen ürünlerindeki eksiklikler ise hem hasta hem sağlık çalışanı güvenliğini tehdit ediyor.</p>
<h2>NÖBET DÜZENİNDE SORUN</h2>
<p>Birçok klinikte artan iş yükünün asistan hekimlerce giderilmeye çalışıldığı; buna rağmen poliklinik, servis ve konsültasyon yükünün azaltılmadığı, bu durumun hem nitelikli sağlık hizmeti verme hem de eğitim süreçlerini olumsuz etkilediği iletildiği kaydedilen raporda, şu ifadelere yer verildi: "Eğitim saatlerinin bazı kliniklerde tanımlı olmakla birlikte yoğun iş yükü nedeniyle sıklıkla yapılamadığı, yapılsa dahi verimsiz geçtiği ifade edilmektedir. Yapılandırılmış ve sürekliliği olan eğitim programlarının birçok klinikte yetersiz olduğu bildirilmektedir. Son dönemde yoğun iş yükü, kişisel nedenler ve yabancı uyruklu asistan hekimlerin görece  düşük maaşları gibi etkenler nedeniyle istifaların yaşandığı; bu durumun asistan hekimlerin eğitim rotasyonlarında aksamalara yol açtığı aktarılmıştır. Nöbet sayılarının yüksek olduğu, buna karşın nöbet ertesi izin haklarının her klinikte düzenli biçimde kullandırılmadığı; bazı durumlarda “eğitim” veya hizmet gerekçesiyle nöbet ertesi çalışmanın sürdüğü ifade edilmektedir. Asistan hekim odalarının yetersizliği, dinlenme alanlarının uygun olmadığı, laboratuvar ve servis fiziki koşullarının kötü olduğu birçok klinik tarafından dile getirilmektedir. Bu durumun çalışma verimliliğini ve çalışan sağlığını olumsuz etkilediği bildirilmektedir. Bazı durumlarda bu eksikliklerin hastaların ve sağlık emekçilerinin güvenliği açısından risk oluşturduğu iletilmektedir."</p>
<p>Raporda klinik bazlı sorunlar şöyle özetledi: </p>
<p><strong>Anesteziyoloji ve Reanimasyon:</strong> Mesai saatleri çoğunlukla akşam 20.00’ye kadar uzuyor; hekimler BT ve sedye taşımak gibi hekimlik dışı işlere zorlanıyor.</p>
<p><strong>Enfeksiyon Hastalıkları:</strong> Nöbetçi olmayan hekimler dahi akşam saatlerine kadar çalışmak zorunda kalıyor, poliklinik rotasyonları iki poliklinikten sorumluluk anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Genel Cerrahi:</strong> Servisteki yoğun yük nedeniyle asistanlar ameliyathanelere yeterince aktif katılamıyor.</p>
<p><strong>Aile Hekimliği:</strong> Mesai takibi cep telefonu uygulamaları üzerinden yapılıyor, izinler önceden planlanamadığı için sıkıntılar yaşanıyor.</p>
<p><strong>Nöroloji ve Dahiliye:</strong> Asistan hekim başına düşen hasta sayısı yüksek, mesai saatleri belirsiz.<br>Göz Hastalıkları: Ameliyathanelere geçiş süresi uzuyor; üçüncü yılına gelmiş asistanlar dahi sınırlı cerrahi deneyim alabiliyor.</p>
<p><strong>Ruh Sağlığı:</strong> Güvenlik önlemleri yetersiz, panik butonları çoğu zaman çalışmıyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 02 Mar 2026 15:06:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[ASM çalışanlarından Sağlık Bakanı'na yanıt: Memnuniyet var, ödeme yok!]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/asm-calisanlarindan-saglik-bakani-na-yanit-memnuniyet-var-odeme-yok-696715</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/03/01/asm-calisanlarindan-saglik-bakani-na-yanit-memnuniyet-var-odeme-yok.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/asm-calisanlarindan-saglik-bakani-na-yanit-memnuniyet-var-odeme-yok-696715</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun ASM, şehir ve kamu hastanelerinde memnuniyet oranı yüzde 70’in üzerinde çıktığı yönünde araştırmasına ASM çalışanlarından yanıt geldi: "Maaşımızı bile bilmeden çalışıyoruz, açıklanan oranların karşılığı ödenecek mi?"]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>HABER MERKEZİ</strong></p>
<p>Aile Sağlığı Merkezleri'nde (ASM) çalışan doktor, ebe ve hemşireler, Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı ‘Sağlıkta Memnuniyet Araştırma Sonuçları’na cevap verdi. Birlik ve Dayanışma Sendikası, araştırmada ASM’lerde memnuniyet oranının yüzde 70,1 seviyesinde belirlendiğini anımsatarak “Bu oranı yakalayan ve üzerine çıkan ASM’ler memnuniyet ödemesi alacak mı, yoksa açıklanan rakamlar yalnızca istatistik mi?” diye sordu. </p>
<p>Bakanlığın Aile Sağlığı Merkezlerinde memnuniyet yüzde 70,1 olarak duyurması üzerine açıklama yapan Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi "Bakanlık bu oranları TÜİK’e yaptırıyor. TÜİK enflasyonu düşük hesaplamaya alışkın olduğundan, aile hekimliği memnuniyetini de düşük hesaplamış olmalı. Madem TÜİK verilerine göre zam alıyoruz, o zaman aynı veriler memnuniyet ödemesi için de geçerli olmalı. Halka bu açıklamayı yapıyorsanız, bütün aile hekimliği çalışanlarına kayıtsız şartsız bu ödemeyi yapmalısınız" dedi.</p>

<h2>MAAŞIMIZI BİLMİYORUZ</h2>
<p>Mehlepçi, aile hekimliği sistemindeki ödeme kalemlerinin karmaşıklığına dikkat çekerek şunları söyledi:“Bizlerin anlamakta çok zorlandığı o meşhur bordrolarımızda birçok çalışan memnuniyet ile ilgili performans kalemini alamıyor. Sıradan bir kamu personelinin maaş bordrosu incelendiğinde hangi kalemin ne olduğu anlaşılır. Ama aile hekimliğinde çalışan bir hekim ya da ebe/hemşirenin bordrosu neredeyse matematik problemi gibi. Parametreler muallak, hesaplama yöntemleri şeffaf değil. Ay sonunda ne kadar maaş alacağımızı bilmeden çalışıyoruz.”</p>
<p>Bakanlığın “Sağlıkta İstatistik ve Nedensel Analizler” sitesinde memnuniyet oranının Türkiye genelinde yüzde 90’ın üzerinde göründüğünü anımsatan Mehlepçi, birim bazında birçok çalışanın yüzde 0,1’lik fark nedeniyle ödeme alamadığını belirterek sistemde ciddi çelişkiler olduğunu vurguladı.</p>
<h2>HASTALARIN SAĞLIĞI İLE OYNAMAYIN</h2>
<p>Sağlıkta İstatistik ve Nedensel Analizler (SİNA) sistemine de değinen Mehlepçi, “SİNA çölünde vaha aramak, bakanlığın SİNA sistemini takip etmekten daha kolay. Bizleri hastalarımızdan ve işimizden alıkoymaktan, hastalarımızın sağlığı ile oynamaktan vazgeçin” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>KRİTERLER NELERDEN OLUŞUYOR?</h2>
<p>Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan hekim, ebe ve hemşirelerin gelirini doğrudan etkileyen performans kriterleri ise şu başlıklardan oluşuyor:</p>
<p>* Aile hekiminin reçete ettiği antibiyotik, ağrı kesici ve PPİ (mide koruyucu) ilaçlar (her biri ayrı değerlendirilir).<br>* Bebeklerin ve çocukların aşıları ve izlemleri (her biri ayrı değerlendirilir).<br>* Gebe ve lohusa izlemleri (her biri ayrı değerlendirilir).<br>* Kanser tarama uygulamaları (her biri ayrı değerlendirilir).<br>* Hastanın e-Nabız sisteminde hekimi (birimi) puanlaması (memnuniyet ödemesi).<br>* Destek ödemesi.<br>* Teşvik ödemesi.<br>* Bakılan hasta sayısı.<br>* Hastanın başka sağlık kurumuna gidip gitmemesi (başvuru ödemesi).<br>* Kronik hastalık takibi (HT tarama/izlem, DM tarama/izlem, KAH tarama/izlem, obezite tarama/izlem, yaşlı sağlığı izlemi, otizm izlemi vb.).</p>
<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi bu kadar çok ve karmaşık parametreye bağlı bir performans sisteminde memnuniyet ödemesinde bile ikircikli bir tavır sergilendiğini belirterek, şeffaf anlaşılır ve hakkaniyetli bir ödeme sistemi çağrısını yineledi. Mehlepçi “Açıklanan memnuniyet oranlarının gereği yapılacak mı?” diye sordu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 01 Mar 2026 12:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Türkiye’de en az 5 milyon kişi nadir hastalıklarla yaşıyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/turkiyede-en-az-5-milyon-kisi-nadir-hastaliklarla-yasiyor-696491</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/28/turkiyede-en-az-5-milyon-kisi-nadir-hastaliklarla-yasiyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/turkiyede-en-az-5-milyon-kisi-nadir-hastaliklarla-yasiyor-696491</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Türk Nöroloji Derneği’nden Prof. Dr. Hacer Durmuş Tekçe, Türkiye’de en az 5 milyon kişinin nadir hastalıklarla yaşadığını belirterek bunun ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu vurguladı. Tanı süreci 5-8 yıl sürebiliyor, hastaların çoğu genetik kökenli rahatsızlıklarla mücadele ediyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türk Nöroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hacer Durmuş Tekçe, Türkiye'de nadir hastalıklarla yaşayan en az 5 milyon kişi olduğunu belirterek, bunun ciddi bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini bildirdi.</p>
<p>Çoğunlukla genetik kökenli, kronik ve ağır seyreden hastalıklar olarak tanımlanan "nadir hastalıklar", dünya genelinde 300 milyondan fazla insanı etkiliyor. Bu kapsamda Avrupa Birliği kriterlerine göre ülkede 5 milyondan fazla kişinin nadir hastalıklardan etkilendiği öngörülüyor.</p>
<p>Prof. Dr. Hacer Durmuş Tekçe, "Nadir Hastalıklar Günü" kapsamında yaptığı değerlendirmede, bunların çoğunluğunun kronik, ilerleyici ve ağır seyreden hastalıklar olduğunu ve çocukluk çağında başladığını söyledi.</p>
<p>Bu hastalıkların yüzde 80'inin genetik kökenli olduğunu aktaran Tekçe, dünyada 8 binden fazla nadir hastalık tanımlandığını anlattı.</p>
<p>Tekçe, "Türkiye'de net rakamlar yok ama biz de Avrupa Birliği tanımını kullanıyoruz. 2 bin kişiden birini etkileyen hastalıkları 'nadir hastalıklar' olarak tanımlıyoruz. Böyle bakıldığında Türkiye'de de 5 milyondan fazla nadir hastalıktan etkilenmiş birey olduğunu düşünüyoruz. O yüzden nadir hastalıklar, tek tek bakıldığında nadir ama toplu olarak bakıldığında ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor." diye konuştu.</p>
<p>Nadir hastalıklar az görüldüğü için hem doktorlarca hem de toplumda farkındalığının az olduğuna dikkati çeken Tekçe, bunların zor tanı konulan hastalıklar olduğunu vurguladı.</p>
<p>Tanı yolculuğunun hastalar için oldukça zorlayıcı ve uzun sürdüğüne değinen Tekçe, hastaların semptomdan tanı almasının 5-8 yıl sürebildiğini anlattı.</p>

<h2>"NADİR HASTALIKLARDA BAŞARILI SONUÇLARIMIZ VAR"</h2>
<p>Prof. Dr. Tekçe, Türkiye'de akraba evliliği oranlarının yüksek olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Akraba evliliği görüldüğünde bu nadir hastalıklarda 3-5 kat, özellikle çekinik kalıtım görülenlerde artış var. Mesela çocukluk çağı metabolik hastalıkları Türkiye'de Avrupa'dan 3 ila 5 kat daha fazla görülüyor. Türkiye bu açıdan çok yol katetti aslında. Yakın zamanda başlayan SMA ve evlilik öncesi tarama programlarıyla o grup hastada önemli yol katettik. Çalışma-tarama programları da genişletiliyor. Sağlık Bakanlığının genişletilmiş taramalar konusunda çalışmaları var. Dünya ülkelerini yakalama konusunda hızla hareket ediyoruz. Bu nadir hastalıklarda başarılı sonuçlarımız var ama daha iyisini yapabiliriz."</p>
<p>Nadir hastalıkla yaşamanın çok zor olduğunu dile getiren Tekçe, hastanın toplumda kendini yalnız hissettiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tekçe, bunların sağlık sisteminin de "öksüz hastalıkları" olduğuna işaret ederek, "Pek çoğunun genetik kökenli oldukları için tedavisi de yok maalesef. Tedaviye ulaşımı da sıkıntılı. Yurt dışında yapılan çalışmalar var. Her 10 hastadan 7'sinde hem kendisinin hem bakım verenlerin iş hayatından koptuğunun, tamamen çalışamaz hale geldiğinin verileri var. Bu toplum için ciddi bir yük. Türkiye'de nadir hastalıklarla yaşayan en az 5 milyon hasta var. O yüzden bu ciddi bir halk sağlığı sorunu." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Tekçe, pek çok nadir hastalık için artık yavaş yavaş tedavilerin çıkmaya başladığını, hekim olarak önceliklerinin hastalara zarar vermemek olduğunu bildirdi.</p>
<p>Gen tedavisinin hassas bir konu olduğunu ifade eden Tekçe, bunda başarılı sonuçlar elde edildiğini söyledi.</p>
<h2>"DÜNYAYLA BİRLİKTE HAREKET ETMEMİZ GEREKİYOR"</h2>
<p>Nadir hastaların yalnız olmadıklarını belirten Tekçe, şunları kaydetti:</p>
<p>"Nadir hastalıklarda kendi genetik özelliklerimizi, kendi toplumumuzdaki sık görülen hastalıkları bilmek çok önemli ama global olarak dünyayla birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Bu nedenle başka farkındalık çalışmaları da yapıyoruz. Bugün, nadir hastalıklar farkındalığını artırmak için bir ışık halkası oluşturulacak. Dünyada pek çok ünlü bina, İtalya'da Pisa Kulesi, Paris'te Eyfel Kulesi, farkındalık için nadirin renkleriyle ışıklandırılıyor. Bu sene Türk Nöroloji Derneğinin girişimiyle Galata Kulesi de nadirin renkleriyle ışıklandırılacak."</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 28 Feb 2026 12:45:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Betonlar arasında Ankara hastaneleri]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/betonlar-arasinda-ankara-hastaneleri-696088</link><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/betonlar-arasinda-ankara-hastaneleri-696088</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p>Kapatılan hastaneler ve şehir hastaneleri üzerine Ankara Tabip Odası öncülüğünde yapılan belgesel filmin adı bu. Çalışma Ankara Dişhekimleri Odası ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ankara İl Koordinasyon Kurulu ile Hastanemi Kapatma/Açın Platformu’nun katkılarıyla yapıldı.</p>
<p>Bu belgesel bir yönüyle Cumhuriyet’in köklü sağlık kurumlarına saygı duruşu. Bir yandan yıllardır sağlık hakkı için yürütülen mücadelenin belli bölümünün hafıza çalışması, öte yandan günümüz Türkiye’si ve sağlık düzenine tutulan kuvvetli bir ışık. Bir yandan piyasalaşan sağlığa karşı direniş öyküsü, öte yandan başka bir sağlık sistemi ve Türkiye için yürütülecek mücadelelere aktarılan inanç ve umut. Pek çok yönüyle dönüştürülen Cumhuriyet’e ve sağlığa dair önemli ipuçlarını göreceğiniz çalışma aynı zamanda toplumsallaşmış bir mücadelenin kimi kazanımlarını da gösteriyor.</p>

<h2>KAPATILANLAR SADECE BİNA DEĞİL</h2>
<p>Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) ile yapılan şehir hastanelerinin hikâyesi 2005 yılına kadar gitse de Ankara’da yapılacak iki dev “entegre sağlık kampüsünün” müjdesi 2011 seçimlerine giderken Ankara’nın Çılgın Projeleri olarak verilmişti. Planlanan, Etlik ve Bilkent Şehir Hastaneleri’nin Kamu Özel Ortaklığı (o zaman adı böyleydi) ile yaptırılması ve toplam 13 hastanenin de ticari amaçlarla ihaleyi alan şirketlere devredilmesi idi. Türkiye’nin dört bir yanında KÖİ ile yapılan 18 şehir hastanesi için 64 hastanenin kapatıldığını, küçültüldüğünü, işlevini yitirdiğini, dönüştürüldüğünü yazmıştım. Ancak Ankara’nın yeri ayrıdır. Bugün her biri 4050 yataklı birer dev kampüs olan Etlik ve Bilkent Şehir Hastaneleri için şu 13 hastanenin kapatılacağı duyurulmuştu:</p>
<p>Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Zekai Tahir Burak Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Cebeci Doğumevi), Sami Ulus Eğitim ve Araştırma (Doğum ve Çocuk) Hastanesi, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Etlik Zübeyde Hanım Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Etlik Doğumevi), Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi, Ulus (Rüzgarlı) Devlet Hastanesi, Ankara (Altındağ) Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dışkapı Çocuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Bir de Etlik Şehir Hastanesi inşaat alanının yuttuğu Etlik İhtisas Hastanesi var, onunla beraber 14 hastane oluyor.</p>
<p>2011’den bu yana ve öncesinde, sağlık reformlarıyla ve sağlıkta dönüşüm programıyla, halkın parasıyla yapılan bu hastanelerin, arazilerinin başına neler geldi, bunlar olmasın diye ne mücadeleler verildi! Belgesel her birinin ayrı hikâyesi olan bu hastaneler meselesine derli toplu, ama kolay izlenebilir olması için özet denebilecek biçimde ışık tutuyor. Belgeselin yönetmeni Alper Şen ve yapım ekibi bir yıldır yoğun biçimde çalışıyor. Bu hastanelerde emek vermiş hocalarla, hekimlerle, sağlık çalışanlarıyla, buralardan hizmet almış olan hastalarla sayısız röportaj gerçekleştirildi. Yazılı ve görsel medyadaki binlerce haber, doküman, belge incelendi. Hastanemi Kapatma/Açın Platformu’nun arşivi, mücadele deneyimleri, farklı kurumların Ankara arşivleri gözden geçirildi. Ankara’daki sağlık hizmetlerinin güncel hali hastalarla birlikte yaşanarak belgelendi. KÖİ şehir hastaneleri meselesinin hukuki,ve finansal boyutları konunun uzmanlarıyla ele alındı. Yönetmen Alper Şen ellerinde biriken zengin belge ve dokümanlar ile her bir hastane için farklı kısa belgeseller de hazırlayacaklarını, böylelikle Ankara Numune, Türkiye Yüksek İhtisas, Dışkapı Hastanesi, Cebeci Doğumevi, Sami Ulus Çocuk Hastanesi gibi Cumhuriyet’in köklü sağlık kurumlarının hafızasını diri tutmaya çalışacaklarını ifade ediyor. Belgesel bir yanından da Sıhhiye meydanı, şimdi Ankara Valiliği olan Sağlık Bakanlığı tarihi binası, hastaneler bölgesi ve Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü üzerinden Cumhuriyet’e kimliğini veren Başkent Ankara’nın hafızasını tazeliyor.</p>
<h2>ZOR ZAMANLARDA DİRENEN UMUT</h2>
<p>Belgesel yapım ekibinden gazeteci Sultan Özer hazırlık sürecinde yapılan röportaj, toplanan haber, belge ve bilgileri derleyecekleri bir kitap çalışmasının müjdesini de veriyor. Yönetmen Alper Şen “Zor Zamanlarda Toplumsal Mücadeleye Dair Film Yapmak Üzerine” değerlendirmelerde bulunuyor. Şöyle diyor yönetmen Şen: “Hep daha büyük, daha şatafatlı inşa edilmeye çalışılan Şehir Hastaneleri binalarının gölgesinde solmaya yüz tutan geçmiş, kolektif mücadelelerin ve hak arayışlarının bir arada olması, bu mücadele içindeki insanların birbirini anlaması, empati kurarak verilen her emeğin önemsendiği zamanların birbirine bağlanması ile direniyor ya da var oluyor. Bu belgeseldeki anlatılardan çağrışımla, sağlık çalışanları 1970'lerde, 80’lerde, 90’larda, 2000’lerde haklarını aramak için Numune Hastanesi'nin avlusunda toplanıyordu. Şimdi ise her yaştan sağlık çalışanları Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Doğum Binası önünde asistan hekimlerin hak mücadelesi için bir arada olabiliyor. Biraz da bu nedenle 50 sene önce Numune Hastanesi'ndeki hak arayışı nostaljiye dönüşmüyor, bugüne bağlandıkça direnmeye devam ediyor. Böylesi zamanlara dair film yapmanın bendeki en büyük kazanımı da her şeye rağmen hiyerarşi üretmeden bir arada olabilmenin hafızayı tedavi edici gücünü anlayabilmek oldu.”</p>
<p>Fazla uzatmayıp bir müjdeyle tamamlayayım. Betonlar Arasında Ankara Hastaneleri Belgeseli’nin ilk gösterimi yarın (28 Şubat Cumartesi) saat 15:00’da, Ankara’da Makina Mühendisleri Odası Eğitim ve Kültür Merkezi’nde. Belgesel gösterimi sonrası yönetmen ve yapım ekibi ile söyleşi şansımız olacak. Bilet falan da gerekmiyor. Herkesi bekliyoruz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 27 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[17 kuruşa sağlık!]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/17-kurusa-saglik-696082</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/26/17-kurusa-saglik.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/17-kurusa-saglik-696082</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[SGK, 10 yıldır enjektörlere 17 kuruş ödüyor. Sağlıkta “tasarruf” kaleminin hastaların cebine yansıdığını belirten eczacılar, ‘‘17 kuruşa ne kaldı? Enjektörlere yapılan ödeme bir an önce güncellenmeli’’ diyerek yetkililere seslendi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 14 Temmuz 2016’dan bu yana enjektör bedeli için ödediği tutar 17 kuruşta kaldı. Aradan geçen 10 yılda üretim, hammadde ve lojistik maliyetleri katlanarak artarken, kurumun ödediği rakam yerinde saydı. Eczacılar “17 kuruşa ne kaldı? Bu rakam artık sembolik bile değil. Güncelleme yapılmalı, diyabet hastaları mağdur edilmemeli" dedi. </p>
<p>SGK 14 Temmuz 2016 tarihli ve 29770 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan düzenleme sonrası belirlenen enjektör bedelini 10 yıldır güncellemedi. Enjektöre ödenen tutar hâlâ 17 kuruş. Oysa üretim, hammadde ve lojistik giderleri katlandı; en ucuz enjektörün fiyatı ise 3 liraya dayandı. Ampul formunda olup enjeksiyonla uygulanması gereken antibiyotiklerden romatizma ve ağrı kesicilere kadar çok sayıda ilaçta enjektör zorunlu. Ancak SGK’nin ödediği 17 kuruş, sembolik bir rakama dönüşmüş durumda. Üstelik İlaç Temin Protokolü’nün 3.9. maddesinde “Enjektör bedeli her yıl Kurumca belirlenir” hükmü yer almasına rağmen bu düzenleme fiilen işletilmiyor.</p>

<h2>BU PARAYLA NE ALINIR Kİ?</h2>
<p>Tüm Eczacı İşverenler Sendikası Genel Başkanı Eczacı Nurten Saydan, 17 kuruşa ülkede hiçbir şey kalmadığını belirterek, “Hastaya iğne formunda ilaç yazıldığında enjektör vermek zorundayız. Ağrı kesici ampul, antibiyotik, romatizma ilaçları… Hepsinde durum aynı. 10 yıldır tek kuruş artış yok. En ucuz enjektör 3 lira” dedi. Saydan, özellikle sürekli enjeksiyon kullanmak zorunda olan kanser, romatizma hastaları ile düzenli vitamin tedavisi gören yurttaşların mağdur edildiğini vurguladı. Saydan “Hepsinin fiyatı 17 kuruş; yalnızca 20 cc için 21 kuruş ödeniyor. 17 kuruşa ne kaldı da SGK hâlâ bu rakamı ödüyor?” diye sordu.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>DİYABET HASTASINA ÇİFTE YÜK</h2>
<p>SGK’nin kan şekeri ölçüm çubuğu için 68,75 lira, insülin kalemi iğne uçları için 65,23 lira ödediğini anımsatan Saydan, arada çıkan fark ücretinin yurttaşın cebinden çıktığını söyledi. Saydan, insülin iğne uçlarını tek kullanımlık olarak kullanması gerektiğini, maddi imkânsızlıklar nedeniyle aynı iğnenin birden fazla kez kullanıldığına tanık olduklarını aktardı. Saydan “Sağlıkta tasarruf adı altında hastayı riske atamayız” diye konuştu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 27 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Dünya genelindeki ikinci vaka: "Kene ısırığı kaynaklı kırmızı et alerjisi"nden öldü]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/dunya-genelindeki-ikinci-vaka-kene-isirigi-kaynakli-kirmizi-et-alerjisi-nden-oldu-695999</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/26/dunya-genelindeki-ikinci-vaka-kene-isirigi-kaynakli-kirmizi-et-alerjisi-nden-oldu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/dunya-genelindeki-ikinci-vaka-kene-isirigi-kaynakli-kirmizi-et-alerjisi-nden-oldu-695999</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Avustralyalı genç, ülkede "kene ısırığı kaynaklı kırmızı et alerjisi"nden öldüğü doğrulanan ilk kişi oldu. Jeremy Webb isimli gencin ölümü ülkede belgelenmiş ilk, dünyada ise ikinci vaka.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Avustralya’da 2022'de astım nedeniyle hayatını kaybettiği belirtilen 16 yaşındaki gencin, ülkede "kene ısırığı kaynaklı kırmızı et alerjisi"nden öldüğü doğrulanan ilk kişi olduğu bildirildi.</p>
<p>ABC News'ün haberine göre, New South Wales (NSW) eyaletinden Jeremy Webb, kamp gezisinde sığır eti yedikten sonra nefes almakta zorlandı ve astım sebebiyle yaşamını yitirdi.</p>

<p>Yetkililer, Webb’in ölüm nedeninin "kene ısırığı kaynaklı memeli hayvan etine karşı anafilaktik reaksiyon" olduğunu ve bunun astım krizini tetiklediğini açıkladı.</p>
<p>Webb, kamp yaparken defalarca kene ısırığına maruz kaldı. Klinik immünolog ve alerji uzmanı Sheryl van Nunen, genç için "memeli hayvan eti alerjisi" teşhisi koydu.</p>
<p>Nunen, Webb’in ölümünün ülkede belgelenmiş ilk, dünyada ise ikinci "memeli hayvan eti alerjisi kaynaklı ölümcül vaka" olduğunu belirtti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 26 Feb 2026 14:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ağır sanayi işçilerine "sahte rapor" iddiası]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/agir-sanayi-iscilerine-sahte-rapor-iddiasi-695740</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/25/agir-sanayi-iscilerine-sahte-rapor-iddiasi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/agir-sanayi-iscilerine-sahte-rapor-iddiasi-695740</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Ağır sanayi işçilerinin hayatını doğrudan ilgilendiren sağlık raporlarının çeşitli OSGB’lerde doktor muayenesi yapılmadan düzenlendiği; sahte imza ve kaşelerle “çalışabilir” belgeleri üretildiği iddiaları savcılığa taşındı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de iş cinayetleriyle sık sık gündeme gelen Tuzla tersaneleri, bu kez ağır sanayi işçilerinin sağlığını doğrudan ilgilendiren zincirleme “sahte sağlık raporu” iddialarıyla gündemde.</p>
<p>Yetkisi bulunmadığı halde “iş görür” raporu düzenlediği, sahte imza ve kaşe kullandığı öne sürülen bazı Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri (OSGB) hakkında başlatılan idari ve adli süreç savcılığa taşındı.</p>

<h2>HEKİM FARK ETTİ</h2>
<p>İstanbul, Kocaeli ve Yalova’yı kapsayan dosya, bir hekimin kendi adına düzenlenmiş sahte bir sağlık raporunu fark etmesiyle ortaya çıktı.</p>
<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. C.U., daha önce hiç muayene etmediği bir kişi adına kendi imzası ve kaşesi kullanılarak “çalışabilir” raporu düzenlendiğini tespit etti. Bunun üzerine hem idari hem adli süreci başlatan C.U., yetkisiz OSGB’ler hakkında İl Sağlık Müdürlüklerine ve Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurdu.</p>
<p>Başvurularda, kendisiyle herhangi bir sözleşmesi bulunmayan OSGB’lerin göz raporu düzenlediği; bu raporlarda hekim kaşesi ve imzasının rızası dışında kullanıldığı ifade edildi.</p>
<h2>"UZMAN OLMADAN HEKİM KAŞESİ" İDDİASI</h2>
<p>Gazeteci Meral Danyıldız’ın haberine göre başvuru dilekçelerinde, Tuzla İçmeler’de bir OSGB’nin muayenesi yapılmamış işçilere sağlık raporu düzenlediği iddia edildi. Mevzuata göre hekim tarafından verilmesi gereken ve ortalama bin 800 TL olan raporların, doktor çalıştırılmadan “daha uygun fiyatla ve hızlı şekilde” hazırlandığı öne sürüldü.</p>
<p>Şikâyetlerde ayrıca ruhsatlı bazı OSGB’lerin de bünyesinde ilgili uzman bulunmadığı halde uzman hekim kaşesiyle rapor düzenlediği iddiası yer aldı.</p>
<h2>DENETİMLER YAPILDI</h2>
<p>Şikâyetler üzerine İstanbul Tuzla, Kocaeli Darıca ve Yalova Altınova’daki OSGB’lerde denetim başlatıldı. Yalova İl Sağlık Müdürlüğü’nün İsglab OSGB hakkında gerçekleştirdiği denetimde eksiklik ve uygunsuzluklar tespit edildi. 26 Mayıs 2025 tarihli resmi yazıda bu uygunsuzlukların adli mercilere bildirildiği kaydedildi.</p>
<p>Op. Dr. C.U. tarafından 29 Nisan 2025’te Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunda, OSGB’nin ruhsatsız sağlık hizmeti verdiği, göz raporu düzenlediği ve hekim kaşesini rıza dışında kullandığı belirtilerek TCK 207 özel belgede sahtecilik kapsamında kamu davası açılması talep edildi.</p>
<p>Dilekçede “tespit edilecek diğer şüpheliler” ifadesiyle soruşturmanın genişletilmesi istendi.</p>
<h2>SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ'NDEN AÇIKLAMA</h2>
<p>Tuzla İlçe Sağlık Müdürlüğü’nden bir yetkili, olayın aylar önce savcılığa intikal ettiğini, dosyada “herhangi bir kusur veya ihmale rastlanmadığını” belirtti. Yetkili ayrıca benzer bir şikâyetle ilgili olarak savcılığın “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verdiğini aktardı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 25 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[TÜİK: Sağlık harcaması yapmak halkın yüzde 56’sına yük]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/tuik-saglik-harcamasi-yapmak-halkin-yuzde-56sina-yuk-695691</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/25/tuik-saglik-harcamasi-yapmak-halkin-yuzde-56sina-yuk.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/tuik-saglik-harcamasi-yapmak-halkin-yuzde-56sina-yuk-695691</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[TÜİK’in 2025 verileri, doktor ve ilaç harcamalarının hanelerin yüzde 56’sı için “çok” ya da “biraz” yük olduğunu ortaya koydu. Özellikle düşük gelirli kesimlerde sağlık giderleri daha ağır hissedilirken, diş tedavisinde harcama yapamama oranı dikkat çekiyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK’in yayımladığı “Sağlık Modülü 2025” verileri, sağlık hizmetlerine erişimin maliyetinin geniş kesimler için ciddi bir yük haline geldiğini ortaya koydu. Verilere göre doktor muayene ve tedavi harcamaları hanelerin yalnızca yüzde 40,9’u için yük oluşturmazken, yüzde 56,3’ü bu harcamaları “çok” ya da “biraz” yük olarak tanımlıyor.</p>
<p>Bu tablo, sağlık sisteminde cepten harcamaların geniş bir kesim üzerinde baskı yarattığını gösteriyor.</p>

<h2>DOKTOR VE İLAÇ HARCAMALARI ÇOĞUNLUĞU ZORLUYOR</h2>
<p>TÜİK verilerine göre:</p>
<p>Doktor muayene ve tedavi harcamaları hanelerin yüzde 6,1’ine çok; yüzde 50,2’sine biraz yük getiriyor.</p>
<p>İlaç harcamaları hanelerin yüzde 5’ine çok; yüzde 50,9’una biraz yük oluşturuyor.</p>
<p>Diş tedavisi harcamaları ise yüzde 5,3’üne çok; yüzde 37,2’sine biraz yük getiriyor.</p>
<p>Bu veriler, özellikle doktor ve ilaç harcamalarında hanelerin yarısından fazlasının maddi baskı altında olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Diş tedavilerinde ise harcama yapamama oranının yüksekliği dikkat çekiyor.</p>
<h2>DÜŞÜK GELİRLİ HANELER DAHA AĞIR YÜK ALTINDA</h2>
<p>Gelir gruplarına göre dağılım, eşitsizliği daha net ortaya koyuyor.</p>
<p>En düşük yüzde 20’lik gelir grubundaki hanelerin:</p>
<p>yüzde 62,9’u doktor muayene ve tedavisini yük olarak görüyor,</p>
<p>yüzde 65,5’i ilaç harcamalarını yük olarak tanımlıyor.</p>
<p>Buna karşılık en yüksek gelir grubunda:</p>
<p>hanelerin yüzde 53’ü doktor harcamalarının,</p>
<p>yüzde 59,5’i ilaç harcamalarının yük getirmediğini belirtiyor.</p>
<p>Bu tablo, sağlık harcamalarının özellikle dar gelirli kesimler için daha ağır bir maliyet anlamına geldiğini ortaya koyuyor.</p>
<h2>DİŞ TEDAVİSİNDE ERİŞİM SORUNU</h2>
<p>Diş muayene ve tedavisinde gelir farkı daha da belirgin.</p>
<p>En düşük gelir grubundakilerin yüzde 45,4’ü son 12 ayda diş tedavisi için harcama yapmazken, bu oran en yüksek gelir grubunda yüzde 25,5’e düşüyor.</p>
<p>Bu durum, diş sağlığının gelir düzeyine bağlı bir hizmet haline geldiğine işaret ediyor.</p>
<h2>YOKSULLUK DAHA AĞIR İŞLERDE ÇALIŞIYOR</h2>
<p>Raporda çalışma koşullarına ilişkin veriler de yer aldı.</p>
<p>Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanların:</p>
<p>yalnızca yüzde 17,2’si oturarak çalışıyor,</p>
<p>yüzde 11,2’si ağır iş veya ağır fiziksel aktivite gerektiren işlerde çalışıyor.</p>
<p>Risk altında olmayanlarda ise oturarak çalışma oranı yüzde 31,7.</p>
<p>Bu durum, hem gelir hem de çalışma koşulları açısından eşitsizliğin sağlık üzerindeki etkilerini düşündürüyor.</p>
<h2>FİZİKSEL AKTİVİTE YOK DENECEK KADAR AZ</h2>
<p>15 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 63,3’ü haftalık yaşamında hiçbir fiziksel aktivite ya da boş zaman faaliyeti yapmadığını belirtiyor. Bu veri, halk sağlığı açısından da alarm veriyor.</p>
<h2>SAĞLIK SİSTEMİ İFLAS ETMİŞTİR</h2>
<p>CHP Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, TÜİK'in Sağlık Modülü verilerini şöyle değerlendirdi:</p>
<p>"Veriler Türkiye'deki sağlık sisteminin topluma ne kadar ciddi bir yük getirdiğini göstermesi bakımından dikkat çekiyor. TÜİK verilerine göre, ülkemizdeki yurttaşların yüzde 56'sı sağlık için muayene ve tedavi harcamalarının bütçelerine yük getirdiğini söylüyor. Bunlar içinde 'biraz yük getirdi' diyenler yüzde 50,2. 'Çok fazla yük getirdi' diyenler yüzde 6,1. Ülkedeki insanların yarısından fazlası sağlık harcamalarının bütçesine yük getirmesinden şikayetçi. Bunlar içinde yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında olanların oranı ise çok daha yüksek. Buraya baktığımızda 'biraz yük getirdi' diyenler yüzde 60'ı geçerken, 'çok fazla yük getirdi' diyen ise yüzde 8,6. Yani yoksulluk ve sosyal dışlanma içinde olanların neredeyse yüzde 70'e yakını sağlık harcamalarının kendilerine çok fazla yük getirdiğini dile getiriyorlar. Sağlık temel bir insan hakkıdır. Eğer birşey haksa onun önüne hiçbir engel konulmamalıdır. Sağlık hizmetlerine erişim sırasında o erişim için cepten ciddi kaynak aktarma ihtiyacı duyulursa ve bu o ailenin bütçesine yük getirmeye başlarsa insanlar sağlık hizmetine erişim açısından sıkıntı yaşarlar. Bugün AKP'nin sağlık sistemi iflas etmiş durumdadır. Bunun yükü de yurttaşın sırtına yüklemektedir. Türkiye'de sağlık hizmetlerini önündeki finansal engelleri kaldıracak bir sağlık sistemine ivedi olarak ihtiyaç var."</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 25 Feb 2026 11:19:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Van’daki üniversite hastanelerinde ihlal: 281 hekim sigortasız çalıştı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/vandaki-universite-hastanelerinde-ihlal-281-hekim-sigortasiz-calisti-695657</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/25/vandaki-universite-hastanelerinde-ihlal-281-hekim-sigortasiz-calisti.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/vandaki-universite-hastanelerinde-ihlal-281-hekim-sigortasiz-calisti-695657</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sayıştay’ın 2024 Denetim Raporu, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi hastanelerinde 281 hekimin zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası olmadan çalıştığını ortaya koydu. Eksiklik hem hasta güvenliğini hem de kamu maliyesini riske atıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sayıştay’ın 2024 Denetim Raporu’na göre, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’ne bağlı hastanelerde 281 hekim zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası olmadan görev yaptı.</p>
<p>Raporda, durumun hem hasta güvenliği hem de kamu zararı riski doğurduğu vurgulandı. </p>
<p><a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/sayistay-raporu-281-doktor-sigortasiz-2481789" target="_blank" rel="noopener">Cumhuriyet'ten Ufuk Sepetci'nin haberine göre,</a> Sayıştay 2024 Denetim Raporu, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’ne bağlı hastanelerde görev yapan 281 hekimin zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortasını yaptırmadığını ortaya koydu.</p>
<h2>TIP VE DİŞ HEKİMLİĞİNDE SİGORTA EKSİKLİĞİ</h2>
<p>Rapora göre, Dursun Odabaş Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 234, diş hekimliği fakültesinde ise 47 hekim sigortasız çalıştı.</p>
<p>1219 sayılı yasa uyarınca yaptırılması zorunlu olan sigortanın bulunmaması, hem hasta güvenliği hem de kamu zararı riski doğurdu.</p>
<h2>HEM HASTA HEM KURUM RİSK ALTINDA</h2>
<p>Söz konusu sigorta, tıbbi hata ya da “kötü uygulama” iddiası nedeniyle açılabilecek tazminat davalarında hem hastanın zararının karşılanmasını hem de hekimin ve kurumun mali yükümlülüklerinin güvence altına alınmasını amaçlıyor.</p>
<p>Mevzuata göre sigorta priminin yarısı hekim tarafından, diğer yarısı ise döner sermaye bütçesinden karşılanıyor.</p>
<p>Sayıştay raporunda, sigortanın yaptırılmaması halinde mülki idare amirince idari para cezası uygulanabileceği anımsatıldı.</p>
<p>Ayrıca olası tazminat süreçlerinde hem hastaların hem de üniversitenin mali riskle karşı karşıya kalabileceğine dikkat çekildi. Raporda, üniversite yönetiminin eksikliğin giderilmesine yönelik işlem başlattığını bildirdiği aktarıldı.</p>
<p>Ancak denetim tarihi itibarıyla 281 hekimin sigortasız olduğu kaydedildi. </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 25 Feb 2026 09:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Greenpeace raporu: Mikrodalgaya uygun hazır yemekler nanoplastik parçacığı gıdaya salıyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/greenpeace-raporu-mikrodalgaya-uygun-hazir-yemekler-nanoplastik-parcacigi-gidaya-saliyor-695394</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/24/greenpeace-raporu-mikrodalgaya-uygun-hazir-yemekler-nanoplastik-parcacigi-gidaya-saliyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/greenpeace-raporu-mikrodalgaya-uygun-hazir-yemekler-nanoplastik-parcacigi-gidaya-saliyor-695394</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Greenpeace International’ın 24 bilimsel çalışmaya dayanan raporu, “mikrodalgaya uygun” etiketiyle satılan plastik ambalajlı hazır yemeklerin ısıtıldığında yüz binlerce mikro ve nanoplastik parçacığı gıdaya salabildiğini ortaya koydu. Uzmanlar, artan üretime karşın denetimlerin yetersiz olduğuna dikkat çekti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Greenpeace International’ın yayımladığı son rapor, plastik ambalajlı hazır yemeklerin mikrodalga ya da fırında ısıtılmasıyla birlikte yüz binlerce mikro ve nanoplastik parçacığın doğrudan gıdaya karışabildiğini ortaya koydu.</p>
<p>“Isıtmaya uygun” etiketiyle pazarlanan kapların, sanıldığı gibi güvenli olmadığı belirtiliyor.</p>
<p>Son dönemde yapılmış 24 bilimsel çalışmanın incelenerek hazırlandığı “Yandık mı? Plastik paketli hazır yemeklerin gizli sağlık riskleri  (Are We Cooked? The Hidden Health Risks of Plastic-Packaged Ready Meals) başlıklı rapor, “ısıtmaya uygun” notuyla pazarlanan hazır yemekleri paketlemek için kullanılan plastiklerin yarattığı risklere dikkat çekiyor. Raporda öne çıkan bulgular şöyle:</p>
<p>Plastik kapların mikrodalgada ısıtılması, dakikalar içinde yüzbinlerce mikro ve nanoplastik salabilir. Bir çalışma, sadece beş dakikalık mikrodalga ısıtmasından sonra gıda benzeri maddelere (simulantlara) 326.000 ila 534.000 partikülün sızdığını tespit etti; bu miktar fırında ısıtmaya kıyasla yedi kata kadar daha fazla.</p>
<p>Isıtma, kimyasal kirlenmeyi çarpıcı biçimde artırır. Birden fazla çalışmada, polipropilen ve polistiren gibi yaygın plastiklerin her bir mikrodalga test örneklerinde, gıdaya veya gıda benzeri maddelere plastikleştiriciler ve antioksidanlar dahil olmak üzere kimyasal katkı maddeleri sızdığını gösterdi.</p>
<p>Plastiklerde kullanıldığı veya bulunduğu bilinen 4 bin 200'den fazla tehlikeli kimyasalın çoğu gıda ambalajlarında denetlenmiyor. Bisfenoller, ftalatlar, PFAS ("sonsuz kimyasallar") ve hatta antimon gibi toksik metaller; kanser, kısırlık, hormon bozukluğu ve metabolik hastalıklarla ilişkilendiriliyor</p>
<p>Plastik kimyasalları halihazırda vücudumuzda. İnsan vücudunda gıda temaslı en az 1.396 plastik kaynaklı kimyasal tespit edildi.  Bu maruziyeti nörogelişimsel bozukluklar, kardiyovasküler hastalıklar, obezite ve tip 2 diyabetle ilişkilendiren kanıtlar giderek artıyor. <br>Eski ve çizilmiş kaplar daha tehlikeli: Yıpranmış plastikler, yeni ambalajlara kıyasla yaklaşık iki kat daha fazla mikroplastik parçacık salıyor.</p>

<h2>DÜZENLEMELER GERİDE KALIYOR</h2>
<p>Towards FnB tarafından yapılan araştırmaya göre, plastik ambalajlı hazır yemekler küresel gıda sisteminin en hızlı büyüyen segmentlerinden biri ve değeri yaklaşık 190 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>Statista verilerine göre 2024 yılında hazır yemek üretimi dünya genelinde 71 milyon tonu (kişi başı ortalama 12,6 kg) buldu. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) analizi ise plastik ambalajların tüm plastiklerin yaklaşık %36'sını oluşturduğunu ve küresel plastik üretiminin 2050 yılına kadar mevcut seviyelerin iki katından fazlasına çıkacağını öngörüyor.</p>
<p>Düzenleyici kurumlar ise bu hıza yetişemiyor. Gıda ambalajlarındaki mikroplastiklerle ilgili dünya genelinde yeterli bir düzenlenme bulunmuyor ve “mikrodalgada kullanılabilir” gibi etiketler, raporda belirtildiği gibi tüketicilere sahte bir güven hissi veriyor. Hükümetler BM Küresel Plastik Anlaşması'nı müzakere ederken Greenpeace, müzakerecileri "ihtiyatlılık ilkesi" çerçevesinde hareket etmeye ve insan sağlığını tehdit eden bu kontrolsüz plastik kirliliğine son vermeye çağırıyor.</p>
<div class="brgn-box">
<p><strong>Plastik üretimi kaynağında azaltılmalı</strong></p>
<p>Greenpeace ABD Küresel Plastik Kampanyası Lideri Graham Forbes konuya ilişkin şunları söyledi:</p>
<p><em>“İnsanlar plastik ambalajlı bir yemeği alıp ısıtırken zararsız bir seçim yaptıklarını düşünüyorlar. Gerçekte ise gıdamızın içinde veya yakınında asla bulunmaması gereken bir mikroplastik ve tehlikeli kimyasal kokteyline maruz kalıyoruz. Hükümetler, petrokimya ve plastik endüstrilerinin mutfaklarımızı birer deney laboratuvarına dönüştürmesine izin verdi. Bu rapor, şirketlerin ‘mikrodalgaya uygun’ iddialarının hayal ürünü olduğunu gösteriyor. Ailelerimizi beslemeye çalışırken zehirleniyor muyuz? Risk açık, riskler yüksek ve harekete geçme zamanı tam da şimdi. Şirketlerin yanıltıcı vaatlerine güvenemeyiz. Hükümetler, insan sağlığını koruyan ve plastik üretimini kaynağında azaltan güçlü bir Küresel Plastik Anlaşması sağlayarak hemen harekete geçmelidir.”</em></p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 24 Feb 2026 11:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Gözyaşı kalitesindeki azalma ne anlama geliyor?]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/gozyasi-kalitesindeki-azalma-ne-anlama-geliyor-695349</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/24/gozyasi-kalitesindeki-azalma-ne-anlama-geliyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/gozyasi-kalitesindeki-azalma-ne-anlama-geliyor-695349</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aylin Kılıç, gözyaşı kalitesindeki azalmanın göz konforunun yanı sıra odaklanma süresi, dikkat düzeyi ve iş performansını da doğrudan etkileyebileceğini belirtti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ekranlarla geçirilen sürenin artması, yalnızca göz yorgunluğunu değil, göz yüzeyinin temel savunma mekanizması olan gözyaşı dengesini de tehdit ediyor.</p>
<p>Uzmanlara göre, fark edilmeyen birçok şikayetin arkasında gözyaşı kalitesindeki bozulma yatıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Aylin Kılıç, özellikle uzun süre ekran başında çalışanlar için gözyaşı stabilitesinin hayati önem taşıdığını vurguluyor.</p>
<p>Ekran karşısında geçirilen sürenin artmasının göz yüzeyini olumsuz etkilediğine dikkati çeken Kılıç, şunları kaydetti:</p>
<p><em>"Normalde dakikada 15 ila 20 kez göz kırparız. Ancak ekran başında bu sayı yarı yarıya düşebilir. Göz yüzeyi daha uzun süre açık kaldığında, özellikle gözyaşı kalitesi sınırda olan kişilerde yanma, batma, erken göz yorgunluğu ve gün sonunda performans düşüşü görülebilir. Bazı kişiler belirgin şikayetler tarif etmese bile uzun süreli ekran kullanımı sonrası 'nedensiz yorgunluk' hissinin arkasında gözyaşı instabilitesi bulunabilir."</em></p>

<h2>"10 SANİYE BOYUNCA STABİL KALMASI GEREKİYOR"</h2>
<p>Kılıç, özellikle ekran başında uzun süre çalışan bireylerin düzenli göz muayenesi yaptırmasının göz yüzeyi sağlığının korunması açısından önem taşıdığını kaydetti.</p>
<p>Göz yüzeyini koruyan gözyaşı filminin normal şartlarda göz kırpma sonrası yaklaşık 10 saniye boyunca stabil kalması gerektiğini vurgulayan Kılıç, "Muayene sırasında mikroskop altında yapılan ve 'Break-Up Time (BUT)' olarak adlandırılan testle bu süreyi ölçüyoruz. Eğer gözyaşı filmi 10 saniyeden önce bozuluyorsa, bu durum göz yüzeyinde instabilite olduğunu gösterebilir" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>"GEÇİCİ BULANIK GÖRMEYE SEBEP OLABİLİR"</h2>
<p>Gözyaşı kalitesindeki azalma, göz yüzeyini koruyan üç tabakalı gözyaşı filminin (su, yağ ve mukus) yapısal dengesinin bozulması ve bu filmin yeterince stabil kalamaması durumu.</p>
<p>American Academy of Ophthalmology’ye göre bu dengenin bozulması, gözyaşının hızlı buharlaşmasına ve göz yüzeyinde kurulukla birlikte yanma, batma ve geçici bulanık görmeye yol açabilir.</p>
<p>Mayo Clinic de gözyaşı filmindeki instabilitenin gün sonunda artan göz yorgunluğu ve performans düşüşüyle ilişkili olabileceğini belirtmektedir.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 24 Feb 2026 10:02:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hastanelerde 9 ay sonrasına gün veriliyor: Randevu tarihe karışmış]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hastanelerde-9-ay-sonrasina-gun-veriliyor-randevu-tarihe-karismis-695276</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/23/hastanelerde-9-ay-sonrasina-gun-veriliyor-randevu-tarihe-karismis.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hastanelerde-9-ay-sonrasina-gun-veriliyor-randevu-tarihe-karismis-695276</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sağlık Bakanı Memişoğlu’nun ülkedeki sağlık hizmetlerine erişimin Avrupa ortalamasının yaklaşık 2 katı olduğunu savunması ve “Randevu sorunu tarihe karıştı” söylemi sahadaki gerçeklerle örtüşmüyor. Randevu bulamayan yurttaşlar ‘‘Bakan hangi ülkeden bahsediyor?” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kamu sağlık sistemindeki çıkmazlara hen geçen gün bir yenisi eklenirken, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun “Sağlık hizmetlerine erişim Avrupa ortalamasının iki katı. Bugün artık randevu sorunu kalmadı” ve “Memnuniyet oranı yüzde 69,4’e yükseldi” sözleri tepkilere yol açtı. Yurttaşlar “Koltuğunuzdan kalkın da hastanelere bir bakın millet neler çekiyor. Bakan hangi ülkede yaşıyor?” diye sordu. Hekimler ise ‘‘Randevu tarihe karıştı, o kadar uzak zamana randevu veriliyor ki vatandaş aldığı randevuyu unutuluyor’’ ifadelerini kullandı. </p>

<h2>GERÇEKLE ÖRTÜŞMÜYOR</h2>
<p>AKP iktidarının yıllardır ‘başarı hikâyesi’ olarak sunduğu sağlık sistemi, bugün randevu krizleri ve uzayan bekleme süreleriyle anılıyor. Özellikle dermatoloji, ağız ve çene cerrahisi, romatoloji, algoloji, gastroenteroloji ile endokrinoloji gibi branşlarda randevu bulmak neredeyse imkânsız hale gelirken, randevu bulunabildiğinde ise hastalar 2-3 dakikalık muayenelere sıkıştırılıyor, tetkik ve tahlil zinciri bitmek bilmiyor. Hastalar poşet poşet tahlil ve tetkik yaptırıyor ancak tedavilerinden bir türlü sonuç alamıyor. Parası olan özele mahkum hale gelirken, olmayan kamu sağlık sisteminde hastane koridorları arasında sorunlarına çare aramaya çalışıyor.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Aile Hekimliği Kolu Başkanı Dr. Sibel Uyan, sahadaki gerçekliğin bakanlığın açıkladığı verilerle örtüşmediğini söyledi. Bakanlığın paylaştığı “erişim arttı” ve “memnuniyet çok iyi’’, ‘‘kişi başı yıllık başvuru 12,2” verilerine dikkat çeken Uyan, bunun bir başarı göstergesi olarak sunulamayacağını söyledi. Uyan “Bir insan yılda ortalama 12 kez doktora gidiyorsa bu övünülecek bir tablo değildir. Bir insan senede 12 kez, her ay bir kez neden doktora gider? Bu durum, ilk başvuruda sorunun çözülemediğini, tetkik ve sonuç süreçlerinin parçalı ilerlediğini gösterir’’ dedi. Uyan, mevcut sistemde hastanın aynı şikâyet için defalarca hastaneye gitmek zorunda kaldığını kaydederek “Hasta muayene oluyor, tetkik isteniyor. Kan tahlili için ayrı, MR için ayrı randevu alıyor. MR üç ay sonraya veriliyor. Sonuç için yeniden randevu gerekiyor. Bazen aynı şikâyet için dört kez hastaneye gidiliyor. Randevu tarihe karıştı, o kadar uzak zamana randevu veriliyor ki vatandaş aldığı randevuyu unutuluyor. Bunun adı erişim kolaylığı değil, sistem sorunudur’’ diye konuştu. </p>
<h2>MAMOGRAFİ 9 AY SONRAYA</h2>
<p>TTB Aile Hekimliği Kolu’nun sosyal medya hesabından paylaşılan mamografi randevusu örneğine de değinen Uyan, bazı merkezlerde randevuların 9 ay sonrasına verildiğini söyledi. “Görüntüleme randevuları 3–6 aydan 9 aya çıktı. Bu, sorunun çözüldüğünü değil, tarihe ötelenmiş olduğunu gösteriyor” diyen Uyan, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri’nde (KETEM) de kapasite sorunu yaşandığını, merkez sayısının nüfusa göre yetersiz olduğunu ve personel eksikliği nedeniyle hizmetin aksadığını vurguladı. </p>
<figure class="image align-center"><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/02/23/hastanelerde-9-ay-sonrasina-gun-veriliyor-randevu-tarihe-karismis.jpg" alt="">
<figcaption>Dr.Sibel Uyan</figcaption>
</figure>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2 style="text-align: left;">MEMNUNİYET YÜKSEKSE NEDEN CEZA VAR?</h2>
<p style="text-align: left;">Bakanlığın açıkladığı memnuniyet oranlarına da değinen Dr. Sibel Uyan, aile hekimlerine uygulanan “memnuniyet” kriterli teşvik sistemini  “Madem memnuniyet oranları bu kadar yüksek, sağlık emekçileri neden memnuniyet üzerinden ücret kesintisi tehdidiyle karşı karşıya? Kriterler şeffaf değil" sözleriyle eleştirdi. Aile hekimlerinin gelirlerinin 17 kalemden oluştuğunu ve büyük bölümünün performansa dayalı olduğunu belirten Uyan, ‘‘Sağlık sistemi istatistiklerle düzelmez. Sayıların arkasındaki gerçeğe bakmak gerekir. Randevu sorunu bitmedi; yalnızca ileri bir tarihe ertelendi’’ dedi. </p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>KUYRUKLARI BİLE ARAR OLDUK</h2>
<p>Sosyal medyada ve şikayetvar’da yurttaşların dile getirdiği randevu sorunu bu problemin devam ettiğini gösteriyor. Şikâyetlerden bazıları; </p>
<p><strong>•</strong> İstanbul Bahçelievler Devlet Hastanesi'nden randevu almaya çalışıyorum. Hangi doktora bakıyorsam randevu bulamıyorum. Kim bu randevuları bu kadar dolduruyor? Çok sık doktora giden insanlar değiliz; istediğimiz zaman hastaneden istediğimiz doktora randevu bulamıyoruz. Devlet yetkilileri buna çözüm bulmuştu ama biz hiçbir şekilde yararlanamıyoruz.</p>
<p><strong>• </strong>1-2 aydır Konya Ereğli Devlet Hastanesi'nde kulak-burun-boğaz hastalıkları doktoruna randevu almak için uğraşıyoruz, ancak hiçbir şekilde sıra alamıyoruz. İki tane doktor bulunmasına rağmen randevu bulamıyoruz. Bu durumu anlamakta güçlük çekiyorum. Randevu alabilsek, sıra bir ay sonraya dahi olsa razıyız; ancak randevu olmadığı zaman, hastanede neden doktor bulunduğunu sorguluyoruz. </p>
<p><strong>• </strong>Randevu alabilene aşkolsun. Hastanelere bir bakın, oturduğunuz yerden değil. Koltuğunuzdan kalkın da milletin ne çektiğine bir bakın.</p>
<p><strong>• </strong>Vatandaş randevu alamıyor memnuniyet uçmuş.</p>
<p><strong>• </strong>Penceresiz bina ve hastaneler mikrop yuvası, cehennem azabı, çalışan daha mağdur. Hasta perişan. </p>
<p><strong>• </strong>Yaklaşık bir aydır Bursa Mudanya Devlet Hastanesi’nden MHRS üzerinden göz muayenesi için randevu almaya çalışıyorum; ancak hiçbir şekilde randevu bulamıyorum. Eskiden hastanelerde en azından kuyruk olup muayene olunabildiğini söyleyen Sağlık Bakanlığı’na seslenmek istiyorum. Şu an bırakın sıraya girmeyi, sisteme dahi erişip randevu alamıyoruz; o kuyrukları bile arar hâle geldik. </p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 24 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bir lokmada bin tehlike]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/bir-lokmada-bin-tehlike-695086</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/23/bir-lokmada-bin-tehlike.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/bir-lokmada-bin-tehlike-695086</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Toprakta ve gıdalarda biriken ağır metaller, çocuklardan yetişkinlere kadar herkesin sağlığını tehdit ediyor. CHP Milletvekili Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Pala, 2025’te Science dergisinde yayımlanan küresel toprak kirliliği çalışmasının Türkiye için endişe verici olduğuna dikkat çekti]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda çevrede ve gıdalarda artan ağır metal birikiminin, özellikle çocuklarda sinir sistemi, öğrenme ve hafıza üzerinde olumsuz etkiler yarattığı, böbrek ve karaciğer fonksiyonlarını bozduğu, kemik sağlığını zayıflattığı, kalp-damar hastalıkları riskini artırdığı ve bazı kanser türleriyle ilişkili olabildiği biliniyor.</p>
<p>CHP Sağlık Politikaları Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, 2025’te Science dergisinde yayımlanan küresel toprak kirliliği çalışmasının Türkiye için endişe verici bulgular içerdiğini belirterek, "Ağır metal kirliliği tarımı ve halk sağlığını tehdit ediyor, önlem alınmazsa ciddi sorunlar kapıda" dedi. </p>
<p>Pala, geçtiğimiz yıl yayımlanan kapsamlı bir çalışmada tarım topraklarının önemli bir bölümünde sağlığı tehdit edecek düzeyde arsenik, kadmiyum, kurşun, nikel ve benzeri zehirleyici metaller bulunduğunu tespit edildiğini anımsatarak "Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz ve Orta Doğu koridoru, bu metallerin toprakta yoğunlaştığı bölgelerin başında gelmektedir. Ağır metaller tarım topraklarında birikerek mahsullerin kökleri aracılığıyla gıda zincirine taşınmakta, bitkilerin büyümesini yavaşlatmakta ve ürün kalitesini düşürmektedir" diye konuştu. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/02/23/bir-lokmada-bin-tehlike.jpg" alt=""></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 8pt;"><em>CHP Sağlık Politikaları Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala</em></span></p>

<h2>CİDDİ RİSK OLUŞTURUYOR</h2>
<p>Kirlenmiş topraklarda yetişen gıdaların ağır metal içeriğini söyleyen Pala "Başta çocuklar olmak üzere insanların sağlığı açısından ciddi risk oluşturmakta, gıda güvenliğini tehdit etmektedir” diyerek konu hakkında Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı'na soru önergeleri verdi.</p>
<p>7 Ekim 2025 tarihinde Tarım ve Orman Bakanlığına ilettiği soru önergesinde tarım topraklarında ağır metaller başta olmak üzere kirlilik durumuna ve Bakanlığın bu konudaki çalışmalarına odaklanan Pala, aynı tarihte Sağlık Bakanlığına ilettiği soru önergesinde ağır metal kirliliğinin halk sağlığı üzerindeki etkisinin değerlendirilip değerlendirilmediğini sordu.</p>

<h2>VERİ YETERSİZLİĞİ</h2>
<p>Riskli bölgelerin yönetiminde şeffaf veri paylaşımının önemine dikkat çeken Pala’nın çağrısına karşın, ne Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ne de Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu soru önergelerine yanıt vermedi.</p>
<p>Prof. Dr. Pala, Tarım ve Orman Bakanlığına ilettiği soru önergesinde tarım toprakları, sulama suları ve tarım ürünleri eksenine odaklanırken, son 10 yıla ait ağır metal yükü verilerinin iller ve tarımsal bölgeler ölçeğinde ayrıntılı biçimde açıklanmasını istedi. “Tarım ürünlerinde ağır metal kalıntılarına dair analiz ve saha çalışmalarının sonuçlarına neden Bakanlığın Dijital Tarım İhtisas Kütüphanesinden erişilememektedir?” diye soran Pala, bu alandaki veri yetersizliğine dikkat çekti.</p>
<p>“Toprak kirliliğine dair veriler şeffaf biçimde üretici ve vatandaşla paylaşılmadıkça, sorunun boyutu anlaşılamaz ve etkili bir eylem planı oluşturulamaz. Özellikle sanayileşmenin ve madencilik faaliyetlerinin yoğun olduğu bölgelerde tarım topraklarının ve sulama sularının ağır metaller açısından izlenmesine dönük çalışmaları Bakanlık hızla başlatmalı, ağır metal kirliliğini önleyici uygulamaları hayata geçirmek için çiftçiyi desteklemelidir” çağrısında bulundu.</p>
<h2>HALK SAĞLIĞI PROGRAMI ŞART</h2>
<p>Besin zincirine geçen ağır metallerin sağlık üzerindeki risklerini azaltmak için iki bakanlığın ortak bir çalışma yürütmesi gerektiğinin altını çizen Pala, Sağlık Bakanlığına ilettiği soru önergesinde ise ciddi bir halk sağlığı tehdidi olarak nitelendirdiği bu duruma karşı nasıl bir eylem planı izlendiğini sordu.</p>
<p>Yurt çapında içme suyunda arsenik, kurşun, kadmiyum ve cıva başta olmak üzere ağır metal kirliliğine ilişkin izleme çalışmalarının sonuçlarını talep eden Pala, hangi illerde sağlığı tehdit edecek sınırların üzerinde değerler görüldüğünün açıklanmasını da istedi. Pala, şöyle devam etti: “Kurşun ve kadmiyum gibi ağır metallerin uzun dönemde böbrek, karaciğer ve sinir sistemi hasarı ile çocuk gelişimi üzerinde geri dönüşümsüz etkilere yol açabileceği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Özellikle kurşun, çocukların beyin gelişimini kalıcı olarak etkileyerek dikkat süresinin kısalması ve antisosyal davranışların artması gibi davranış değişikliklerine, ayrıca eğitim düzeyinin düşmesine neden olabilir. Bu nedenle Bakanlığın bu konuda ülke çapında bir risk haritası çıkarması ve bu haritanın ışığında kapsamlı önlemler alması zorunludur."</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 23 Feb 2026 11:04:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ana dilinde sağlık tunne!]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/ana-dilinde-saglik-tunne-694991</link><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/ana-dilinde-saglik-tunne-694991</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p>Mecburi hizmet kurasında Nizip’in <strong>Salkım</strong> köyü sağlık ocağını çekmiştim. İstanbul’dan uzun, yorucu bir otobüs seyahati ve gün boyu süren bürokratik işlerden sonra akşam saatlerinde köye varıp lojmanıma yerleştim.</p>
<p>Tam yatağa girmiştim ki zil çaldı. Acil bir <strong>hasta</strong> için çağırıyorlar. Meslek hayatımdaki ilk hastam. Yakındaki bir köyden gelmiş kırk yaşlarında bir erkek. Muayene masasının üzerine yatmış, dizlerini karnına toplamış, acı içinde kıvranıyor. Ya akut apandisit gibi ameliyatlık bir vaka; ya da mide ağrısı, idrar yolu enfeksiyonu gibi tedavi edebileceğim bir durum.</p>
<p>Muayene için hastanın yanına yaklaşıyorum. Daha şikâyetini soramadan feryat etmeye başlıyor; “<strong>Ez dı mırım aney,</strong> ez dı mırım!”</p>

<p>O an paniğe kapılıyorum. Tıp fakültesinde bir yığın hastalığı ve tedavisini öğretmişlerdi ama karşılaşacağım hastanın anadilinin <strong>Kürtçe</strong> olabileceğini hiç söylememişlerdi.</p>
<p>Telaşla “Ne diyor?” diye soruyorum. Neyse ki yanındakiler Türkçe biliyor. Hastanın “<strong>Ölüyorum anne</strong>, ölüyorum” dediğini aktarıyorlar. Muayenemi bitirip iğnesini yapıyorum. Birazdan ağrısı geçince rahatlıyor; teşekkür ederek gidiyor.</p>
<p>Ertesi gün ilk işim hastalarla diyalog kurabilecek kadar Kürtçe öğrenmeye çalışmak oluyor.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>SSK <strong>Okmeydanı</strong> Hastanesi’nde acil nöbetindeyim. Bir ara yataklı servisteki hemşire geliyor. İçimizde Kürtçe bilen olup olmadığını soruyor. Gözlemde yaşlı bir <strong>Kürt</strong> kadın hasta acı içinde bağırıp duruyormuş. Hiç Türkçe bilmiyormuş, yakınları da yanında yokmuş. Ne yapacaklarını şaşırmışlar.</p>
<p>Belki işe yarar diye hastayla Kürtçe konuşmaya çalışıyorum ama olmuyor. Ertesi sabah nöbeti devrederken, o yaşlı hastanın acılar içinde <strong>inleyerek</strong> öldüğünü öğreniyorum.</p>
<p>İnsanın yaşamla ölüm arasında gidip gelirken çevresindekilere derdini anlatamaması ne büyük bir acıdır kim bilir!</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>Aslında Kürt hastaların sağlık hizmeti alırken karşılaştıkları sorunlar ne kadar yaygındır ama bizde <strong>akademinin</strong> ısrarla görmezden geldiği, uzak durduğu bir mevzudur.</p>
<p>Bu konudaki istisnai bir çalışma birkaç yıl önce yayınlandı. Montreal Üniversitesinden <strong>Tevfik Bayram</strong> ve Koç Üniversitesinden <strong>Sibel Sakarya’nın</strong> “Sağlık hizmetlerine erişimde ortaya çıkan bir tema olarak baskı ve içselleştirilmiş baskı”yı konu alan <strong>niteliksel</strong> araştırması <strong>Şırnak</strong> şehir merkezi ve merkeze yakın bir köyde yapılmış.</p>
<p>Araştırma anadili Kürtçe olan ve Türkçe konuşmayan 12 katılımcı ile <strong>derinlemesine görüşme</strong> yöntemi ile gerçekleştirilmiş.</p>
<p>Araştırmada <strong>Levesque</strong> ve arkadaşlarının “Hasta Merkezli Sağlık Hizmetlerine Erişim Çerçevesi” kullanılmış. Sağlık hizmetlerine erişim bu çerçevede ihtiyaçların algılanması ve bakım arzusu, sağlık hizmeti arama, ulaşma, kullanma ve sonuçlar olarak beş adımda ele alınmış.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>“Hiç kendi başıma doktora gitmedim. Bunu yapamadım.”</p>
<p>“Bir kez kendi başıma gittim ama gittiğim gibi geri döndüm.”</p>
<p>“Kızımla birlikte gidiyorum. O benimle birlikte olmazsa, burada <strong>ölsem bile</strong> asla gitmem.”</p>
<p>“Örneğin özel bölgelerinde ağrı varsa bunu söyleyemezsin. Normalde söylersin, doktordan utanılmaz ama çocukların veya komşun oradaysa <strong>utanırsın</strong>.”</p>
<p>“Kendi dilinizde konuşmak kendi başınıza yemek gibidir. Ama kendi dilinizle konuşamıyorsanız bu, başkasının size <strong>kaşıkla</strong> yemek yedirmesine benzer.”</p>
<p>Bunlar araştırmada görüşülen kişilerin yaşadıklarından.</p>
<p>Hani Nazım Hikmet “İnsan tehlike karşısında ancak ana diliyle <strong>feryat</strong> edebiliyor.” der ya, katılımcılar da aslında “İnsan hastalık karşısında kendini ancak ana diliyle ifade edebiliyor.”</p>
<p>Neticede araştırmada resmi dili kullanmayan Kürtlerin sağlık hizmetlerine erişimde ana dilleriyle ilgili birçok engelle karşılaştıkları tespit edilmiş. Sağlık bilgilerine <strong>yetersiz</strong> erişim, zayıf hasta-sağlık çalışanı ilişkisi, sağlık hizmeti almakta gecikme, sağlık hizmetlerine erişimde başkalarına bağımlılık, tedavilere düşük uyum, hizmetlerden memnuniyetsizlik ve sağlık haklarını takip edememe başlıca sorunlar olarak saptanmış.</p>
<p>Normalde <strong>diyalog</strong> olması gereken hasta ile hekim arasındaki iletişim bu durumda <strong>monolog</strong> olarak gerçekleşiyormuş.</p>
<p>Araştırmacılar alışılmadık bir sonuç olarak baskı ve bu baskının içselleştirilmesini sağlık hizmetlerine erişim bağlamında özellikle karmaşık olduğunu fark etmişler. <strong>İçselleştirilmiş baskı </strong>görüşmeler boyunca katılımcıların dilinde gizli olarak göze çarpıyormuş. Örneğin konuşmacılar yaşadıkları sorunu “Keşke sağlık hizmetleri kendi dilimde sunulsa.” yerine “Keşke Türkçe bilseydim.” diye ifade etmişler.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>Geçtiğimiz Cumartesi “21 Şubat Dünya <strong>Ana Dili Günü</strong>”ydü. Bir gün öncesinde de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını nihayet tamamlayıp raporunu TBMM’nin sayfasına yükledi.</p>
<p>Tek bir satırında bile Kürt Sorunu demekten özenle kaçınan raporda en hoşuma giden bölüm <strong>AİHM kararlarını</strong> icra etme oranının Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde yaklaşık yüzde 80 iken Türkiye’de yaklaşık yüzde 90 olduğunu öğrenmem oldu. Meğer insan hakları denizinde yüzüyormuşuz da haberimiz yokmuş.</p>
<p>Bir de sağlıkta yıllardır yaşadığımız sorunların kaynağı 12 Eylül’den bu yana sürdürülen <strong>piyasacı </strong>politikalar değil de terörmüş. Eğer terör yüzünden yılda en az 100 milyar dolar kaybetmeseymişiz nice hastaneleri çok daha önceleri inşa edermişiz. <strong>Şehir hastanelerinin</strong> müteahhitleri bunu öğrendiklerinde eminim çok hayıflanmışlardır.</p>
<p>Bu arada “Ana dilinde sağlık” ya da “Ana dilinde eğitim” ifadelerini aramak için Raporu baştan sona dört kere okudum.</p>
<p><strong>Tunne!</strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 23 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hekimler Kadıköy'den seslendi: Hekim bağımsızlığına dokunma]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hekimler-kadikoy-den-seslendi-hekim-bagimsizligina-dokunma-694955</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/22/hekimler-kadikoy-den-seslendi-hekim-bagimsizligina-dokunma.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hekimler-kadikoy-den-seslendi-hekim-bagimsizligina-dokunma-694955</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Hastane sözleşmelerine getirilen kota sınırı ve on binlerce lirayı bulan yıllık ruhsat harçlarına tepki gösteren hekimler, Kadıköy'de bir araya geldi. Hekimler “Bağımsız hekimliği bitiren bu düzenlemeler geri çekilsin" diyerek yetkililere seslendi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Muayenehane hekimlerine getirilen hastane kotası, kadro sınırlamaları ve 2026 itibarıyla yıllık hale getirilen yüksek ruhsat harçlarına karşı hekimler ve uzmanlık dernekleri, Kadıköy İskele’de bir araya geldi. “Hekim bağımsızlığına dokunma” çağrısıyla yapılan açıklamada, düzenlemelerin bağımsız çalışmayı fiilen imkânsız kıldığı, sağlık hizmetinin de kamu yararına değil, sermaye lehine yeniden düzenlendiğine dikkat çekildi. </p>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB), İstanbul Tabip Odası, İstanbul Diş Hekimleri Odası ve çok sayıda uzmanlık derneğinin katıldığı eylemde “AKP sağlığa zararlıdır", "Haraca, kotaya, USHAŞ'a hayır" sloganları atıldı.</p>
<p>Basın metnini TTB Özel Hekimlik Kolu Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Güray Kılıç okudu. Kılıç, hekimlerin art arda getirilen mali ve idari yüklerle mesleklerini bağımsız biçimde sürdüremez hale getirildiğini belirterek "Her tür güç odağından bağımsızlık, hekimlik mesleğinin ön koşuludur. Bağımsızlığın ortadan kalktığı yerde hekimlik, kamusal niteliğini yitirir ve piyasa ilişkilerinin sıradan bir unsuru haline gelir. Bugün sağlık alanında yapılan düzenlemeler, hekimlerin serbest çalışma hakkını ve mesleki bağımsızlığını sistemli biçimde ortadan kaldırmayı hedeflemektedir" dedi. </p>

<h2>"HEKİMLİK TİCARİ İZNE BAĞLANIYOR"</h2>
<p>Kılıç, 1 Ocak 2026 itibarıyla muayenehane ruhsat harçlarının yıllık hale getirildiğini anımsatarak, muayenehaneler için 40 bin TL, poliklinik ve tıp merkezleri için 60–100 bin TL arasında değişen bedellerin her yıl yeniden değerleme oranında artırılacağını söyledi. Ayrıca, sağlık turizmi kapsamında yabancı hasta kabulü için USHAŞ’tan (Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş.) 120 bin TL karşılığında yetki belgesi alma zorunluluğu getirildiğini ifade etti. Kılıç, bu uygulamaların hekimlik yapmayı ticari bir izne bağladığını savundu. 2023’te yapılan yönetmelik değişikliğiyle muayenehane hekimlerinin özel hastanelerle sözleşmelerine kota getirildiğini anımsatan Kılıç, düzenlemenin özellikle cerrahi branşlarda fiilen çalışmayı imkansız hale getirdiğini belirtti. Danıştay’da açılan davalara karşın sınırlamaların kesinleştiğini ifade eden Kılıç, “Bu düzenlemeler hekimlerin değil özel hastane sahiplerinin çıkarınadır” diye konuştu. Açıklamada, yüksek tazminat kararlarının hekimler üzerinde ağır baskı oluşturduğu da vurgulandı.</p>
<p>TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap ise hekimlerin taleplerinin yalnızca mesleki değil toplumsal olduğunu belirterek, “Etik ve bilimsel değerler doğrultusunda özgürce çalışmak istiyoruz” dedi.</p>
<div class="brgn-box">
<p><strong>HEKİMLERİN TALEPLERİ</strong></p>
<p>Hekimlerin açıklaması şu taleplerle sona erdi: "Kamu idaresinden talebimiz; hekimlerin çalışma şevkini kıran, çalışma özgürlüğünü kısıtlayan, mesleki bağımsızlığı ortadan kaldıran, halkın nitelikli sağlık hizmetine erişimini zorlaştıran bu düzenlemelerin geri çekilmesidir. Bu uygulamalar sona erene kadar hukuki, mesleki ve örgütsel mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz. Halkımıza daha iyi sağlık hizmeti verebilmemiz için biz hekimlerin bu haklı talepleri dikkate alınmalıdır."</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:53:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hekimin mesleki bağımsızlığının tasfiyesi ve hekimin yalnızlaştırılması]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hekimin-mesleki-bagimsizliginin-tasfiyesi-ve-hekimin-yalnizlastirilmasi-694875</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/22/hekimin-mesleki-bagimsizliginin-tasfiyesi-ve-hekimin-yalnizlastirilmasi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hekimin-mesleki-bagimsizliginin-tasfiyesi-ve-hekimin-yalnizlastirilmasi-694875</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dr. Nilüfer Ustael - TTB Merkez Konseyi Üyesi </strong></p>
<p>İstanbul Kadıköy’de bugün buluşacak hekimler yalnızca kendi haklarını değil, sağlık hizmetinin kamusal niteliğini savunmak için bir araya geliyor. Çünkü bugün tartışılan mesele, muayenehanelere getirilen kotalardan, yıllık ruhsat harçlarından ya da sağlık turizmi alanındaki yeni düzenlemelerden ibaret değildir. Mesele, hekimliğin mesleki bağımsızlığının sistemli biçimde tasfiye edilmesidir. </p>

<p>“Sağlık planlaması” adı altında muayenehanelere kota uygulanması, ruhsat harçlarının yıllık ve artan oranlarla alınması, serbest hekimliğin ekonomik olarak sürdürülemez hale getirilmesi; bunların hiçbiri teknik düzenleme değildir. Bunlar, sağlık alanında küçük ve bağımsız üreticiyi tasfiye edip alanı merkezileştirme hamleleridir. Sağlık hizmeti, kamu yararı için düzenlenen bir alan olmaktan çıkarılmakta; sermaye birikim rejiminin bir alt sektörüne dönüştürülmektedir. </p>
<p>Bu çerçevede USHAŞ’ın sağlık turizmi alanındaki rolü yalnızca “koordinasyon” değildir. </p>
<p>Devlet eliyle kurulan ve piyasa aktörü gibi davranan bir yapı, sağlık turizmi alanında kârı maksimize edecek şekilde konumlanırken; serbest çalışan hekim, potansiyel bir rakip olarak görülmektedir. Bu alandan serbest hekimleri uzaklaştırmak için Türkiyede hekimlok yetkisi olan hekime yetki belgesi alma zorunluluğu USHAŞ ve heatlty Türkiye uyeliklerine fahiş zamlar, bürokratik engeller yaratmaktadır. Sağlık turizmi, hastaların tedavi hakkı üzerinden değil; küresel dolaşan sermayenin getirisi üzerinden tanımlanmaktadır. Böylece sağlık, sınır aşan bir yatırım kalemine; hekim ise bu yatırımın taşeron unsuruna indirgenmektedir. </p>
<p>***</p>
<p>Kamuda çalışan hekimlerin durumu da farklı değildir. Dünyada eşi benzeri zor bulunan bir üretim baskısı altında, beş dakikada bir hasta bakmaya zorlanan hekim, nitelikli sağlık hizmeti sunmakla performans puanı arasında sıkıştırılmaktadır. Hasta yararı tartışmalı bir hız rejimi, “verimlilik” adı altında dayatılmaktadır. Maaşını hangi kalemden, hangi ölçüte göre aldığını bilmeyen; sabit ve güvenceli gelir yerine performans kırıntılarına mahkûm edilen hekim, sistematik bir belirsizlik içinde çalışmaktadır. Bu, yalnızca ekonomik bir sorun değildir; bu, emek rejiminin bilinçli bir yeniden tasarımıdır. </p>
<p>Bir yanda performansla disipline edilen kamu hekimi; diğer yanda özel hastanelerin kâr maksimizasyon zincirine bağlanan ücretli hekim. İki uçta da ortak olan şey şudur: Mesleki özerkliğin aşınması. </p>
<p>Hekimin çalışma mekânları dahi bu yalnızlaştırma stratejisinin parçası haline getirilmiştir. </p>
<p>AVM mantığıyla tasarlanmış, ortak alanı ve mesleki dayanışma zemini bulunmayan hastaneler; tek başına bırakılmış aile hekimliği birimleri; kantini, sohbet alanı, kolektif tartışma zemini olmayan yapılar… Hekim, bilinçli biçimde kolektif bir özne olmaktan çıkarılmakta; bireysel sözleşmelerle bağlı, dağınık ve savunmasız bir emek gücüne dönüştürülmektedir. </p>
<p>***</p>
<p>Bununla eş zamanlı olarak hak savunucusu meslek örgütlerinin kriminalize edilmesi, eleştirel sözün “tehdit” gibi gösterilmesi de tesadüf değildir. Meslek örgütü zayıfladığında, hekim yalnız kalır. Hekim yalnız kaldığında, pazarlık gücü düşer. Pazarlık gücü düştüğünde ise sağlık piyasası için daha uysal, daha esnek, daha yönetilebilir bir emek ortaya çıkar. </p>
<p>Bu tablo, yalnızca bir sağlık politikası tercihi değildir. Bu, neoliberal bir devlet aklının </p>
<p>ürünüdür. Devlet, düzenleyici olmaktan çıkarak piyasa kurucu ve piyasa oyuncusu haline gelmiş; kamu yararı yerine sermaye birikimini önceleyen bir sağlık rejimi inşa etmiştir. </p>
<p>Sağlık hakkı, yerini “sağlık hizmeti satın alma kapasitesi”ne bırakırken; hekimlik, bir meslek olmaktan çok performans ölçülen bir hizmet sektörüne indirgenmiştir. </p>
<p>***</p>
<p>Oysa hekimlik, yalnızca teknik bir faaliyet değildir. Hekim ile hasta arasındaki ilişki, piyasa sözleşmesinden farklıdır; etik bir yükümlülük, toplumsal bir sorumluluk ve kamusal bir güven ilişkisi içerir. Mesleki bağımsızlık olmadan, tıbbi kararın etik temeli zayıflar. Kota ile, performans baskısıyla, kâr hedefiyle kuşatılmış bir ortamda hekimin özgür klinik kararı da risk altındadır. </p>
<p>Kadıköy’de yükselecek itiraz, yalnızca hekimlerin ekonomik talepleri değildir. Bu itiraz, </p>
<p>sağlığın metalaştırılmasına; emeğin parçalanmasına; kamusal aklın piyasaya teslim edilmesine karşıdır. Mesleki bağımsızlık talebi, aslında toplumun nitelikli ve eşit sağlıkhizmeti talebidir. Hekim sustuğunda yalnızca bir meslek zayıflamaz. Toplumun sağlığı da zayıflar. </p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 22 Feb 2026 10:27:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[‘Aile Diş Hekimliği Projesi’ Meclis gündeminde: 81 il hedefi ne durumda?]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/aile-dis-hekimligi-projesi-meclis-gundeminde-81-il-hedefi-ne-durumda-694866</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/22/aile-dis-hekimligi-projesi-meclis-gundeminde-81-il-hedefi-ne-durumda.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/aile-dis-hekimligi-projesi-meclis-gundeminde-81-il-hedefi-ne-durumda-694866</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, Aile Diş Hekimliği Projesi’nin sınırlı kaldığını belirterek Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. İlgezdi, diş hekimi atamalarının yetersizliğinin hizmete erişimi engellediğini vurgulayarak projenin kapsamı, bütçesi ve yol haritasının açıklanmasını istedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, Aile Diş Hekimliği Projesi’ne değinirken, “Diş hekimi atamalarının kısıtlı kalması, hizmetin hem etkinliğini hem de vatandaşın bu hizmete ulaşmasını doğrudan engellemektedir. Binlerce genç meslektaşımız atama beklerken, sistemin personel eksikliği nedeniyle verimsizleşmesi kabul edilemez” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İlgezdi, Aile Diş Hekimliği Projesi’ne Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı'na soru önergesi verdi.</p>

<p>Önergesinde, 2-12 yaş arası çocukların ağız ve diş sağlığını korumak amacıyla başlatılan Aile Diş Hekimliği Projesi'nin pilot illerde dahi sınırlı kaldığını belirten İlgezdi, uygulamaya başvuran çocuk sayısındaki yetersizlik ve projenin etkinliğine dair belirsizliklerin, geleceğe dair hedeflerin gerçekçiliğini sorgulattığını bildirdi. Kağıt üzerinde büyük hedefler konulsa da mevcut verilerin projenin kapsayıcılığına dair ciddi çelişkiler barındırdığını kaydeden İlgezdi, "Geçmiş yıllardaki diş sağlığı hizmetleri verileriyle karşılaştırıldığında, bu projenin beklenen başarıyı yakalayamadığı açıkça görülmektedir" ifadesini kullandı. </p>
<p>İlgezdi, önergede şunları kaydetti:</p>
<p>"Kamuya atanmayı bekleyen diş hekimi sayısı ortadayken, projenin yaygınlaştırılacağı iddia edilen süreçte atamaların sınırlı tutulması büyük bir çelişkidir. Mevcut atama sayılarıyla bu hizmetin 81 ile yayılması ve etkin bir şekilde sunulması mümkün değildir. Diş hekimi atamalarının kısıtlı kalması, hizmetin hem etkinliğini hem de vatandaşın bu hizmete ulaşmasını doğrudan engellemektedir. Binlerce genç meslektaşımız atama beklerken, sistemin personel eksikliği nedeniyle verimsizleşmesi kabul edilemez. 81 ilde uygulanacağı söylenen projenin ayrıntılı bir yol haritası ve takvimi kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Ayrıca bu hedefler doğrultusunda ayrılan bütçenin ne kadar olduğu da bilinmemektedir.”</p>
<h2>"BU RAKAMA ULAŞILMIŞ MIDIR?"</h2>
<p>İlgezdi’nin önergesinde yer alan sorular ise şöyle:</p>
<p>“2022 yılında pilot olarak başlatılan Aile Diş Hekimliği Projesi kapsamında Eskişehir, Karabük ve Kırşehir illerinde her il bazında ulaşılan çocuk sayısı kaçtır? Bu sayı, hedeflenen çocuk nüfusunun yüzde kaçına karşılık gelmektedir? Aile Diş Hekimliği Projesi'nin 2024 yılında 20 ile çıkarılacağı ifade edilmiştir. Bu rakama ulaşılmış mıdır? Ulaşıldıysa bu iller hangileridir? Her il bazında ulaşılan çocuk sayısı kaçtır? Bu sayı, hedeflenen çocuk nüfusunun yüzde kaçına karşılık gelmektedir? Önergenin yanıtlandığı tarihe kadar proje toplam kaç ilde uygulanmaya başlanmıştır?</p>
<p>Aile Diş Hekimliği Projesi kapsamında 2022–2024 arasında uygulanan koruyucu ve tedavi edici işlemlerin türleri ve sayıları nelerdir? Bu işlemlerin çocukların ağız ve diş sağlığı göstergelerine etkisine dair ölçüm yapılmış mıdır? Aile Diş Hekimliği Projesi’nin 2028 yılı sonuna kadar tüm nüfusu kapsayacak şekilde 81 ilde uygulanmasına ilişkin ayrıntılı bir yol haritası ve takvim bulunmakta mıdır? Bu hedef doğrultusunda ayrılan bütçe tutarı ne kadardır? Projenin başarısını artırmak, başvuru oranlarını yükseltmek ve dezavantajlı çocukların sisteme dahil edilmesini sağlamak amacıyla bakanlığınız tarafından planlanan ilave çalışmalar nelerdir?</p>
<p>Proje kapsamında görev yapmak üzere 2022 yılından bu yana kaç diş hekimi atanmıştır? Bu atamaların illere göre dağılımı nasıldır? Türkiye genelinde kamuya atanmayı bekleyen diş hekimi sayısı kaçtır? Bu sayı dikkate alındığında, Aile Diş Hekimliği Projesi’nin yaygınlaştırılması için mevcut atama sayıları yeterli görülmekte midir? Projenin yaygınlaştırılmasına rağmen diş hekimi atamalarının sınırlı kalması, hizmetin etkinliğini ve erişilebilirliğini olumsuz etkilemekte midir? Bu yönde bakanlığınızca yapılan bir değerlendirme bulunmakta mıdır? 2024–2028 yılları arasında Aile Diş Hekimliği Projesi kapsamında yapılması planlanan diş hekimi ataması sayısı kaçtır? Bu atamalara ilişkin bir takvim açıklanacak mıdır?”</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 22 Feb 2026 09:51:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Prof. Dr. Özlü uyardı: "Sahur öksürüğü" nedir, ne sebep olur?]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/prof-dr-ozlu-uyardi-sahur-oksurugu-nedir-ne-sebep-olur-694676</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/21/prof-dr-ozlu-uyardi-sahur-oksurugu-nedir-ne-sebep-olur.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/prof-dr-ozlu-uyardi-sahur-oksurugu-nedir-ne-sebep-olur-694676</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, ramazan ayında artan öksürük şikayetlerine ilişkin, "Ramazan ayında orucun başlamasıyla beraber öksürükle gelen epeyce hastamız oluyor. Buna, 'ramazan ya da sahur öksürüğü' diyebiliriz. Aslında bu öksürüğü tetikleyen en büyük mekanizma reflüdür. Özellikle sahur yemeği gece geç vakitte yenilip, ardından hemen yatılıyor. Yemekte 2-3 saat geçtikten sonra reflüsü olan kişilerin hemen yatmaması lazım" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, Ramazan ayında orucun başlamasıyla öksürük şikayeti ile hastanelere başvuran hasta sayısında artış yaşandığına dikkati çekti.</p>
<p>Artan öksürük durumunun çoğunlukla reflüye bağlı geliştiğini belirten Özlü, "Ramazan ayında orucun başlamasıyla beraber öksürükle gelen epeyce hastamız oluyor. Buna, 'ramazan ya da sahur öksürüğü' diyebiliriz. Aslında bu öksürüğü tetikleyen en büyük mekanizma reflüdür. Özellikle sahur yemeği gece geç vakitte yenilip, ardından hemen yatılıyor. Yatıldıktan sonra da reflü mekanizması tetiklenmiş oluyor. Normalde biz yemek yiyip içerken yediğimiz gıdalar yemek borusundan mideye doğru iner ama tersi olmaz. Bu yemek borusu ile midemiz arasında kapakçık görevini gören mekanizmaya bağlıdır. Bazı kişilerde bu mekanizma çok sağlıklı çalışmayabilir ve reflü dediğimiz olay meydana gelir" diye konuştu.</p>

<h2>"EN ÖNEMLİSİ KRONİK ÖKSÜRÜK"</h2>
<p>Hem sahurda hem de iftardan sonra tok yatmanın reflüyü artırdığını kaydeden Prof. Dr. Özlü, şunları kaydetti:</p>
<p><em>"Reflü demek; mide asidinin yemek borusuna doğru kaçmasıdır. O asit orada tahrişe neden olur; bu da yemek borusunda yaralara ve ülsere sebep olabilir. Midede yanma şişkinlik ve zaman zaman, 'ağzıma ekşi-acı su geliyor' şeklinde yakınmalara da meydana gelir. En önemlisi de kronik öksürüktür. Bu en önemli ve en sık gördüğümüz nedenlerdedir. Faranjite de yol açabilir. Ramazanda gerek sahurda gerekse tok yatıldığında yatay pozisyonda reflü artmış oluyor. Yemekte sonra 2-3 saat geçtikten sonra reflüsü olan kişilerin yatmaması lazım. Yatar pozisyonda kapak çalışmıyor ve kaçak çok daha fazla oluyor."</em></p>
<p>Özlü, yarı oturur pozisyonda uzanmanın da reflüyü tetikleyebileceğini söyleyerek, "Mide bağırsak yakınması ve reflüsü olan kişilerin kendisine çok dikkat etmesi lazım. Mide boşaldıktan sonra yatılmalı. Göğüs üzerine sızı ve boğazda yanma olabiliyor. Bunlar Ramazan ayında önemli sorunlar. İftardan sonra yemeğin verdiği rehavetle yarı oturur vaziyette yatılabiliyor. Burada esas olan şey uyumak değil, yatar pozisyonda olmak. Ağır, yağlı ve kızartmalı yemekler yememeli, asitli içecekler de tüketmemeliler. Hafif yiyecekler yenilmeli" diye konuştu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 21 Feb 2026 10:10:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hekimlerin İstanbul buluşması]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/hekimlerin-istanbul-bulusmasi-694595</link><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/hekimlerin-istanbul-bulusmasi-694595</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye’de 2 bin 402 yatağa sahip olan 32 özel hastane vardı. Aradan seksen yıl geçip sene 2003’e geldiğinde özel hastane sayısı 271’e, yatak sayıları da 12 bin 387’ye çıkmıştı. Son Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre 2024 yılında özel hastane sayısı 552, yatak sayıları da 54 bin 394 olmuş.</p>
<p>Yani, özel hastaneler <strong>seksen yılda</strong> yatak sayılarını 10 bin kadar bile arttıramamışken AKP’nin <strong>yirmi iki</strong> yıllık iktidarında 42 binden fazla arttırmışlar.</p>
<p>Peki, özel hastaneler Cumhuriyetin ilk seksen yılında alamadığı mesafenin <strong>fersah fersah</strong> fazlasını <strong>AKP’li yıllarda</strong> nasıl aldı?</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>

<p>Benim <strong>“besleme sektör”</strong> dediğim özel hastanelerin bu hızlı gelişimi esas olarak <strong>üç</strong> mekanizmayla oldu.</p>
<p>İlk olarak, özel hastaneler devletten KDV istisnası, vergi indirimi, emlak vergisi muafiyeti, istihdam desteği, ürün yerleştirme desteği, sanal fuar desteği gibi <strong>otuz</strong> kaleme yakın teşvik ve destek alıyorlar.</p>
<p>İkinci mekanizma, SGK’nın sigortalı hastaları özele <strong>yönlendirmesi</strong> ve bunun karşılığında hem özel hastaneye para ödemesi, hem de özel hastanenin “ilave ücret” adı altında fahiş miktarda <strong>bıçak parası</strong> almasına izin vermesi.</p>
<p>Üçüncüsü ise AKP’nin özellikle muayenehaneleri baskılayıp özel hastanelerin <strong>önünü açması</strong>.</p>
<p>Bu yazıda bu üçüncü mekanizma üzerinde biraz durmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>Türkiye’de AKP öncesinde de özel sağlık sektörü vardı. Bunların bazıları daha çok doktorların kurduğu küçük ya da orta boylu özel hastaneler, bazıları ise mahalle aralarındaki <strong>millet</strong> dispanseri, halk <strong>polikliniği</strong> gibi küçük işletmelerdi.</p>
<p>O dönemin en yaygın özel sağlık kurumları ise <strong>muayenehanelerdi.</strong> Öyle ki özel hastane patronları “Biz o kadar hastane kuruyoruz, sokağın karşısındaki muayenehaneci hastalarımızı çalıyor” diye şikâyet ederlerdi. Bazıları işi daha da ileri götürüp doktorlara “Hastaneden ayrıldıktan sonra on kilometre çapındaki alanda muayenehane açmayacağım” diye senet bile imzalatırdı.</p>
<p>Patronlar ister de <strong>patronların AKP’si</strong> durur mu?</p>
<p>Hemen taarruza geçildi.</p>
<p>Öncelikle SGK özel hastanelerle hizmet alım sözleşmesi yaparken muayenehaneler dışarıda tutuldu. Oysa özel hastaneler nasıl özel <strong>sağlık kurumu</strong> ise muayenehaneler de öyleydi. SGK’nın böyle bir ayrımcılık yapmasının hiçbir dayanağı yoktu.</p>
<p>Üstelik SGK’nın hizmet satın aldığı muayenehane hekimlerine özel hastanelerde yaptığı gibi ücret ödemesi bile gerekmiyordu. Sadece sigortalı hastaların reçete bedellerini karşılaması yeterdi. Böylece hem maliyeti daha ucuza getirir hem de hastanelerin yükünü bir miktar da olsa azaltırdı. Ama yapmadı.</p>
<p>AKP’nin muayenehane hekimlerine karşı açtığı <strong>savaş</strong> bununla da sınırlı kalmadı.</p>
<p>Muayenehanelerin kapılarını mezura ile ölçmekten maliyecileri üzerlerine salmaya kadar elinden geleni ardına koymadı. Türkiye’deki <strong>istisnasız bütün</strong> özel hastanelerin bıçak parası almasına göz yuman maliyeciler muayenehanecilere yüksek miktarlarda ceza kesmeyi marifet bildiler.</p>
<p>AKP’nin<strong> huruç harekatı </strong>son dönemlerde daha da hızlandı.</p>
<p>Eskiden sadece açılışta bir kez alınan ruhsat ve muayenehane uygunluk belgesi için ödenen <strong>harçlar</strong> bu yılın başından itibaren her yıl ödenecek <strong>haraçlara</strong> dönüştü.</p>
<p>Hani şu AKP’nin pek bir övündüğü sağlık turizmi var ya, hekimlerin o kapsamda yabancı hasta bakabilmesi için de ayrıca <strong>haraç</strong> ödeme zorunluluğu getirildi.</p>
<p>Bu kadarla da bitmedi.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>Şimdi diyelim ki hamile bir kadın tanıdığı, güvendiği bir kadın doğum uzmanının muayenehanesine gidiyor. Takipleri yapılıyor. Sonra da diyelim ki evine, mahallesine yakın bir özel hastanede aynı doktora doğumunu yaptırtmak istiyor.</p>
<p>Eskiden böyle olurdu ama artık o iş öyle olmuyor. O doktorun önce o hastaneyle <strong>sözleşme</strong> imzalaması gerekiyor. Sözleşme dediğiniz nedir, imzalayıversin, diyebilirsiniz. Ancak o iş de öyle olmuyor.</p>
<p>Peki nasıl oluyor?</p>
<p>Diyelim ki Anadolu’nun bir şehrinde tek <strong>bir</strong> özel hastane ve bu özel hastanenin de <strong>altı</strong> kadın doğumcu kadrosu var. Aynı şehirde on tane de kadın doğumcu muayenehanesi olduğunu varsayalım.</p>
<p>O özel hastane kendi doktor kadrosunun sadece üçte biri kadarı ile, yani iki kadın doğumcu ile sözleşme imzalayabiliyor. Bu durumda diğer sekiz kadın doğumcu boşa düşüyor ve <strong>doğum bile</strong> yaptıramıyor.</p>
<p>AKP’li Sağlık Bakanlarının yıllardır övündükleri <strong>“hekim seçme özgürlüğü”</strong> nerede, diye soracak olursanız; “dün dündür, bugün bugündür.”</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>Bir zamanların <strong>kasaba doktoru</strong> pratisyen hekim muayenehaneleri çoktan tarihe karışmıştı.</p>
<p>Özel hastaneler pıtrak gibi çoğaldıkça uzman hekim muayenehaneleri de şehir merkezlerinden kenar mahallelere, ana caddelerden ara sokaklara taşındı. Gene de <strong>“Kahraman bakkal süper markete karşı”</strong> misali özel hastanelere karşı direniyorlar.</p>
<p><strong>Yarın</strong> da TTB’nin çağrısı ve Türkiye’nin dört bir yanından gelecek tabip odaları ve tıpta uzmanlık dernekleri temsilcilerinin katılımıyla İstanbul <strong>Kadıköy’de</strong> buluşup AKP’nin özel hastane patronlarına çalışan sağlık politikalarına karşı tepkilerini ve taleplerini açıklayacaklar.</p>
<p>AKP’nin sürekli özel hastane patronlarının yararına çalışan sağlık politikalarına karşı bütün hekimlerin <strong>mesleki bağımsızlığı</strong> için.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 21 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Halk sağlığı sermayeye kurban edilemez: TTB'den 'yeni nesil' tütün ve elektronik sigara uyarısı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/halk-sagligi-sermayeye-kurban-edilemez-ttb-den-yeni-nesil-tutun-ve-elektronik-sigara-uyarisi-694577</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/20/halk-sagligi-sermayeye-kurban-edilemez-ttb-den-yeni-nesil-tutun-ve-elektronik-sigara-uyarisi.webp"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/halk-sagligi-sermayeye-kurban-edilemez-ttb-den-yeni-nesil-tutun-ve-elektronik-sigara-uyarisi-694577</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Türk Tabipleri Birliği (TTB), yeni nesil tütün ürünlerini yasallaştırmak için lobi faaliyetlerini artıran tütün şirketlerine ve bu sürece zemin hazırlayan iktidara tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, bu ürünlerin piyasaya arzına onay verilmesinin toplum sağlığına karşı işlenmiş bir suç olacağı vurgulandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB), elektronik sigara, ısıtılan tütün ürünü ve nikotin kesesi gibi ürünlerin Türkiye’de ruhsatsız ve yasadışı olduğunu hatırlatarak, ulusötesi şirketlerin bu tabloyu değiştirmek için yürüttüğü lobi faaliyetlerine dikkat çekti. Birlikten yapılan açıklamada, British American Tobacco’nun Ankara’da düzenlediği tanıtım toplantısı ve bazı vakıfların (TEPAV, TÜSAP) hazırladığı raporların, AKP iktidarının yasallaştırma hamlelerine "zemin hazırlama" amacı taşıdığı vurgulandı.</p>
<p>Açıklamada şunlar kaydedildi:</p>

<p>"Elektronik sigara, ısıtılan tütün ürünü ve nikotin kesesi gibi yeni nesil tütün ürünlerinin üretim ve ticareti Türkiye’de ruhsatsız, dolayısıyla yasadışıdır. Ulusötesi tütün şirketleri ülkemizde bu ürünlerin yasal yoldan piyasaya arzı için lobicilik faaliyetlerini hızlandırmıştır. En son olarak British American Tobacco, ürün promosyonu için geliştirdiği platformu tanıtan bir toplantıyı Ankara’da düzenlemiştir. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı ile Türkiye Sağlık Politikaları Enstitüsü’nün konu hakkındaki politika raporlarında AKP iktidarının bu ürünleri yasallaştırmasının zeminini oluşturacak gerekçeler hazır edilmiştir. Bunlar yanış gerekçelerdir. Karşı pozisyonumuz nettir:</p>
<h2>"ZARAR AZALTIM İDDİASI PAZARLAMA YALANI"</h2>
<p>Çare, tütün kontrolü önlemlerinin doğru uygulanmasıdır. Yasadışı piyasadan dolayı vergi kaybı argümanı yanlıştır. Ürünlerin yasallaştırılması sebep olacağı hastalıklar nedeniyle kamu maliyesine daha büyük yük getirecektir. Çare, yasadışıyla doğru mücadeledir. Tütünde zarar azaltım iddiası sadece bir pazarlama yöntemidir ve yanlıştır. Çare, tütün ürünü arzını denetim altına almak, sınırlandırmaktır.</p>
<p>Dünya genelinde daralan sigara piyasası karşısında dev tütün şirketlerinin sermaye birikimini sürdürebilmek adına yeni nesil ürünlere sarıldığını vurgulayan TTB’nin açıklaması şöyle devam etti:</p>
<p>"Dünya geneli sigara piyasasında uzun süredir devam eden daralma karşısında sermaye birikimini sürdürebilmek üzere tasarlanıp pazarlanan yeni nesil tütün/nikotin ürünleri tüketim artışının önüne geçme aracı, yöntemi olamaz. Günümüzde, bunların yol açtığı yeni halk sağlığı sorunlarıyla baş etmek amacıyla, bir dizi ülke yasaklamaya, mevcut yasakları güçlendirmeye yöneliyor. Ülkeler baskıya direniyor. Aklın ve bilimin yolu kapsamlı üretim ve ticaret yasağını gerekli kılıyor. Birey ve toplum sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkileri kanıtlanmış yeni nesil tütün/nikotin ürünlerinin piyasaya arzına onay verilmesi akıldışıdır, suç teşkil eder, kabul edilemez."</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 20 Feb 2026 19:48:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hekimliğe kota tedaviye engel]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hekimlige-kota-tedaviye-engel-694306</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/20/hekimlige-kota-tedaviye-engel.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hekimlige-kota-tedaviye-engel-694306</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Muayenehanelerinde serbest çalışan hekimlerin ameliyat, girişim yapabilecekleri, hasta takip edebilecekleri hastane sayısını iki ile sınırlayan düzenleme, özellikle cerrahi branşları zor durumda bıraktı. TTB Başkanı Prof. Dr. Azap'a göre, yönetmelik hekimi değil özel hastane zincirlerini koruyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>6 Ekim 2022'de yayımlanan “Özel Hastaneler Yönetmeliği” ile muayenehanesi olan hekimlerin ameliyat yapabileceği, hasta takip edebileceği hastane sayısının “2” ile sınırlanması başta KBB, kadın hastalıkları ve doğum, plastik cerrahi gibi cerrahi branşlarda çalışanlar serbest hekimleri ciddi anlamda etkiledi. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, karara karşı çok sayıda dava açıldığını anımsatarak "Hekimlerin muayenehanelerinde takip ettikleri hastalarını tedavi edebilecekleri hastane sayısına sınırlama ve kadro koşulu getirilerek serbest çalışma hakkını ciddi şekilde engelleyen bir tablo var. Sağlık Bakanlığının yaptığı düzenlemeler hekimlerin değil özel hastane zincirlerinin lehine oluyor” dedi.</p>
<p>Serbest çalışan hekimlerin hastalarını ameliyat edebilmesi için özel hastanelerle yıllık sözleşme yapma zorunluluğu getirilirken, 2023’te yapılan değişikliklerle bazı geçiş hükümleri tanınmıştı. Düzenlemeye karşı bireysel ve TTB ile tabip odalarının öncülüğünde bin 500’e yakın dava açıldı. Danıştay 10. Dairesi'nde görüşülen bu davaların ardından kota uygulaması iptal edildi. Sağlık Bakanlığının itirazı üzerine toplanan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu bu iptal kararını kaldırdı ve böylece düzenleme yürürlükte kaldı.</p>

<h2>SERMAYE LEHİNE</h2>
<p>Yaklaşık 10 bin 500 muayenehane hekiminin bulunduğu ülkede özel hastane sayısı 530 civarında. Yeni düzenlemeyle 2023’ten sonra muayenehane açan bir hekim en fazla iki özel hastaneyle sözleşme yapabiliyor. Üstelik hastanenin kendi kadrosunda aynı branşta iki katı sayıda kadrolu hekim bulundurması şartı aranıyor. Prof. Dr. Azap, bu koşulların pratikte birçok kentte karşılanamadığını belirterek “Kadın doğumcusunuz diyelim. Bir hastaneyle sözleşme yapacaksınız ama o hastanede en az iki kadın doğum uzmanı kadrolu olacak ki bir sözleşmeli hekim daha çalışabilsin. Özel hastanelerin kadro sınırlamaları düşünüldüğünde bu fiilen mümkün değil. Hesap yaptığınızda en fazla bin 500-2 bin hekim sözleşme yapabiliyor. Bu çok ciddi bir kısıtlamadır" dedi. Getirilen sınırlamanın özel hastane sahipleri karşısında hekimlerin emeğinin değerini belirleyebilme gücünü ortadan kaldırdığını, koşulları belirleme inisiyatifinin özel hastane sahiplerine geçtiğini vurgulayan Azap, düzenleme ile hastasını takip edecek, ameliyat edecek özel hastane bulamayan çok sayıda serbest hekimin muayenehanelerini kapatmak, özel hastanede hastane sahiplerinin belirleyeceği ücretle çalışmak zorunda kalacağını bunun da sadece serbest çalışan hekimlerin değil tüm hekimlerin emeğinin değerini düşüreceğini vurguladı. Azap "Önceden hekim ameliyathane ücretini pahalı bulursa başka bir hastaneyle anlaşabiliyordu. Şimdi iki hastaneyle sınırlı. Alternatif yoksa dayatılan koşulları kabul etmek zorunda. Bu hekimleri ucuz emek gücü haline getiren, aynı zamanda hastanın hekim seçme hakkını sınırlayan, sağlığı piyasa koşullarına terk eden bir düzenlemedir" diye konuştu.</p>
<h2>HASTALARI DA ETKİLEDİ</h2>
<p>Uygulamanın hastaları da etkilediğini vurgulayan Azap, “Hasta, eğer hastanede tedavisi gerekirse kendisini takip eden hekimin sözleşme yapabildiği hastaneye yatmak zorunda, istediği hastaneyi seçemiyor. Hastanın hekim seçme hakkı da kısıtlanıyor” dedi.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>YILLIK HAR(A)Ç DA GETİRİLDİ</h2>
<p>Kota düzenlemesi dışında serbest çalışan hekimlere yıllık harç zorunluluğu da getirildi. Büyükşehirlerde 40 bin TL, diğer illerde 20 bin TL olarak belirlenen harç için CHP, Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Sağlık örgütleri, uygulamanın hem hekimlik koşullarını ağırlaştırdığını hem de halkın sağlık hizmetine erişimini zorlaştırdığını belirtti. Hekimler, 22 Şubat pazar günü Kadıköy'de bu konulara ilişkin hekim buluşması düzenleyecek.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[CHP'li Bayraktutan: "Artvin'in çocukları Artvin yollarında ölüyor"]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/chp-li-bayraktutan-artvin-in-cocuklari-artvin-yollarinda-oluyor-694271</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/19/chp-li-bayraktutan-artvin-in-cocuklari-artvin-yollarinda-oluyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/chp-li-bayraktutan-artvin-in-cocuklari-artvin-yollarinda-oluyor-694271</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Artvin'de sağlık sisteminin çöktüğünü ve hastaların ambulanslarda can verdiğini belirten CHP'li Uğur Bayraktutan, konuyu bir kez daha Meclis gündemine taşıdı. Bakanlığa sunduğu önergelerin cevapsız kaldığını söyleyen Bayraktutan, 170 bin kişiye tek bir kardiyoloğun düştüğünü hatırlatarak Sağlık Bakanlığı'nı ihmallere karşı göreve çağırdı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Artvin’de sağlık alanında yaşanan sorunlar, il dışı hasta sevkleri ve yollarda meydana gelen ölümler hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda gündem dışı konuşma gerçekleştirdi. Bayraktutan konuşmasında, "Artvin Devlet Hastanesinde Türkiye’de hani diyorsunuz ya 'Aya yol yaptık.' diye; nefroloji bölümü yok, nefroloji uzmanı yok; gastroenteroloji bölümü yok. İlçelerimizdeki hastanelerde yaşanan sorunlar var. Bugün Ardanuç’ta, Murgul’da poliklinik var ama hastane yok. Bunlar bizim ilçelerimiz. Bırakın uzmanları, Ardanuç’ta aile hekimi yok" dedi.</p>

<h2>"25 TANE YAZILI SORU ÖNERGESİ, 5 TANE ARAŞTIRMA ÖNERGESİ"</h2>
<p>Artvin’de yaşanan sağlık sorunlarına dikkat çekmek için TBMM’de söz alarak konuşma yapan CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Artvin’de yaşanan sağlık sorunlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Bayraktutan, Sağlık Bakanlığı’nın önergelerine cevap vermediğini kaydederek şunları söyledi:</p>
<p>"Bu konuda daha önce Parlamentoda yapmış olduğum 34’üncü gündem dışı konuşma; yani 34’üncü konuşmayı yapıyorum. Bu dönemde 25 tane yazılı soru önergesi verdim, 5 tane araştırma önergesi sundum. Sayın Bakan, vermiş olduğumuz soru önergelerinin bir tanesine bile cevap verme lüksüne katlanmadı; hiçbir sorumuza cevap vermiyor. 170 bin nüfuslu Artvin’de, il merkezinde 1 kardiyolog var. Türkiye Büyük Millet Meclisinden, onun şahsında bütün hekimlere teşekkürlerimizi ve minnet duygularımızı ifade ediyorum. Artvin’de zor koşullarda Artvin halkına hizmet ediyorlar; onlara söylenecek hiçbir lafımız yok. Ama tek bir kardiyologla bir ili nereye kadar götürebilirsiniz, bu hizmeti nereye kadar taşıyabilirsiniz? O anlamda buradan bütün sorumlulara ve ilgililere diyorum ki: Anjiyo ünitesinin açılması konusunda burada defalarca konuşmalar yaptım. Anjiyo ünitesi açıldı ama yeterli doktor tayinine ilişkin merkezi idarenin bu konuda bir direnci var. Bunu buradan Türkiye’ye şikâyet ediyorum. Bakın, kardiyolojiyle alakalı randevu alamıyorlar. Kardiyolojiyle ilgili bir randevu talebinde bulunduğunuzda en az bir ay sonraya randevu veriliyor; bir, bir buçuk aydan önce randevu alınması mümkün değil. İnsanlar yolda ölüyor.</p>
<h2>"NİĞDE’YE KADAR HASTA SEVKİ OLDUĞUNU DÜŞÜNEBİLİR MİSİNİZ?"</h2>
<p>Bizimkiler 112 sevkleriyle başka illere gidiyorlar; Rize’ye, Trabzon’a, Kars’a, Erzurum’a ve başka yerlere… Bakın, ta Niğde’ye kadar, Samsun’a kadar hasta sevki olduğunu düşünebilir misiniz? Artvin’den uçakla gidilmeyecek yerlere sevk için hastalar ambulansların içerisinde gidiyor ve yollarda ölüyorlar. Hayatında Niğde’yi hiç görmeyen Artvinli en azından sevk aracında gidiyor, Niğde’yi görüyor Sayın Başkanım. O konuda Artvinlilere imkân tanıyorlar; ölmeden önce bir Niğde’yi de görsünler diye binlerce kilometre öbür tarafa Artvinlileri gönderiyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Doktorun olmadığı, sevk süreçlerinde bu şekilde dramatik örneklerin yaşandığı bir Artvin gerçeğiyle karşı karşıyayız.</p>
<h2>"ARTVİN’DEN TRABZON’A 20 BİN SEVK"</h2>
<p>Bakın, Artvin Devlet Hastanesinde Türkiye’de hani diyorsunuz ya 'Aya yol yaptık.' diye; nefroloji bölümü yok, nefroloji uzmanı yok; gastroenteroloji bölümü yok. İlçelerimizdeki hastanelerde yaşanan sorunlar var. Bugün Ardanuç’ta, Murgul’da poliklinik var ama hastane yok. Bunlar bizim ilçelerimiz. Bırakın uzmanları, Ardanuç’ta aile hekimi yok. Murgul’da ne yapıyorlar? Hasta sevkinde, bir burnu kanasa Artvin’e sevk ediyorlar. Kalp krizi teşhisiyle Murgul’dan Artvin’e gönderilen hastaların yüzde 90’ı geri gelmiyor, ölüyor. Şavşat’ta tomografi cihazıyla ilgili problemler var. Kemalpaşa’da hastane yapılacak mı, yapılmayacak mı tartışması var; bugüne kadar bu belirsizlik devam ediyor. Kemalpaşalılar hastanemiz var mı, yok mu bilmiyor. Borçka Devlet Hastanesinin C sınıfı, D sınıfı sorunları var. Yusufeli’nde genel cerrahla ilgili sorunlar var; uzman doktorlarımız yok. Binalar yapılmış ama içi boş. Bugün bu şekildeki hastalar Trabzon’a, Rize’ye ve diğer yerlere gidince kendi imkânlarıyla gidiyorlar. Düşünebiliyor musunuz, Artvin’den Trabzon’a 20 bin sevk var. Bunlar sadece resmî, 112 üzerinden gidenler. Bunun dışında kendi araçlarıyla, otobüslerle gidip o yollarda ölenler var.</p>
<h2>"2026 TÜRKİYE’SİNDE ARTVİNLİ BUNU HAK ETMİYOR"</h2>
<p>Bir ambulansın arkasından gidip dua ediyorsunuz, 'Şu ambulansın fren lambası yanmasın.' diye. Niye? Çünkü fren lambası yanarsa ölür. Artvin’in çocukları Artvin’in yollarında ölüyorlar. 2026 Türkiye’sinde bunu Artvinli hak etmiyor. O nedenle bu yanlışlıkların bir an önce ortadan kaldırılması, sağlık politikalarının düzeltilmesi, Artvin’e ve Artvinliye gereken önemin verilmesi gerekiyor. Sözümün sonunda da şunu söyleyeceğim: Bütün Meclis bilsin, Türkiye’nin en güvenli ili Artvin’dir, bundan da gurur duyuyoruz. Gelin, Artvin'i görün; en doğru insanların, en güzel insanların yaşadığı kenttir. Ama tabii ki insanların doğruluğu, eğitimi bunun ana şartıdır. Başka bir olgu da var bu güvenli olmakta: Artvin terk ediliyor. Issız bir Artvin var. İnsanların yaşamadığı, esnafın boş dolaştığı, caddelerinde in cin top oynadığı bir Artvin’de tabii ki güvenlik sorunu olmaz; kimse yok ki Artvin’de. O nedenle ben diyorum ki, bir ülkenin insanları, sağlığına verilen önemle ölçülür."</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 19 Feb 2026 18:35:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[47 yıllık araştırma yanıtladı: İnsan vücudunun en güçlü olduğu yaş hangisi?]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/47-yillik-arastirma-yanitladi-insan-vucudunun-en-guclu-oldugu-yas-hangisi-694095</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/19/47-yillik-arastirma-yanitladi-insan-vucudunun-en-guclu-oldugu-yas-hangisi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/47-yillik-arastirma-yanitladi-insan-vucudunun-en-guclu-oldugu-yas-hangisi-694095</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Yaklaşık yarım asır boyunca aynı bireyleri izleyen İsveç merkezli uzun dönemli takip çalışması, fiziksel kapasitenin sanılandan daha geç yaşta zirveye ulaştığını ortaya koydu. Bulgulara göre genel performans 30’lu yaşların ortasında en yüksek seviyeye çıkıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İnsan vücudunun en güçlü olduğu yaş uzun yıllar boyunca 20’li yaşların başı olarak kabul edildi. Ancak İsveç’te yürütülen ve 47 yıl süren kapsamlı bir bilimsel araştırma, bu yaygın kanıyı sorguluyor.</p>
<p>Çalışmaya göre aerobik kapasite, dayanıklılık ve genel fiziksel performans açısından zirve noktası çoğu bireyde 30’lu yaşların ortasında, yaklaşık 35 yaş civarında görülüyor.</p>

<p>Araştırmanın sonuçları, uluslararası bilim haber platformu ScienceDaily’de yayımlanan haberle de kamuoyuna duyuruldu.</p>
<h2>47 YILLIK UZUNLAMASINA TAKİP</h2>
<p>Karolinska Institutet tarafından 1974 yılında başlatılan çalışma, farklı kuşakları karşılaştırmak yerine aynı bireyleri 47 yıl boyunca izleyerek dikkat çekiyor. Katılımcıların fiziksel performansları 16, 27, 34, 52 ve 63 yaşlarında düzenli aralıklarla ölçüldü. Araştırmacılar bu süreçte maksimal aerobik kapasite (VO₂ max), kas gücü, dayanıklılık ve genel fiziksel performans göstergelerini değerlendirdi.</p>
<p>Elde edilen veriler, fiziksel kapasitenin 20’li yaşların sonlarından itibaren artmaya devam ettiğini ve 30’lu yaşların ortasında zirveye ulaştığını ortaya koyuyor. Bu noktadan sonra ise kademeli bir düşüş başlıyor. İlk evrede gerilemenin görece yavaş olduğu, yıllık kayıp oranının yüzde 1’in altında kaldığı görülürken, ilerleyen yaşlarda düşüş hızının arttığı ve bazı parametrelerde yıllık yüzde 2,5 seviyelerine kadar çıkabildiği belirtiliyor.</p>
<h2>KAS GÜCÜ DAHA ERKEN ZİRVE YAPABİLİYOR</h2>
<p>Araştırma, tüm fiziksel göstergelerin aynı yaşta zirve yapmadığını ortaya koyuyor. Bulgulara göre erkeklerde kas gücü genellikle 20’li yaşların sonlarında en yüksek seviyeye ulaşırken, kadınlarda bu zirvenin daha erken yaşlarda görülebildiği belirtiliyor. Buna karşılık genel dayanıklılık ve aerobik kapasite açısından en yüksek performans düzeyi daha ileri bir yaş dönemine, çoğunlukla 30’lu yaşların ortalarına denk geliyor.</p>
<h2>EGZERSİZ ZİRVEYİ DEĞİŞTİRMİYOR AMA FARK YARATIYOR</h2>
<p>Çalışmanın önemli bulgularından biri de düzenli fiziksel aktivitenin etkisi. Araştırmacılar, spor yapmanın fiziksel zirvenin yaşını köklü biçimde değiştirmediğini, ancak düşüş hızını anlamlı ölçüde yavaşlattığını vurguluyor.</p>
<p>Aktif bireylerin, ilerleyen yaşlarda daha az aktif akranlarına kıyasla ortalama yüzde 10 civarında daha yüksek performans değerleri gösterdiği kaydediliyor. Bilim insanları bunu “performans tamponu” olarak tanımlıyor: Genç yaşta kazanılan hareket alışkanlıkları, yaşlanmanın etkisini tamamen ortadan kaldırmasa da daha dayanıklı bir fizyolojik temel oluşturuyor.</p>
<h2>“GENÇLİK” ALGISI YENİDEN DÜŞÜNÜLÜYOR</h2>
<p>Araştırmanın sonuçları, gençliğin biyolojik tanımına dair yerleşik kabulleri de tartışmaya açıyor. 20’li yaşların başının otomatik olarak “zirve” kabul edilmesi, bilimsel verilerle tam olarak örtüşmüyor.</p>
<p>Çalışma, insan vücudunun karmaşık ve çok boyutlu bir gelişim sürecine sahip olduğunu; fiziksel performansın ani bir kırılmayla değil, uzun yıllara yayılan bir yükseliş ve ardından kademeli bir düşüşle şekillendiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Uzmanlara göre mesaj net: Yaşlanma kaçınılmaz; ancak düzenli egzersiz, aktif yaşam ve erken dönemde kazanılan hareket alışkanlıkları, bu süreci daha yavaş ve daha sağlıklı kılabiliyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 19 Feb 2026 11:13:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Uzmandan deniz ürünleri uyarısı: Akdeniz’de sigatera riski]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/uzmandan-deniz-urunleri-uyarisi-akdenizde-sigatera-riski-694061</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/19/uzmandan-deniz-urunleri-uyarisi-akdenizde-sigatera-riski.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/uzmandan-deniz-urunleri-uyarisi-akdenizde-sigatera-riski-694061</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Aydın, balık ve kabuklu deniz canlılarına bağlı zehirlenmelerin mide-bağırsak, sinir sistemi ve kalp üzerinde etkili olabileceğini belirtti. İklim değişikliğiyle tropikal bölgelerde görülen “sigatera” zehirlenmesinin Akdeniz’de de ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Aydın, deniz ürünlerinin güvenilir yerlerden alınması gerektiğini vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Ahmet Aydın, balık ve kabuklu deniz canlılarına bağlı zehirlenmelerin mide-bağırsak, sinir sistemi ve kalp üzerinde etkili olabileceğini belirterek, “Düşük bir ihtimal de olsa deniz canlılarına bağlı zehirlenme söz konusu olabilir. Deniz ürünleri tüketmekten vazgeçmek yerine bilinçli tüketici olmak önemli. En önemlisi deniz ürünlerinin güvenilir ve bilinen yerlerden alınmasıdır. Balığın taze olduğunun ve herhangi bir bozulma belirtisi bulunmadığının görülmesi gerekir” dedi.</p>
<p>Bilim insanları, Karayipler’de yaşayan ve 'Gambierdiscus' olarak bilinen mikroalglerin, suların ısınmasıyla birlikte Akdeniz kıyılarında da görülmeye başlandığına dikkat çekerek uyarıda bulundu. Balıklarda birikerek insanlara geçen bu organizmanın özellikle nörolojik bozukluklara yol açabildiği belirtildi.</p>

<p>Deniz canlılarının tüketimine bağlı zehirlenmelere ilişkin değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Ahmet Aydın, deniz ürünlerine bağlı zehirlenmelerin farklı mekanizmalarla ortaya çıkabileceğini belirterek özellikle ‘Ciguatera’ olarak bilinen sigatoksin zehirlenmesine dikkat çekti. Aydın, tropikal bölgelerde yaygın görülen bu zehirlenmenin iklim değişikliği nedeniyle farklı coğrafyalarda da ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>
<h2>‘ZEHİRLENMELER OLABİLİYOR’</h2>
<p>Deniz ürünleriyle meydana gelen zehirlenmelerin çok çeşitli şekillerde görülebileceğini ifade eden Prof. Dr. Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“Kabuklu deniz canlılarıyla meydana gelen zehirlenmeler görülebilir. Balıkların kötü şartlarda saklanmasına bağlı olarak bakteri üremesi oluşabilir ve bu balıkların tüketilmesiyle zehirlenme vakaları ortaya çıkabilir. Kabuklu deniz canlıları bazı durumlarda toksik maddeleri bünyelerinde konsantre edebilir. Bu ürünlerin tüketilmesiyle zehirlenmeler meydana gelebilir. Ayrıca mercan resiflerinde yaşayan bazı alglerin ürettiği toksik maddelerle de zehirlenmeler görülebilir.”</p>
<h2>‘MİDE-BAĞIRSAK RAHATSIZLIKLARI GÖRÜLEBİLİR’</h2>
<p>Her zehirlenmenin mekanizmasının farklı olduğuna işaret eden Aydın, “Sigatera zehirlenmesi özellikle Pasifik ve Hint Okyanusu gibi tropikal bölgelerde, büyük balıklarda görülür. Bu balıklar beslendikleri algler yoluyla toksini alır. Gambierdiscus adlı alg türü toksik madde üretir. Balık bu algleri sürekli tükettiğinde vücudunda sigatoksin birikir. Bu toksini içeren balığın yenmesiyle mide-bağırsak rahatsızlıkları, bulantı ve kusma görülebilir. Sinir sistemi belirtileri ortaya çıkabilir; özellikle duyularda değişiklik meydana gelir. Kalple ilgili sorunlara da yol açabilir” dedi.</p>
<h2>‘SICAK VEYA SOĞUK ALGISINDA BOZULMA’</h2>
<p>Sigatera zehirlenmesinde en dikkat çekici bulgunun ısı algısındaki bozulma olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Zehirlenen kişi sıcak bir yüzeye dokunduğunda sıcaklığı doğru hissetmeyebilir ya da çok soğuk bir yüzeye dokunduğunda soğuğu farklı algılayabilir. Balıkların kötü şartlarda saklanması sonucu bakteri üremesi olabilir. Bu bakterilere bağlı olarak histamin benzeri maddeler oluşur ve bunların tüketilmesiyle zehirlenmeler meydana gelebilir. Kabuklu deniz canlıları deniz tabanında ve kontamine alanlarda bulundukları için ağır metalleri konsantre edebilir. Ayrıca mikrobiyal toksin üretimi de söz konusu olabilir. Bu toksinleri içeren kabukluların tüketilmesiyle mide-bağırsak şikayetleri, sinirsel etkilenmeler, kas ve eklem ağrıları görülebilir. Kalp çarpıntısı ve tansiyon düşüklüğü de ortaya çıkabilir” diye konuştu.</p>
<h2>‘BU ZEHİRLENMENİN PANZEHİRİ YOK’</h2>
<p>Son dönemde sigatera vakalarının tropikal bölgeler dışında da bildirildiğini kaydeden Ahmet Aydın, “İspanya’da bu alglerin görüldüğü ve balık tüketiminin risk oluşturabileceği bildirilmiştir. İklim değişikliği nedeniyle tropikal balıkların daha kuzeye, Akdeniz’e göç etmesi mümkündür. Ancak şu an için çok yaygın bir durum değildir. Mide bulantısı gibi belirtiler birçok gıda zehirlenmesinde görülebilir. Ancak sıcak ya da soğuğu hissedememe gibi sinir sistemi bulguları sigatera zehirlenmesini düşündürebilir. Bu zehirlenmenin bir antidotu yoktur. Spesifik bir tanı kiti de bulunmamaktadır. İleri toksikolojik analizlerle toksin tespit edilebilir” dedi.</p>
<h2>BALON BALIĞI</h2>
<p>Tüketicilere uyarılarda bulunan Prof. Dr. Ahmet Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Deniz ürünleri güvenilir ve bilinen yerlerden alınmalı. Balığın taze olduğundan ve bozulma belirtisi bulunmadığından emin olunmalı. Özellikle yurt dışında deniz ürünü tüketirken daha dikkatli olunmalı. Balon Balığına da özel bir pencere açmak gerekebilir. Hatırlanacağı üzere ülkemizde de balon balığı yenilmesine bağlı zehirlenme vakaları zaman zaman görülmektedir. Yine iklim değişikliğine paralel olarak Akdeniz’de de görülmeye başlayan bu istilacı balık türünün derisinde, yumurtalarında ve iç organlarında toksin bulunmaktadır. Bu nedenle balon balığı, ancak çok profesyonel kişiler tarafından hazırlandığında tüketilebilir. Onun dışında son derece ölümcül olan zehirlenme vakaları görülmektedir. Bu risk nedeniyle Tarım ve Orman Bakanlığı, bu istilacı türlerin avlanmasını teşvik ederek tüketilmesinin önüne geçmeye çalışmaktadır.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 19 Feb 2026 09:59:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlığa kavuşmaları kampanyalara kaldı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/sagliga-kavusmalari-kampanyalara-kaldi-693990</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/18/sagliga-kavusmalari-kampanyalara-kaldi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/sagliga-kavusmalari-kampanyalara-kaldi-693990</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ada Sude ATAK</strong></p>
<p>Bir tür kas erimesi hastalığı olan Duchenne Musküler Distrofi (DMD) hastalığında düzenli tedavi ve takip çok önemli. Erkek çocukları etkileyen hastalıkta ilaçlara ve tedaviye erişim her geçen gün zorlaşıyor. Yardım kampanyaları ile tedavilerine erişmeye çalışan aileler, ilaçların ve tedavilerin pahalılığından şikâyetçi.</p>
<p>DMD, motor gelişme geriliği ve ayakta durmada güçlüğü ile ortaya çıkıyor. İlerleyen yaşlarda bireyin tekerlekli sandalyede yaşamasına neden olan hastalıkta, solunum ve kalp kası da etkileniyor. Ülkede 4 bine yakın çocuk DMD ile mücadele ediyor. </p>

<p>Bu çocuklardan biri de 8 yaşındaki Emre Tuna Öztürk. 2021 yılında, henüz dört yaşındayken DMD teşhisi konulan Öztürk’ün tedavisi kapsamında kullanılacak olan ‘elevidys’ adlı ilacına ulaşmak için 2024 yılının Kasım ayından bu yana kampanya yürütülüyor. Yaklaşık 3 milyon dolarlık tedavi için başlatılan kampanyanın yüzde 85’lik kısmı tamamlanırken aile kritik eşikte olduklarını söyledi. Tedavinin uygulanabilmesi için gereken "yürüme yetisini kaybetmemiş olma’’ şartı olduğunu anımsatan Öztürk ailesi ‘‘Zamanla yarış içindeyiz’’ dedi. Baba Ramazan Öztürk, tedavinin bir an önce başlaması gerektiğini belirterek, şunları söyledi: “Bu hastalıkta yürüme yeteneğinizi kaybederseniz maalesef tedaviyi alamıyorsunuz. O yüzden acelemiz var. Şu an dünyada başka bir tedavi seçeneği yok. Eğer bu tedaviyi alamazsak çocuğumuz önce yürüme yeteneğini kaybedecek, ardından adım adım solunum cihazına bağlanacak ve tamamen yatalak hale gelecek.”  İlacın tam bir iyileşme sağlamasa da hayati önem taşıdığını söyleyen baba Öztürk “Tedaviyi alınca hastalık çok yavaşlayacak ve yaşam kalitesi artacak” diye konuştu. </p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 19 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[CHP’li Bankoğlu’ndan Bakanlığa 7 soru: "On binlerce klinik psikolog mağdur"]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/chpli-bankoglundan-bakanliga-7-soru-on-binlerce-klinik-psikolog-magdur-693942</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/18/chpli-bankoglundan-bakanliga-7-soru-on-binlerce-klinik-psikolog-magdur.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/chpli-bankoglundan-bakanliga-7-soru-on-binlerce-klinik-psikolog-magdur-693942</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[CHP’li Aysu Bankoğlu klinik psikologların fiziki ofis açmaya zorlanmasına ilişkin Sağlık Bakanlığı’nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Bankoğlu, yönetmeliğin ardından ortaya çıkan belirsizliklerin, on binlerce klinik psikoloğu mağdur ettiğini vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, online hizmet veren klinik psikologların fiziki ofis açmaya zorlanmasına ilişkin uygulamalarla ilgili olarak Sağlık Bakanlığı’na soru önergesi verdi.</p>
<p>Bankoğlu, Mart 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan “Sağlık Meslek Mensuplarının Serbest Meslek İcrası Hakkında Yönetmelik” sonrasında ortaya çıkan belirsizliklerle on binlerce klinik psikoloğun mağdur edildiğini belirtti.</p>

<p>Çevrimiçi hizmet veren klinik psikologlara fiziki ofis zorunluluğu dayatılmasına tepki gösteren Bankoğlu, “Vergisini ödeyen, kayıtlı çalışan uzmanları keyfi yorumlarla cezalandıramazsınız. Dijital ruhsat modelini derhal düzenlenmelidir” dedi.</p>
<p>Mevcut düzenlemelerin yalnızca fiziki birim üzerinden serbest meslek icrasını tanımladığını belirten Bankoğlu, yalnızca online hizmet sunan klinik psikologların hukuki statüsünün belirsiz hale getirildiğini söyleyerek, “Mevcut mevzuatta yalnızca fiziki birim üzerinden düzenleme yapılması, online hizmet veren klinik psikologların hukuki konumunu muğlaklaştırmıştır” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARI VERİLMİŞTİ</h2>
<p>İl sağlık müdürlüklerinin farklı yorumları nedeniyle online hizmet veren uzmanlara fiziki ofis açma zorunluluğu dayatıldığını belirten Bankoğlu, bunun Anayasa’ya aykırı sonuçlar doğurduğunu vurguladı: “Vergi levhası sahibi olan, elektronik fatura kesen ve tüm mali yükümlülüklerini yerine getiren klinik psikologları ofis açmaya zorlamak; çalışma özgürlüğüne, eşitlik ilkesine ve hukuk devleti anlayışına aykırıdır. Bu uygulama ölçülülük ve kamu yararı ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.”</p>
<p>Bankoğlu ayrıca Danıştay 10. Dairesi’nin kararıyla yönetmeliğin geçici 3. maddesi hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdiğini hatırlattı.</p>
<p>Pandemi sonrası dönemde on binlerce klinik psikoloğun yalnızca dijital ortamda hizmet sunduğunu belirten Bankoğlu, mevcut uygulamanın hem klinik psikologları hem de yurttaşları mağdur ettiğini söyledi:</p>
<p><em>“Klinik psikologları yüksek kira ve ofis maliyetlerine zorlamak onları borç yükü altına sokmaktadır. 2022 yılında yayımlanan yönetmelikte bu sorun yoktu, ancak 2025 yılında Sağlık Bakanlığı’nın yeni yönetmeliğinde bu dayatma gündeme gelmiş ve mağduriyetlerin önünü açmıştır. Bu yaklaşım halkın ruh sağlığı hizmetine erişimini de zorlaştırmaktadır. Ayrıca psikologlara yüklenen ekstra ofis gideri seans ücretlerine de yansıyacak ve erişim </em><br><em>daha da zorlaşacaktır. Ruh sağlığı kamusal bir ihtiyaçtır; idari keyfiyetle sınırlandırılamaz.”</em></p>
<h2>NE YAPMALI?</h2>
<p>CHP’li Bankoğlu, yönetmelikte yapılması gereken değişiklikleri de şu ifadelerle kamuoyuyla paylaştı:</p>
<p>“-Yönetmeliğin tanımlar bölümüne ‘Dijital Sağlık Hizmet Birimi’ eklenmeli.</p>
<p>-Online hizmet veren klinik psikologlara Bakanlık tarafından dijital ruhsat verilmesi düzenlenmeli.</p>
<p>-Fiziki ofis zorunluluğu, yalnızca uzaktan hizmet sunanlar için kaldırılmalı.</p>
<p>-KVKK, veri güvenliği ve tele-sağlık kriterlerine dayalı denetim mekanizması oluşturulmalı.”</p>
<h2>"LÜKS DEĞİL TEMEL HAK"</h2>
<p>Bankoğlu açıklamasını, “Bu mesele yalnızca bir meslek grubunun değil, toplumun ruh sağlığı meselesidir. Hükümeti ve Sağlık Bakanlığı’nı hukuki belirliliği sağlamaya, klinik psikologların mağduriyetini gidermeye ve yönetmelik değişikliğini derhal yapmaya davet ediyoruz. Ruh sağlığı hizmeti bir lüks değil, temel bir haktır” sözleriyle sonlandırdı.</p>
<p>Sağlık Bakanı’nın cevaplaması istemiyle önergede yer alan sorular ise şöyle sıralandı:</p>
<p>1) Sadece online hizmet sunan klinik psikologlar için fiziki ofis zorunluluğu bulunduğuna dair açık bir mevzuat hükmü var mıdır?</p>
<p>2) İl sağlık müdürlüklerine gönderilmiş yazılı bir talimat veya genelge mevcut mudur?</p>
<p>3) Online hizmet veren ve vergisel yükümlülüklerini yerine getiren klinik psikologların faaliyetlerinin hukuki statüsü tam olarak nedir?</p>
<p>4) Hukuki belirlilik ve idarenin bütünlüğü ilkesi gereğince uygulama birliğinin sağlanması için bir çalışma yapılmakta mıdır?</p>
<p>5) Fiziki sağlık meslek hizmet birimi (muayenehane) açma zorunluluğunun kayıt dışı ekonomi ve vergi kaybı yaratma riskine ilişkin Bakanlığınızca yapılmış etki analizi var mıdır?</p>
<p>6) Online hizmet sunumuna ilişkin ayrı dijital ruhsat veya yalnızca uzaktan hizmete özgü bir izin mekanizması oluşturulması planlanmakta mıdır?</p>
<p>7)  Danıştay 10. Daire, “Sağlık Meslek Mensuplarının Serbest İcrası Hakkında Yönetmelik” için geçici madde 3. fıkra hakkında yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir. Bu hukuki karar doğrultusunda online hizmet veren klinik psikologların mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla; 29.03.2025 tarihli ve Resmi Gazete’de yayımlanmış olan “Sağlık Meslek Mensuplarının Serbest Meslek İcrası Hakkında Yönetmelik” esaslarına göre ek bir madde eklenerek; “Yalnızca uzaktan sağlık hizmeti sunacak klinik psikologlara, Bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde dijital ruhsat verilebilir. Bu kişiler için fiziki sağlık meslek hizmet birimi açma şartı aranmaz.' ibaresinin eklenmesi, sadece online hizmet veren klinik psikologların yaşadığı iş yeri açma zorunluluğu sorununu ortadan kaldıracaktır. Bu yönde bir yönetmelik değişikliğine gidilerek; yönetmeliğin tanımlar bölümüne “Dijital Sağlık Hizmet Birimi” tanımı eklenmesi, hizmet sunum şekli olarak online hizmetin ruhsat kapsamına alınması, veri güvenliği, KVKK, tele-sağlık kriterleri bazında denetim unsurları, Bakanlıktan dijital izin alınma prosedürü ve online hizmet bağlamında muafiyet/alternatif standartların eklenmesi yönünde bir çalışmanız olacak mıdır?</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 18 Feb 2026 16:34:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hapşırırken kalbimiz gerçekten durur mu?]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hapsirirken-kalbimiz-gercekten-durur-mu-693906</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/18/hapsirirken-kalbimiz-gercekten-durur-mu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hapsirirken-kalbimiz-gercekten-durur-mu-693906</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Toplumda yaygın bir inanışa göre hapşırdığımız anda kalbimiz kısa süreliğine duruyor. Peki bu doğru mu? Kardiyoloji uzmanlarına ve bilimsel çalışmalara göre cevap net: Kalp durmuyor, ancak ritimde çok kısa ve fizyolojik bir değişiklik yaşanabiliyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>“Hapşırırken kalbin bir anlığına durur” cümlesi, neredeyse herkesin hayatında en az bir kez duyduğu bir şehir efsanesi.</p>
<p>Özellikle güçlü bir hapşırığın ardından hissedilen kısa boşluk duygusu, bu inanışı besliyor. Ancak bilimsel veriler, kalbin hapşırma sırasında tamamen durmadığını ortaya koyuyor. Aksine uzmanlara göre bu durum, göğüs içi basıncındaki ani değişimlerin kalp ritminde milisaniyelik farklılıklara yol açmasından ibaret. Yani dramatik bir “durma” değil, vücudun otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilen geçici bir fizyolojik yanıt söz konusu. </p>

<h2>HAPŞIRMA SIRASINDA NE OLUYOR?</h2>
<p>Hapşırma burnumuzdaki sinirlerin tahrişiyle başlar ve çok güçlü bir refleks oluşturur.</p>
<p>Hapşırmadan hemen önce derin nefes alındığında göğüs içi (intratorasik) basınç artar, bu sırada kalbe dönen kan akımı bir miktar yavaşlar ve kan basıncı geçici olarak düşer. Ardından boğaz kapanır ve ani soluk verildiğinde biriken basınç serbest kalır; bu hamle venöz dönüşü hızlandırır, kan basıncını yükseltir ve kalp hızını düşürür.</p>
<p>Bu süreçte vagus siniri de devreye girer.</p>
<p>Vagus siniri kalp hızını düzenleyen başlıca sinirdir ve hapşırma sırasında uyarıldığında kalp atışını geçici olarak yavaşlatır.</p>
<p>Özetle, hapşırma anında göğüs içi basıncı ve kan basıncındaki ani değişimler kalp üzerine “barorefleks” yoluyla etki eder; kalp hızı kısa süre değişir, ama sonra normale döner.</p>
<p>Uzmanlar, bu etkinin sadece milisaniye-saniye mertebesinde olduğunu belirtir.</p>
<p>Örneğin, Kardiyoloji Uzmanı Dr. Metin Gürbüz verdiği bir söyleşide, diyastol (gevşeme) sonu dinlenme süresinin arttığını ve kalbin “milisaniyeler düzeyinde durup tekrar çalışmaya başladığını” ifade eder.</p>
<h2>GEÇİCİ DURAKLAMA MI, GERÇEK KALP DURMASI MI?</h2>
<p>Hapşırma anında yaşanan bu etki gerçek kalp durması ile karıştırılmamalıdır.</p>
<p>Tıbbi tanımla kalp durması (“arrest”), kalbin kan pompalamayı aniden durdurması demektir.</p>
<p>Memorial Hastanesi’ne göre kalp genelde 3 saniye ve üzerinde durduğunda riskli kabul edilir. Ani kalp durması (kardiyak arrest) genellikle ventriküler fibrilasyon, şiddetli blok veya kalp krizinden kaynaklanır.</p>
<p>Bu durumda kişi aniden bilincini kaybeder, nabız alınamaz ve acil müdahale gerekir. Oysa hapşırma sırasında meydana gelen duraklama çok kısadır ve genellikle fark edilmeyebilir.</p>
<h2>HAPŞIRMA SENKOPU: ÇOK NADİR OLAYLAR</h2>
<p>Hapşırmaya bağlı bayılma, yani “hapşırma sinkopu”, literatürde çok nadir bildirilmiştir. Uzmanlar buna rastlamanın “çok çok nadir” olduğunu vurgular.</p>
<p>Bildirilen nadir olgulardan birinde, glokom tedavisinde beta-bloker göz damlaları kullanan bir kadın hapşırırken bayılmış, damlaları kesince sorun çözülmüştü. Bir diğerinde ise kalp kapağında tümör olan 50 yaşında bir erkek, hapşırınca senkop yaşamış; tümör ameliyatı sonrası şikayetleri tamamen geçmiştir.</p>
<p>Çoğu kaynak, bu tür bayılmaların altında mutlaka bir neden (ritim bozukluğu, kapak problemi, mitral kapak prolapsusu gibi) bulunduğunu belirtir. Örneğin Healthline’a göre hapşırma sinkopu vakalarının çoğu mitral kapak problemi gibi bir kalp hastalığıyla ilişkilidir.</p>
<p>Kısacası, hapşırmanın tek başına kalp atışını durdurduğu yönünde bilimsel hiçbir kanıt yoktur. Teyit.org’da Dr. Muhammed Keskin ve Dr. Nilüfer Aykaç gibi uzmanlar da “hapşırma esnasında kalp ritmi kısmen etkilenir ama kalp durmaz” diyerek bu efsaneyi yalanlar. Yapılan uzun süreli EKG izlemelerinde hapşırma sonrasında “klinik önemde durma” kaydedilmediği bilinmektedir.</p>
<h2>NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURMALI?</h2>
<p>Genel olarak hapşırma sağlıklı bir refleks olup kalbe zarar vermez; aksine kan akımını uyarıcı olduğu için bazı uzmanlar kalp için “faydalı” bile sayar.</p>
<p>Ancak hapşırma sırasında ani ve şiddetli baş dönmesi, bayılma veya nabız hissinin kaybı oluyorsa, altta başka bir sorun düşünülmeli ve tıbbi yardım aranmalıdır. Özellikle tekrarlayan bayılma varsa, bir kardiyolog kontrolünde EKG ve ekokardiyografi gibi testler yapılması önerilir.</p>
<p>Özetle, sadece normal hapşırmak endişe gerektirmez; ancak olağandışı semptomlar varsa vakit kaybetmeden doktora gidilmelidir</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 18 Feb 2026 14:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kıymada kanatlı eti, sucukta yeni skandal: Taklit-tağşiş gıdalar listesine 54 yeni ürün eklendi]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/kiymada-kanatli-eti-sucukta-yeni-skandal-taklit-tagsis-gidalar-listesine-54-yeni-urun-eklendi-693753</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/18/kiymada-kanatli-eti-sucukta-yeni-skandal-taklit-tagsis-gidalar-listesine-54-yeni-urun-eklendi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/kiymada-kanatli-eti-sucukta-yeni-skandal-taklit-tagsis-gidalar-listesine-54-yeni-urun-eklendi-693753</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı, taklit ve tağşiş yapılan gıdalar listesini güncelleyerek 6’sı sağlığı tehlikeye düşüren olmak üzere toplam 54 yeni ürünü kamuoyuna duyurdu. Denetimlerde bazı dana kıymalarda kanatlı eti, dana sucukta ise gıda boyası tespit edildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığı, taklit-tağşiş yapılan gıdalar listesini güncelledi. Listeye 54 yeni ürün daha eklendi.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda ürünlerinde taklit ve tağşiş yapan markaları 'guvenilirgida.tarimorman.gov.tr' internet adresinden açıklıyor.</p>
<p>Sitede 'Sağlığı Tehlikeye Düşürecek Gıdalar' ile 'Taklit ve Tağşiş Yapılan Gıdalar' başlıkları altında taklit ve tağşiş yaparak sağlığı tehlikeye düşüren firmalar, markalar ve ürünler yer alıyor. Listeye 6’sı sağlığı tehlikeye düşürecek ürünler ile birlikte toplam 54 yeni ürün daha <a href="https://guvenilirgida.tarimorman.gov.tr/GuvenilirGida/gkd/TaklitVeyaTagsis" target="_blank" rel="noopener">eklendi</a>.</p>

<p>Listede kıyma, zeytinyağı, tereyağı ve sucuk gibi ürünler yer aldı. Son testlerde, bazı markaların ‘dana kıyma’ ibaresiyle sattığı üründe kanatlı eti tespit edildi.</p>
<h2>DANA SUCUKTA GIDA BOYASI TESPİT EDİLDİ</h2>
<p>Son testlerde; bazı markaların ‘sucuk (dana)' ibaresiyle sattığı üründe gıda boyası olduğu belirlendi. Ankara’nın Mamak ilçesinde faaliyet yürüten firmanın lahmacun iç harcında (dana) ise kanatlı eti ve sakatat (taşlık) tespit edildi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 18 Feb 2026 10:01:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hastanelerin tehlike sınıfını düşürmeye yönelik düzenleme reddedildi]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hastanelerin-tehlike-sinifini-dusurmeye-yonelik-duzenleme-reddedildi-693573</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/17/hastanelerin-tehlike-sinifini-dusurmeye-yonelik-duzenleme-reddedildi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hastanelerin-tehlike-sinifini-dusurmeye-yonelik-duzenleme-reddedildi-693573</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Meslek örgütleri ve tabip odalarının tepki gösterdiği Sağlık Bakanlığı’nın kamuya ait yataklı hastaneleri "çok tehlikeli" işyeri sınıfından çıkararak "tehlikeli" sınıfa indirmeye yönelik düzenleme Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki Tehlike Sınıfları Komisyonu'nda reddedildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı’nın kamuya ait yataklı hastaneleri “çok tehlikeli” işyeri sınıfından çıkararak “tehlikeli” sınıfa indirmeye yönelik düzenlemesi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki Tehlike Sınıfları Komisyonu’nda reddedildi.</p>
<p>Teklifin 6’ya karşı 5 oyla geri çevrildiği öğrenildi. Böylece kamu hastaneleri mevcut “çok tehlikeli” sınıfta kalmaya devam edecek.</p>
<p>Sağlık alanında yüz binlerce emekçinin çalışma koşullarını doğrudan etkileyecek düzenlemeye ilişkin toplantıda gündeme geldi.</p>
<p>Komisyona; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü başkanlık etti.</p>
<p>Toplantıya Sağlık Bakanlığı, SGK, TÜİK, TİSK, TOBB, TESK, TÜRK-İŞ, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) temsilcileri katıldı. Memur-Sen temsilcisinin ise toplantıya katılmadığı bildirildi. Komisyonda TTB ve TMMOB temsilcileri sunum yaptı.</p>
<p>Yapılan oylamada Sağlık Bakanlığı’nın önerisi 6’ya karşı 5 oyla reddedildiği belirtildi. </p>

<h2>"MÜCADELE KAZANDIRIR"</h2>
<p>Türk Tabipleri Birliği yaptığı açıklamada, Hazırlanan ayrıntılı raporun önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacağı bildirildi.</p>
<p>Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Genel Merkezi de sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Ortak mücadele kazandırır! İlk günden itibaren kamuoyu oluşturduğumuz düzenleme verdiğimiz mücadele sonucu iptal edildi” ifadelerini kullandı. Sağlık Çalışanları Hak ve Mücadele Derneği ise teklifin reddedildiğini belirterek hastanelerin “çok tehlikeli” sınıfta kalmaya devam edeceğini duyurdu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 17 Feb 2026 14:46:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlık emekçilerinin korunması zayıflayacak]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/saglik-emekcilerinin-korunmasi-zayiflayacak-693556</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/17/saglik-emekcilerinin-korunmasi-zayiflayacak.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/saglik-emekcilerinin-korunmasi-zayiflayacak-693556</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Kamu hastanelerini “çok tehlikeli” işyeri sınıfından çıkararak “tehlikeli” sınıfa indirmesine yönelik komisyon toplanacak. SES İzmir 1 No’lu Şube, sağlık emekçilerinin korunmasının zayıflayacağına ve bu değişikliğin kritik öneme sahip olduğu vurgulandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı’nın kamuya ait yataklı hastaneleri "çok tehlikeli" işyeri sınıfından çıkararak "tehlikeli" sınıfa indirme girişimi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki Tehlike Sınıfları Komisyonu'na gelecek.</p>
<p>Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir 1 No’lu Şube, açıklama yaparak görüşmeye tepki gösterdi.</p>
<p>Hastanelerin iş sağlığı ve güvenliği kapsamındaki tehlike sınıfı değişikliğinin kritik öneme sahip olduğu belirtilen açıklamada, yataklı tedavi hastanelerinin mevcut durumda çok tehlikeli sınıfta yer aldığı hatırlatıldı.</p>
<p>Açıklamada, “Biyolojik riskler, radyolojik riskler, kimyasal riskler ve psikososyal ile fiziksel riskler hastaneleri çok tehlikeli sınıfa çeken unsurlardır. Tehlike sınıfının düşürülmesi halinde; İş güvenliği uzmanının çalışan başına ayırması gereken süre 40 dakikadan 20 dakikaya inecek. 250 çalışana bir uzman zorunluluğu 500 çalışana bire çıkacak. İşyeri hekimi için ayrılan süre 15 dakikadan 10 dakikaya düşecek. Risk değerlendirmesi iki yılda bir yerine dört yılda bir yapılacak. Yıllık İSG eğitimleri iki yılda bire çekilecek, süre 16 saatten 12 saate indirilecek. Acil durum planları ve periyodik muayeneler iki yılda bir yapılırken, 4 yılda 1 yapılacak. Sağlık raporları her yıl yenilenirken bu raporlar 3 yılda 1 yenilenmeye başlayacak” denildi. </p>

<p>Yapılan açıklamada, “İş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, diğer sağlık personeli görevlendirmemenin kişi bazlı ve aylık bazlı çok yüksek maddi cezaları vardır. Çok tehlikeli sınıfta sadece A sınıfı İş Güvenliği Uzmanları görev yapabilir. Nitelikli personel bulma zorunluluğu veya eksikliği sistemi kilitleyebilir. Rücu davaları açılarak meydana gelen bir iş kazasında ağır kusurlu bulunan hastane yönetimine, SGK’nın yaptığı tüm masraflar fatura edilebilir. Hayati tehlike arz eden bir durum tespit edildiğinde, hastanenin belirli bölümlerinde işin durdurulması söz konusu olabilir. Periyodik muayeneler sağlık taramalarının en geç yılda 1 yapılması gerekir. Bu sürenin aksaması, olası bir hastalıkta yönetimi doğrudan sorumlu tutar” ifadeleri kullanıldı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:47:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Nijerya'da Lassa ateşi hastalığı: 5 haftada 31 kişi yaşamını yitirdi]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/nijerya-da-lassa-atesi-hastaligi-5-haftada-31-kisi-yasamini-yitirdi-693512</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/17/nijerya-da-lassa-atesi-hastaligi-5-haftada-31-kisi-yasamini-yitirdi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/nijerya-da-lassa-atesi-hastaligi-5-haftada-31-kisi-yasamini-yitirdi-693512</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Nijerya'da, hayvandan insana geçen Lassa ateşi hastalığı nedeniyle 5 haftada 31 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Nijerya'da 5 haftada Lassa ateşi hastalığı nedeniyle 31 kişi yaşamını yitirdi. </p>
<p>Nijerya Hastalık Kontrol Merkezinden yapılan açıklamada, ocaktan bu yana Lassa ateşi salgınının, ülkenin 9 eyaletine yayıldığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, ülkede 5 haftada 165 Lassa ateşi vakasının görüldüğü, salgın nedeniyle 31 kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.</p>
<p>Ülkede tedavi merkezlerinde 135 vakanın yönetildiği aktarılan açıklamada, en az 110 şüpheli vakanın da temaslı takibinin yapıldığı ifade edildi.</p>

<h2>GEÇEN YIL 215 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRMİŞTİ</h2>
<p>Lassa virüsü nedeniyle ülke genelinde geçen yıl 215 kişi hayatını kaybetmişti.</p>
<p>Mali, Togo, Gana, Liberya, Sierra Leone gibi birçok Afrika ülkesinde görülen Lassa ateşine, Nijerya'da ilk olarak 1969'da ülkenin kuzeydoğusundaki Borno eyaletinde rastlanmıştı.</p>
<p>Fare dışkısıyla temas sonucu bulaşan hastalık, insandan insana geçebiliyor ve ölümcül kanamalı ateşe yol açıyor.</p>
<p>Yetkililer, halkı fare ve diğer kemirgenlerle temas etmemeleri yönünde uyarıyor.</p>
<p>Nijerya hükümeti, 23 Ocak 2019'da Lassa ateşi nedeniyle acil durum ilan etmişti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 17 Feb 2026 12:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlıkta riskli karar: 600 bin çalışan için kritik toplantı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/saglikta-riskli-karar-600-bin-calisan-icin-kritik-toplanti-693291</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/16/saglikta-riskli-karar-600-bin-calisan-icin-kritik-toplanti.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/saglikta-riskli-karar-600-bin-calisan-icin-kritik-toplanti-693291</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Kamu hastanelerini “çok tehlikeli” işyeri sınıfından çıkararak “tehlikeli” sınıfa indirmesine yönelik komisyon yarın toplanacak. Tabip odaları ve meslek örgütleri “600 bini aşkın emekçinin korunması zayıflayacak, hasta güvenliği riske atılacak” diyerek uyarıda bulundu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı’nın kamuya ait yataklı hastaneleri "çok tehlikeli" işyeri sınıfından çıkararak "tehlikeli" sınıfa indirme girişimi yarın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki Tehlike Sınıfları Komisyonu'na gelecek. Meslek örgütleri ve sendikalar, düzenlemenin iş güvenliği hizmetlerini azaltacağını, denetimleri seyrelteceğini ve yüz binlerce sağlık emekçisi ile hastaların daha az koruması anlamına geleceğini belirterek “Hastaneler çok tehlikelidir. Bu adım kabul edilemez” diye tepki gösterdi. </p>
<p>Sağlık Bakanlığı, kamuya ait yataklı hastanelerin tehlike sınıfının düşürülmesi için Ocak ayı başında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurmuştu. Başvuru sonrası bunu gündemine alan bakanlık, yarın bünyesindeki Tehlike Sınıfları Komisyonu’nda bu konuyu görüşecek. Düzenleme kabul edilirse hastanelerde görevlendirilmesi gereken iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi sayısı azalacak; risk değerlendirmeleri, eğitimler ve acil durum planlarının yenilenme süreleri uzayacak. </p>

<h2>MADENLER KADAR TEHLİKELİ</h2>
<p>Konuya ilişkin bugün düzenlenen toplantıda konuşan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, Türkiye’de işçi sağlığı alanındaki tabloya dikkat çekti. 2025 yılında en az 2 bin 105 emekçinin çalışırken yaşamını yitirdiğini anımsatan Azap, “Hastaneler binlerce çalışanın, her gün binlerce hasta ve yakınının bulunduğu, biyolojik, kimyasal, fiziksel ve psikososyal risklerin iç içe geçtiği alanlardır. Bilimsel literatürde madenler kadar tehlikeli kabul edilir” dedi. 2012’de yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile hastanelerin “çok tehlikeli” sınıfta tanımlandığını söyleyen Azap, “Tehlike sınıfı, riskin tamamen ortadan kalkmasıyla değil; işin niteliği değiştiğinde düşer. Hastanelerde risk azalmadı, aksine çeşitlendi” dedi. Azap, Çalışma ve Sağlık Bakanlığı'ndan konuyu görüşmek için randevu talep ettiklerini ancak randevu verilmediğini de kaydetti. TTB, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Devrimci Sağlık-İş Sendikası ve çok sayıda meslek örgütü yarın komisyonda bilimsel rapor sunacak. </p>
<p>Grup adına ortak açıklamayı okuyan TTB İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu Başkanı Dr. Figen Şahbaz Bilaloğlu ise Bakanlığın hedefinin İSG profesyoneli sayısını ve maliyetini azaltmak olduğunu söyledi. “Sağlık Bakanlığı kamu otoritesi gibi değil, işveren mantığıyla hareket ediyor” diyen Bilaloğlu, şöyle devam etti:</p>
<p><em>"Bu değişikliğin yapılması halinde hem tüm sağlık çalışanlarının sağlığını tehdit edecek hem de hasta güvenliğini riske atacak pek çok durum ortaya çıkacaktır. Sağlık Bakanlığı’nın bu teklifi hiçbir bakımdan kabul edilemez. Sağlık Bakanlığı’nı çalışan ve hasta güvenliği açısından ciddi sonuçlara neden olacak bu teklifi geri çekmeye, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı 6331 sayılı kanunu eksiksiz uygulamaya davet ediyoruz."</em></p>
<div class="brgn-box">
<p><strong>Personel ve eğitim yarı yarıya azalacak</strong></p>
<p>Tehlike sınıfının düşürülmesi halinde; </p>
<ul>
<li>İş güvenliği uzmanının çalışan başına ayırması gereken süre 40 dakikadan 20 dakikaya inecek</li>
<li>250 çalışana bir uzman zorunluluğu 500 çalışana bire çıkacak</li>
<li>İşyeri hekimi için ayrılan süre 15 dakikadan 10 dakikaya düşecek</li>
<li>Risk değerlendirmesi iki yılda bir yerine dört yılda bir yapılacak</li>
<li>Yıllık İSG eğitimleri iki yılda bire çekilecek, süre 16 saatten 12 saate indirilecek</li>
<li>Acil durum planları ve periyodik muayeneler seyrekleştirilecek</li>
</ul>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 16 Feb 2026 15:44:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlıkta hacamat mesaisine tepkiler sürüyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/saglikta-hacamat-mesaisine-tepkiler-suruyor-693224</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/16/saglikta-hacamat-mesaisine-tepkiler-suruyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/saglikta-hacamat-mesaisine-tepkiler-suruyor-693224</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[TTB, TÜSEB bünyesinde kurulacak GETAT'a enstitüne tepki gösterdi. Açıklamada “Toplum sağlığı bilimselliği kanıtlanmamış yöntemlere ve piyasacı anlayışa teslim edilemez” denildi]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı’nın Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamalarını sağlık sistemi içinde yaygınlaştırma adımları, Türk Tabipleri Birliği'nin (TTB) tepkisine neden oldu. </p>
<p>TTB Merkez Konseyi, söz konusu adımların kamusal sağlık hizmetinin bilimsel temellerini zayıflattığını belirterek, sağlık politikalarının kanıta dayalı tıp ilkesi doğrultusunda şekillenmesi gerektiğine dikkat çekti. </p>
<p>"Sağlık Bakanlığı bilimsel tıp uygulamalarının gelişmesini teşvik etmelidir. Vatandaşın sağlığı bilimselliği kanıtlanmamış uygulamalara teslim edilemez" diyerek yazılı bir açıklama yapan TTB Merkez Konseyi, Sağlık Bakanlığı’nın son yıllarda yürürlüğe koyduğu düzenlemelerle GETAT uygulamalarının sağlık sistemi içinde giderek genişletildiğine dikkat çekti.</p>

<h2>CİDDİ SORU İŞARETLERİ</h2>
<p>Aile hekimliklerinde mesai saatleri sonrasında ücretli GETAT uygulamalarının önünün açılmasından sonra, şimdi de Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) bünyesinde bir GETAT Enstitüsü'nün kurulacağı anımsatılan açıklamada. bu gelişmelerin kamusal sağlık hizmetinin bilimsel temelleri ve toplum sağlığı açısından ciddi soru işaretleri doğurduğu vurgulandı. Hekimlik mesleğinin bilimsel yöntem, kanıta dayalı tıp ve toplum yararı temelinde geliştiği anımsatılan açıklamada, şöyle devam edildi:</p>
<p><em>"Ancak bugün, kamunun görevi olan nitelikli sağlık hizmetine erişimi güçlendirmek yerine maliyeti yurttaşın cebinden çıkacak alternatif tıp adı altında sunulan ve bilimsel etkinliği kanıtlanmamış uygulamalar kamu sağlık sistemi içine yerleştirilmektedir. Bu yaklaşım, sosyal devletin yurttaşına karşı temel sorumluluklarından geri çekilmesi anlamına gelmektedir. Sağlığa erişimi zaten sınırlı olan yoksul ve kırılgan kesimlerin, bilimsel karşılığı tartışmalı uygulamalara yönlendirilmesi ya da fiilen bu uygulamalara mecbur bırakılması kabul edilemez. Sağlık Bakanlığı ısrarla sağlık alanına yerleştirmeye çalıştığı GETAT uygulamalarının etkinliği ve güvenliğine ilişkin bugüne kadar yürütüldüğü belirtilen bilimsel çalışmaların sonuçlarını da kamuoyu ve bilim dünyasıyla şeffaf biçimde paylaşmamaktadır. Oysa sağlık politikaları bilimsel kanıt ve açık değerlendirme süreçleriyle şekillenmelidir."</em></p>
<h2>“KAYNAKLAR BİLİMSEL KARŞILIĞI TARTIŞMALI ALANLARA YÖNLENDİRİLİYOR”</h2>
<p>Türkiye’de tıp eğitiminin uzun süredir ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğu vurgulanan açıklamada, yetersiz öğretim üyesi kadroları ve altyapı eksikliklerine rağmen artan sayıda tıp fakültesi öğrencisi nitelikli eğitim almaya çalıştığı, kamunun önceliğinin geleceğin hekimlerini yetiştiren tıp fakültelerinin eğitim ve araştırma altyapısını güçlendirmek olması gerektiği belirtildi.</p>
<p>Buna karşın kamu kaynaklarının bilimsel karşılığı tartışmalı uygulama alanlarına yönlendirildiği kaydedilen açıklamada, "TÜSEB bünyesinde kurulan GETAT Enstitüsü’ne yalnızca eğitim değil; ürün, cihaz ve çeşitli uygulama alanlarının geliştirilmesine yönelik görevler tanımlanmakta ve bu alanlara kamu kaynaklarının aktarılması öngörülmektedir. Enstitüde tanımlanan eğitim yapılanmaları ve düzenlemeler aynı zamanda tıp eğitimi ve akademik gelişim açısından da kaygı verici sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır" ifadelerine yer verildi. </p>
<h2>NİTELİK SORUNLARI</h2>
<p>Yönetmelikte, yüksek lisans, doktora ve uzmanlık eğitimi alan araştırmacı ve hekimlerin çalışmalarını GETAT Enstitüsü bünyesinde sürdürebilmelerine imkânı tanındığı, tanınmakta; bu alan için özel araştırma, proje ve eğitim destek mekanizmalarının oluşturulduğu kaydedilen açıklamada "Zaten öğretim üyesi ve eğitim altyapısı yetersizlikleriyle mücadele eden tıp fakültelerinde nitelikli akademik kadronun güçlendirilmesi gerekirken, mevcut kadroların bilimsel önceliği tartışmalı alanlara yönlendirme riski doğmaktadır" denildi. Uzmanlık eğitimi yıllar süren yoğun klinik ve bilimsel birikim gerektirirken, kısa süreli sertifikasyon programlarıyla uygulama alanlarının genişletilmesi, tıp eğitiminde standartlaşma ve nitelik açısından yeni sorunlar yaratacağı vurgulanan açıklamada, özetle şöyle denildi:</p>
<p><em>"Akademik ve klinik araştırma kapasitesinin, toplum sağlığı açısından öncelikli alanlar yerine GETAT uygulamalarına kaydırılması, sağlık sisteminin uzun vadeli bilimsel gelişimini zayıflatma riski taşımaktadır. Kamunun görevi; hekimleri bilimsel araştırma ve nitelikli sağlık hizmeti üretimine yönlendirmek, tıp fakültelerinin eğitim ve araştırma altyapılarını güçlendirmek olmalıdır. Kamuda çalışan hekimler bilimsel tıp uygulamalarını yürütürken hastalardan ek ücret talep edemezken ve zaten etmemeliyken, GETAT uygulamalarının hekimler için bir ek gelir alanı olarak sunulması sağlık sisteminin yönlendirildiği alan açısından kaygı yaratmaktadır. Hekimlerin görevi kendilerini tıp alanında bilimsel olarak geliştirmek ve toplum sağlığını güçlendirmektir; bilimsel karşılığı tartışmalı uygulamaları yaygınlaştırmak değildir."</em></p>
<div class="brgn-box">
<p><strong>TTB'DEN ÇAĞRI</strong></p>
<p>TTB, özetle şu çağrıyı yaptı:</p>
<p>Sağlık politikaları bilimsel tıp temelinde oluşturulmalıdır.</p>
<p>Aile hekimliği koruyucu sağlık hizmetleri içindeki alanında kalmalı ticari uygulama alanına dönüştürülmemelidir.  </p>
<p>Kamu kaynakları kanıta dayalı sağlık hizmetlerinin ve tıp eğitiminin güçlendirilmesi için kullanılmalıdır.</p>
<p>Hekimlerin bilimsel çalışma ve nitelikli sağlık hizmeti üretme koşulları desteklenmelidir.</p>
<p>Yurttaşların bilimsel temeli olmayan uygulamalara yönlendirilmesine karşı kamu sorumluluğu güçlendirilmelidir.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 16 Feb 2026 12:37:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Araştırma: Her 20 çocuktan biri gıda alerjisi riskiyle karşı karşıya]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/arastirma-her-20-cocuktan-biri-gida-alerjisi-riskiyle-karsi-karsiya-693219</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/16/arastirma-her-20-cocuktan-biri-gida-alerjisi-riskiyle-karsi-karsiya.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/arastirma-her-20-cocuktan-biri-gida-alerjisi-riskiyle-karsi-karsiya-693219</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[ABD merkezli bilimsel dergi JAMA Pediatrics’te yayımlanan ve 40 ülkeden 2,7 milyondan fazla çocuğun verilerinin incelendiği araştırma, çocukların yaklaşık yüzde 5’inde 6 yaşına kadar gıda alerjisi gelişebileceğini ortaya koydu. Çalışmada erken yaşta astım ve egzama, antibiyotik kullanımı ve ebeveynlerde alerji öyküsü başlıca risk faktörleri arasında gösterildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde milyonlarca çocuğun verilerinin incelendiği yeni bir araştırmada, her 20 çocuktan birinde 6 yaşına kadar gıda alerjisi görülebileceği tespit edildi.</p>
<p>ABD merkezli bilimsel dergi JAMA Pediatrics'te yayımlanan bir araştırmada, çocuklardaki gıda alerjisine yönelik 40 ülkeden 2,7 milyondan fazla çocuğun sağlık verileri incelendi.</p>
<p>Araştırmada, her 20 çocuktan birinde 6 yaşına kadar gıda alerjisi gelişebileceği ortaya kondu.</p>

<p>Gıda alerjilerinin tek bir nedenden değil çoklu faktörlerin birleşiminden kaynaklandığına işaret edilen çalışmada, erken dönemde görülen astım ve egzama, antibiyotik kullanımı, ebeveynlerde alerji öyküsü ve alerjen gıdaların geç tanıtılması başlıca risk faktörleri arasında gösterildi.</p>
<p>Süt, yumurta, yer fıstığı ve kabuklu deniz ürünlerinin çocuklarda en sık alerjiye yol açan gıdalar olduğu kaydedilen araştırmada, bebeklerde katı gıdaya geçiş döneminde alerjik olabilecek gıdaların kontrollü şekilde erken tanıtılmasının, gıda alerjisi riskini azaltmada önemli olabileceğine dikkati çekiliyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 16 Feb 2026 12:28:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yorgunluk ve uykusuzluk şikayetiyle hastaneye gitti, kalbinde delik olduğu anlaşıldı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/yorgunluk-ve-uykusuzluk-sikayetiyle-hastaneye-gitti-kalbinde-delik-oldugu-anlasildi-693195</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/16/yorgunluk-ve-uykusuzluk-sikayetiyle-hastaneye-gitti-kalbinde-delik-oldugu-anlasildi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/yorgunluk-ve-uykusuzluk-sikayetiyle-hastaneye-gitti-kalbinde-delik-oldugu-anlasildi-693195</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Yorgunluk ve uykusuzluk nedeniyle hastaneye giden 45 yaşındaki Mustafa Tosun'un kalbinde doğumsal delik bulunduğu belirlendi. Tosun yapılan işlem sonrası sağlığına kavuştu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yorgunluk, nefes darlığı ve uykusuzluk şikayetiyle başvurduğu hastanede kalbinde delik olduğu belirlenen hasta, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nde (BAİBÜ) göğüs kemiği açılmadan, kasığından yapılan anjiyo ile tedavi edildi.</p>
<p>Düzce'nin Yığılca ilçesinde yaşayan 45 yaşındaki Mustafa Tosun, çalışırken yaşadığı yorgunluk ve nefes darlığı nedeniyle özel bir hastaneye gitti.</p>

<p>Buradaki ilk muayeneden sonra BAİBÜ İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Bölümüne yönlendirilen Tosun'un kalbinde doğumsal delik (atrial septal defekt-ASD) bulunduğu belirlendi.</p>
<p>Kalbindeki doğumsal delik 45 yaşında tespit edilen Tosun'a, Prof. Dr. İsa Sincer ve Uzman Dr. Muhammed Esad Çekin tarafından kasık damarından girilerek anjiyo yöntemiyle "şemsiye" olarak bilinen kapatma cihazı yerleştirildi.</p>
<p>Göğüs kemiği açılmadan gerçekleştirilen işlem sonrası Tosun kısa sürede sağlığına kavuştu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 16 Feb 2026 11:47:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Aile hekimlerinden yazılım tepkisi: "Belirsizlik sona ermeli"]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/aile-hekimlerinden-yazilim-tepkisi-belirsizlik-sona-ermeli-693158</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/16/aile-hekimlerinden-yazilim-tepkisi-belirsizlik-sona-ermeli.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/aile-hekimlerinden-yazilim-tepkisi-belirsizlik-sona-ermeli-693158</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Aile hekimlerinin kullandığı Aile Hekimliği Bilgi Sistemi'ne tepki gösteren AHEF "Belirsizlik büyüyor, kaygı artıyor" dedi. Federasyon, Sağlık Bakanlığı’na çağrı yaptı ve ekledi: "Şeffaf yol haritası açıklansın, yazılım seçme özgürlüğüne dokunulmasın."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Aile Hekimliği Bilgi Sistemi'nde başlatılan tek yazılım uygulamasına tepkiler sürüyor. Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF), Sağlık Bakanlığı’nın Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (SBAHBS) sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, sahadaki belirsizliklerin giderilmesini istedi. Federasyon, tek AHBS’ye geçiş tarihi, ücretlendirme modeli ve teknik altyapıya dair net bir yol haritasının hâlâ açıklanmamış olmasının aile hekimleri arasında ciddi kaygıya yol açtığını bildirdi.</p>
<p>AHEF adına açıklama yapan Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Taner Balbay, sürecin şeffaf ve öngörülebilir şekilde yürütülmesi gerektiği vurguladı ve aile hekimlerinin kullandıkları yazılımı seçme özgürlüğünün temel bir hak olduğuna dikkat çekti. Federasyon, bu özgürlüğe yönelik doğrudan veya dolaylı müdahalelerin kabul edilemez olduğunu belirtti.</p>

<h2>BAKANLIĞA ÇAĞRI</h2>
<p>Sağlık Bakanlığı’na açık çağrıda bulunan AHEF, lisans süreçlerine ilişkin belirsizliklerin bir an önce netleştirilmesini istedi. Halen lisansı bulunan 20 özel firmadan 18’inin aktif faaliyet yürüttüğüne dikkat çekilen açıklamada, federasyonun devam eden hukuki tartışmalarda herhangi bir yazılım veya firma tarafında olmadığı, önceliğin aile hekimleri ve birinci basamak sağlık hizmetleri olduğu vurgulandı.</p>
<p>AHEF, aile hekimlerinin cari gider ödemelerinin mevcut koşullarda dahi Aile Sağlığı Merkezi giderlerini karşılamakta yetersiz kaldığını belirterek önemli bir talebi de gündeme getirdi. Buna göre federasyon, olası lisans iptalleri sonrasında SBAHBS yazılımının aile hekimlerine süresiz ve tamamen ücretsiz sunulmasını, ayrıca güçlü ve hızlı teknik destek sağlanmasını istedi. Federasyon, sürecin kamu yararı, sağlık hizmetinin sürdürülebilirliği ve sahadaki hekimlerin görüşleri dikkate alınarak katılımcı bir anlayışla yürütülmesi gerektiğini vurguladı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 16 Feb 2026 10:57:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kadıköy'de 'Eziyet Yönetmeliği'ne tepki: "Ekrana değil hastaya bakmak istiyoruz"]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/kadikoy-de-eziyet-yonetmeligi-ne-tepki-ekrana-degil-hastaya-bakmak-istiyoruz-693037</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/15/kadikoy-de-eziyet-yonetmeligi-ne-tepki-ekrana-degil-hastaya-bakmak-istiyoruz.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/kadikoy-de-eziyet-yonetmeligi-ne-tepki-ekrana-degil-hastaya-bakmak-istiyoruz-693037</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Birinci basamak sağlık emekçileri, kamuoyunda “Eziyet Yönetmeliği” olarak anılan düzenlemeye karşı Kadıköy’de bir araya geldi. Performans dayatmasına, maaş kesintilerine ve güvencesizliğe tepki gösteren sağlıkçılar “Sağlık beş dakikaya sığmaz. Ekrana değil, hastamıza bakmak istiyoruz" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Aile hekimleri, ebe, hemşire ve aile sağlığı merkezi çalışanları, 1 Kasım 2024’te yürürlüğe giren ve kamuoyunda "Eziyet Yönetmeliği" olarak adlandırılan Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği’ne karşı bugün (15 Şubat Pazar) bir kez daha İstanbul Kadıköy İskele Meydanı’nda bir araya geldi.</p>
<p>Birinci basamak sağlık hizmetlerinin sistematik biçimde zayıflatıldığına dikkat çeken aile hekimleri ve aile sağlığı merkezi çalışanları "Aile hekimliği, çalışanlar için de hastalar için de 1 yıldır 'eziyet' haline geldi. Sistem üretim bandına döndü. Hastamıza bakmak istiyoruz, ekranlara değil" diye konuştu. </p>
<p>Eyleme aralarında Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHASEN), Birlik ve Dayanışma Sendikası, Genel Sağlık-İş Sendikası, İstanbul Aile Hekimliği Derneği, İstanbul Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda sağlık örgütü katıldı.</p>
<p>Sağlık meslek örgütleri ve sendikalar, "Gelen hastaya nitelikli hizmet", "Angarya değil, koruyucu sağlık", "Hesap kitap değil, hekimlik yapmak istiyoruz" yazılı döviz ve pankartlar açtı. </p>

<h2>16 AYDIR UYARIYORUZ</h2>
<p>Ortak açıklamayı İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED)  Yönetim Kurulu Üyesi H. Zahit Cebe okudu. Cebe, 1 Kasım’dan bu yana geçen 16 ayda 14 gün iş bırakmak zorunda kaldıklarını anımsatarak “Türkiye’nin dört bir yanında anlattık, uyardık. Ama hâlâ aynı noktadayız” dedi. Birinci basamağın bilinçli tercihlerle zayıflatıldığını söyleyen Cebe "Birinci basamak bu ülkenin sağlık sisteminin omurgasıdır. Koruyucu sağlık hizmeti güçlü olmazsa hastaneler dolar, aciller kilitlenir, sağlık harcamaları artar, toplum sağlığı çöker. Bugün yaşanan tablo tam olarak budur. Yayımlanan Aile Hekimliği ve Ücret Yönetmeliği sorunları çözmemiş; iş yükünü artırmış, gelir güvencesini ortadan kaldırmış, çalışma barışını bozmuştur. Maaşlarımızın büyük bölümü performansa bağlanmış, ekonomik belirsizlik kalıcı hale getirilmiştir" diye konuştu. </p>
<h2>BASKI DÜZENİ</h2>
<p>Cebe, karşı karşıya kaldıkları sistemi "Hastamız hastaneye gittiğinde maaş kesiliyor. Hastamız ASM’ye gelmediğinde maaş kesiliyor. Memnuniyet anketleri üzerinden maaş kesiliyor. İzin kullandığımızda, hastalandığımızda, doğum yaptığımızda maaş kesiliyor. Yerimize vekalet eden arkadaşımız sistemde tanımlı değilse yine maaş kesiliyor" sözleriyle özetledi. “Bu bir performans sistemi değil; açık bir ekonomik baskı düzenidir” diyen Cebe, OECD ortalamasının altında personelle daha fazla iş, daha fazla veri ve daha fazla rapor talep edildiğini vurguladı. </p>
<h2>ÜRETİM BANDI</h2>
<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi ise mevcut politikaların randevu krizini çözmek yerine derinleştirdiğini belirterek, “Sağlıkta dönüşüm değil, sağlıkta ölüşüm yaşıyoruz” dedi.</p>
<p>Son bir yılda 85 milyonluk ülkede 1 milyar 200 milyon muayene yapılmasını “iflasın göstergesi” olarak niteleyen Mehlepçi, “Bir insan neden yılda ortalama 12,4 kez doktora gider? İlk 11 muayenede sorun neden çözülmez?” diye sordu. Mehlepçi, tıp eğitiminde bir hastaya en az 20 dakika ayrılması gerektiğinin öğretildiğini anımsatarak Avrupa’da bu sürenin 11–20 dakika aralığında olduğunu söyledi. “Sağlık beş dakikaya sığmaz” diyen Mehlepçi, hız ve performans baskısının niteliği düşürdüğünü vurguladı. Sağlığı “üretim bandına” benzeten Mehlepçi, “Bandı hızlandırırsanız hata artar, kalite düşer. Sağlıkta da olan bu” dedi. Koruyucu sağlık hizmetlerinin gerilediğini savunan Mehlepçi, aile hekimliği sisteminin kuruluşunda verilen emeğin boşa çıkarıldığını belirtti. Mehlepçi, şöyle devam etti:</p>
<p>“Tüm hekimler haykırıyor: Hastama bakmak istiyorum, ekrana değil” ifadelerini kullandı. Çağrısı netti: “Haksız ve hukuksuz Eziyet Yönetmeliği’ni geri çekin. Hastalarımızla aramıza girmeyin. Bizi cüzdanımızla vicdanımız arasında bırakmayın.”</p>
<h2>ŞAŞI OLDUK</h2>
<p>İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Başkanı Dr. Sercan Ahmet Uluç da ise yönetmelikle aylık gelirin yalnızca üçte birinin garanti hale getirildiğini, geri kalan kısmın 17-18 farklı performans kriterine bağlandığını belirtti. Doğum iznindeki bir sağlık çalışanının gelirinin yüzde 65 azalmasını “anneliğin cezalandırılması” olarak niteleyen Uluç, hastalanan sağlık emekçilerinin de ekonomik olarak cezalandırıldığını söyledi. Aile hekimlerinin “randevu sekreteri”ne dönüştürüldüğünü belirten Uluç, “Bir yandan hastaneden randevu alma sekreteri haline getirildik dakikalarca sistemden randevu arayıp hastayla gün ve saat pazarlığı yapmaya mecbur bırakılıyoruz. Her hasta için onlarca sayfa veri girişi yapmamız isteniyor. Bilgisayar ekranına bakmaktan şaşı olduk , hastamızın yüzüne bakmaya ne vaktimiz kalıyor ne de enerjimiz. Bakanlığın 'randevusuz, her gelene bakın' mantığı ile kaliteli sağlık hizmeti vermemiz fiilen engelleniyor" dedi. </p>
<div class="brgn-box">
<p><strong>"Artık sabrımız değil, kararlılığımız konuşacak"</strong></p>
<p>Sağlık emekçileri “Biz istatistik üretmek için değil, insan sağlığını korumak için buradayız” diyerek yönetmelik geri çekilene kadar mücadeleye devam edeceklerini duyurdu. Sağlıkçılar,. taleplerini şöyle özetledi: </p>
<ul>
<li>Güvenceli ve tek kalem ücret</li>
<li>Emekliliğe yansıyan maaş</li>
<li>Yeterli personel</li>
<li>Güvenli çalışma ortamı</li>
<li>Koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi.</li>
</ul>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 15 Feb 2026 16:35:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Türkiye'de binlerce çocuk kanser tanısı alıyor: Erken teşhis hayat kurtarıyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/turkiye-de-binlerce-cocuk-kanser-tanisi-aliyor-erken-teshis-hayat-kurtariyor-693018</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/15/turkiye-de-binlerce-cocuk-kanser-tanisi-aliyor-erken-teshis-hayat-kurtariyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/turkiye-de-binlerce-cocuk-kanser-tanisi-aliyor-erken-teshis-hayat-kurtariyor-693018</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Her yıl binlerce çocuk kanser tanısı alırken, erken teşhis ve gelişen tedavi yöntemleri sayesinde iyileşme oranları yüzde 80’lerin üzerine çıkıyor. Uzmanlar, tıbbi ilerlemenin yanı sıra psikososyal desteğin de tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğuna dikkat çekerek "Umut, dayanışmayla güçleniyor" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada her yıl 15 yaşın altındaki 350 bin çocuk, Türkiye'de ise yaklaşık 4 bin kadar çocuk kanser tanısı alarak tedavi görüyor.</p>
<p>Çocukluk çağı kanserleri, tüm kanserlerin yüzde 1’ini oluştursa da erken tanı ve doğru tedaviyle yüksek oranda iyileşme sağlanıyor. Türkiye ve dünyada çocukluk çağında görülen kanserlerin yaklaşık yüzde 30’unu lösemi oluşturuyor.</p>
<p>Güncel verilere göre, ülkemizde ikinci sırada beyin tümörü yer alıyor. Onu sırasıyla; lenfoma, nöroblastom, Wilms tümörü ve yumuşak doku sarkomları (rabdomiyosarkom) izliyor. Kemik, deri, göz ve karaciğer tümörleri ise daha nadir görünüyor. Erken teşhisin çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde başarı oranını artırdığını belirten onkologlar, gelişen teknoloji ve tıptaki gelişmeler sayesinde tedavide büyük başarılar elde edildiğini söyledi. </p>

<p>2010 yılında 11 yaşındayken kanser ile tanışan İbrahim İmamoğlu da bu çocuklardan sadece biri. "6’ncı sınıfa giderken, kanserle tanıştım. İlk zamanlar oldukça zorlandım ve günlerce ağladım" diyerek kanserle tanışmasından bahseden İmamoğlu, tedavi sürecine ilişkin şunları anlattı:</p>
<p><em>"Ama hiçbir şeyin değişmediğini anlayınca bu durumu kabullendim. Tedavilerim bittikten sonra zorla da olsa doktorumdan izin alıp okuluma döndüm. Ancak ne yazık ki, kanser tekrardan bana misafir oldu. Bu sefer süreç daha zorluydu, ilik nakli olmam gerekiyordu ama uygun donör bulunamadı. Hayal kırıklığına uğramıştım ama bir yerlerde beni bekleyen bir UMUT var diye düşünerek kendimi toparladım. İlik bulunamayınca kemoterapi aldım ve kanseri atlattım. Eğitim hayatıma devam edip, fizyoterapi ve rehabilitasyon bölümünü kazandım. Aynı dönemde kardeşlerim de öğrenciydi ve ailem maddi olarak zor durumdaydı. Burs arayışına girdim ve arkadaşım vasıtasıyla Kanserle Çocuklar Vakfı'yla (KAÇUV) tanışarak, eğitimine devam edip kanser tedavisi olanlara burs desteği verdiğini duydum. Başvurdum ve kabul aldım. Kısa süre içinde KAÇUV gönüllüsü oldum. Umudun somut bir örneği olarak, hastane etkinliklerine katıldım, çocuklarla ve ailelerle bir araya geldim." </em></p>
<div class="brgn-box">
<p><strong>Morel ve sosyal destek çok önemli</strong></p>
<p>Çocukluk çağı kanserleri tüm kanserlerin yalnızca yüzde 2 ila 4’ünü oluştursa da hastalığın hızlı seyri nedeniyle erken tanı ve doğru tedavi hayati önem taşıyor. Bugün gelinen noktada çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık üçte ikisi tamamen iyileşebiliyor; bazı türlerde bu oran yüzde 80’in üzerine çıkıyor. 15 Şubat Çocukluk Çağı Kanser Günü kapsamında #sarıyıfarket etiketiyle farkındalık çalışmaları yürüten KAÇUV, çocuk dostu tedavi ortamlarının yaygınlaştırılması ve psikososyal destek hizmetlerinin artırılması gerektiğine dikkat çekiyor. KAÇUV Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İnci Yıldız, lösemide iyileşme oranlarının yüzde 75–80’e, bazı alt tiplerde yüzde 90’ın üzerine çıktığını belirterek, “Hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve immünoterapiler sayesinde tedavi başarısı arttı'' dedi. Yıldız, bir çocuğun kendini güvende hissetmesinin, oyun oynayabilmesinin ve ailesinin ayakta kalabilmesinin tedavi sürecini doğrudan etkilediğini vurgulayarak, moral ve sosyal desteğin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Uzun süren halsizlik dikkate alınmalı </strong></p>
<p>Uzmanlara göre çocukluk çağı kanserlerinde belirtiler hastalığın türüne göre değişiyor. Ancak uzun süren halsizlik, sık enfeksiyonlar, açıklanamayan kilo kaybı, kemik ağrıları, lenf bezlerinde şişlik ve karın bölgesinde belirgin büyümeler önemli uyarı işaretleri arasında yer alıyor. Erken tanı hayat kurtarıyor.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 15 Feb 2026 14:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Uzmanlardan ebeveynlere alerji uyarısı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/uzmanlardan-ebeveynlere-alerji-uyarisi-692482</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/13/uzmanlardan-ebeveynlere-alerji-uyarisi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/uzmanlardan-ebeveynlere-alerji-uyarisi-692482</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Mahir İğde, anne veya babada alerjik hastalık bulunması durumunda çocukta alerji riskinin 2-3 kat arttığını belirtti. Hava kirliliği, sigara dumanı, sezaryen doğum ve aşırı hijyenin de astım ve alerji gelişiminde etkili olduğu vurgulandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Mahir İğde, çocuklarda alerjik hastalıkların hem genetik hem de çevresel etkenlerle arttığına dikkat çekti. Anne ya da babada alerji bulunmasının riski 2-3 kat yükselttiğini belirten İğde, hava kirliliği, sigara dumanı ve aşırı hijyenin astım ve alerji gelişimini tetiklediğini vurguladı.</p>
<p>Medicana Hastanesi Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Mahir İğde, anne veya babada alerjik bir hastalık olması durumunda çocukta alerji gelişme riskinin 2-3 kat arttığını belirtti.</p>
<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, alerji, bağışıklık sisteminin zararsız olan bazı maddelere karşı yanlış ve aşırı bir savunma tepkisi geliştirmesi sonucu ortaya çıkar. Alerjik bireylerde polen, ev tozu, hayvan tüyü, bazı besinler veya kimyasallar gibi günlük yaşamda sık karşılaşılan maddeler tehdit olarak algılanır ve bu maddelere karşı anormal bir bağışıklık yanıtı oluşur.</p>
<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Mahir İğde, bağışıklık sisteminin bu maddelere gereğinden fazla tepki vererek alerjik şikayetlere yol açtığını belirtti.</p>
<p>İğde, bu hatalı yanıt sonucunda bağışıklık sisteminin histamin gibi kimyasal maddeler salgıladığını, burun akıntısı, hapşırma, kaşıntı, döküntü, göz sulanması ve bazen solunum sıkıntısı gibi alerjik belirtiler ortaya çıkardığını vurguladı.</p>

<h2>EN ÖNEMLİ FAKTÖRLERDEN BİRİ GENETİK</h2>
<p>Genetik yatkınlığın alerjide en önemli faktörlerden biri olduğunu vurgulayan İğde, anne veya babada alerjik bir hastalık varsa, çocukta alerji gelişme riskinin 2-3 kat artacağının altını çizdi.</p>
<p>İğde, astım, atopik dermatit (egzama) ve alerjik rinit (saman nezlesi) sıklıkla birlikte görüldüğünün altını çizerek, "Bu durum atopik yatkınlık olarak adlandırılır. Bu hastalıklardan birine sahip olan bireylerde, zaman içinde diğer alerjik hastalıkların gelişme riski de artar." ifadesini kullandı.</p>
<p>Çevresel faktörlerin bebeklerde ve çocuklarda alerjiyi tetiklediğini belirten İğde, şunları kaydetti:</p>
<p>"Hava kirliliği hem iç hem de dış ortamda alerjik hastalıklar ve astım gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Dış ortamda maruz kalınan sülfür dioksit, ozon, nitrojen oksitler ve egzoz gazlarının bronş spazmını tetiklediği, solunum yollarında aşırı duyarlılığı artırdığı, alerjik yanıtı güçlendirdiği de gösterilmiştir. Ev içi hava kirliliği de önemlidir. Isınma ve pişirme amacıyla kullanılan gaz, kömür veya biyomas yakıtlarının dumanına maruz kalmak, kapalı alanlarda ortaya çıkan oda içi kirleticiler astım ve alerji riskini artırabilir. Gebelikte annenin sigara içmesi, bebekte doğum sonrası solunum fonksiyonlarının bozulmasına yol açar. Bu durum çocukluk çağında astım gelişme riskini belirgin şekilde artırır. Annenin sigara içmesi, yaşamın ilk yılında astım gelişme riskini yaklaşık iki kat artırmaktadır."</p>
<h2>''ABARTILI HİJYEN ASTIMI TETİKLER''</h2>
<p>Hijyenik olmayan, kalabalık ortamlarda büyüyen çocuklarda astım, alerjik rinit ve egzamanın daha az görüldüğünün kanıtlandığını belirten İğde, titiz, hijyene abartılı bir şekilde önem veren ebeveynlerin çocuklarının daha çok alerji olduğunu hatırlattı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 13 Feb 2026 10:37:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Genç sağlıkçılar kamudan kaçıyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/genc-saglikcilar-kamudan-kaciyor-692384</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/12/genc-saglikcilar-kamudan-kaciyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/genc-saglikcilar-kamudan-kaciyor-692384</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Kamuda genç sağlıkçı oranı son üç yılda yarı yarıya azaldı. Bakanlık verileri, atama yetersizliği ve seyyanen zam politikaları nedeniyle gençlerin sisteme giremediğini, 51 yaş üstü çalışan oranının ise arttığını ortaya koydu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kamudaki hastanelerde genç sağlık emekçilerinin oranı hızla düşerken, 51 yaş ve üzeri çalışanların payındaki artış dikkat çekti. Sağlık Bakanlığı’nın performans programında yer alan verilere göre 21–25 yaş arası sağlık emekçilerinin oranı 2023’te yüzde 13,3 iken 2024’te yüzde 11,6’ya, 2025’te ise yüzde 7,8’e geriledi. Aynı dönemde 51 yaş ve üzeri çalışanların oranı yüzde 10,2’den yüzde 12,5’e yükseldi.</p>
<h2>İNSAN KAYNAĞI KRİZİ VAR</h2>
<p>Bakanlığın personelin yaş dağılımını gösteren grafikler, kamuda genç istihdamının giderek daraldığını ortaya koyuyor. 2023’te 21–25 yaş grubunun oranı yüzde 13,5 eviyesindeydi. 51 yaş ve üzeri çalışanların payı ise yüzde 10,2 olarak kayda geçti. 2024’te gençlerin oranı daha da düşerek 21–25 yaş grubunda yüzde 11,6’ya gerilerken, aynı yıl 51 yaş ve üzeri sağlık emekçilerinin oranı yüzde 10,8 oldu. 2025 verileri ise tabloyu daha da çarpıcı hale getirdi. 21–25 yaş grubunun payı yüzde 7,8’e kadar düşerken, 51 yaş ve üzeri çalışanların oranı yüzde 12,5’e yükseldi. Genel Sağlık İş Sendikası Genel Başkanı Dr. Derya Uğur, Sağlık Bakanlığı’nın kendi verilerinin Türkiye’de sağlık sisteminin ciddi bir insan kaynağı kriziyle karşı karşıya olduğunu açık biçimde ortaya koyduğunu söyledi.</p>

<p>Uğur, şu değerlendirmeyi yaptı: ‘‘21–25 yaş grubundaki personel oranı, 2023’te yüzde 13,3 iken 2024’te yüzde 11,6’ya, 2025’te ise yüzde 7,8’e gerilemiştir. Bu tablo, sağlık sistemine yeni katılımın ciddi biçimde azaldığını; genç mezunların kamuya atanamadığını, atananların ise kısa sürede sistemden ayrıldığını göstermektedir. Bu veriler açıkça sağlık sisteminin gençler için cazibesini kaybettiğini göstermektedir. Düşük ücretler, ağır ve güvencesiz çalışma koşulları, artan şiddet, liyakatsiz yönetim anlayışı ve tükenmişlik, genç sağlık emekçilerini bu sistemden uzaklaştırmaktadır. Bu tablo, yalnızca sağlık çalışanlarının değil, toplumun sağlık hakkının da tehdit altında olduğunu göstermektedir. Bir kez daha Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunuyoruz; sağlık hizmeti veren kamu kurum ve kuruluşlarında insan onuruna yaraşır çalışma koşullarının sağlanmasının en önemli ayağı personel eksikliklerinin giderilmesi için istihdam sayıları arttırılmalı, genç sağlık meslek mensupları alımı acilen gerçekleştirilmelidir. Ücret politikaları insanca yaşam koşullarına uyacak şekilde yeniden düzenlenmelidir, nöbet, fazla mesai ve iş yükü adaletsizliği sona erdirilmelidir, sağlık emekçileri için gelecek güvencesi sağlanmalıdır. Aksi halde bugün rakamlarda görülen bu düşüş, yarın sağlık hizmetinde telafisi mümkün olmayan bir çöküşe dönüşecek, sağlık hizmetinin asıl iş gücünü yüklenen nüfusun emekli olması ile sistemde henüz boyutu görülemeyen tüm acı sonuçlarıyla birlikte kendini gösterecektir.’’</p>
<p style="text-align: center;"><strong><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/02/12/genc-saglikcilar-kamudan-kaciyor.jpg" alt=""></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>GENÇLER ATAMA BEKLİYOR</h2>
<p>Sağlık emekçisi Kubilay Yalçınkaya, genç istihdamının önünün kesildiğini belirterek ‘‘Verilmeyen seyyanen zam nedeniyle genç sağlık emekçisi sayısı azalırken, 51 yaş üstü çalışanların oranı artıyor” dedi. Seyyanen zammın emeklilere yansıtılmaması ve 3600 ek göstergenin hayata geçirilmemesinin emeklilik kararlarını etkilediğini belirten Yalçınkaya, bu nedenle kamudan emekli olanların sayısının azaldığını, buna paralel olarak yeni alımların sınırlı kaldığını vurguladı. “Gençler atama bekliyor ancak atama sayıları yetersiz” diyen Yalçınkaya, “İstifa eden, emekli olan ya da yaşamını yitiren personel kadar alım yapılıyor. Bu politika sürdükçe gençler kamuda yer bulamıyor” dedi. Yalçınkaya, düşük emekli maaşları nedeniyle hekimlerin 72, diğer sağlık emekçilerinin ise 65 yaşına kadar çalışmak zorunda kaldığını belirterek, şöyle devam etti: “Sefalet koşullarında yaşamamak için insanlar emekli olamıyor. Bu da sağlık sisteminde yaşlanmayı derinleştiriyor.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 13 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yenidoğan ölümleri TBMM Raporu]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/yenidogan-olumleri-tbmm-raporu-692426</link><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/yenidogan-olumleri-tbmm-raporu-692426</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p>Nihayet rapor çıktı. Dünyada hekimlik ve sağlık hizmetleri tarihine geçecek büyük skandalı araştırmak üzere 20 Kasım 2024’te kurulan Meclis Araştırma Komisyonu raporu geçtiğimiz hafta yayımlandı. Raporun adı uzun, yine de yazayım: “Bazı Özel Sağlık Kuruluşlarında Yaşanan Bebek Ölümlerinin Tüm Yönleriyle Araştırılması, Özel Sağlık Kuruluşlarının Yenidoğan, Çocuk, Engelli ve Yaşlılarla İlgili Bakım Servislerindeki Uygulamalarının ve Mevzuatın İncelenerek Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu”.</p>
<p>Raporda önemli veriler ve tespitler var. Bununla birlikte bebeklerin, çocukların sağlığı ve yaşam hakkı yönünden çok değerli olabilecek bu çalışmanın amacına ulaştığını, yaşanan korkunç olayların asıl nedenlerini ve ona uygun çözüm önerilerini ortaya koyabildiğini söylemek mümkün değil.</p>

<h2>SAĞLIKTA PİYASALAŞMA</h2>
<p>Rapor 2024 itibarıyla yenidoğan yoğun bakım yataklarının sektörlere göre dağılımını veriyor. Buradan skandalın İstanbul’da yaşanmasının sürpriz olmadığını görebiliyoruz.  İstanbul’da ileri düzey (seviye 3) yenidoğan yoğun bakım yatak sayısı bin 580, bunların bin 139 tanesi özel sektörde (yüzde 72). Türkiye genelinde ise bu oran yüzde 52,7. Yenidoğan yoğun bakım işi büyük oranda özel <br>sektöre devredilmiş durumda.</p>
<p>Bebek ölümlerini doğuran risk faktörleri bebeğin kaç haftalık doğduğu ve doğum ağırlığı, merkezi sinir sistemi, solunum sistemi, kalp damar sistemi, enfeksiyonlar, cerrahi sorunlar ve diğerleri başlığı altında sıralanmış. Doğrudur, ancak skandaldan öğrenmemiz gereken, raporda ihmal edilen büyük bir başlık var: Kamu sağlık hizmetlerinin ağırlığı ve yapılanması. Rapor yenidoğan yoğun bakım yataklarının uluslararası karşılaştırmasını vermiş. Buna göre nüfusa göre yenidoğan yoğun bakım yatağı sayısında dünya şampiyonuyuz. Rapordan alıntı: “2022 yılında OECD ülkelerinde 100.000 kişiye düşen yoğun bakım yatağı 3,8 iken ülkemizde 16,1’dir. Bir başka deyişle ülkemizde OECD ortalamasının yaklaşık 4,2 katı kadar yenidoğan yoğun bakım yatağı bulunmaktadır.” Gelişmiş ülkelere fark atmışız. Nüfusa göre ABD’nin 2,3, Japonya’nın 3,15, Almanya’nın 7,7 katı yenidoğan yoğun bakım yatağımız var. Görüyor musunuz? Rekor sayıda yoğun bakım yatak sayısıyla, bebeklerin sağlığı üzerinden SGK’yı ve aileleri dolandıran, bebeklere eziyet eden bu rezilliğe imza atmış ülkeyiz. Sağlığı kamusal hizmet olmaktan çıkarıp ticari bir metaya dönüştürürseniz olacağı budur.</p>
<p>Raporun tespit ve öneriler bölümünde kamusal hizmetlerin güçlendirilmesi ihtiyacına şöyle değinilmiş: “Özellikle kamu ve üniversite hastanelerinde yoğun bakım yatak sayılarının artırılması ve nitelikli personel istihdamı ile birlikte kamu hizmet gücünün etkinliği daha da artırılmalıdır.” Rapor özellikle İstanbul, İzmir, Gaziantep ve Şanlıurfa’daki özel sektör ağırlığına dikkat çekiyor ve “bu gibi illerde” kamu ve üniversite hastanelerinin kapasitesinin artırılmasını öneriyor.</p>
<p>Bu skandalda kilit rolde olan bir konu da SGK kaynaklarının özel sağlık kurumlarına aktarılması ve hastalardan alınan yüksek fark ücretleri. “SGK ödeme sistemlerinin güncellenmesi” başlıklı bir bölüm var. Bölüm esas olarak Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatlarının yoğun bakım hizmetleri için “teknolojik gelişmeleri ve güncel maliyetleri karşılamaktan uzak” olduğunu söyleyip periyodik olarak güncellenmesini, sizin anlayacağınız, düzenli olarak artırılmasını öneriyor. Kamu kaynaklarının özele akması komisyonu rahatsız etmiyor.</p>
<h2>SGK KAYNAKLARI VE TAŞERONLAŞMA</h2>
<p>Skandalın temel nedenlerinden biri de sağlık hizmetlerinin alt yüklenicilere devredilmesi. Hatırlarsınız, failler çok sayıda özel hastanenin yenidoğan ünitesini işletiyordu. Sağlıkta taşeronlaşma o kadar abartılmıştır ki özel hastanelerde ücretli çalışan hekimlere bile şirket kurdurulmakta, hekimlerin çalışmaları hizmet alımı gösterilmektedir. Rapor haklı olarak buradaki sorunlara değiniyor: “Hekimlerin, sağlık hizmet sunucusuyla iş sözleşmesine dayanmaksızın ve bağımsız şirket yapıları aracılığıyla hizmet sunmaları iş güvencesi ve sosyal güvenlik haklarının zayıflaması, sağlık hizmetinin kurumsal bütünlüğünün zedelenmesi, tıbbi uygulamalarda denetim, kalite güvence sistemleri ve mesleki sorumluluk ilişkisinin muğlaklaşması gibi sorunlara neden olmaktadır”. Burada hekimlerin özlük haklarını zedelemeden, yeni sorunlara yol açmadan yapılacak düzenlemelere ihtiyaç var.</p>
<p>Raporda muhalefet milletvekillerinin kapsamlı şerh yazıları yer alıyor. CHP’li komisyon üyeleri şerh yazısında raporun kök nedenleri gizlediğini, sağlık sistemindeki neoliberal dönüşümün yarattığı tahribatı örttüğünü, kamu vicdanının beklediği hesaplaşmadan kaçındığını vurguluyor. Komisyonun DEM partili üyeleri çoğunluğu oluşturan iktidar milletvekillerinin, raporu yüzeysel ve korumacı bir dille kaleme alarak hem siyasi hem idari sorumluluğu perdelediğini belirtiyor. İyi Parti temsilcisi de raporun şeffaflık, bağımsız denetim, siyasi hesap verebilirlik, veri güvenliği ve mali yapı eksiklikleri nedeniyle toplumsal beklentileri karşılamaktan uzak olduğunu anlatıyor.</p>
<p>Bir anekdot, Komisyonda Yeni Yol grubu adına katılan, son seçimlerde DEVA Partisi kadrosundan ve CHP listesinden Kahramanmaraş Milletvekili seçilen İrfan Karatutlu var. O da Komisyon Raporuna 27 Ekim 2025 tarihinde bir muhalefet şerhi yazmış. Karatutlu şerh yazısında, komisyonun raporunda bu trajik olayların sadece münferit vakalar olarak ele alındığını, sistemsel sorunlara ve denetim mekanizmalarındaki yapısal eksikliklere yeterince değinilmediğini belirtiyor. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün bu olaylardaki sorumluluğunun belirgin olduğunu vurguluyor. Ancak işe bakın ki bunları yazan İrfan Karatutlu, arada neler olduysa, 7 Ocak 2026’da Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçti.</p>
<p>Türkiye siyasetinin ve TBMM’nin durumu bu. Bebeklerin sağlığı mı? Onun mücadelesini hep birlikte vermeye, doğruları anlatmaya devam edeceğiz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 13 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[DNA’ya göre diyet: Genetik testlerle beslenme için bilimsel veriler ne diyor?]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/dnaya-gore-diyet-genetik-testlerle-beslenme-icin-bilimsel-veriler-ne-diyor-692259</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/12/dnaya-gore-diyet-genetik-testlerle-beslenme-icin-bilimsel-veriler-ne-diyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/dnaya-gore-diyet-genetik-testlerle-beslenme-icin-bilimsel-veriler-ne-diyor-692259</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[DNA testlerine dayalı kişisel beslenme önerileri son yıllarda hızla yaygınlaşıyor. Ancak bilim insanları, “genine göre diyet” söyleminin henüz sınırlı kanıtlara dayandığını ve mucize reçeteler vaat etmenin gerçekçi olmadığını vurguluyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Tükürük örneğiyle yapılan genetik analizler üzerinden hangi saatte kahve içmeniz ya da ne kadar yağ tüketmeniz gerektiğini söyleyen uygulamalar giderek yaygınlaşıyor. Ancak bu alandaki bilimsel çalışmalar, “genine göre diyet” iddialarının ne ölçüde kanıta dayandığı, ne ölçüde pazarlama söylemi içerdiği sorusunu gündemde tutuyor.</p>

<p>Bu tartışmanın merkezinde iki kavram yer alıyor: nutrigenetik ve nutrigenomik. Nutrigenetik, bireylerin genetik varyasyonlarının belirli besinlere verdikleri metabolik yanıtı nasıl etkilediğini inceler; yani herkesin aynı diyeti aynı şekilde işlemediği varsayımını araştırır. Nutrigenomik ise besinlerin genlerin ifade edilme süreçleri üzerindeki etkisini ve bunun metabolizma ile sağlık sonuçlarına nasıl yansıdığını ele alır.</p>
<p>Her iki alan da “tek tip diyet” anlayışını sorgulasa da, genetik farklılıkların beslenme üzerindeki etkisinin sınırları ve klinik karşılığı konusunda bilim dünyasında hâlâ temkinli bir yaklaşım hâkim.</p>
<h2>BİLİMSEL KANITLAR NE DİYOR?</h2>
<p>Genetik varyasyonların bazı diyet yanıtlarını etkilediğine dair araştırmalar var. Örneğin; belirli genetik değişiklikler omega-3 yağ asitleri veya vitamin metabolizması gibi etkileşimlerde rol oynayabiliyor. Ancak bu etkilerin çoğu hâlâ sınırlı sayıda gene ve sınırlı klinik bağlama dayanıyor. Birçok bilimsel inceleme, henüz genetik verilere dayanarak bireyler için net, kapsamlı ve kanıtlanmış diyet reçeteleri üretmenin bilimsel olarak yeterince desteklenmediğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Bazı eleştirel değerlendirmeler, mevcut nutrigenetik testlerin bilimsel geçerliliğinin sorgulandığını ve neden-nasıl ilişkilendirmenin net kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<h2>POPÜLERLİK VE MEDYATİK ALGI</h2>
<p>“Genlerim bana ne yemem gerektiğini söylüyor” gibi ifadeler medya ve reklam dilinde sık kullanılıyor. Ancak bilimsel literatürde bu tür yaklaşımlar “çok daha karmaşık” bir gerçekliği yansıtıyor: genetik farklılıklar metabolizmayı etkiliyor olabilir, ama bu bilgi tek başına yeterli bir diyet planı sağlamıyor.</p>
<p>Araştırma makaleleri, genetik farklılıkların metabolik riskler ve belirli besleyici yanıtlarla ilişkisini gösterse de (örneğin kalp-damar hastalık riskinin genetik + diyet etkileşimi), bunu birebir uygulanan klinik beslenme kararlarına dönüştürmek için daha fazla kanıta ihtiyaç olduğunu belirtiyorlar.</p>
<h2>PİYASADAKİ TESTLER VE GERÇEK DÜNYA</h2>
<p>Bugün birçok ticari firma, genetik profili analiz ederek kişiye özel beslenme önerileri sunduğunu iddia eden testler satıyor. Bu testler genellikle “genetik belirteçler ile besin tepkisi” ilişkisini kullanıyor. Ancak bilimsel incelemeler, çoğu genetik testin kapsamlı genomik analiz yerine sınırlı sayıda belirtece dayandığını ve sonuçların bağlamsız yorumlanmasının yanıltıcı olabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Ayrıca, sağlık uzmanlarının birçoğu bu testlerin sonuçlarının bir diyetisyen veya hekim gözetiminde yorumlanması gerektiğini vurguluyor; çünkü genetik bilgi, davranışsal faktörler, uyku düzeni, stres düzeyi ve genel yaşam tarzıyla birlikte değerlendirilmediğinde tek başına anlamlı önerilere dönüşmeyebilir.</p>
<h2>SONUÇ: BİLİMSEL SINIRLAR VE GERÇEKÇİ BEKLENTİLER</h2>
<p><em>Genetik faktörler</em>, beslenme ve metabolik yanıtlar üzerinde rol oynayan etmenler arasında yer alıyor.</p>
<p>Ancak, genetik profillere dayalı “mükemmel diyet reçetesi” iddiası şu anda bilimsel düzeyde güçlü şekilde desteklenmiş değil.</p>
<p>Nutrigenetik ve nutrigenomik araştırmaları gelecek için umut verici olmakla birlikte, bu alandaki bilimsel gelişmelerin dikkatli, eleştirel ve kanıta dayalı biçimde yayılması gerektiği vurgulanıyor.</p>
<p>Kısacası, DNA’ya göre diyet fikri popüler bir söylem olarak yaygınlaşmış olsa da; bilim dünyası, bu alanda mevcut verilerin sınırlarını, belirsizliklerini ve kanıt ihtiyacını açıkça ortaya koyuyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 12 Feb 2026 15:36:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Kanseri kenevirle yendim" diyen Dilek İnan hakkında suç duyurusu]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/kanseri-kenevirle-yendim-diyen-dilek-inan-hakkinda-suc-duyurusu-692244</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/12/kanseri-kenevirle-yendim-diyen-dilek-inan-hakkinda-suc-duyurusu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/kanseri-kenevirle-yendim-diyen-dilek-inan-hakkinda-suc-duyurusu-692244</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Bursa Tabip Odası, kendini “onkoloji profesörü” olarak tanıtan ve kanseri kenevirle yendiğini öne süren Dilek İnan hakkında suç duyurusunda bulundu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kendini 'onkoloji profesörü' olarak tanıtan ve kanseri kenevirle yendiği iddialarıyla gündeme gelen Dilek İnan hakkında Bursa Tabip Odası suç duyurusunda bulundu.</p>
<p>Almanya’daki resmî kurumlardan gelen yanıtlarda sunulan belgelerin sahte olduğu bildirildi. Bursa Tabip Odası, İnan'ın 25 Aralık 2025'te Bursa'da düzenlenen sempozyumda konuşma yaptığını anımsatarak "Kenevire ilişkin mevzuat tartışmalarının gündemde olduğu bu dönemde, bilimsel dayanağı olmayan bu kişisel konuşmanın profesör etiketiyle sunulması kaygı vericidir. tür söylemlerin medyada yeterli bilimsel bağlamdan koparılarak ısrarla gündem edilmesi, özellikle tedavisi süren hastalar açısından çok risklidir" denildi. </p>

<p>"Bursa Tabip Odası olarak ilgili kişinin kamuoyuna sunduğu mesleki belgelerin ve akademik unvan iddiasının doğruluğunu teyit etmek amacıyla Almanya’daki yetkili makamlara yazılı başvuruda bulunulmuştur" denilen çıklamada, özetle şu ifadelere yer verildi: </p>
<blockquote>
<p><em>"Berlin Tabip Odası tarafından tarafımıza iletilen resmi yanıtta, kamuoyuna sunulan ve Berlin Tabip Odası tarafından düzenlendiği iddia edilen belgenin kendileri tarafından düzenlenmediği ve sahte olduğu, ayrıca ilgili kişinin Berlin Tabip Odası’na hiçbir zaman üye olmadığı açıkça bildirilmiştir. Bu yanıt dışında, Türk Tabipleri Birliği’nin başvurusu üzerine, kamuoyuna sunulan belgelerden ikincisini düzenlediği iddia edilen Baden-Württemberg Eyaleti Kuzey Württemberg Bölge Tabip Odası tarafından gönderilen resmi yanıtta, 10 Nisan 2008 tarihli uzmanlık belgesinin kurumları tarafından düzenlenmediği ve belgenin sahte olduğu bildirilmiştir. İlgili kişinin hiçbir zaman bu tabip odasına üye olmadığı belirtilmiş ve konu hakkında Stuttgart Savcılığı’na başvuruda bulunulduğu ifade edilmiştir. Süreç, hukuki ve mesleki sorumluluklarımız çerçevesinde takip edilmektedir."</em></p>
</blockquote>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 12 Feb 2026 14:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Komisyon raporu yetersiz]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/komisyon-raporu-yetersiz-692109</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/11/komisyon-raporu-yetersiz.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/komisyon-raporu-yetersiz-692109</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[TBMM Yenidoğan Ölümlerini Araştırma Komisyonu’nun raporu, yoğun bakım ünitelerindeki yapısal riskleri sıraladı. Komisyonun muhalefet üyeleri, sistemsel sorunların derinlemesine incelenmediğini belirterek rapora şerh düştü.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>TBMM’de kurulan Meclis Araştırması Komisyonu’nun Şubat 2026’da tamamladığı rapor özellikle özel sağlık kuruluşlarının yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde artan kapasite baskısı, personel yetersizliği ve denetim eksikliklerine dikkat çekti. Muhalefet partileri, siyasi ve idari sorumluluğun ortaya konmadığını, yapısal sorunları bütünlüklü biçimde analiz etmediğini savunarak şerh düştü. Türk Tabipleri Birliği (TTB) de yaptığı açıklamada ‘‘Sorunun kaynağı ve somut tespitler yok’’ diyerek rapora tepki gösterdi. </p>

<h2>KIRILGAN GRUPLAR</h2>
<p>Ekim 2024’te kurulan ve 22 milletvekilinden oluşan komisyon, yenidoğanlar başta olmak üzere çocuklar, engelliler ve yaşlılara yönelik bakım hizmetlerini mercek altına aldı. Raporda, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde neonatolog ve sertifikalı hemşire eksikliğinin ciddi risk yarattığı, bazı merkezlerde hemşire başına düşen bebek sayısının bilimsel standartların çok üzerine çıktığı belirtildi. Özel hastanelerin yoğun bakım ünitelerindeki payı artarken, aynı oranda denetim ve insan kaynağı planlaması yapılmadığı vurgulandı. Raporda, kendini ifade edemeyen yenidoğanlar, çocuklar, ağır engelliler ve yaşlıların “kırılgan hasta grupları” olarak suistimale daha açık olduğuna dikkat çekildi. Bu gruplara sunulan hizmetlerde tıbbi ve idari süreçlerin daha sıkı ve şeffaf denetlenmesi gerektiği kaydedildi. Ancak denetimlerin risk temelli ve düzenli yapılmadığı, yaptırımların ise caydırıcılık açısından yetersiz kaldığı ifade edildi. CHP’li milletvekilleri Aylin Yaman, Kayıhan Pala, Turan Taşkın Özer, Murat Çan ve Ali Karaoba imzasıyla sunulan muhalefet şerhinde, “Bu bebek ölümleri neden yaşandı?” sorusuna açık yanıt verilmediğine dikkat çekildi. Şerhte, ihmallerin somutlaştırılmadığı ifade edildi. DEM Parti milletvekilleri Ceylan Akça Cupolo ve Ömer Faruk Gergerlioğlu da raporun siyasi sorumluluk ve bağımsız denetim mekanizmaları açısından eksik kaldığını vurguladı. İYİ Parti ve DEVA Partisi milletvekilleri de raporun yapısal sorunları ortaya koymakta yetersiz olduğunu savunarak şerh düştü.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>***</strong></p>
<h2 style="text-align: left;">SOMUT TESPİTLER YER ALMADI</h2>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Hukuk Bürosu, raporda somut tespitlere yer verilmediğini açıkladı. TTB Hukuk Bürosu, aradan bir yıldan fazla süre geçmesine rağmen sorunun kaynağının net biçimde ortaya konmadığını belirtti. TTB, ‘‘Sorunun kaynağının belirlenmemesi, benzer olayların yeniden yaşanmaması için yapılması gerekenleri tespit etmek üzere kurulan komisyonun görevini yerine getirmesine engel olmuştur’’ değerlendirmesini yaptı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 12 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kamu kaynakları hacamata akacak!]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/kamu-kaynaklari-hacamata-akacak-691795</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/10/resmi-gazetede-yayimlandi-kamu-kaynaklari-hacamata-akacak.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/kamu-kaynaklari-hacamata-akacak-691795</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp ile ilgili yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlandı. Yönetmelikle, Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü de kuruldu.
Hekimler ‘‘Hacamat, sülük uygulaması, fitoterapi gibi uygulamalar yaygınlaşacak. Bu uygulamalar bilimsel değil. Sağlıkta ticarileşme artacak’’ dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı’na bağlı Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) bünyesinde “Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü (TÜGET)” kurulmasına ilişkin yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelikle birlikte geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) adı altında hacamat, sülük, homeopati ve fitoterapi gibi uygulamaların Ar-Ge faaliyetlerinden klinik çalışmalara, sertifikasyondan ticarileştirmeye kadar geniş bir alanda desteklenmesinin önü açıldı. Sağlık meslek örgütleri ve tabip odaları, uzun süredir tartışmalara yol açan GETAT uygulamalarının kamu sağlık sistemi içinde yer almasının, bilimsel tıptan uzaklaşmaya yol açabileceği ve halk sağlığı açısından riskler barındırdığı söyledi. </p>

<h2>KADROLAŞMA ALANI </h2>
<p>Yeni düzenlemeyle birlikte kurulan enstitüye, GETAT alanında teşhis ve tedavi standartları belirleme, eğitim ve sertifikasyon programları düzenleme, AR-GE çalışmaları, insan kaynağı yetiştirme ve geliştirilen ürünleri ticari değere dönüştürme gibi yetkiler tanındı. Yönetmelikte, kamu kaynaklarıyla geliştirilen yöntemlerin lisanslanması, özel sektörle paylaşılması ve bu amaçla şirket kurulması için teklif sunulabileceği de yer aldı. İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu, düzenlemenin yalnızca bir sağlık politikası tercihi olmadığını vurgulayarak, “Bu enstitü bir kadrolaşma ve ticaret alanı olarak kurgulanıyor. AKP burayı aynı zamanda ekonomik bir alan olarak görüyor. Bu, üç beş kişinin bir uğraşı değil. Kendi siyasal ve ideolojik yapılarına çok uygun, uzun vadeli bir hegemonya kurma girişimi” dedi. Kamu sağlık sisteminin temel sorunlarının görmezden gelindiğini vurgulayan Küçükosmanoğlu, “Çapa ve Cerrahpaşa gibi hem eğitim, hem bilim ve teknoloji üreten amiral gemisi kurumların hali ortada. Oralara hiçbir yatırım yapılmazken, kaynakların bilimsel dayanağı tartışmalı alanlara aktarılması acı bir tablo” diye konuştu. GETAT uygulamalarının devlet eliyle yürütülmesinin bu yöntemlere meşruiyet kazandıracağını belirten Küçükosmanoğlu, şöyle devam etti:“Devlet yapıyorsa doğrudur algısı oluşuyor. Bu da halk sağlığı açısından ciddi riskler barındırıyor. Özellikle çocuklara yönelik hacamat gibi uygulamaların teşvik edilmesi son derece sakıncalı. Meslek örgütlerinin denetim yetkileri de budandı. Türk Tabipler Birliği’nin disiplin yetkilerine ilişkin yasal boşluk hâlâ giderilmedi. Geleneksel tıp sadece sülük, hacamat değil. İşin içinde fitoterapi de var. Bakanlığın çıkardığı bu mesele, hem kadrolaşma hem de ekonomik anlamda bir hegemonya kurmadır. Bu durum normal tedavinin yerine kullanma yolunu da açacaktır.’’</p>
<p>CHP Genel Başkan Yardımcısı Dr. Zeliha Aksaz Şahbaz da X hesabından "GETAT uygulamalarını kurumsallaştırıyor. Elveda kanıta dayalı modern tıp, yaşasın sülük, hacamat, ot tedavisi!’’ diyerek düzenlemeye tepki gösterdi.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>***</strong></p>
<h2>BİLİMSEL DEĞİL, ÇELİŞKİLERLE DOLU</h2>
<p>CHP Milletvekili ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Pala, yönetmelikte “geleneksel” kavramıyla Ar-Ge, mükemmeliyet merkezleri ve teknoloji transferinin yan yana getirilmesini bilimsel bir çelişki olarak nitelendirdi. Pala “Eğer bir yöntem bilimsel olarak kanıtlanmışsa zaten modern tıbbın parçası olur. Kanıtlanmamışsa kamu kaynaklarıyla desteklenmesi bilimle bağdaşmaz” dedi. Yönetmelikte elde edilen çıktıların ticari değere dönüştürülmesinin açıkça hedeflendiğini söyleyen Pala, “Sağlığın amacı kâr üretmek değil, toplum sağlığını korumaktır. Bu yaklaşım sağlığın açık biçimde ticarileştirilmesidir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin ihtiyacının geleneksel ve tamamlayıcı tıp değil, güçlü bir birinci basamak sağlık sistemi ve üniversite hastanelerinin desteklenmesi olduğunu kaydeden Pala “Kaynak varsa hacamata değil, kamu hastanelerine, koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılmalı” dedi. Pala, özetle şöyle devam etti: ‘‘Böyle bir enstitü GETAT denen yöntemlerin sağlık alanında bir işe yarıyormuş algısını güçlendiriyor. Bu doğru değil. Bu yönetmelikte ayrıca GETAT araştırmaları için ihtiyaç duyulan yüksek lisans, doktora ve uzmanlık eğitiminden söz ediliyor. Lisans eğitimi olmayan, bilimsel etkinliği kanıtlanmamış bir alanda lisansüstü eğitim verilemez. Bu akılla, mantıkla, bilimle bağdaşır bir durum değil. Ülkenin doğru dürüst bir sağlık sistemine ihtiyacı var. Bakanlık toplumun sağlık ihtiyaçlarını gidermek için uğraşmalı."</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 11 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ölümcül risk taşıyor: 10 çocuktan 9'u RSV'ye yakalanıyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/olumcul-risk-tasiyor-10-cocuktan-9-u-rsv-ye-yakalaniyor-691793</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/10/olumcul-risk-tasiyor-10-cocuktan-9-u-rsv-ye-yakalaniyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/olumcul-risk-tasiyor-10-cocuktan-9-u-rsv-ye-yakalaniyor-691793</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Bebeklerde ölümcül risk taşıyan RSV virüsünün yıkıcı boyutu, El Bebek Gül Bebek Derneği'nin raporuyla ortaya kondu. Rapora göre, her 10 çocuktan 9'u bu virüse yakalanıyor, sosyo-ekonomik düzey düştükçe hastalığa karşı savunmasızlık artıyor]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ada Sude ATAK/ Melek Eylül BAŞAK</strong></p>
<p>Bebekleri tehdit eden ve solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan Respiratuvar Sinsityal Virüs (RSV), sağlık sistemindeki eşitsizlikleri bir kez daha gözler önüne serdi. Araştırma bulguları, RSV’nin aileler üzerinde ekonomik, sosyal ve duygusal açıdan oluşturduğu ağır yükü tüm yönleriyle ortaya koydu. Hekimler, yoksul ailelerin yaşam koşulları nedeniyle RSV'ye daha açık hale geldiğini söyledi. </p>
<p>El Bebek Gül Bebek Derneği’nin “RSV’yi tanı” başlığıyla bugün düzenlediği toplantıda yapılan araştırma sonucu paylaşıldı. Veriler, RSV’nin yalnızca bir enfeksiyon hastalığı değil, aile sistemini, çalışma hayatını ve ruh sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı meselesi olduğunu gösterdi. El Bebek Gül Bebek Derneği Başkanı Uzm. Psk. İlknur Okay’ın paylaştığı “Ebeveyn gözünden RSV” anketinin sonuçları, fırsat eşitsizliğinin hastalık üzerindeki etkisini net bir şekilde gösterdi. Bin 61 kişiyle yapılan çalışmaya göre, toplumun yüzde 87’si RSV’den habersiz. Ayrıca sosyo-ekonomik durum düştükçe bu habersizliğin ve riskin artması da dikkat çekti.</p>

<h2>"HASTALIĞA DAHA AÇIK OLUYORLAR"</h2>
<p>Yoksul ailelerin yaşam koşulları nedeniyle hastalığa daha açık olduğunu vurgulayan Okay, sağlık hakkına erişimdeki engelleri şöyle anlattı: "RSV enfeksiyonu geçirmiş çocuklarda zatürre ve bironşiolit daha sık görülüyor. Ayrıca yalnızca prematüre bebekler değil zamanında doğan bebekler de risk altında. Ailelerde aşı karşıtlığından ziyade, imkânsızlık ve bilgiye ulaşamama durumu var. Asgari ücretle geçinen bir aile için, hastanede yatan bir çocuğun yarattığı ekstra maliyet yıkıcı boyutlarda. Hastalanan çocuk olmasına rağmen tüm aile sistemi etkileniyor. Sosyoekonomik durum düştükçe haberdar olma azalıyor. Düşük sosyoekonomik seviyeye sahip olan ailelerin, ki onlar yaşam koşulları nedeniyle bu hastalığa daha açıklar, bilme oranı düşüyor. Asgari ücretle geçinen bir aile için hastanede yatışı olan bir çocuğa harcanan ekstra maliyetin ne kadar sarsıcı olduğunu düşünün, çünkü ülkenin çok büyük bir kısmı asgari ücretle geçindiği için bu durum ailelerin bütçesi üzerinde oldukça etkili. Sosyo-ekonomik statü düştükçe, tamamlayıcı aşı uygulamalarına erişim de düşüyor. Aileler çocuklarına bu aşıları yaptıramıyor."</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/02/10/olumcul-risk-tasiyor-10-cocuktan-9-u-rsv-ye-yakalaniyor.jpeg" alt=""></p>
<h2>"SAĞLIK HAKKI SÖZLEŞMEDE KALDI"</h2>
<p>Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki “her çocuğun ulaşılabilir en yüksek sağlık standardına sahip olma hakkı” maddesinin Türkiye gerçeğinde karşılık bulmadığını belirten Okay, “Bunu sağlayamıyoruz. Çünkü ekonomik engelleri ortadan kaldıramıyoruz. Birçok hastanede RSV kiti dahi bulunmuyor” ifadelerini kullandı. RSV’nin sağlık sistemine etkisini değerlendiren Cerrahpaşa Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. S. Haluk Özsarı ise “RSV, sadece bir virüs değil, aynı zamanda sağlık sistemleri açısından iyi yönetilmesi gereken hastalık yükü olarak değerlendirilmelidir. Her yıl yüz binin üzerinde hastane yatışına ve giderek artan yoğun bakım ihtiyacına yol açan bu yük, doğru ve zamanında önleyici yaklaşımlarla büyük ölçüde azaltılabilir” dedi.</p>
<p>RSV ile ilgili evrensel bir koruyucu programın bulunmadığını belirten Özsarı, şöyle devam etti: “RSV aile bütçesinde yıkıcı sağlık harcaması olma potansiyeline sahip. Hastalık yükü hafifledikçe fırsat eşitliği de artıyor. Ancak gerekli adımlar atılmadığı sürece, bu tablo ne yazık ki her yıl tekrar etmeye devam edecektir.” <br> <br>Öte yandan Özsarı kurumların yüzde 88’inde RSV yönetimine yönelik standartlaştırılmış bir protokolün bulunmadığını belirtti. 2019-2023 dönemi 0-5 yaş arası çocuklarda yapılan hastalık yükü çalışmasını paylaşan Özsarı, toplam RSV’li çocuk sayısının 900 bin, RSV ilişkili toplam ölüm sayısının ise 952 olduğunu vurguladı. </p>
<h2>2 YAŞINA KADAR HER 10 ÇOCUKTAN 9’U YAKALANIYOR</h2>
<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nden Prof. Dr. Vefik Arıca ise tıbbi tabloya dair verileri paylaştı. 1 yaş altı bebek ölümlerinin üçte birinin RSV kaynaklı olduğunu belirten Arıca, şu uyarılarda bulundu: </p>
<p><em>“RSV basit bir nezle gibi başlıyor ancak hızla zatürreye dönüşebiliyor. 2 yaşına kadar her 10 çocuktan 9’u bu virüsü kapıyor. Koruyucu antikor iğnesi, acil servis başvurularını yüzde 55 oranında azaltıyor. Ancak bu koruyuculuğa erişim hayati önem taşıyor.” </em><br> <br>Çalışma kapsamında hastalanan bebeklerin yüzde 18,5’inin yoğun bakıma alındığı belirtildi. Hastaneye yatış oranları ise yaş grubuna göre şöyle şekillendi: </p>
<p>* 0-3 aylık: Yüzde 61,4 <br>* 4-12 aylık: Yüzde 20,8 <br>* 13-24 aylık: Yüzde 26,7</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 10 Feb 2026 16:40:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sigarayı bırakırken ne yapmalı?]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/sigarayi-birakirken-ne-yapmali-691230</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/08/sigarayi-birakirken-ne-yapmali.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/sigarayi-birakirken-ne-yapmali-691230</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[TÜİK verilerine göre, ülkede 15 yaş ve üzeri bireylerin yüzde 28,3’ü her gün sigara veya diğer tütün ürünlerini kullanıyor. Uzmanlara göre, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde yoğunlaşan tütün kullanımı, bu ülkelerde hastalık ve ölüm yükünü de artırıyor. Huzursuzluk, sinirlilik, sabırsızlık, kaygı artışı, odaklanma güçlüğü ve zaman zaman çökkünlük hissinin sigara bırakma sürecinde etkili olduğuna dikkat çeken uzmanlar; bu durumların geçici olduğunu belirterek kısa yürüyüşler, derin nefes egzersizleri, su içmek veya o anki duyguyu isimlendirmenin sigara bırakma sürecine katkıda bulunduğunu belirtti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sigara ve tütün kullanımı giderek artıyor.</p>
<p>İçerdiği yedi binden fazla zararlı kimyasal nedeniyle DNA hasarına yol açarak vücudun en küçük yapı taşlarına zarar veren tütün organların düzgün çalışmasına engel oluyor.</p>
<p>Sigarayı bırakma merkezlerine başvuranların yüzde 62,9'u 18 yaşından önce bu alışkanlığa başladığını söylüyor. Tablo, gelinen noktayı gözler önüne seriyor.</p>
<p>"Sigara söndükten sonra da tehlike devam ediyor" diyen hekimler "Sigara dumanı yalnızca içildiği anda değil, sonrasında da risk oluşturuyor. Pasif içicilik yani başkasının içtiği sigaranın dumanına doğrudan maruz kalmak da sağlığa ciddi zararlar veriyor" dedi. </p>
<p>Yarın 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, "Sigaraya erken yaşta başlanması, bağımlılığın daha güçlü yerleşmesine ve ilerleyen yıllarda bırakmanın zorlaşmasına neden oluyor. Bu nedenle sigarayla mücadelede öncelik, farkındalık ve önleyici adımlar olmalı” dedi. </p>

<h2>“TEHLİKE SÜRÜYOR”</h2>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün Ekim 2025’te yayımladığı verilerin, tütün ve nikotin ürünlerinin çocuklar ve ergenler arasında hızla yaygınlaştığını ortaya koyduğunu belirten Çalışkan, “Aromalar, dikkat çekici ambalajlar ve dijital mecralar üzerinden yapılan pazarlama, nikotin ürünlerini gençler için zararsız ve cazipmiş gibi gösteriyor. Bu durum, çok erken yaşta başlayan ve ilerleyen yıllarda ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen bir bağımlılık döngüsü yaratıyor. Özellikle sigara ve diğer tütün ürünleri, akciğer kanseri başta olmak üzere birçok ciddi hastalık için önemli bir risk faktörü olmaya devam ediyor” diye konuştu. Sigara dumanının yalnızca içildiği anda değil, sonrasında da risk oluşturduğunu vurgulayan Çalışkan, pasif içiciliğin yani başkasının içtiği sigaranın dumanına doğrudan maruz kalmanın sağlığa ciddi zararlar verdiğini söyledi. Bununla birlikte daha az bilinen ancak en az pasif içicilik kadar önemli olan üçüncül maruziyetin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Çalışkan, kapalı alanlarda içilen sigaranın izlerinin ortamda kaldığını ifade etti. Çalışkan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Sigara içilen bir evde kıyafetler, koltuklar, yataklar, perdeler gibi yumuşak yüzeylerde nikotin, formaldehit ve naftalin gibi zararlı kimyasallar birikiyor. Bu maddeler, sigara içilmese bile ortama sonradan giren kişiler için maruziyet yaratabiliyor. Bu nedenle daha önce sigara içilmiş bir evde bulunmak özellikle çocuklar ve hassas gruplar için risk oluşturabilir.”</p>
<h2>BIRAKIRKEN NE YAPMALI?</h2>
<p>Sigarayı bırakma sürecinde en sık görülen psikolojik belirtilerin huzursuzluk, sinirlilik, sabırsızlık, kaygı artışı, odaklanma güçlüğü ve zaman zaman çökkünlük hissi olduğunu söyleyen Uzm. Klinik Psikolog Arzu Arslanoğlu da “Kişi sigarayı bir rahatlama aracı olarak kullandığı için, bırakınca bu boşluk daha belirgin hissedilir. Bu belirtiler geçicidir ve genellikle ilk haftalarda daha yoğundur” dedi.</p>
<p>Tetikleyiciler ortaya çıktığında sigara isteğini azaltmaya yardımcı olabilecek psikolojik stratejileri aktaran Arslanoğlu, “Tetikleyici fark edildiğinde dikkati başka bir yöne çevirmek, kısa yürüyüşler yapmak, derin nefes egzersizleri uygulamak, su içmek veya o anki duyguyu isimlendirmek sigara isteğini azaltabilir. Ayrıca ‘şu an canım istiyor ama geçecek' şeklinde iç konuşma yapmak da dürtünün yönetilmesine yardımcı olur” önerilerinde bulundu. </p>
<div class="brgn-box">
<h2>“PASİF İÇİCİLİK DE ÖLÜMCÜL RİSK” </h2>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2022 yılında 15 yaş ve üzeri bireylerin yüzde 28,3’ü her gün sigara veya diğer tütün ürünlerini kullanıyor. Dünya Sağlık Örgütü verileri ise dünya genelinde yaklaşık 1,3 milyar kişinin tütün ürünü kullandığını ortaya koyuyor. Arş. Gör. Şilan Ateş, tütün kullanımının yalnızca sigara içenleri değil, pasif içicilik yoluyla çevrede bulunan bireyleri de ciddi şekilde etkilediğini belirterek, “Dünya genelinde her yıl 8 milyondan fazla kişi tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu ölümlerin önemli bir kısmı doğrudan kullanım sonucu gerçekleşirken, milyonlarca kişi de sadece tütün dumanına maruz kaldığı için yaşamını yitiriyor" dedi.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 08 Feb 2026 16:31:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Karın ağrısı için kullandığı sıcak su torbası patladı, hastanelik oldu]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/karin-agrisi-icin-kullandigi-sicak-su-torbasi-patladi-hastanelik-oldu-691131</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/08/karin-agrisi-icin-kullandigi-sicak-su-torbasi-patladi-hastanelik-oldu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/karin-agrisi-icin-kullandigi-sicak-su-torbasi-patladi-hastanelik-oldu-691131</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Ağrı'da ağrısını dindirmek için karnına koyduğu sıcak su torbasının patlamasıyla göbek ve bacaklarında ikinci derece yanıklar oluşan 19 yaşındaki Gamze Kaya, "Yürüyemiyorum, işime, gücüme gidemiyorum, dışarıya çıkamıyorum, çok olumsuz etkilendim. Ben yandım, siz yanmayın" dedi. Erzurum Şehir Hastanesi Yanık Tedavi Merkezinde Dr. Emre Nohutçu, "Özellikle sıcak su torbalarının tarihine dikkat etmeliyiz" uyarısını yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ağrı'da ağrısını dindirmek için karnına koyduğu sıcak su torbasının patlamasıyla göbeği ve bacakları yanan genç kız, Erzurum Şehir Hastanesi'ne kaldırıldı.</p>
<p>Ağrı'da yaşayan 19 yaşındaki Gamze Kaya, 5 gün önce evde kaynattığı suyu, sıcak su torbasına doldurup ağrıyan karnına yerleştirdi. Bir süre sonra karnının yandığını hisseden Kaya, su torbasını kaldırmak istedi.</p>

<p>Bu sırada torbanın aniden patlayıp içindeki suyun karnından aşağı dökülmesiyle Kaya'nın göbeği ve iki bacağı yandı.</p>
<p>Ambulansla Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılan Kaya, hastanede yapılan müdahalenin ardından Erzurum Şehir Hastanesi Yanık Tedavi Merkezi'ne sevk edildi.</p>
<h2>"ÇOK PİŞMANIM, KEŞKE YAPMASAYDIM"</h2>
<p>Gamze Kaya, karın ağrısını sıcak su torbasıyla hafifletmek istediğini belirterek, "Sancım fazla olunca sıcak su torbasını denemek istedim, çok pişmanım, keşke yapmasaydım." dedi.</p>
<p>Sıcak su torbasının karın ağrısına iyi geldiğini söyleyen Kaya, şöyle devam etti: "Su çok sıcaktı, torbayı koyduğum gibi karnım, vücudum yandı. Bilseydim böyle olacak sıcak su torbasını hiç kullanmazdım. Kimseye tavsiye etmem. Sonra böyle kazalar oluyor. Canınızı riske atmayın."</p>
<p>Kaya, "Bacaklarım ve göbeğim yandı, daha kötü yerler de yanabilirdi. Yürüyemiyorum, işime, gücüme gidemiyorum, dışarıya çıkamıyorum, çok olumsuz etkilendim. Ben yandım, siz yanmayın." diye konuştu.</p>
<h2>"SICAK SU TORBALARININ TARİHİNE DİKKAT ETMELİYİZ"</h2>
<p>Yanık Tedavi Merkezi doktorlarından Emre Nohutçu, vücudunda ikinci derece derin yanıklar oluşan Kaya'yı yakından takip ettiklerini, tedavisinin bir süre daha devam edeceğini söyledi.</p>
<p>2 yıldan eski sıcak su torbalarının patlama ve sızdırma riski taşıdığını ifade eden Nohutçu, torbaların üzerinde bulunan çiçek sembolünün onun tam olarak ne zaman üretildiğini, sembolün ortasındaki sayının ise torbanın yapıldığı yılı gösterdiğini dile getirdi. </p>
<p>Özellikle kış aylarında çok sayıda bu şekilde vaka geldiğini anlatan Nohutçu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Çok eski ve uzun süre kullanılmış torbanın içine sıcak suyu koyduğunuzda sonuçta plastik ve onun genişlemesiyle ya da torbanın üzerine yatma, basınç uygulandığında patlama olabiliyor. Kapak kısmına da dikkat edilmeli, iyi kapanmamışsa patlamaya sebep olabilir. Bu tip durumlar patlamayla sonuçlanınca ciddi yanıklar oluşuyor. Özellikle sıcak su torbalarının tarihine dikkat etmeliyiz, çok eski ve süresi geçmişse kullanmamalıyız, mümkünse hiç kullanmayalım. Yara iyileşmesi ve tedavi süresi uzayabiliyor. Bu kış sıcak su torbası patlamasıyla 5 hasta tedavi ettik."</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 08 Feb 2026 12:35:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[SGK "ödemem" dedi: İstinaf'tan kanser ilacı kararı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/sgk-odemem-dedi-istinaf-tan-kanser-ilaci-karari-690947</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/07/sgk-odemem-dedi-istinaf-tan-kanser-ilaci-karari.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/sgk-odemem-dedi-istinaf-tan-kanser-ilaci-karari-690947</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybeden yurttaşın yakınlarının kanser ilacı ücretinin iadesine yönelik talebi reddeden SGK'nin başvurusunda karar çıktı. İstinaf Mahkemesi ilaçların ücretinin ödenmesine hükmetti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ankara'da akciğer kanseri tedavisi sırasında hayatını kaybeden Nurettin Boyar'ın kullandığı kanser ilacının bedelinin, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yakınlarına ödenmesi yönündeki mahkeme kararını istinaf mahkemesi hukuka uygun buldu.</p>
<p>Rahatsızlanması sonucu hastaneye başvuran Nurettin Boyar’a, akciğer kanseri teşhisi konuldu. Doktorları Boyar'a, hastalığı ilerlediği için standart tedavi yöntemleri kemoterapi ve radyoterapi yerine akıllı ilaç kullanması gerektiğini söyledi. Aile, durumun aciliyeti nedeniyle reçete edilen kanser ilacını kendi imkanları ile aldı. İlacı kullanan ve hastalığında gerileme görülen Boyar, 12 Nisan 2023'te kontrol için gittiği hastanede kaptığı ileri sürülen enfeksiyon sonucu hayatını kaybetti. Nurettin Boyar'ın kızı Sevcan Özmen, babasının tedavi kapsamında kullandığı kanser ilacının ücretinin geri ödenmesi için SGK'ye başvurdu. Talebi değerlendiren SGK, ilaç geri ödeme listesinde olmadığı gerekçesiyle iade yapılmayacağını bildirdi.</p>
<h2>MAHKEMEDEN 'SGK ÖDESİN' KARARI</h2>
<p>Boyar’ın kızı Sevcan Özmen, bunun üzerine avukatı aracılığıyla Ankara 8'inci İş Mahkemesi’ne başvurdu. SGK, söz konusu ilacın geri ödeme listelerinde yer almaması nedeniyle bedelin karşılanamayacağını, tesis edilen işlemin yasa ve mevzuata uygun olduğunu savunarak davanın reddini istedi. Mahkeme, 9 Temmuz 2024 tarihli kararında başvuruyu kabul etti. Kararda, hastane tarafından hazırlanan rapora yer verilerek, ilacın hastalığın tedavisinde hayati öneme haiz ve kullanımının zorunlu olduğu, bilinen tedavi yöntemlerine göre daha etkin ve yararlı kabul edildiği belirtildi. Uzman raporunun hüküm kurmaya yeterli olduğu, ilacın muadilinin bulunmadığı vurgulanarak, 147 bin 908 lira 52 kuruşluk ilaç bedelinin, Boyar’ın eşi Nermin Boyar ile çocukları Kadir Ferhat Boyar ve Sevcan Özmen’e iadesine karar verildi.</p>
<h2>KARARA İTİRAZ</h2>
<p>Karara itiraz eden davalı SGK vekili, müteveffanın dava konusu ilacı kullandıktan kısa bir süre sonra vefat ettiğini, dosyada yer alan sağlık kurulu raporunun yeterli ve kanaat verici olmadığını ileri sürdü. İstinaf dilekçesinde; dava konusu ilacın, devletin sınırlı kaynakları kapsamında karşılanabilecek nitelikte olmadığı, kurum işleminin mevzuata uygun olduğu belirtildi.</p>
<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10'uncu Hukuk Dairesi, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeleri, alınan uzman heyet raporunu ve emsal ücret araştırmalarını birlikte değerlendirdi. Kararda, dava konusu ilacın hayati öneme haiz olduğu ve tıbben müteveffanın tedavisine katkı sağladığı yönünde rapor bulunduğu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı belirtildi. Bu gerekçelerle mahkeme, SGK vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 07 Feb 2026 11:52:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Aciller doldu: Soğuk hava kalp krizi riskini artırıyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/aciller-doldu-soguk-hava-kalp-krizi-riskini-artiriyor-690388</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/05/aciller-doldu-soguk-hava-kalp-krizi-riskini-artiriyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/aciller-doldu-soguk-hava-kalp-krizi-riskini-artiriyor-690388</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Kış aylarıyla birlikte acil servislerdeki yoğunluk yeniden tırmandı. TÜAT, soğuk havanın kalp krizi, inme, solunum yolu enfeksiyonları ve düşmelere bağlı vakaları artırdığını açıkladı. Uzmanlar, özellikle yaşlılar için aşılanma ve koruyucu önlemlerin hayati olduğunu vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarıyla birlikte acil servislerdeki yoğunluk yeniden gündemde. Kış aylarıyla birlikte acil servislerdeki yoğunluk yeniden gündeme geldi. Türkiye Acil Tıp Vakfı (TÜAT), soğuk hava koşulları ve mevsimsel hastalıkların etkisiyle acil servislere başvurularda belirgin bir artış yaşandığını açıkladı.TÜAT Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ertuğrul Altınbilek, özellikle kalp krizi, inme, solunum yolu enfeksiyonları ve buzlanmaya bağlı düşmelerin acil servis yükünü artırdığını söyledi.</p>
<p>Altınbilek, “Soğuk hava, damarların büzüşmesine ve tansiyonun yükselmesine yol açarak kalp krizi ve inme riskini yükseltiyor. Aynı zamanda kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirilmesi, bulaşıcı hastalıkların yayılımını kolaylaştırıyor. Tüm bunlara bağlı olarak da acil başvurularında çok ciddi bir artış yaşanıyor” dedi. Kış aylarının en fazla yaşlı bireyleri etkilediğini belirten Altınbilek, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve hipertansiyon, diyabet, KOAH gibi kronik hastalıkların varlığının yaşlıları daha savunmasız hale getirdiğini ifade etti. Bu durumun, yaşlı bireylerde hastalık seyrini çok daha hızlı ağırlaştırabildiğine dikkat çeken</p>
<p>Altınbilek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Yaşlı hastalarda hafif enfeksiyonlar ya da küçük ısı değişiklikleri bile hızlı klinik kötüleşmeye yol açabiliyor. Özellikle yalnız yaşayan ya da yeterli ısınma ve sağlık hizmetlerine erişimi olmayan bireylerde hipotermi, dehidratasyon ve solunum problemleri daha sık görülüyor.”</p>

<h2>YOĞUN BAKIM İHTİYACI ARTIYOR</h2>
<p>Bu havalarda yoğun bakım ihtiyacı duyan hasta oranlarında da artış yaşandığını belirten Altınbilek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ağır zatürre vakaları, grip komplikasyonları, kalp yetmezliği alevlenmeleri ve sepsis gibi ciddi tablolar bu dönemde daha yaygın görülüyor. Acil servisler, yoğun bakıma yatması gereken hastalar için ilk stabilizasyonun sağlandığı kritik alanlardır. Yoğun bakım yatağı bulunana kadar hastalar acil servislerde ileri monitörizasyon, oksijen tedavisi ve solunum desteğiyle takip ediliyor. Bu nedenle acil servisler aynı zamanda geçici yoğun bakım işlevi de görüyor."</p>
<h2>AŞILAMA KRİTİK</h2>
<p>Aşılanmanın özellikle yaşlı hastalarda acil servis ve yoğun bakım ihtiyacını azaltmada büyük önem taşıdığını belirten Altınbilek, grip ve pnömokok(zatürre) aşılarının ağır hastalık gelişimini, hastaneye yatış oranlarını ve ölüm riskini azalttığını ifade etti. Doç. Dr. Altınbilek, grip ve soğuk algınlığının her zaman acil bir durum olmadığını belirterek, hafif vakaların evde istirahat, sıvı alımı ve semptomatik tedaviyle kontrol altına alınabileceğini söyledi. Yüksek ateş, ciddi nefes darlığı, göğüs ağrısı, bilinç değişikliği veya kronik hastalıkların kötüleşmesi durumlarında, özellikle yaşlılar, çocuklar ve risk grubundaki bireyler için acil servise başvurulması gerektiğini vurgulayan Altınbilek, “Aşılanma, el hijyeni, kalabalık ortamlarda maske kullanımı, dengeli beslenme ve gereksiz acil servis başvurularından kaçınmak, kış aylarında hem bireysel hem de toplumsal sağlığın korunması açısından büyük önem taşıyor” dedi. </p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 05 Feb 2026 12:59:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Vaka sayısı artıyor: Gana'da M çiçeğine yakalananların sayısı 993'e yükseldi]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/vaka-sayisi-artiyor-gana-da-m-cicegine-yakalananlarin-sayisi-993-e-yukseldi-689993</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/04/vaka-sayisi-artiyor-gana-da-m-cicegine-yakalananlarin-sayisi-993-e-yukseldi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/vaka-sayisi-artiyor-gana-da-m-cicegine-yakalananlarin-sayisi-993-e-yukseldi-689993</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Gana Sağlık Servisi, M çiçeği (mpox) virüsünün ülkedeki 16 vilayete yayıldığını ve vaka sayısının 993’e çıktığını açıkladı. Salgın nedeniyle 7 kişinin yaşamını yitirdiği belirtilirken, virüsün yayılmasını önlemek amacıyla yüksek risk gruplarına yönelik aşılama çalışmalarının sürdüğü bildirildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Gana'da M çiçeği (mpox) vaka sayısının 993'e çıktığı bildirildi.</p>
<p>Gana Sağlık Servisinden (GHS) yapılan açıklamada, M çiçeği virüsünün ülkenin 16 vilayetinde yayılmaya devam ettiği belirtildi.</p>
<p>Ülkede 13 yeni M çiçeği vakasının tespit edildiği aktarılan açıklamada, vaka sayısının 993'e yükseldiği, salgın nedeniyle 7 kişinin hayatını kaybettiği kaydedildi.</p>
<p>Gana hükümeti, 19 Mayıs 2025'te ilk kez 4 kişide M çiçeği virüsünün tespit edildiğini, 28 Temmuz 2025'te virüs kaynaklı ilk ölümün kayda geçtiğini açıklamıştı.</p>
<p>Ülkede virüsün yayılmasını engellemek amacıyla yüksek risk gruplarına yönelik aşı kampanyası devam ediyor.</p>

<h2>M ÇİÇEĞİ VİRÜSÜ NEDİR?</h2>
<p>Mpox, daha önce yaygın olarak “maymun çiçeği” diye bilinen hastalığın yeni ve resmi adı.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ırkçı çağrışımlar nedeniyle 2022’de hastalığın adını monkeypox - mpox olarak değiştirdi.</p>
<p>Mpox, çiçek hastalığıyla akraba bir virüsün neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır.</p>
<p>Yakın cilt teması, vücut sıvıları ve virüs bulaşmış eşyalar yoluyla yayılır.</p>
<p>Ateş, halsizlik, lenf bezlerinde şişme ve döküntüyle seyreder.</p>
<p>Çoğu vakada hafif atlatılır, risk grupları için aşılama uygulanır.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Feb 2026 12:28:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kanser değil sistem öldürüyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/kanser-degil-sistem-olduruyor-689845</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/04/kanser-degil-sistem-olduruyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/kanser-degil-sistem-olduruyor-689845</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Kanser büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık. Ancak kamu hastanelerindeki yoğunluk, randevu krizi, hayati ilaçlara erişimde yaşanan zorluklar erken tanıyı da tedaviyi de zorlaştırıyor. Hastalar zor durumda .]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kanser, erken tanı ile tedavi edilebilen bir hastalık olmasına karşın Türkiye’de özellikle kamu sağlık sistemindeki yapısal sorunlar nedeniyle her geçen gün daha ölümcül bir tabloya dönüşüyor. Randevu krizleri, onkoloji servislerindeki yoğunluk, kür aralarının açılması ve hayati ilaçlara erişimde yaşanan aksaklıklar, kanser hastalarını zamanla yarışmak zorunda bırakıyor. Parası olan özel hastanelere yönelirken, kamuya mahkûm milyonlarca yurttaş için tedavi süreci bir hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor. Hekimler, ‘‘Kanser, yalnızca bireysel bir hastalık değil; sağlıkta piyasalaşmanın ve eşitsizliğin doğrudan sonucu olan bir halk sağlığı sorunu’’ dedi. </p>

<h2>TABLO AĞIR</h2>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konsey eski üyesi, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Halis Yerlikaya, kanserin kalp-damar hastalıklarından sonra en önemli ölüm nedenlerinden biri olduğunu söyledi. Kanserdeki artışın yalnızca tanı olanaklarının gelişmesiyle açıklanamayacağını söyleyen Yerlikaya, tütün kullanımı, obezite, hava kirliliği, sağlıksız beslenme ve güvencesiz çalışma koşullarına da dikkat çekti. Yerlikaya “Kanseri bireysel yaşam tarzına indirgemek, çevresel ve politik sorumluluğu görünmez kılar. Kanser tıbbi olduğu kadar sosyal ve politik bir halk sağlığı sorunudur’’ dedi. Yerlikaya’ya göre Türkiye’de ulusal kanser tarama programları kâğıt üzerinde var, sahada işlemiyor. Meme, serviks (rahim ağzı) ve kolorektal (bağırsak) kanserler için ücretsiz taramalar tanımlı olmasına karşın katılım oranları düşük. “Birçok hasta ileri evrede başvuruyor. Bunun temel nedeni taramaların etkin kullanılmaması ve erişim engelleridir’’ diyen Yerlikaya, taramaların ‘başvuran gelsin’ anlayışıyla yürütülemeyeceğini söyledi. </p>
<p>Kanser tanı ve tedavisinde bölgesel eşitsizlikler, doğrudan yaşam süresine yansıyor. Patoloji, görüntüleme ve radyoterapi olanakları ülke genelinde eşit dağılmıyor.</p>
<h2>1 AYLIK GECİKME BİLE OLMAZ </h2>
<p> Yerlikaya ‘‘Türkiye’de sağlıkta eşitsizlikler, sadece bireysel mağduriyetler değil; sistematik, yapısal ve politik bir sonuçtur. Onkolojide yalnızca bir aylık gecikme bile ölüm riskini artırabiliyor’’ diyerek yol parası, refakatçi ihtiyacı ve konaklama masraflarının özellikle yoksul hastalar için tedaviyi fiilen imkânsızlaştırdığını anlattı. Kanser ilaçlarında kullanılan düşük avro kurunun özellikle ithal ilaçlarda arz sorunlarına yol açtığını belirten Yerlikaya’ya göre bu durum teknik değil, politik bir tercih. </p>
<p>Öte yandan onkolojide tedaviler hızla gelişirken SGK geri ödeme listeleri bilimsel kılavuzların gerisinde kalıyor. Yerlikaya, şöyle devam etti: “Onkolojide tedavi seçenekleri çok hızlı değişiyor. Ancak SGK geri ödeme listeleri bu bilimsel hızla paralel ilerlemiyor. Bir ilacın uluslararası kılavuzlara girmesi ile Türkiye’de geri ödeme kapsamına alınması arasında çoğu zaman yıllar süren bir boşluk oluşuyor. Bu gecikme, kanser hastaları açısından sadece teknik bir mevzuat sorunu değil; doğrudan yaşam süresi ve yaşam kalitesiyle ilişkili bir sorun. Temmuz 2025’te bazı immunoterapi ilaçlarına erişim olanağı oluşsada hastalar bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış ve standart kabul edilen tedavilere yeterince erişemiyor. Bir kısmı bu tedavilere kendi imkânlarıyla ulaşmaya çalışıyor, büyük bir kısmı ise erişemediği için daha eski, daha az etkili ya da yan etkisi daha fazla tedavilere mahkûm kalıyor. Bu da sağlıkta eşitsizliği derinleştiriyor. Parası olanla olmayan arasında bir ‘yaşam şansı farkı’ oluşuyor. Kanser tanısı almış bir hastanın günlerce, bazen haftalarca ilk değerlendirme için beklemesi kabul edilebilir değil. Kemoterapi ünitelerinde, radyoterapi cihazlarında ve yataklı servislerde kapasite sorunları var. Yaşam tasarruf konusu yapılamaz.”</p>
<p style="text-align: center;"><strong>***</strong></p>
<h2>MERKEZLERİN DAĞILIMI EŞİT DEĞİL</h2>
<p>Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Banu Atalar, radyoterapi alanında güçlü bir teknolojik altyapı bulunduğunu ve pek çok merkezde dünya standartlarında cihazların kullanıldığını ancak cihaz sayısının ve merkezlerin dağılımında eşitsizliklerin bulunduğunu söyledi. Atalar, ‘‘Bazı kamu hastanelerinde hasta yoğunluğu nedeniyle tedavi planlamaları ve uygulamalarında zaman zaman gecikmeler yaşanabilmekte. Gecikmeler tedavi sonuçlarını olumsuz etkileyebilir" dedi. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu da erkeklerde akciğer, kadınlarda meme kanserinin ilk sırada geldiğini kaydetti.</p>
<ul>
<li>Yeni kanser vakası: 240 bin</li>
<li>Kanserden ölüm: 129 bin</li>
<li>Son 5 yılda tanı alıp hayatta olan kişi sayısı: 679 bin</li>
</ul>
<p><em> </em></p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Alzheimer ve sosyal devletin çöküşü]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/alzheimer-ve-sosyal-devletin-cokusu-689849</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/04/alzheimer-ve-sosyal-devletin-cokusu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/alzheimer-ve-sosyal-devletin-cokusu-689849</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doç. Dr. Tamer Yazar* </strong></p>
<p><em>Sağlık, eğitim ve barınma haklarından gereğince yararlanamayan bireylerde Alzheimer yalnızca bir hastalık değil; sosyal devletin çöküşünün beyne yansımasıdır.</em></p>
<p>Alzheimer hastalığı yalnızca bir nörodejeneratif hastalık değil, yaşam boyu maruz kalınan çevresel koşulların birikimli sonucudur. Hastalığı yaşlanmanın doğal bir sonucu ya da kaçınılmaz bir genetik kader olarak tanımlama yaklaşımı, toplumsal koşulları görmezden gelme ve tüm sorumluluğu bireyin biyolojisine indirgeme hatasına düşmeye neden olur.</p>
<p>‘The Lancet Commission on dementia prevention, intervention, and care’ tarafından yayımlanan 2020 ve 2024 yılı raporları; düşük eğitim düzeyi, kronik stres, sosyal izolasyon ve sağlık hizmetlerine yetersiz erişimin Alzheimer hastalığı için önemli ve büyük ölçüde önlenebilir risk faktörleri olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>Bu bakış açısı sorumluluğu bireyden alıp, onu çevreleyen sosyal, ekonomik ve politik yapının içine yerleştirir. Çünkü beyin yalnızca genetik mirasla değil; alınan eğitimle, maruz kalınan stresle, sosyal ilişkilerle ve yaşam güvenceleriyle şekillenen bir organdır<em>.</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>***</strong></p>
<p>Alzheimer’ın biyolojik temelinde amiloid- birikimi, tau protein hiperfosforilasyonu, sinaptik kayıp ve nöroinflamasyon yer alır. Ancak bu patolojik süreçlerin ne zaman başladığı ve hangi hızda ilerlediği yalnızca moleküler mekanizmalarla açıklanamaz. Genetik faktörler, özellikle APOE e4 aleli, riski artırır; fakat belirleyici değildir. Aynı genetik profile sahip bireyler arasında hastalığın ortaya çıkışı ve seyri, yaşam koşullarına bağlı olarak büyük farklılıklar gösterebilmektedir.</p>
<p><em>Düşük eğitim düzeyi, sınırlı zihinsel uyarım, sosyal izolasyon, vasküler riskler ve kronik stres Alzheimer etyolojisinin ayrılmaz parçalarıdır. Bu faktörlerin çoğu bireysel tercihlerden çok, bireyin içinde yaşadığı toplumsal düzen tarafından belirlenir.</em></p>
<p>Kronik stres patogenezde merkezi bir rol oynar, bellek ve yürütücü işlevlerden sorumlu beyin bölgelerinde yapısal ve işlevsel bozulmalara yol açar. Dikkat çekici olan, Alzheimer’da en erken etkilenen beyin alanlarıyla kronik stresin en fazla zarar verdiği bölgelerin büyük ölçüde örtüşmesidir. <em>Bu nedenle Alzheimer, yalnızca ileri yaşta ortaya çıkan bir hastalık değil; çocukluk döneminden itibaren biriken biyolojik ve psikososyal risklerin sonucudur.</em></p>
<p>Sosyal devlet modeli, sağlık, eğitim ve barınmayı piyasa koşullarına terk edilemeyecek temel kamusal haklar olarak tanımlar. Sağlık bu çerçevede yalnızca hastalık ortaya çıktığında sunulan bir hizmet değil; toplumun zihinsel kapasitesini ve uzun vadeli refahını koruyan bir yatırımdır<em>. Eğitimde eşitlik, güvenceli barınma ve erişilebilir sağlık hizmetleri bireyin bilişsel bütünlüğünü koruyan yapısal dayanaklardır. Alzheimer etyolojisi bu bağlamda ele alındığında, sosyal devletin rolü dolaylı değil doğrudan belirleyici hale gelir.</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>***</strong></p>
<p>Sosyal devletin gerilediği toplumlarda kronik stres yaygınlaşır, bilişsel rezerv zayıflar ve koruyucu sağlık hizmetleri geri plana itilir. Bu koşullar Alzheimer için güçlü ve büyük ölçüde önlenebilir bir risk zemini yaratır. Türkiye’de son yıllarda eğitim, sağlık ve barınma alanlarındaki yapısal aşınma yalnızca ekonomik değil; toplumun ruhsal ve bilişsel sağlığını etkileyen uzun vadeli bir halk sağlığı sorununa dönüşmüştür.</p>
<p>Alzheimer ile mücadele bireylere “daha çok bulmaca çözmeyi” ya da “stresini yönetmeyi” önermekle sınırlı olamaz. Etkili bir mücadele, yaşam boyu beyin sağlığını koruyacak kamusal bir strateji gerektirir. Alzheimer bir “yaşlılık hastalığı” değil, yaşam boyu süren bir halk sağlığı sorunu olarak tanımlanmalıdır. Eğitim, barınma güvencesi, ruh sağlığı hizmetleri ve koruyucu hekimlik bu mücadelenin temel sütunlarıdır.</p>
<p><em>Alzheimer ile gerçek mücadele yalnızca belleği değil; insanların hayatlarını güven içinde kurabildiği bir toplumsal hafızayı korumayı gerektirir. Kamusal sağlık, eğitim ve barınma güvencesi olmadan Alzheimer’dan söz etmek, nedeni görmezden gelip sonucu tedavi etmeye çalışmaktır.</em></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Nöroloji Uzmanı*</strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[ABD’nin DSÖ’den ayrılması ve Sovyet mirası]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/abdnin-dsoden-ayrilmasi-ve-sovyet-mirasi-689868</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/makale/2026/02/04/abdnin-dsoden-ayrilmasi-ve-sovyet-mirasi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/abdnin-dsoden-ayrilmasi-ve-sovyet-mirasi-689868</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p>Bugün ABD'nin DSÖ'ye yeniden katılıp katılmayacağı ve ne zaman katılacağı konusunda tartışmalar sürerken, 1949’da Sovyetler Birliği’nin ayrılmasıyla yapılan karşılaştırma dikkat çekicidir. Soru, ABD’nin DSÖ’ye dönüşünün, Sovyetler’in 1956’daki halk sağlığına damgasını vuran dönüşüne benzer tarihsel nitelikte bir olay olup olmayacağı.</p>
<p>ABD’nin Ocak 2026’da Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) çekilmesinin ardından, Cenevre’deki DSÖ merkezindeki Amerikan bayrağı indirildi; geride boş, sembolik bir gönder kaldı. Bundan tam bir yıl önce, Başkan <strong>Donald Trump</strong> görevinin ilk gününde imzaladığı başkanlık kararnamesiyle DSÖ’den ayrılacağını duyurmuştu. Dışişleri Bakanı <strong>Rubio</strong> ve Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanı <strong>Kennedy</strong> <a href="https://www.hhs.gov/press-room/joint-statement-by-secretary-of-state-rubio-and-secretary-of-health-and-human-services-kennedy-on-the-termination-of-us-membership-in-the-world-health-organization-who.html">ortak açıklamalarında</a>, DSÖ’yü ABD’nin yaptığı her şeyi kötü göstermekle suçlarken, kurumun ABD bayrağını iade etmeyi reddettiğini ve ABD’nin yükümlülüklerini yerine getirmediğini iddia ettiğini söyledi.</p>

<h2>ÇEKİLME MADDESİ YOK</h2>
<p><strong>DSÖ Anayasası</strong>’nda üye devletlerin örgütten çekilmesine ilişkin bir hüküm yok. DSÖ de üye devletler de ABD’nin ayrılmasını, ülke tüm borçlarını ödemeden, hukuken bağlayıcı olarak kabul etmek zorunda değil. ABD’nin 2024 ve 2025 yılları için DSÖ’ye toplam 206,6 milyon dolar tutarında ödenmemiş aidatı bulunuyor. İlginçtir ki <strong>Trump</strong>’ın ilk dönemindeki çekilme bildirimi <strong>Biden</strong> tarafından iptal edilmiş olsa da <strong>Biden</strong> yönetimi 2024 yılında DSÖ’ye olan borçlarını ödemeyerek bu yükümlülüklerin iki katına çıkmasına neden olmuştu.</p>
<p>ABD'nin çekilmesine ilişkin tek yasal yetki, 1948 tarihli <a href="https://avalon.law.yale.edu/20th_century/decad052.asp"><strong>ABD Kongresi Ortak Kararı</strong></a>'ndan gelmektedir. Bu karar, tüm mali katkı paylarının tam olarak ödenmiş olması durumunda, bir yıl önceden bildirimde bulunarak DSÖ’den çekilmeye izin vermektedir. ABD’nin mali yükümlülüklerini yerine getirmemesi, aslında kendi yasalarını ihlal ettiği anlamına gelmektedir.</p>
<h2>COVID SUÇLAMALARI VE GERÇEK</h2>
<p>ABD’nin DSÖ’den çekilmesinin ardından, yeniden ne zaman ve hangi koşullarda dönebileceği konusunda tartışmalar devam etti. Bence, <strong>Biden</strong> yönetiminin 2021’de yaptığı gibi, yönetim değiştiğinde ABD yeniden üye olacaktır. Motivasyon, <strong>Trump</strong> yönetiminin ayrılma kararıyla yarattığı diplomatik ve halk sağlığı alanındaki utanç verici durumdan kurtulmak ve ülkenin küresel sağlık alanındaki itibarını geri kazanmaktır. ABD’nin gerekçesi, DSÖ’nün pandemi sırasında başarısız olması ve bunun Amerikan halkına <strong>zarar vermesi</strong> olarak sunulmuştu. Ancak bu yalnızca bir iddiaydı.</p>
<p>DSÖ Genel Direktörü <strong>Tedros</strong>, ABD’nin öne sürdüğü gerekçeleri reddederek, bunların <a href="https://www.aa.com.tr/en/americas/un-health-agency-s-chief-calls-us-reasons-for-withdrawal-untrue-warns-move-will-make-world-less-safe/3810068"><strong>doğru olmadığını</strong></a><strong> </strong>söyledi. <strong>Wuhan</strong>’da ilk zatürree vakaları ortaya çıktığında, DSÖ 31 Aralık 2019’da dünyayı uyarmıştı. 9 Ocak’ta yeni koronavirüs doğrulanmış, ertesi gün enfeksiyon kontrol rehberleri yayınlanmış ve 30 Ocak’ta DSÖ en yüksek alarm seviyesi olan <a href="https://www.who.int/news/item/30-01-2020-statement-on-the-second-meeting-of-the-international-health-regulations-(2005)-emergency-committee-regarding-the-outbreak-of-novel-coronavirus-(2019-ncov)"><strong>Acil Durum</strong></a> ilan etmişti. Bu, tüm ülkelerde agresif test, temaslı takibi ve izolasyonun hazırlanması gerektiği anlamına geliyordu.</p>
<p>Washington’da ise mesaj bütünüyle farklıydı. Ocak ve Şubat 2020 boyunca yönetim tehdidi küçümsemeye devam etti; CDC’nin test kitleri başarısız oldu ve ulusal ölçekte bir test ya da maske stratejisi oluşturulmadı. DSÖ’nün küresel yayılmanın durdurulması için kritik olarak nitelendirdiği şubat ayı, ABD’de federal düzeyde kayda değer hiçbir müdahale olmadan geçti. Mart ayı başında DSÖ dünyaya yaygın test çağrısı yaparken, ABD’de siyasi yetkililer bilimsel kurumlarla çelişen açıklamalar yapıyordu. DSÖ 11 Mart 2020’de pandemi ilan etti; üç hafta sonra ise ABD yönetimi DSÖ’ye yönelik siyasi saldırılarını artırdı, fonları keserek uluslararası işbirliğinden uzaklaştı.</p>
<p>Lancet Komisyonu, ABD Sayıştayı ve Johns Hopkins Halk Sağlığı Güvenliği Merkezi’nin bağımsız değerlendirmeleri, Amerikan yanıtının koordinasyon eksikliği, tutarsız mesajlaşma, doğrulanmamış tedavilerin teşviki (hidroksiklorokin ya da dezenfektan enjeksiyonu gibi) ve bilimin politikleştirilmesi nedeniyle başarısız olduğunu belirtti. Sonuç olarak ABD, ölüm oranı açısından dünyanın en kötü performans gösteren yüksek gelirli ülkelerinden biri oldu. Trump yönetiminin yanıtı inkar, siyasileştirme ve ulusal strateji eksikliğiyle karakterize edildi.</p>
<h2>TARİHSEL BİR AYNA: SOVYETLER’İN DSÖ’DEN AYRILIŞI VE DÖNÜŞÜ</h2>
<p>Bu noktada akla şu soru geliyor: ABD’nin DSÖ’ye dönüşü, tarihsel olarak Sovyetler Birliği’nin 1956’da DSÖ’ye dönüşüne benzer bir an yaratabilir mi?<strong> </strong><a href="https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/27715303/"><strong>Sovyetler DSÖ’den 1949’da ayrılmış</strong></a><strong> </strong>ve yedi yıl sonra yeniden katılmıştı. Ayrılık gerekçeleri ideolojik görünse de teknik ve stratejik unsurlar barındırıyordu; DSÖ’nün önceliklerini, programlarını, özellikle de klinik tıp ağırlığını eleştiriyor, örgütün Batı etkisi altında olduğunu savunuyordu.</p>
<p>Sovyetler, DSÖ’nün finansman yapısında ABD’nin baskın rolünü ve bunun yönetişime etkisini de eleştiriyordu. Kurumu <strong>finansal verimsizlik</strong> ve <strong>büyük bağışçılara siyasi bağımlılık</strong> ile suçlamıştı. İlginç biçimde bugün ABD, DSÖ’nün en büyük bağışçısı olduğu halde yeterli etki sahibi olmadığını öne sürerek kurumu eleştiriyor. Sovyetler ayrıca, DSÖ’nün savaş sonrası Avrupa programlarının kapitalizmi desteklediğini, Sovyet bloğunun ise büyük ölçüde göz ardı edildiğini söylüyordu; oysa <strong>Nazi Almanyası</strong>’nın yenilgiye uğratılmasında en büyük yükü Sovyetler taşımıştı.</p>
<p>Sovyetler’in DSÖ’ye dönüşü, küresel sağlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biriydi. 1958’de Sovyet Sağlık Bakan Yardımcısı <strong>Viktor Zhdanov</strong>, Dünya Sağlık Asamblesi’nde çiçek hastalığının küresel olarak eradike edilmesi çağrısında bulundu. Bu öneri, tarihin en başarılı halk sağlığı programlarından biri olan çiçek eradikasyonunun temelini attı. <a href="https://biotech.law.lsu.edu/blaw/bt/smallpox/who/red-book/9241561106_chp9.pdf"><strong>Zhdanov’un anılan konuşması</strong></a>, DSÖ tarihinin en etkili konuşmalarından biri olarak kabul edilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/02/04/abdnin-dsoden-ayrilmasi-ve-sovyet-mirasi.png" alt=""></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://80000hours.org/skills/communication/"><strong>Prof. Viktor Zhdanov</strong></a></p>
<p>DSÖ’ye dönüşünün ardından Sovyetler, küresel sıtma eradikasyonu çabalarında da öncü rol oynadı. Kendi ülkesinde hastalığı neredeyse tamamen ortadan kaldırmış olmanın verdiği deneyimle dönemin en saygın bilim insanlarını, DSÖ programlarını şekillendirmek üzere görevlendirdi: Çiçek eradikasyonundaki rolüyle bilinen <strong>Zhdanov </strong>da bu çabalara siyasi ağırlık kattı.</p>
<p>İlerleyen yıllarda Sovyetler, <strong>1978 Alma-Ata Bildirgesi</strong> ve DSÖ’nün <strong>Temel Sağlık Hizmetleri </strong>yaklaşımının şekillenmesinde önemli bir rol oynadı. Sovyet sağlık sistemi zaten evrensel erişim, güçlü bir birinci basamak ağı ve koruyucu hekimlik gibi Bildirge’nin temel ilkelerini pratiğe dökmüş durumdaydı. <a href="https://www.unicef.org/media/85611/file/Alma-Ata-conference-1978-report.pdf"><strong>Alma-Ata sonuç bildirgesi</strong></a>, sağlığın bir insan hakkı olduğu ve devletlerin tüm yurttaşlara temel hizmet sunma sorumluluğunu vurgulayan Sovyet yaklaşımını büyük ölçüde yansıttı; bu da <strong>Alma-Ata</strong>’yı Sovyetler’in küresel sağlık tarihinde en güçlü iz bıraktığı anlardan biri haline getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/02/04/abdnin-dsoden-ayrilmasi-ve-sovyet-mirasi-1.jpg" alt=""></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Bir dönüm noktası olan </strong><a href="https://www.paho.org/en/who-we-are/history-pan-american-health-organization-paho/alma-ata-revisited"><strong>Uluslararası Temel Sağlık Hizmetleri Konferansı</strong></a><strong> (6-12 Eylül 1978) Sovyetler Birliği’nin Alma Ata kentinde düzenlendi. </strong></p>
<p><strong> </strong>Son olarak, Sovyetler Birliği’nin DSÖ’yü, Avrupa programlarında Sovyet bloğunu ihmal etmekle eleştirmesini hatırlamakta fayda var. <strong>Trump</strong>’ın Davos’ta Avrupa için söylediği <a href="https://www.ndtv.com/world-news/donald-trump-tells-europe-in-davos-without-us-you-would-be-speaking-german-10825204"><strong><em>“Biz olmasaydık Almanca konuşuyor olurdunuz”</em></strong></a><em> </em>sözü de gerçekte tarihin çarpıtılmasıdır. Oysa <strong>Nazi Almanyası</strong>’nı yenilgiye uğratan belirleyici güç Sovyetler Birliği’ydi. Alman asker kayıplarının yüzde 80 ila 90’ı Doğu Cephesi’nde oldu; Almanya birliklerinin büyük çoğunluğunu, tanklarını ve uçaklarını Sovyetler’e karşı kullandı. Kayıpların büyüklüğü, eşi benzeri görülmemiş düzeydeydi: Sovyetler Birliği’nin 20 milyondan fazla kaybına karşılık, ABD’nin asker kaybı 420 bin civarındaydı. Savaşın kırılma noktaları olan <strong>Stalingrad, Kursk</strong> ve <strong>Bagration Harekatları</strong> Sovyet coğrafyasında yaşandı ve Sovyet Kızılordusu Nazi savaş makinesini geri dönülmez biçimde imha etti. Sovyetler olmasaydı, Avrupa’da bir zafer mümkün olamazdı.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/02/04/abdnin-dsoden-ayrilmasi-ve-sovyet-mirasi-2.jpg" alt=""><a href="https://commons.wikimedia.org/wiki/File:RIAN_archive_44732_Soviet_soldiers_attack_house.jpg"><strong>Stalingrad Savaşı</strong></a><strong> (17 Temmuz 1942 – 2 Şubat 1943). Stalingrad'da sokak çatışmaları</strong></p>
<p>Bugün ABD'nin DSÖ’ye yeniden katılıp katılmayacağı ve ne zaman katılacağı konusunda tartışmalar sürerken, 1949’da Sovyetler Birliği’nin ayrılmasıyla yapılan karşılaştırma dikkat çekicidir. Soru, ABD’nin DSÖ’ye dönüşünün, Sovyetler’in 1956’daki dönüşüne benzer tarihsel nitelikte bir olay olup olmayacağı. ABD'nin ayrılması, küresel sağlık yönetişimi ve pandeminin mirası konusunda derin siyasi bölünmeleri yansıtmaktadır. Buna karşılık Sovyetlerin geri dönüşü, yeniden katılımın küresel sağlık çabalarını nasıl yeniden şekillendirebileceğini ve çok taraflı işbirliğini nasıl güçlendirebileceğini göstermiştir. ABD’nin aynı yolu izleyip izlemeyeceği ise bir sonraki yönetimin yaklaşımına ve küresel sağlık diplomasisinin geleceğine bağlı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 04 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Üç  yıl geçti, sağlık hâlâ enkazda]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/uc-yil-gecti-saglik-hala-enkazda-689521</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/02/uc-yil-gecti-saglik-hala-enkazda.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/uc-yil-gecti-saglik-hala-enkazda-689521</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[6 Şubat depremlerinin ardından 3 yıl geçmesine karşın Hatay’da sağlık krizi sürüyor. CHP’nin raporuna göre birinci basamak sağlık hizmetlerinde çöküş yaşanıyor.
Rapora göre, yoğun bakım eksikliği ve personel yetersizliği halk sağlığını tehdit ediyor. 3 yıl geride kalırken kentte sağlık hizmetleri hâlâ yetersiz.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>6 Şubat depremlerinin üzerinden yaklaşık üç yıl geçmesine karşın, en ağır yıkımın yaşandığı kentlerden Hatay’da sağlık hizmetleri hâlâ alarm veriyor. CHP’nin deprem bölgesinde yürüttüğü saha incelemeleri, özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinde derin bir çöküş yaşandığını ve bu durumun sürdüğünü ortaya koydu. Aile Sağlığı Merkezleri (ASM) konteynerlere sıkışırken, hekimlerin 8-9 metrekarelik iyi ısıtılamayan, yazın soğutulamayan, iyi havalandırılamayan, muayene masasının zor sığdığı, muayene paravanının kullanılmasının çok zor olduğu bir alanda günde ortalama olarak 70 hastaya bakmaya zorlandığı, yoğun bakım yatak sayılarında ciddi düşüş olduğu ve personel yetersizliği gibi durumların sağlık hizmetlerini felç ettiği belirtildi. </p>
<p>CHP’nin 28–30 Ocak 2026 tarihlerinde deprem illerinde yürüttüğü inceleme kapsamında Hatay, Osmaniye ve Gaziantep’te görevlendirilen heyetler, hazırladıkları raporları CHP Genel Merkezi’ne sundu. </p>

<h2>YALNIZCA 5 ASM YAPILDI</h2>
<p>Rapora göre Hatay’da depremden etkilenen 56 ASM’den yalnızca 5’i tamamlanarak hizmete açıldı. İnşası süren ya da yeni başlanan ASM sayısının 50 olduğu belirtilirken, deprem sonrası üçüncü yıl geride kalmasına rağmen yurttaşların büyük bölümünün hâlâ konteynerlerde sağlık hizmeti almak zorunda bırakıldığına dikkat çekildi. Kent genelinde 280 aile hekiminin konteyner ASM’lerde görev yaptığı, yaklaşık 50 aile hekimi kadrosunun boş olduğu kaydedildi. Yaklaşık 150 bin yurttaşın birinci basamak sağlık hizmetine erişemediği belirtilen raporda, günde ortalama 70 hastaya bakmak zorunda kaldığı kaydedildi. Su, elektrik ve internet kesintileri nedeniyle hizmetin sık sık aksadığı; hemşireler için oturma alanı dahi bulunmadığı rapora yansıdı. Aşı Takip Sistemi’nin bulunmaması nedeniyle birçok ASM’de aşı uygulamalarının haftada yalnızca bir gün yapılabildiği belirtilen raporda, ASM çalışanlarının mutsuz, umutsuz ve tükenmiş olduğu belirtildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/02/02/uc-yil-gecti-saglik-hala-enkazda.jpg" alt=""></p>
<p>Barınma sorunlarının sürdüğü ve hastalar için bekleme alanı bulunmadığı vurgulanan raporda, yurttaşların açık alanda, ayakta beklemek zorunda kaldığı ifade edildi. Deprem sonrası Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi başta olmak üzere birçok hastane ve ek binanın hizmet dışı kaldığı, bir bölümünün ise sınırlı kapasiteyle yeniden açıldığı aktarıldı. Rapora göre deprem öncesinde 10 bin kişiye düşen yoğun bakım yatağı sayısı 6 iken, bu oran 4,1’e geriledi. Yoğun bakım eksikliğinin Hatay’da hâlâ en kritik sorunlardan biri olduğu belirtildi. Deprem sonrası Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kapsamında Hatay’a çok sayıda hekim atandığı ancak büyük bölümünün mecburi hizmetin ardından tayin ya da istifa yoluyla kentten ayrıldığı kaydedildi. Ameliyathane, yoğun bakım ve servislerde nitelikli personel yetersizliği sürerken; ilaç, tıbbi cihaz ve sarf malzemesi temininde yaşanan sorunların da hizmeti aksattığı, özellikle Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde barınma ve sosyal koşullar nedeniyle çok sayıda öğretim üyesi ve hekimin kentten ayrıldığı, bu durumun tıp eğitimi ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerini olumsuz etkilediği vurgulandı. Raporda, Hatay’da uzun süredir devam eden uyuz vakalarının önemli bir halk sağlığı sorununa dönüştüğü kaydedildi.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>KAMUCU SİSTEM ŞART</h2>
<p>CHP Sağlık Politikaları Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, “Hatay’da 2025 yılında sağlık yatırımları için 6 milyar TL ödenek ayrılmış, projelerin içlerinde bir tane bile aile sağlığı merkezi yok! AKP’nin birinci basamağı yok sayan politikalarının yatırım programındaki yansıması çok açık. Bugüne kadar en az 50 ASM binası tamamlanmalıydı. Sağlık Bakanlığı Hatay’da birinci basamak sağlık hizmetlerini adeta yok sayıyor. 6 Şubat depremleri, geçtiğimiz iki yılda, AKP iktidarının ne riskleri ortadan kaldırabildiği ne iyi bir hazırlık yapabildiği ne de hızlı ve etkili bir müdahalede bulunabildiğini göstermiştir. Hatay saha ziyaretleri ile depremin üzerinden üç yıl geçtiği halde bir toparlanma da yapamadığı açık olarak ortaya çıkmıştır. Ülkemizin kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemine ihtiyacı vardır" dedi.</p>
<figure class="image align-center"><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/02/02/uc-yil-gecti-saglik-hala-enkazda-1.jpg" alt="">
<figcaption>Prof. Dr. Kayıhan Pala<br>CHP Sağlık Politikaları Kurulu Başkanı</figcaption>
</figure>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>KIŞ ORTASINDA TAHLİYE</h2>
<p>6 Şubat depremlerinin ardından oluşturulan Malatya İkizce Geçici Konaklama Merkezi’nde konteynerlerde yaşayan depremzedelere, 9 Şubat tarihine kadar konteynerleri boşaltmaları yönünde tebligat gönderildi. Kışın ortasında gelen tahliye tebligatına tepki gösteren depremzede yurttaşlar “Bu kara kışta, kışın ortasında “hadi buradan çıkın gidin” demek hangi vicdana sığar?” diye sordu. Depremzedeler, gönderilen tebligatın ani olduğunu, kış şartları ve konut teslim tarihlerindeki belirsizlik nedeniyle tahliyenin ertelenmesini, en azından Haziran ayına kadar konteyner kentte kalmalarına izin verilmesini talep etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/02/02/uc-yil-gecti-saglik-hala-enkazda-2.jpg" alt=""></p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 03 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Tek tedavi seçeneğinin kutusu 700 bin lira: "Yaşamak istiyorum"]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/tek-tedavi-seceneginin-kutusu-700-bin-lira-yasamak-istiyorum-689487</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/02/tek-tedavi-seceneginin-kutusu-700-bin-lira-yasamak-istiyorum.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/tek-tedavi-seceneginin-kutusu-700-bin-lira-yasamak-istiyorum-689487</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Nadir görülen bir hastalıkla mücadele eden 23 yaşındaki Tuğba Tanık, bir kutusu 700 bin liraya yakın olan ancak SGK ödeme listesinden çıkarılan ilacı için verdiği hukuk mücadelesini AYM'ye taşıdı. Tanık "Yaşamak istiyorum" diyerek yetkililere seslendi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Nadir görülen ve sinir dokusunda tümörlere yol açan Nörofibromatozis Tip 1 (NF1) hastalığıyla mücadele eden 23 yaşındaki Tuğba Tanık, hastalığın ilerlemesini yavaşlatan hayati ilacının Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ödeme listesinden çıkarılması üzerine verdiği hukuk mücadelesini Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı. </p>
<p>Bir kutusu yaklaşık 13 bin 144 avro olan ve Avrupa’da “yetim ilaç” statüsünde bulunan ilacına erişemediğini belirten Tanık, “Hastanede tedavi olmam gerekirken, adliye koridorlarında ömrüm tükendi. Yaşamak istiyorum” dedi.</p>
<h2>"TEK SEÇENEĞİM BU"</h2>
<p>AYM önündeki açıklamaya Türk Tabipleri Birliği önceki dönem başkanlarından Prof. Dr. Sinan Adıyaman ile Dr. Eriş Bilaloğlu da katılarak destek verdi.</p>
<p>Burada konuşan Tanık, çocukluk çağında, 2007 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde NF1 tanısı konulduğunu, 2018 yılında görme siniri, beyin içi dokular ve tükürük bezinde tümörler tespit edildiğini söyledi.</p>
<p>Işın tedavisi alamayan, kemoterapiden fayda görmeyen ve tümörlerin hayati organlara yakınlığı nedeniyle ameliyat şansı da kalmayan Tanık, doktorların geriye tek tedavi seçeneği olarak 'Koselugo' adlı ilacın kaldığını anlattı.</p>
<p><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/02/02/tek-tedavi-seceneginin-kutusu-700-bin-lira-yasamak-istiyorum.jpg" alt=""></p>
<p>Tanık, doktorları tarafından 2023 sonunda düzenlenen 6 aylık ilaç kullanım raporuyla Sağlık Bakanlığı’na başvurulduğunu, ilacın yurtdışından temini uygun bulunduğunu ancak SGK'nin ilacın Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında yer almadığı gerekçesiyle ödeme talebini reddettiğini anlattı. </p>

<h2>"MEKİK DOKUDUM"</h2>
<p>Bunun üzerine hukuki süreç başlattığını anlatan Tanık, İstanbul ve Ankara’da farklı iş mahkemelerinde açılan davalarda zaman zaman tedbir kararlarıyla ilaca erişebildiğini söyledi. Tanık, şöyle devam etti:</p>
<p><em>"Ancak SGK istinafa başvurunca, karar kaldırıldı. Yeniden mahkemeye başvurdum ve mahkeme duruşmada durumumu görünce tekrar tedbir kararı verdi. SGK tekrar istinafta kararı bozdurdu. Özetle tedavi olmam gereken süreçte İstanbul’da ve Ankara’da mahkeme koridorlarında geçti. Ben bir taraftan ölümcül bir hastalıkla mücadele ederken, diğer taraftan babamın refakatinde Ankara–İstanbul arasında mekik dokuyarak dava takip etmeye çalıştım. Hastanede tedavi olmam gerekirken, adliye koridorlarında ömrüm tükendi. Bu süreçte yaşadığım baskı, belirsizlik ve çaresizlik beni psikolojik olarak çökertti. Yaşamaktan vazgeçecek noktaya sürüklendim. Ailem bunun üzerine İstanbul Barosu’na başvurdu. İstanbul Barosu, bana adli yardımda bulunması için aynı zamanda hekim olan bir sağlık hukuku uzmanı görevlendirdi. Avukatım hem hukuki mücadelemi yürüttü hem de psikolojik destek almamı sağladı. Ancak tüm tıbbi raporlara, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin 'Tedaviden fayda gördüğü' yönündeki Sağlık Kurulu heyet raporlarına rağmen taleplerimiz hem Ankara 16. İş Mahkemesi hem de Ankara BAM 11. Hukuk Dairesi tarafından reddedildi. Bu arada Gazi Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından 7 ay boyunca dosyam bekletilip klinikler arasında dolaştırıldı. Nöroloji kliniğinden bir karşılığı olmayan, “hastalık tıbbi onkolojinin yetkisindedir şeklinde' mahkemenin karar vermesine yaramayan bir rapor verildi. Ankara Tıp ve Çapa Tıp Fakültesi Hastaneleri iş yoğunluğunu ve kendi hastaları olmadığımı bahane ederek bilirkişi raporu düzenlemediler. Neticede dosyam aylarca bekletildi. Bana zaman kaybettirildi. Bugün için hâlâ dava dosyam tamamlanamadı. İki yılı aşkındır hala bilirkişi raporu yok. Oysa benim zamanım yok. Daha önce tedbir kararlarıyla aldığım Koselugo ilacı bitmek üzere. Bu ilacı alamazsam, tedavim duracak. Tedavim durursa, yaşamım tehlikeye girecek. Bir ayrıcalık istemiyorum. Sadece yaşam hakkımın korunmasını istiyorum.Tek umudum Anayasa Mahkemesi hâkimlerinin vereceği tedbir kararında. 23 yaşındayım ve yaşamak istiyorum."</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 02 Feb 2026 17:43:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İhmalin bedeli ağır olur]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/ihmalin-bedeli-agir-olur-689212</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/01/ihmalin-bedeli-agir-olur.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/ihmalin-bedeli-agir-olur-689212</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Grip yayılıyor, zatürre sessizce ilerliyor. Bahçede elinize batan bir gül dikeni bile ölümcül olabilen tetanoza kapı aralayabiliyor. Tüm bu risklere karşı etkili bir korunma yolu varken, erişkin aşılaması Türkiye’de hâlâ ihmal ediliyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber Merkezi</strong></p>
<p>Çocukluk çağı aşılamasında önemli bir noktaya gelinmiş olsa da, erişkinlerde tablo aynı değil. Yan etkilere dair abartılı korkular, yanlış bilgiler ve kamusal bilgilendirmenin yetersizliği, aşıyla önlenebilir hastalıkları yeniden gündelik hayatın parçası hâline getiriyor. Uzmanlar ‘‘Aşı sadece çocukların değil, toplumun tamamının meselesi" diyerek aşılamanın önemine dikkat çekti.</p>
<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hülya Kuşoğlu, özellikle yaşlılıkta kronik hastalıkların da etkisiyle bağışıklık sisteminin zayıfladığını ve bulaşıcı hastalık riskinin arttığını vurgulayarak “Bunun neticesinde erişkinler özellikle yaşlılıkta enfeksiyon hastalıklarını daha ağır geçirmekte hatta hayati riskleri artmaktadır. Aşılamada en güncel yaklaşımlar; bu nedenle özellikle de ileri yaştaki kişilerin aşıyla korunması gerektiğini göstermektedir” dedi. Kuşoğlu, erişkinlerde mutlaka yapılması gereken aşıları şöyle anlattı: </p>

<p><strong>Grip aşısı:</strong> Son dönemde yaygın görülen ve yüksek ateş, kas eklem ağrısı, kuru öksürükle seyreden grip (influenza) akciğer ve kalp hastalıklarına yol açabilmekte. Özellikle yüksek risk grubuna (65 yaş üzeri, hamileler, kronik hastalığı olanlar, 5 yaş altı, sağlık çalışanları vb) mutlaka yaptırılması gereken grip aşısı; hastane yatışı ve ölüm riskini azaltmaktadır.</p>
<p><strong>Zatürre aşıları:</strong> Pnömokok olarak bilinen zatürre, akut menenjit ve sinüzitin en sık bakteriyel etkenidir. Pnömokok aşısı; kronik hastalığı olanlarla bakımevinde kalanlar başta olmak üzere risk grubundaki kişilere mutlaka yapılmalı. Daha önce hiç pnömokok aşısı yapılmamış kişilere tek doz 20 valanlı aşı yapılması yeterli olacaktır. </p>
<p><strong>Tetanoz aşısı:</strong> Çocukluk döneminde yapılmış olan bu aşı yıllar içerisinde antikorların azalması nedeniyle erişkinlerde tekrarlanmalıdır. Tetanoz bakterisi doğada çok yaygın halde olduğundan bahçede bile olan basit yaralanma, örneğin gül dikeni batmasıyla dahi tetanoz enfeksiyonu gelişebillir.</p>
<p><strong>Hepatit aşıları:</strong> Ülkemizde hepatit aşılarının çocukluk aşı takvimine girmesiyle birlikte Hepatit B ve Hepatit A hastalığı daha az görülmektedir. Ancak 1998’den önce doğmuş olan kişilerde aşı olmadığından erişkinler de Hepatit B ve Hepatit A için aşılanmalıdır. . </p>
<p><strong>Zona aşısı:</strong> Ciltte içi sulu yaralara ve haftalarca hatta aylarca sürebilen şiddetli yaygın ağrılara neden olan zona virüsü, görme ve işitme kaybına da yol açabilmektedir. Özellikle 50 yaş üzeri sağlıklı kişiler ya da 50 yaş altında bağışıklık sistemi zayıf olan veya kronik hastalığı olan kişilere uygulanabilmektedir.</p>
<p><strong>HPV aşısı:</strong> HPV insanda genital siğil, serviks kanseri, vajinal, anal kanserler, baş boyun kanserlerine yol açabilmektedir. Tercihen cinsel aktif olmadan önce tamamlanması istenen bu aşının cinsel aktivite başlaması sonrası da uygulanması önerilmektedir. Altı ay içinde 3 doz uygulanan bu aşı kadınlarda özellikle rahim ağzı kanserini önlemesi açısından kanseri engelleyen iki aşıdan biridir.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 02 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[AHEF Pazarlama]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/ahef-pazarlama-689215</link><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/ahef-pazarlama-689215</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı İmparatorluğunda taşraya doktor gönderme ilk olarak 1871 yılında <strong>Memleket Tabipliği</strong> ile başlar, 1913’te <strong>Hükümet Tabipliği</strong> ile devam eder. Cumhuriyet döneminde, 1961 yılında çıkarılan Sağlıkta Sosyalleştirme Yasası uygulamasıyla da <strong>sağlık ocakları</strong> kurulur.</p>
<p>Sağcı iktidarlar adı sosyalizmi çağrıştıran <strong>sosyalizasyonu</strong> baştan itibaren benimsemediler. Sağlık ocaklarını hep bir yük olarak gördüler, destek vermek bir yana sürekli ihmale uğrattılar, kaderlerine terk ettiler.</p>
<p>Sosyalizasyona öldürücü darbeyi vuran ise AKP oldu. Sağlık ocakları tasfiye edilip <strong>Aile Hekimliği</strong> Modeline geçildi.</p>
<p>Aslında hekimler bu geçişi önlemek için yıllarca TTB ve SES’in öncülüğünde <strong>bedeller</strong> ödeyerek mücadele ettiler ama, zor oyunu bozar, sonunda çoğu geçmek zorunda kaldı.</p>

<p>Peşinden önce illerde aile hekimi dernekleri, sonra da Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu, <strong>AHEF</strong> kuruldu.</p>
<p>Normalde siyasi iktidara karşı aile hekimlerinin haklarını savunması gereken bu Federasyon baştan beri tam tersi bir yol izledi. Daha baştan <strong>vizyonunu</strong> AKP’nin aile hekimliği modelini “dünyada birinci basamak sağlık hizmeti olarak model alınan bir noktaya getirmek” diye belirledi. Her zaman iktidarın <strong>paydaşı</strong> olarak davrandı.</p>
<p>Aile hekimlerinin isyanlarını bastırmak için itiraz eder <strong>gibi</strong> yaptığı zaman da bu yaşananların müsebbibi <strong>Saray</strong>, AKP değilmiş de, en fazlası Saray’ın <strong>atadığı</strong> Sağlık Bakanı imiş, iktidarın hiç sorumluluğu yokmuş gibi yaptı.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>Dört günlük Aile Hekimliği <strong>Kongresi</strong> için 1.300 Euro konaklama + 230 Euro havalimanı transfer parası toplayan, bir yandan da aile hekimlerine tansiyon aleti, EKG cihazı <strong>pazarlayan</strong> bu zevat bir de AHEF Akademi diye bir yapı kurmuş, aile hekimlerine sözde eğitim veriyorlar.</p>
<p>İnternet üzerinden yaptıkları bu eğitimlerden birinde geçenlerde <strong>demans</strong> konusunu ele almışlar. Konuşmacı olarak da bir nöroloji profesörünü davet etmişler.</p>
<p>Buraya kadar normal. Yalnız sonra <strong>garip</strong> bir şey olmuş. Onu da sosyal medyada paylaşılan bir videodan öğreniyoruz.</p>
<p>Bu sözde eğitimde nöroloji profesörünün yanında bir de bir <strong>diş hekimi</strong> varmış. Diş hekiminin demansla ne alakası var, demeyin. Meğerse bu zat yirmi beş yıldır Amerika’da fitoterapiyle, <strong>bitkisel </strong>tedaviyle uğraşıyormuş. Son dört yıldır da dünyanın dört bir yanındaki bilim insanlarının on yıllardır çalışıp da başaramadıkları, bırakın tedavi etmeyi, ilerlemesini bile durduramadıkları demans ve <strong>Alzheimer</strong> vakalarına yoğunlaşmış.</p>
<p>Bu yoğunlaşmasının meyvesini de almış. Kendi ifadesiyle “tamamen bitkisel ekstreler ve bitkisel kökenli kimyasalları bir araya getirerek, başta Demans ve Alzheimere karşı tedaviye destek sağlayan ve genelde tüm beyin fonksiyonları için faydalı bitkisel ekstrelerden oluşan mükemmel bir gıda desteği” <strong>ürün</strong> geliştirmiş.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>Patentini aldığı ürün <strong>Bakanlık</strong> tarafından da onaylanmış. Hangi Bakanlık mı? Tabii ki Sağlık Bakanlığı değil. <strong>Tarım ve Orman</strong> Bakanlığı. Bu tür ürünler zaten patates gibi tarlada yetişip mantar gibi ormandan toplandıkları için hep oradan alırlar onaylarını!</p>
<p>Bu ürün <strong>ilaç</strong> değilmiş de Alzheimer hastalığının yanı sıra “11 yaş öncesi hariç, yaş sınırı olmaksızın, yoğun beyin faaliyetlerinizin söz konusu olduğu, üst seviyede beyin fonksiyonlarına ihtiyaç duyacağınız, yoğun sınav ve iş hayatı dönemleri gibi özel dönemlerinizde de, en büyük desteği sağlayacağınız bitkisel <strong>gıda takviyesi</strong>” imiş.</p>
<p>İlaç <strong>değilmiş</strong> ama beyindeki asetilkolin enziminin miktarını arttırıyormuş, asetilkolinesteraz enziminin aktivitesini baskılıyormuş, beyin dokularına daha fazla oksijen ve besin taşıyormuş, Alzheimer hastalığının işareti olan beyindeki plakların oluşumunu engelliyor ve var olanları da temizliyormuş. Daha neler neler!</p>
<p>Yani bu ürün <strong>ilaç değilmiş</strong> ama ilaçmış. Ya da <strong>ilaçmış</strong> ama ilaç değilmiş. Hangisini yutarsanız!</p>
<p>Mucidimiz, öyle her okuduğuna inanmayan müzmin muhalifler için, web sitesine üç adet de “ürün içeriği <strong>literatür</strong>” koymuş. Yalnız nedense bu üç sözde literatür de kendisine ait. Yani bozacının şahidi <strong>şıracı</strong> bile değil, <strong>bozacının</strong> kendisi imiş!</p>
<p>Bu harika ürünün bir aylık kullanımı için 19 bin 898 TL’cik ödeyerek bir koli almanız, bir de her kullanımdan önce şişeyi iyice <strong>çalkalamanız</strong> gerekiyormuş. Bakın burası önemli, yoksa paranız boşa gidebilir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>Peki bu olayın AHEF’le ne ilgisi varmış?</p>
<p>Meğerse bunlar AHEF’le <strong>sistem</strong> kurmuşlar. Ürünü birlikte pazarlıyorlarmış. Bunun için de aile hekimlerine iki alternatif sunuyorlarmış.</p>
<p>Birinci alternatifte aile hekimi ürünü AHEF sisteminden yüzde 20 indirimli olarak 316 Eurodan alıp hastaya piyasa fiyatından, 395 Euroya satacakmış. Aradaki kutu başı 79 Euro farkı da Kapalıçarşı esnafına turist getiren <strong>hanutçu</strong> gibi cebine indirecekmiş.</p>
<p>“Hastasıyla direkt parasal alışverişi <strong>prensiben</strong> tercih etmeyen hekimler” için de ikinci alternatif varmış. Onlar ürünün pazarlandığı siteye kaydolup <strong>kupon kodu</strong> alarak hastaya vereceklermiş. Hasta da bu kupon kodu ile ürünü 395 Euro yerine yüzde 10 indirimle 355 Euroya alacakmış. Bu durumda <strong>prensip sahibi </strong>hanutçu kutu başına 50 Euro kazanacakmış. Bu ülkede her şeyin olduğu gibi prensip sahibi olmanın da bir bedeli var, tabii.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>Ben bu Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu isminin kısaltmasını neden olması gerektiği gibi, <strong>AHDF</strong> olarak değil de <strong>AHEF</strong> olarak kullanıyorlar, diye eskiden beri düşünüp dururdum. Herhalde bu şekilde, D yerine E kullanarak <strong>esnaf</strong> olduklarına dair subliminal mesaj vermek istiyorlar, derdim.</p>
<p>Meğer bunlar oraları çoktan aşmışlar.</p>
<p>Mübarekler hekim derneği değil bir güzel <strong>pazarlama </strong>şirketi olmuşlar.</p>
<p><strong>AHEF Pazarlama!</strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 02 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[SGK’ye çifte soygun]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/sgkye-cifte-soygun-689211</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/02/01/sgkye-cifte-soygun.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/sgkye-cifte-soygun-689211</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Kamu hastanelerinde randevu krizi yurttaşı özel hastanelere mahkûm etti. Fahiş muayene ücretleri ve SGK’ye kesilen şişirilmiş faturalar ise sağlık sistemini çifte talan alanına çevirdi. Sağlık, parası olana ayrıcalık haline geldi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Havin ŞENER  </strong></p>
<p>AKP’nin öve öve bitiremediği Sağlıkta Dönüşüm Programı ile kamusal sağlık adım adım yok edildi. Hastaneleri ‘ticarethane’, hastaları ise ‘müşteri’ haline getiren, sağlığı piyasa kurallarına teslim eden bu düzen hem SGK’yi hem de yurttaşı vurdu. Kamu hastanelerinde aylar sonrasına verilen randevular nedeniyle sağlık hizmetine erişemeyen yurttaşlar, çareyi özel hastanelerde aramak zorunda kalırken bunun faturası ise ağır oldu. Bir yandan SGK’ye şişirilen faturalar kesilirken, diğer yandan yurttaşlar sağlık hizmetine ulaşabilmek için ceplerinden binlerce lira ödemek zorunda bırakıldı. Tabip odaları, sağlık hizmetinin giderek ticarileştirildiğine dikkat çekerek, "Kamuda randevu bulamayan yurttaş çaresizce beklemek zorunda. Özele giderse de yüksek ücretle karşı karşıya. Sağlıkta kâr düzeni sürdürülemez. Hem SGK’nin soyulduğu hem de yurttaşın cebinin boşaltıldığı bu sistem derhal terk edilmelidir" dedi. </p>

<h2>ÜCRETLER CEP YAKIYOR</h2>
<p>AKP hükümetinin sağlık politikalarıyla birlikte sağlık hizmeti kamusal bir hak olmaktan uzaklaştı. Özellikle büyük kentlerde özel hastanelerde uygulanan muayene ücretleri asgari ücretle yarışır hale geldi. Kamu hastanelerinden aylarca randevu alamayan hastalar, acil ya da bekleyemeyecekleri durumlarda özel hastanelere yöneldi ve yönelmeye devam ediyor. Ancak bu durum, parası olanla olmayan arasındaki uçurumu daha da derinleştiriyor. </p>
<p>İstanbul’da özel hastanelerde acil servis muayene ücretleri 1 bin 600 TL’den başlayarak 6 bin TL’ye kadar çıkıyor. İç Hastalıkları (Dâhiliye) muayenesi SGK’lı hastalar için ortalama 3 bin 697 TL olurken, sigortasız yurttaşlar için bu tutar 8 bin TL’ye ulaşıyor. Kulak Burun Boğaz muayeneleri 4 bin 250 TL ile 9 bin 450 TL arasında değişiyor. Dermatoloji muayeneleri SGK’lı yurttaşlar için 5 bin TL’yi aşarken, sigortasız hastalarda 8 bin TL’ye kadar yükseliyor. Çocuk Hastalıkları muayeneleri ise sigortalı hastalar için ortalama 2 bin 810 TL, sigortasızlar için yaklaşık 4 bin TL seviyesinde seyrediyor.</p>
<h2>SGK DE SOYULUYOR</h2>
<p>Özel ve kamu hastanelerinin Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatlarının üzerinde faturalandırma yapması SGK’yi de büyük bir zarara uğratıyor. Gereksiz tetkikler, mükerrer işlemler ve yanlış faturalandırmalar yoluyla kamu kaynakları özel sağlık sektörüne aktarılıyor. Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Mine Coşkun, özel sağlık sektöründeki denetimsizliğe dikkat çekerek, mevzuatın kağıt üzerinde yeterli olduğunu ancak uygulamada ciddi sorunlar yaşandığını söyledi. Coşkun, “Denetimlerin eksiksiz, şeffaf ve mevzuata uygun yapılması gerekiyor. Ancak pratikte bunun ne ölçüde hayata geçirildiği büyük bir soru işareti” dedi. Özel hastane sayısının 2002’den 2024’e yüzde 103 arttığını anımsatan Coşkun, bu büyümeye rağmen hasta memnuniyetinin düştüğünü söyledi. Sağlık Bakanlığı verilerine göre özel hastanelerde memnuniyet oranı 2010’da yüzde 66 iken, 2024’te yüzde 48,6’ya geriledi. Coşkun, “Bu düşüşün temel nedeni sektörün aşırı kâr odaklı hale gelmesi ve denetimsiz büyümesidir” dedi. Sağlık sisteminde hastayı müşteri olarak gören anlayışın terk edilmesi gerektiğini söyleyen Coşkun, “Hem SGK’nin soyulduğu hem yurttaşın cebinin boşaltıldığı bu düzen sürdürülemez. Kamucu, nitelikli, eşit ve ücretsiz sağlık hizmeti sunulmalıdır” çağrısında bulundu.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>DENETİMLER ÇOK YETERSİZ</h2>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Özel Hekimlik Kolu Başkanı Dr. Güray Kılıç, özel hastanelerdeki SGK denetimlerinin yetersizliğine dikkat çekti. Özel hastanelerde yılda yaklaşık 100 milyon muayene yapıldığını belirten Kılıç, “9 aylık bir dönemde yaklaşık 13 bin denetim yapılmış, bunların 12 bini kusurlu çıkmış. Tamamı denetlense ne olacak?” diye sordu. Kılıç, acil servislerde dahi yurttaşlardan ücret alındığını, ‘yeşil alan’ gibi muğlak uygulamalarla hastaların mağdur edildiğini ifade etti. “Kâğıt üzerinde her şey yasal görünüyor ama uygulamada durum bambaşka” diyen Kılıç, itiraz eden hastaların parasının iade edildiğini ancak bunun istisna olduğunu söyledi.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>1 MİLYAR LİRA CEZA KESİLDİ</h2>
<p>SGK verileri, sağlıkta kâr düzeninin ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor. Sayıları 552 olan özel hastanelerin 165’i İstanbul’da bulunuyor. Son 1,5 yılda özel hastanelere ilişkin SGK 13 bini denetim gerçekleştirdi ve bu denetimlerde toplam 12 bin 764 usulsüz işlem tespit edildi. Kesilen cezaların toplamı 1 milyar TL sınırına dayandı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 02 Feb 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[DSÖ’den Nipah virüsü açıklaması]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/dsoden-nipah-virusu-aciklamasi-688731</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/31/dsoden-nipah-virusu-aciklamasi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/dsoden-nipah-virusu-aciklamasi-688731</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[DSÖ, Hindistan’ın Batı Bengal eyaletinde tespit edilen iki Nipah virüsü vakasını yakından izlediğini açıkladı. Örgüt, mevcut verilere göre ulusal ve küresel riskin düşük olduğunu belirtirken, virüsün yarasalardan ve belirli koşullarda insandan insana bulaşabildiğine dikkat çekti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>DSÖ, Hindistan'ın Batı Bengal eyaletinde tespit edilen iki Nipah virüsü vakasını yakından izlediğini açıkladı. Örgüt, mevcut bilgilere göre riskin düşük olduğunu değerlendirirken, virüsün bulaşma yollarını ve özelliklerini hatırlattı.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Hindistan'da ortaya çıkan Nipah virüsü vakalarını yakından takip ettiğini duyurdu.</p>
<h2>''RİSK DÜŞÜK''</h2>
<p>DSÖ'den Anais Legand, Hindistan'ın Batı Bengal eyaletinde 26 Ocak'ta 2 Nipah virüsü vakasının doğrulandığını, başka vaka bildirilmediğini açıkladı. İki hastanın bir sağlık merkezinde destekleyici bakım aldığını belirten Legand, Hindistan'ın salgın kontrol önlemlerini uyguladığını ifade etti. Legand, "Mevcut bilgilere dayanarak, ulusal, bölgesel ve küresel düzeyde risk düşük olarak değerlendiriliyor" dedi.</p>

<h2>YARASALARDAN BULAŞABİLİYOR</h2>
<p>Legand, virüsün genellikle enfekte meyve yarasalarından ve domuz gibi hayvanlardan doğrudan temas veya kontamine gıdaların tüketimiyle bulaştığını aktardı. Belirli koşullar altında insanlar arasında da doğrudan bulaşabildiğini söyledi. Legand, "(Nipah virüsü) İlk olarak 1998'de bildirildi ve o zamandan beri Bangladeş, Hindistan, Malezya, Filipinler ve Singapur'da sınırlı sayıda vaka bildirildi" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>VİRÜSÜN ÖZELLİKLERİ</h2>
<p>Virüsün ortalama kuluçka süresinin 3 ila 14 gün olduğu, hastalığın ölüm oranının ise yüzde 40 ile 75 arasında tahmin edildiği bildirildi. Legand, virüsün önceki salgınlardan daha patojenik olup olmadığını söylemek için henüz erken olduğunu, DSÖ'nün potansiyel mutasyonları değerlendirmek için Hindistan'ın genetik dizilim verisini beklediğini belirtti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 31 Jan 2026 07:09:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[5 belirtiye dikkat: Halsizlik ve yorgunluk ciddi hastalıkların habercisi olabilir]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/5-belirtiye-dikkat-halsizlik-ve-yorgunluk-ciddi-hastaliklarin-habercisi-olabilir-688483</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/30/5-belirtiye-dikkat-halsizlik-ve-yorgunluk-ciddi-hastaliklarin-habercisi-olabilir.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/5-belirtiye-dikkat-halsizlik-ve-yorgunluk-ciddi-hastaliklarin-habercisi-olabilir-688483</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Sebahattin Karahan, uzun süren ve dinlenmekle geçmeyen halsizlik ile yorgunluğun kansızlıktan kansere kadar birçok ciddi hastalığın habercisi olabileceği uyarısında bulundu. Karahan, hangi durumlarda uzman hekime başvurulması gerektiğini de anlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Halsizlık ve yorgunluğun ciddi hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Sebahattin Karahan, “Toplum temelli çalışmalarda erişkin bireylerin yaklaşık yüzde 20-30’unun yaşamlarının bir döneminde belirgin halsizlik ve yorgunluk yaşadığı görülmektedir. Bu yakınmalar kadınlarda, ileri yaş grubunda, yoğun stres altında çalışan bireylerde ve kronik hastalığı olan kişilerde daha sık görülür. Modern yaşam koşulları, düzensiz uyku ve hareketsiz yaşam tarzının bu şikâyetlerin sıklığını artırır” dedi.</p>
<p>Karahan, halsizlik ve yorgunluğun her zaman masum olmadığını vurguladı. Uzm. Dr. Karahan, uzun süren bitkinliğin ciddi hastalıkların habercisi olabileceği konusunda uyararak, bu şikâyetlerin ihmal edilmeden bir uzmana danışılması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Halsizlik ve yorgunluğun, günlük yaşamda en sık karşılaşılan sağlık yakınmaları arasında yer aldığını dile getireren Uzm. Dr. Karahan, "Bu iki kavram çoğu zaman birlikte kullanılsa da, aynı anlama gelmez. Halsizlik, kişinin fiziksel ya da zihinsel olarak kendini güçsüz hissetmesi ve günlük işlerini yaparken zorlanmasıdır. Yorgunluk ise genellikle fiziksel veya zihinsel efor sonrası ortaya çıkan ve dinlenmekle kısmen ya da tamamen düzelen bitkinlik halidir" diye konuştu.</p>
<h2>"KRONİK HASTALIĞI OLAN KİŞİLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR"</h2>
<p>Halsizlik ve yorgunluğun dahiliye (iç hastalıkları) polikliniklerine başvuruların ilk sıralarında yer aldığını ifade eden Karahan, "Toplum temelli çalışmalarda erişkin bireylerin yaklaşık yüzde 20-30’unun yaşamlarının bir döneminde belirgin halsizlik ve yorgunluk yaşadığı görülmektedir. Bu yakınmalar kadınlarda, ileri yaş grubunda, yoğun stres altında çalışan bireylerde ve kronik hastalığı olan kişilerde daha sık görülür. Modern yaşam koşulları, düzensiz uyku ve hareketsiz yaşam tarzı, bu şikâyetlerin sıklığını artırır. Halsizlik ve yorgunluk, sürelerine göre akut, subakut ve kronik olarak sınıflandırılır" dedi.</p>
<p>Halsizlik ve yorgunluğun nedenlerinin oldukça geniş bir yelpazeye yayıldığını dile getiren Uzm. Dr. Karahan, "Üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, grip, Covd-19 ve idrar yolu enfeksiyonları en sık nedenler arasında yer alır. Kansızlık, tiroit hastalıkları, diyabet, kalp ve akciğer hastalıkları da bu tabloya yol açabilir" diye konuştu.</p>
<p>Onkolojik hastalıkların da halsizlik ve yorgunlukla kendini gösterebileceğine dikkat çeken Karahan, "Bazı kanser türleri, özellikle erken dönemlerde dahi açıklanamayan ve ilerleyici halsizlikle ortaya çıkabilir. Kanserin kendisi, eşlik eden anemi ve kilo kaybı bu duruma katkıda bulunur. Ayrıca, kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler de yorgunluğu artırabilir. Depresyon ve anksiyete gibi ruhsal hastalıklar da yorgunluğun önemli nedenleri arasında yer alır. Uyku bozuklukları, bazı ilaçlar ve dengesiz beslenme de bu tabloyu ağırlaştırabilir" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Halsizlik ve yorgunluk şikâyetiyle başvuran hastalarda ayrıntılı öykü ve fizik muayenenin büyük önem taşıdığını söyleyen Karahan, "Şikâyetin süresi, kilo kaybı, ateş, gece terlemesi ve kullanılan ilaçlar mutlaka sorgulanmalıdır. Gerekli durumlarda tam kan sayımı, demir, B12 ve folik asit düzeyleri, tiroid fonksiyon testleri ve biyokimyasal tetkikler istenir" diye konuştu.</p>
<p>Tedavinin temelinin altta yatan nedenin saptanması olduğunu vurgulayan Karahan, "Her halsizlik ve yorgunluk durumunda vitamin veya destek ürünleri kullanılması doğru değildir. Genel öneriler arasında düzenli uyku, dengeli beslenme, yeterli sıvı alımı, düzenli fiziksel aktivite ve stresin azaltılması yer alır" dedi.</p>
<h2>"BU DURUMLARDA MUTLAKA DOKTORA BAŞVURUN"</h2>
<p>Uzm. Dr. Karahan, hangi durumlarda uzman hekime başvurulması gerektiğini şöyle sıraladı:</p>
<p>• Halsizlik ve yorgunluğun 6 haftadan uzun sürmesi,</p>
<p>• Dinlenmekle düzelmemesi,</p>
<p>• Kilo kaybı, ateş ve gece terlemesinin eşlik etmesi,</p>
<p>• Çarpıntı, nefes darlığı veya bayılma hissinin olması,</p>
<p> •Günlük yaşam ve iş performansının belirgin şekilde etkilenmesi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 30 Jan 2026 09:46:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Türkiye Sağlık Raporu 2025]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/turkiye-saglik-raporu-2025-688412</link><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/turkiye-saglik-raporu-2025-688412</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p>Halk Sağlığı Uzmanları Derneği’nin (HASUDER) yeni çıkan kitabının başlığı bu. HASUDER’in yayımladığı dördüncü Türkiye Sağlık Raporu olan kitap 2020-2025 döneminde yaşanan gelişmeleri halk sağlığı bakış açısıyla analiz ediyor. Dönemin COVID-19 pandemisini de içermesi çalışmayı daha da önemli hale getiriyor. Tamamı Derneğin internet sayfasından erişilebilir olan kitabın editörleri Prof. Dr. Bülent Kılıç, Prof. Dr. Ferruh Niyazi Ayoğlu ve Prof. Dr. Derya Çamur.</p>
<p>Kitapta 14 bölüm içinde yapılandırılmış 134 makalede 145 yazarın emeği var. Bölüm başlıkları: Sağlık Politikası ve Yönetimi, Sağlığın Sosyal Belirleyicileri, Bulaşıcı Hastalıklar, Çocuk ve Ergen Sağlığı, Kadın ve Üreme Sağlığı, Yaşlı Sağlığı, Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar, Toplum Ruh Sağlığı, İş Sağlığı, Çevre ve Sağlık, Afetler, Göç ve Göçmen Sağlığı, Engelsiz Toplum ve Sağlığı Geliştirme. Mevzu derin, kuşkusuz farklı yönleriyle eleştirilebilecek yazılar ve değerlendirmeler de var. Emek verenlerin aklına sağlık.</p>

<h2>2020-2025 DÖNEMİ SAĞLIK POLİTİKALARININ ANALİZİ</h2>
<p>Kitap geniş bir çerçeve yazı özelliği de taşıyan bir makaleyle başlıyor. Türkiye’nin doğuşta beklenen yaşam süresi, bebek ölümleri, anne ölümleri ve bulaşıcı hastalık göstergeleri açısından OECD ülkeleri arasında kötü durumunu devam ettirdiği belirtiliyor. Resmi politika haline gelen doğurganlığı artırmaya yönelik çabaların uygun sağlık hizmetleri, bakım altyapısı ve sosyal destek mekanizmalarıyla desteklenmediği takdirde, özellikle kadınlar üzerinde artan bakım yükü ve sağlık riskleri yaratabileceği belirtiliyor. Bu tür politikaların yalnızca demografik kaygılarla değil, hak temelli, toplumsal cinsiyet duyarlı ve sağlık odaklı bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiği anlatılıyor.</p>
<p>Başta yoksulluk olmak üzere sağlığın sosyal belirleyenlerinde yaşanan kötüleşme dikkat çekici. Selçuk’ta beş çocuğun ölümüyle sonuçlanan ev yangını örneği üzerinden barınma koşulları, konut güvenliği ve enerji yoksulluğu gibi sosyal belirleyicilerin, sağlık ve yaşam hakkı üzerindeki doğrudan etkisi vurgulanıyor. Annenin çalışmak amacıyla evden ayrılmak zorunda kalması ve çocuklarını evde yalnız bırakması bireysel bir tercih değil, yoksulluk, çocuk bakım hizmetlerine erişim, kreş eksikliği, güvencesiz çalışma koşulları ve toplumsal cinsiyet temelli bakım yükü gibi sosyal belirleyicilerin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Aşı tereddüdü ve aşı reddi, tütün kontrolü ve gıda güvenliğindeki kötü durum, işçi sağlığı ve iş güvenliğindeki sorunlar anlatılıyor. İş cinayetlerindeki dünya şampiyonluğumuza meslek hastalıklarının tanınması ve bildirilmesi sürecindeki yetersizlikler eşlik ediyor. Kronik hastalıklar, obezite, kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların yaygınlığına, kötü takibine, önde gelen ölüm sebebi olmalarına özellikle vurgu yapılıyor. Ne işe yaradığı anlaşılamayan, yakaladığının boyunu kilosunu ölçen uygulamalara değil, risk temelli, davranış değişikliğini hedefleyen ve birinci basamağı güçlendiren kapsamlı politika tasarımlarına ihtiyaç olduğu belirtiliyor.</p>
<p>COVID-19 pandemisi yönetimine ilişkin en önemli eleştirilerden birinin vaka ve ölüm sayılarına dair verilerin tam, zamanında ve uluslararası karşılaştırılabilir biçimde paylaşılmaması olduğu hatırlatılıyor. Pandemi sonrasında kapsamlı, bağımsız ve şeffaf bir salgın değerlendirme ve politika öğrenme sürecinin yürütülmediği, elde edilen deneyimlerin kurumsal belleğe dönüştürülemediği, gelecekte ortaya çıkması muhtemel yeni salgınlara karşı yetersiz bir hazırlık düzeyinde olduğumuz detaylı biçimde anlatılıyor.</p>
<h2>PİYASACI VE BİLİM DIŞI UYGULAMALAR</h2>
<p>Sağlıkta özelleştirmenin, sağlığı bir kamu hakkı olmaktan çıkardığı, piyasa mantığı içinde kâr odaklı mal ve hizmet sunumuna dönüştürdüğü belirtiliyor. Özel sektörde yoğun bakım yataklarının sayısının artması, taşeronlaşma ve hizmet alımı modellerinin yaygınlaşmasının yarattığı sağlıksızlık anlatılıyor. Dünya suç ve sağlık literatürüne giren “Yenidoğan çetesine” özel vurgu var.</p>
<p>Şehir hastanelerinin durumu, kışkırtılmış sağlık hizmeti tüketimi, beş dakikada muayeneler, acil servisler anlatılıyor. Bu yoğunluk politikalarının sağlık çalışanları üzerinde yıkıcı etkileri var. Hekimlerin giderek artan iş yükü altında çalışmak zorunda kalmaları mesleki tükenmişlik riskini artırıyor, bu durum hem hizmet sunumunun kalitesini hem de sağlık çalışanlarının iş doyumunu olumsuz etkiliyor.</p>
<p>Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının pek çoğundaki bilimsel kanıt eksiklerine rağmen yaygınlaştığı, 200’den fazla endikasyon için önerildiği saptaması yapılıyor. Bunların sağlık sistemi içindeki yerinin ideolojik ya da popülist yaklaşımlar yerine bilimsel kanıtlar, etik ilkeler ve kamu yararı temelinde yeniden değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.</p>
<p>Türkiye sağlık sisteminin en önemli yapısal sorunlarından birinin, aile hekimliği sistemi ile halk sağlığı hizmetleri arasındaki entegrasyonun yetersizliği olduğu belirtiliyor. Hukuk devleti, demokrasi, toplumsal barış ve ifade özgürlüğü alanlarında yaşanan gerilemelerin, toplum sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri giderek daha görünür hâle geliyor. Sağlıkta artan eşitsizlikler, bebek ve çocuk ölümlerinde bölgeler arasında dört kata varan farkların bulunması büyük sorun.</p>
<p>Sonuç değerlendirmesi çarpıcı: “Türkiye’de sağlık politikalarının son beş yıllık performansı; aşırı merkeziyetçilik, kötü yönetim, denetimsizlik/cezasızlık, koruyucu sağlık hizmetlerinin ikinci planda kalması ve toplum katılımının zayıflığı gibi çok katmanlı yapısal sorunlar içermektedir.” Önerilen ise “çok sektörlü iş birliğini güçlendiren, liyakat temelli yönetimi esas alan, halk sağlığı perspektifini merkeze koyan ve toplumun aktif katılımını teşvik eden bir sağlık politikası yaklaşımının benimsenmesi”.</p>
<p>Bu akıl dışı düzende sağlıklı olmak da kalmak da zor. İyi yanı, hepsinin çözümü var. Yeter ki halk geleceğine sahip çıksın.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 30 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yenidoğan çetesi davasında tartışma yaratacak rapor: "6 bebeğin ölümünde ihmal yok"]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/yenidogan-cetesi-davasinda-tartisma-yaratacak-rapor-6-bebegin-olumunde-ihmal-yok-688374</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/29/yenidogan-cetesi-davasinda-tartisma-yaratacak-rapor-6-bebegin-olumunde-ihmal-yok.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/yenidogan-cetesi-davasinda-tartisma-yaratacak-rapor-6-bebegin-olumunde-ihmal-yok-688374</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nın hazırladığı rapor, "Yenidoğan çetesi" davasında dengeleri değiştirecek nitelikte. Raporda, 6 bebeğin ölümünde sanık Doktor Dr. Dursun Eryılmaz’a atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı belirtildi; Adli Tıp Kurumuna ise “kopyala-yapıştır rapor” eleştirisi yöneltildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yenidoğan Çetesi davasında dikkat çekici bir gelişme yaşandı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden iki adli tıp uzmanının hazırladığı rapor dava dosyasına girdi. Raporda, incelenen 6 bebeğin ölümünde tıbbi ihmal bulunmadığı sonucuna varıldı.</p>
<p>Bir yılı aşkın süredir devam eden ve 63 sanığın yargılandığı davada, Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi daha önce Adli Tıp Kurumu (ATK) raporları arasındaki çelişki nedeniyle ATK Üst Kurulundan yeni rapor talep etmişti. Bu süreçte dosyaya giren Cerrahpaşa raporu, tartışmaları yeni bir boyuta taşıdı.</p>

<h2>SANIK AVUKATININ TALEBİYLE HAZIRLANDI</h2>
<p>Dosyaya giren raporun, sanıklardan Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Dursun Eryılmaz’ın avukatı Nazan Işık’ın talebiyle hazırlandığı belirtildi. Talep üzerine Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gürsel Çetin ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Sermet Koç tarafından 35 sayfalık bilimsel mütalaa hazırlandı.</p>
<p>Raporda, Eryılmaz’ın “ihmal suretiyle öldürme” suçlamasıyla yargılandığı Kırçiçek Helvacı, Havvanur Karakoç, Melek Süleymanoğlu, Ayaz Karaduman, Roua Kadan ve Halime Alkari isimli 6 bebeğin tüm tıbbi dosyaları ayrı ayrı incelendi.</p>
<h2>“TANI VE TEDAVİ TIBBEN UYGUN”</h2>
<p>Kısa Dalga’da yer alan habere göre Cerrahpaşa raporunda, söz konusu "bebeklere uygulanan tanı ve tedavi yöntemlerinin tıbbi standartlara uygun olduğu, uygulanan tedaviler ile ölümler arasında illiyet bağı kurulamadığı" ifade edildi.</p>
<h2>“İDARİ SORUNLARDAN HEKİMLER SORUMLU TUTULAMAZ”</h2>
<p>Raporda, yenidoğan yoğun bakım üniteleriyle ilgili olarak dile getirilen personel, ekipman ve organizasyon eksikliklerinin idari nitelikte sorunlar olduğu belirtilerek, bu konularda Sağlık Bakanlığı’nın sorumluluğuna dikkat çekildi.</p>
<h2>OTOPSİ VURGUSU: “CİDDİ EKSİKLİK”</h2>
<p>Raporda, "incelenen bebek ölümlerinden yalnızca birinde otopsi yapıldığına" dikkat çekilerek, "diğer vakalarda otopsi yapılmamasının kesin ölüm nedeninin tespitini zorlaştırdığı" belirtildi. Bu durumun, "klinik tanı ve tedavinin denetlenmesi açısından ciddi bir eksiklik olduğu" kaydedildi.</p>
<h2>ADLİ TIP KURUMUNA AĞIR ELEŞTİRİ</h2>
<p>Cerrahpaşa raporunda, ATK 8. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporlarına yönelik dikkat çekici bir eleştiri de yer aldı. Raporda, ATK mütalaalarında her vaka için şablon ifadelerin tekrarlandığı, somut tıbbi kanıtlara dayanmadan “kopyala-yapıştır” nitelikte değerlendirmeler yapıldığı öne sürüldü.</p>
<p>İddiaların büyük ölçüde tıbbi belgelerden ziyade tape kayıtlarının yorumlarına dayandığı, sahte belge düzenleme suçlamalarının ise somut tıbbi verilerle desteklenmediği savunuldu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 29 Jan 2026 17:39:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ağrı'da hekime ve hemşireye darp!]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/agri-da-hekime-ve-hemsireye-darp-688225</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/29/agri-da-hekime-ve-hemsireye-darp.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/agri-da-hekime-ve-hemsireye-darp-688225</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Doğubeyazıt'ta bulunan ASM'de bir hekim ve hemşire, hasta yakını tarafından fiziksel ve sözlü saldırıya uğradı. Sağlık meslek örgütleri, sağlıkta şiddet olaylarının acilen önlenmesi gerektiğini belirterek "Acilen Sağlıkta Şiddet Yasası çıkarılmalı, özellikle ASM’lerde etkin güvenlik önlemleri alınmalıdır" çağrısı yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>HABER MERKEZİ</strong></p>
<p>Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde bulunan Meteoroloji Aile Sağlığı Merkezi’nde görev yapan bir aile hekimi ve hemşire, hasta yakını tarafından darp edildi. Saldırı sonrası darp raporu alan hekim ve hemşire, saldırgan hakkında şikâyetçi oldu. </p>
<p>Olay önceki gün yaşandı. ASM'ye gelen hasta yakını, önce hemşireye yönelik hakeretlerde bulundu. Tüm uyarılara rağmen tutumunu sürdüren şahıs, bu kez duruma müdahale eden aile hekiminin boğazını sıktı, yumruk attı. Saldırı sonrası hekimin acil servise başvurduğu, tedavi altına alındığı ve darp raporu aldığı öğrenildi. Saldırgan ise olay yerinden kaçtı.</p>

<p>Yaşanan bu olay sağlık meslek örgütlerinin bir kez daha tepkisine neden oldu. Hekim Birliği yaptığı açıklamada "Doğubayazıt’ta bir Aile Sağlığı Merkezi’nde görev yapan aile hekimimize yönelik gerçekleştirilen sözlü ve fiziki saldırıyı kınıyoruz. Görevini yapan bir hekimin boğazının sıkılması, darp edilmesi ve bir sağlık kurumunun şiddet ortamına dönüştürülmesi kabul edilemez. Bu saldırı aile hekimlerimizin nasıl bir güvensizlik ortamında çalışmak zorunda bırakıldığını bir kez daha göstermiştir. Hekimler tehdit altında çalışamaz. Şiddet, sağlık sisteminin bir parçası haline getirilemez. Bu anlayışa karşı sessiz kalmayacağız. Hekime uzanan her el karşısında duracağız" ifadelerine yer verdi. Birlik ve Dayanışma Sendikası da Sağlık Bakanlığı'na seslenerek şunları kaydetti: </p>
<p>"Defalarca talep etmemize rağmen, sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik yasal düzenlemeler hâlâ hayata geçirilmemiştir. Acilen Sağlıkta Şiddet Yasası çıkarılmalı, özellikle ASM’lerde etkin güvenlik önlemleri alınmalıdır. Çıkardığınız yönetmeliklerle meslek onurumuzu zedelemeniz yetmiyormuş gibi, gerekli yasaları çıkarmadığınız için sağlıkta şiddetin önüne geçememekteyiz. Yaşanan her olaydan sorumluluk, gerekli yasal düzenlemeleri yapmayanlara aittir."</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 29 Jan 2026 12:25:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Pankreas kanseriyle ilgili çığır açan gelişme: İspanyol bilim insanı duyurdu]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/pankreas-kanseriyle-ilgili-cigir-acan-gelisme-ispanyol-bilim-insani-duyurdu-688162</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/29/pankreas-kanseriyle-ilgili-cigir-acan-gelisme.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/pankreas-kanseriyle-ilgili-cigir-acan-gelisme-ispanyol-bilim-insani-duyurdu-688162</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[İspanya’da yürütülen bir araştırmada, en agresif ilerleyen kanser türlerinden biri olan pankreas kanserinin tedavisine ilişkin umut verici bulgulara ulaşıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Pankreas kanserinin tedavisi için insanlığa umut olan bir gelişmeye imza atıldı.</p>
<p>İspanya’da yürütülen araştırmada, üçlü tedavinin farelerde pankreas tümörlerini ortadan kaldırdığı keşfedildi.</p>
<p>En agresif ve hızlı şekilde ilerleyen kanser türlerinden biri olan pankreas kanserinin tedavisine ilişkin bu ilerleme İspanya Ulusal Kanser Araştırma Merkezi’nin (CNIO) yeni çalışmasının ürünü.</p>

<p>İspanyol bilim insanı Dr. Mariano Barbacid liderliğinde geliştirilen üçlü tedavi yöntemiyle, farelerde pankreas tümörleri yok edildi ve yeniden ortaya çıkmaları engellendi.</p>
<h2>"YENİ TEDAVİLERİ TASARLAMANIN ÖNÜNÜ AÇIYOR"</h2>
<p>Araştırmacılar yaptıkları açıklamada, “Bu çalışmalar, pankreatik duktal adenokarsinom hastalarının sağkalımını artırabilecek yeni kombinasyon tedavilerinin tasarlanmasının önünü açıyor” dedi.</p>
<p>Bu sonuçların yeni klinik deneylerin geliştirilmesi için yön çizdiğinin kaydedildiği açıklama, bilim dergisi PNAS’ta yayınlandı.</p>
<p>Araştırmadaki sonuçlar, KRAS onkogeninin moleküler yolaklarındaki üç kilit noktanın eşzamanlı olarak hedeflenmesinin, uzun süreli tümör gerilemesi sağladığını gösteriyor.</p>
<h2>“HENÜZ KLİNİK DENEYLER AŞAMASINDA DEĞİLİZ”</h2>
<p>Sonuçlar kanserle mücadelede bir dönüm noktası olabilecek nitelikte olsa da, çalışmanın yazarları temkinli olunması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Araştırmacılar, “Henüz üçlü tedaviyle klinik deneyler yürütme aşamasında değiliz” uyarısında bulundu.</p>
<p>Yazarlar, bu kombinasyonun hastalar için optimize edilmesinin karmaşık bir süreç olacağını belirtirken, bulgunun gelecekteki klinik çalışmaların yönünü belirleyeceğine olan güvenlerini de dile getirdi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 29 Jan 2026 10:39:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Halk sağlığının görünmez devi: Dr. William Foege’nin ardından]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/halk-sagliginin-gorunmez-devi-dr-william-foegenin-ardindan-688101</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/makale/2026/01/29/halk-sagliginin-gorunmez-devi-dr-william-foegenin-ardindan.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/halk-sagliginin-gorunmez-devi-dr-william-foegenin-ardindan-688101</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Foege’nin çığır açan aşılama stratejisi, modern halk sağlığının en büyük başarılarından biri olan çiçek hastalığının yok edilmesinde belirleyici rol oynadı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bilim dünyası, çoğu insanın adını hiç duymadığı kahramanlarla doludur. Pek çok kişi kendini iyi bilgilendirilmiş görse de 20. yüzyılda en çok hayat kurtaran bilim insanlarının kimler olduğundan habersizdir — Billy Woodward’ın <a href="https://www.amazon.com/Scientists-Greater-Than-Einstein-Lifesavers/dp/1884956874"><strong><em>Einstein’den Daha Büyük Bilim İnsanları: Yirminci Yüzyılın En Çok Hayat Kurtaranları</em></strong></a> kitabında yer alan isimler gibi. Kitabın kapağında bu bilim insanlarının silüetleri yer alır ve aralarında, çiçek hastalığını ortadan kaldıran devrim niteliğindeki aşılama stratejisinin mimarı olan hekim, uzun boyuyla dikkatleri üzerine çeker. <strong>Dr. William H. Foege</strong> kariyerinde pek çok başarıya imza atmış olsa da adı özellikle çiçek hastalığının yok edilmesiyle — yalnızca 20. yüzyılda 300 ila 500 milyon insanın hayatına mal olan bir hastalıkla — sonsuza dek anılacaktır. <strong>Foege</strong>, 24 Ocak’ta, 89 yaşında hayata veda etti.</p>

<h2>BİR BELANIN SONU: ÇİÇEĞİN TARİH SAHNESİNDEN SİLİNİŞİ</h2>
<p>9 Aralık 1979’da uluslararası bilim komisyonu, çiçek hastalığının tamamen yok edildiğini duyurdu. İnsanlarda görülen bulaşıcı hastalıklar içinde, bu başarı hala tektir. Tarih boyunca milyonları öldüren bu hastalığın kökeni MÖ 2. yüzyıla kadar uzanır; ancak son genetik analizler, modern varyola virüsünün 16. yüzyılda ortaya çıktığını düşündürmektedir.</p>
<p><strong>Edward Jenner</strong>’in 1796’da geliştirdiği aşı ile başlayan süreç, 19. ve 20. yüzyıldaki zorunlu aşılama programlarıyla hız kazandı. Çiçek hastalığının eradikasyonunu mümkün kılan unsurlar arasında virüsün yalnızca insanlarda görülmesi ve belirtilerin çok hızlı ortaya çıkmasıyla vakaların kolayca tespit edilmesi bulunuyordu.</p>
<p>1967’de <strong>Dünya Sağlık Örgütü</strong>’nün <strong>(DSÖ)</strong> küresel eradikasyon programıyla beraber hastalık dünyanın dört bir yanında çembere alınırken, son kalıntılar Afrika Boynuzu ve Hindistan alt kıtasında görülüyordu. 1977’de Somali’deki son doğal vaka kaydedildi.</p>
<h2>ÇEMBER (RİNG) AŞILAMA: BİR GECİKMEDEN DOĞAN DEHA</h2>
<p>Bugün Ebola salgınlarında kullanılan <strong>“çember aşılama”</strong> stratejisinin kökeni, Nijerya’da yaşanan bir lojistik krize dayanıyor. O dönemki resmi yaklaşım, nüfusun en az %80’inin kitlesel aşılama yoluyla korunması ve ardından kalan bulaş zincirlerinin “temizlik kampanyaları”yla yakalanmasıydı. Doğu Nijerya’daki kitlesel aşılama kampanyası için gönderilen aşılar zamanında ulaşmayınca, <strong>Foege </strong>geçici bir yaklaşım geliştirdi: Yoğun vaka takibi yapıp, her aktif vakanın çevresindeki dar bir coğrafi alanda yoğun aşılama uygulamak. Bu, aşı izi bulunmayan herkesi veya vakayla temas etmiş olabileceği düşünülen kişilerin tamamını aşılamak anlamına geliyordu. <strong>Foege</strong> ne yaptığını çok iyi biliyor ve sonucu öngörüyordu. Aşı sevkiyatı nihayet bölgeye ulaştığında, nüfusun yalnızca yaklaşık yarısı aşılanmış olmasına rağmen tespit edilebilir hiçbir çiçek hastalığı bulaşı kalmamıştı.</p>
<p><strong>Foege</strong> yıllar sonra şöyle diyecekti: <em>“Yeni bir strateji değildi; önemli olan kitlesel aşılamayı bırakıp doğrudan ikinci bölüme </em><em>geçebileceğimizi göstermemizdi.”</em></p>
<p>Bu yaklaşımın gücü, onu Hindistan’daki en zorlu salgına karşı da galip getirdi. Bihar Eyaleti’nde uzun tartışmalardan sonra yetkililer, <strong>Foege</strong>’nin yöntemiyle devam etmeye ikna oldu ve bir yıl sonra Hindistan, çiçek hastalığından tamamen kurtuldu.</p>
<figure class="image"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/01/29/halk-sagliginin-gorunmez-devi-dr-william-foegenin-ardindan.jpg" alt="">
<figcaption>
<p><em>Billy Woodward’ın Foege’ye de yer verdiği Einstein’den Daha Büyük Bilim İnsanları: Yirminci Yüzyılın En Çok Hayat Kurtaranları kitabı (Foege, en uzun boylu olarak kapakta dikkatleri üzerine çekiyor). Alev Alev Bir Ev: Çiçek Hastalığını Yok Etme Mücadelesi kitabi ise Foege’nin anılarını yazdığı eser.</em></p>
</figcaption>
</figure>
<h2>CDC’NİN VİZYONER LİDERİ VE SONRA GELEN ÇÖKÜŞ</h2>
<p><strong>Foege</strong>, 1977–1983 yılları arasında ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri’nin (CDC) başına getirildi. AIDS salgınının ilk yıllarında kurumun yönünü belirledi ve CDC’nin sadece bulaşıcı hastalıklara değil, başlıca ölüm nedenlerine - trafik kazaları ve silahlı şiddet dahil - odaklanması gerektiğini savundu. Bu tavır, CDC’yi Ulusal Silah Derneği NRA ve Cumhuriyetçi siyasetçilerle karşı karşıya getirdi. <strong>Foege</strong>’ye göre CDC, siyasi müdahaleden uzak, bilimin ve kanıtın yönlendirdiği bir kamu sağlığı koruyucusu olmalıydı.</p>
<p>Son yıllarında, CDC’nin otoritesinin aşındığını derin bir endişeyle izledi. <strong>Trump</strong> döneminde kurum defalarca itibarsızlaştırıldı; bilimsel rehberleri sorgulandı ya da görmezden gelindi ve uluslararası itibarı ciddi şekilde zedelendi. DSÖ ile işbirlikleri zayıflatıldı, aşı tavsiyeleri çarpıtıldı ve kurumun kilit kadroları adım adım boşaltıldı. <strong>Foege</strong>, halk sağlığının siyasallaşması, bilimsel uzmanlığın dışlanması ve yanlış bilginin yayılmasıyla hem CDC’nin misyonunun hem de toplumun refahının ciddi tehlike altına girdiği konusunda uyarılarda bulunmuştu.</p>
<p><strong>Robert F. Kennedy Jr</strong>’in ABD’de halk sağlığını yerle bir etmesiyle ilgili <strong>Foege</strong> 2025’te Statnews’a şunları <a href="https://www.statnews.com/2025/08/18/rfk-jr-public-health-threats-william-foege-smallpox/">yazmıştı</a>: <em>“</em><em>Bir insan, Kennedy’nin bu kadar saçmalığa dayanan söylemlerinin kimseyi peşinden sürüklemeyeceğini düşünebilir. Ancak ne yazık ki, otorite konumundaki kişilerden gelen zırvalıkları kabul etmeye hazır insanlar var. Kennedy kalp cerrahı olmaya karar verse çok daha az tehlikeli olurdu; o zaman insanları birer birer öldürürdü, şu anda ise binlercesinin hayatını riske atabilecek bir konumda. Neden tek bir kişiyi öldürmek “cinayet” sayılırken, kitlelerin ölümüne yol açanlar politikacı olunca mazur görülebiliyor?”</em></p>
<h2>İKİ KAHRAMANIN ORTAK MİRASI</h2>
<p><strong>Foege</strong>’nin adı çiçek hastalığının eradikasyonuyla özdeşleşmiş olsa da aynı derecede minnet borçlu olduğumuz bir isim daha var: Sovyet bilim insanı <strong>Dr. Viktor Zhdanov. </strong>Soğuk Savaş’ın ortasında bile uluslararası işbirliğine inanan Sovyet virolog ve epidemiyolog, küresel eradikasyon fikrini 1958’de Dünya Sağlık Asamblesi’ne ilk sunan kişiydi. Önerisi (WHA11.54), 1959’da kabul edildi.</p>
<figure class="image"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/01/29/halk-sagliginin-gorunmez-devi-dr-william-foegenin-ardindan-1.jpg" alt="">
<figcaption>
<p><em>Çiçek hastalığının kökünün kazınmasına yaptıkları katkılar nedeniyle Future of Life Award ödülünü birlikte alan Dr. Zhdanov ve Dr. Foege (Fotoğraf Wikimedia)</em></p>
</figcaption>
</figure>
<p>2020’de, <strong>Foege</strong> ve <strong>Zhdanov</strong>, çiçek hastalığının kokunun kazınmasına yaptıkları katkılar nedeniyle <a href="https://futureoflife.org/fla-award/future-of-life-award-2020/"><strong>Future of Life Award</strong></a> ödülünü birlikte aldı. COVID-19 pandemisi nedeniyle uzaktan düzenlenen tören sırasında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri <strong>António Guterres</strong> şöyle dedi:<br><em>“Bill Foege ve Viktor Zhdanov’un çiçeğin eradikasyonundaki katkıları için hepimiz minnettarız; onların çalışması, bilimin ve uluslararası işbirliğinin hastalıkla mücadelede ne kadar güçlü olabileceğini gösterdi.”</em></p>
<p>Bugün her iki bilim insanını da saygıyla anıyorum. <strong>Foege</strong> ve <strong>Zhdanov</strong>’un mirası, yalnızca bir hastalığın yok edilişinde değil, insanlığın ortak iyiliğine duyulan inançta yaşamaya devam ediyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 29 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Konya'da müezzin aile hekimine saldırmıştı: Ankara Tabip Odası'ndan tepki]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/konya-da-muezzin-aile-hekimine-saldirmisti-ankara-tabip-odasi-ndan-tepki-688060</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/28/konya-da-muezzin-aile-hekimine-saldirmisti-ankara-tabip-odasi-ndan-tepki-saglik-kurumlarinda-siddet-durdurulamaz-boyuta-ulasti.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/konya-da-muezzin-aile-hekimine-saldirmisti-ankara-tabip-odasi-ndan-tepki-688060</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Ankara Tabip Odası Konya’da görev yapan aile hekimi Ahmet Tolu'nun çalıştığı aile sağlığı merkezinde Y.M. isimli müezzinin saldırısına uğramasına ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı.  Açıklamada "Sağlık kurumlarında ve çalışma ortamlarımızda karşılaştığımız şiddet durdurulamaz bir boyuta ulaştı" ifadeleri kullanıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Tabip Odası (ATO), "Sağlık kurumlarında ve çalışma ortamlarımızda karşılaştığımız şiddet durdurulamaz bir boyuta ulaştı. 5 dakikalık muayene süreleri, her geçen gün niteliği düşen sağlık hizmeti, mesleki özerkliğe yönelik müdahaleler, hekimlerin ve sağlık emekçilerinin tükenmişliği, derinleşen ekonomik kriz ve sosyal sorunlar, hastalarla hekimleri karşı karşıya getiren politikalar, mesleğimizin değersizleştirilmesi, sağlıkta şiddete davetiye çıkaran faktörlerdir" açıklamasını yaptı.</p>

<p>Ankara Tabip Odası, Konya’da görev yapan aile hekimi Ahmet Tolu'nun çalıştığı aile sağlığı merkezinde Y.M. isimli müezzinin saldırısına uğramasına ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Açıklamada, şu ifadeler kaydedildi: <br><br>"Şehit Ufuk Başarı Aile Sağlığı Merkezi'nde görev yapan Aile Hekimi Dr. Ahmet Tolu görevi başında hasta yakını tarafından darp edildi. Muayene sırası nedeniyle çıkan tartışmada meslektaşımızın odasına giren saldırgan Dr. Ahmet Tolu'nun parmağını ısırdı ve yumrukla saldırdı. Sağlık kurumlarında ve çalışma ortamlarımızda karşılaştığımız şiddet durdurulamaz bir boyuta ulaştı. Ülkemizde hekimlerin ve sağlık çalışanlarının yüzde 84'ü görevi başında en az bir kere sözlü veya fiziksel şiddete maruz kalıyor.</p>
<p>5 dakikalık muayene süreleri, her geçen gün niteliği düşen sağlık hizmeti, mesleki özerkliğe yönelik müdahaleler, hekimlerin ve sağlık emekçilerinin tükenmişliği, derinleşen ekonomik kriz ve sosyal sorunlar, hastalarla hekimleri karşı karşıya getiren politikalar, mesleğimizin değersizleştirilmesi, sağlıkta şiddete davetiye çıkaran faktörlerdir. Hiçbir hekimin ve sağlık çalışanının kılına zarar gelmesine tahammülümüz kalmadı. Sağlıkta şiddete karşı cezasızlığın son bulması için Türk Tabipleri Birliği'nin hazırladığı Sağlıkta Şiddet Yasası yürürlüğe konmak zorundadır. Bu kapsamda, sağlık çalışanlarına yönelik işlenen suçlarda cezalar artırılmalı ve cezasızlık son bulmalıdır. Türk Ceza Kanunu'nda 'Sağlık Çalışanlarına Yönelik Şiddet' başlığıyla yeni bir suç kategorisi tanımlanmalıdır. Sağlık kuruluşlarına silahla girilmesi yasal düzenlemelerle engellenmelidir."</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 28 Jan 2026 17:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Asistan hekimler artık yeter diyor: Tıpta uzmanlık eğitimi çöküyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/asistan-hekimler-artik-yeter-diyor-tipta-uzmanlik-egitimi-cokuyor-688057</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/28/asistan-hekimler-artik-yeter-diyor-tipta-uzmanlik-egitimi-cokuyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/asistan-hekimler-artik-yeter-diyor-tipta-uzmanlik-egitimi-cokuyor-688057</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[İstanbul Tabip Odası, tıpta uzmanlık eğitiminin plansız kadro artışları, piyasa odaklı politikalar ve denetimsizlik nedeniyle çökme noktasına geldiğini belirtti. Açıklamada, "Bu yönde acil ve kalıcı adımlar atılmadığı sürece hem sağlık çalışanları hem de toplum ağır bedeller ödemeye devam edecektir" denildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>HABER MERKEZİ</strong></p>
<p>İstanbul Tabip Odası (İTO) Yönetim Kurulu, tıpta uzmanlık eğitiminin yıllardır süren yanlış politikalar nedeniyle can çekiştiğini belirterek, asistan hekimlerin giderek derinleşen bir eğitim ve çalışma krizinin içine sürüklendiğini açıkladı. </p>
<p>Odadan yapılan açıklamada, tıpta uzmanlığın tıbbi bilginin ulaştığı düzey dikkate alındığında günümüzde kaçınılmaz bir gereklilik olduğuna dikkat çekilerek "Nitelikli uzman hekimlerin yetiştirilmesi, bir ülkenin sağlık sisteminin sürdürülebilirliği açısından yaşamsal önemdedir. Bu ise ancak iyi planlanmış, nitelikli ve denetlenebilir bir tıpta uzmanlık eğitimiyle mümkündür" denildi. Ülkede eğitim politikaları açısından uzun süredir ciddi bir başarısızlık yaşandığı belirtilen açıklamada, Tıpta uzmanlık eğitiminin de bu başarısızlıktan doğrudan etkilendiğine dikkat çekildi.</p>

<h2>OTURACAK ALAN BİLE YOK</h2>
<p>Açıklamada, özetle şu ifadelere yer verildi: “Hekim ve uzman hekim açığı” gerekçesi öne sürülerek; tıp fakültelerinin ve eğitim hastanelerinin fiziki koşulları, eğitici kadro yeterliliği ve hizmet kapasitesi dikkate alınmaksızın asistan hekim kadroları orantısız biçimde artırılmıştır. Niceliği önceleyen bu yaklaşım, eğitimin niteliğini giderek aşındırmıştır. Bu sürecin simgesel kırılma noktalarından biri, Cumhurbaşkanı’nın hekimlerin yurt dışına göçüne ilişkin olarak kullandığı 'Varsın gidiyorlarsa gitsinler. Bizler de üniversiteleri yeni bitiren doktorlarımızı buralarda istihdam ederiz. Asistan doktorlarımızla biz bu yola devam ederiz' ifadesi olmuştur. Zaten öğretim üyesi başına düşen asistan sayısı yüksekken, bu yaklaşımın ardından asistan hekim kadrolarında kontrolsüz bir artış yaşanmıştır. Bazı eğitim kliniklerinde asistanların çalışabileceği, hatta oturabileceği fiziksel alan dahi kalmamış; eğitim ortamları fiilen işlevsiz hâle gelmiştir."</p>
<h2>ASİSTAN ÇOK, EĞİTMEN YOK</h2>
<p>Sağlık Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) verilerine göre, asistan hekim sayısının son 10 yılda arttığı belirtilen açıklamada, 2016 yılında 23 bin asistan hekim varken, bu rakamın 2020’de 33 binlere 2023’te 48 binlere çıktığı anımsatıldı. Açıklamada "2016’dan, 2023’e yaklaşık yüzde 108’lik gibi büyük, niceliksel artışın eğitici kapasitesinde karşılığı ise bulunmamakta; 48 bin asistan hekim için 7–10 bin aralığında eğitmen olduğu tahmin edilmektedir. Bu durum, birçok merkezde eğitici başına düşen asistan sayısının 5–7 aralığına yükseldiğini ve tıpta uzmanlık eğitiminin uluslararası kabul gören standartların belirgin biçimde üzerine çıktığını göstermektedir" ifadelerine yer verildi.</p>
<h2>BUZDAĞININ GÖRÜNEN KISMI</h2>
<p>Tıp fakültesi ve eğitim hastanesi sayılarındaki hızlı artışın özellikle vakıf üniversiteleri üzerinden gerçekleştiği kaydedilen açıklamada, özetle şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Son dönemde tarafımıza ulaşan başvurular, bu kurumlarda yürütülen tıpta uzmanlık eğitiminin, özellikle kendine ait tıp fakültesi hastanesi olmayan vakıf üniversitelerinde ciddi yapısal sorunlar içerdiğini göstermektedir. Başvuruların sayısı ve içeriği, karşı karşıya olduğumuz durumun yalnızca buz dağının görünen kısmı olduğunu düşündürmektedir. Bazı vakıf üniversitelerinde asistan hekimlere, kendi uzmanlık alanlarında herhangi bir eğitici öğretim üyesi atanmadığı; hasta muayene etme ya da ameliyat yapma olanaklarının olmadığı hatta aylarca evlerinde bekleyerek yalnızca taban maaş aldıkları öğrenilmiştir. Tıpta uzmanlık eğitimi, siyasi tercihlerin ve piyasa dinamiklerinin deneme alanı olamayacak kadar önemli bir konudur. TTB ve tabip odalarının yıllardır yaptığı uyarılara rağmen, tıp eğitimi sağlık piyasasının insafına terk edilmiştir. Bugün gelinen noktada tıpta uzmanlık eğitimi can çekişmektedir. Sağlık alanında piyasa dinamiklerinin belirleyici hâle gelmesi, eğitimi 'para getirmeyen' bir faaliyet olarak görme anlayışını güçlendirmiştir. Oysa bir ülkenin sağlık sisteminin geleceği, verilecek nitelikli eğitime bağlıdır. Bu nedenle tıpta uzmanlık eğitiminin planlanması, piyasa gereklerine göre değil; tıbbın bilimsel ve etik gereklilikleri temel alınarak yapılmalıdır. Bu yönde acil ve kalıcı adımlar atılmadığı sürece hem sağlık çalışanları hem de toplum ağır bedeller ödemeye devam edecektir."</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 28 Jan 2026 17:35:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İlaçta kriz sürüyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/ilacta-kriz-suruyor-687830</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/28/ilacta-kriz-suruyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/ilacta-kriz-suruyor-687830</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Bulunamayan ilaç sorunu sürüyor. Eczacılar dertli: “Eczanede ilaç varsa hastaya verilir. Sorunun kaynağı yanlış ilaç fiyat politikalarıdır."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>HABER MERKEZİ</strong></p>
<p>Türkiye’de kronikleşen ilaç yokluğu sorunu derinleşirken, iktidarın uyguladığı fiyatlandırma politikalarının bedeli bir kez daha eczacılara ve hastalara kesiliyor. Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) Genel Başkanı Nurten Saydan, bulunamayan ilaçlar nedeniyle eczacıların hedef gösterilmesine tepki göstererek, “Eczanelerde ilaç saklanmaz. Var olan ilaç hastaya verilir” dedi.</p>

<p>İlaç yokları ile ilgili açıklama yapan Saydan, bulunamayan ilaçlar için tüm sorumluluğun eczacılara yüklenmesine tepki göstererek, eczanelerde ilaç saklanmadığını ve var olan ilacın hastaya verildiğini söyledi.</p>
<p>Saydan, hastalara çağrıda bulunarak “Bulunamayan ilaç sorunu eczacılardan kaynaklı değil. İlaç yokluklarının temel nedeni; mevcut fiyatlandırma politikasının ekonomik gerçeklerle uyumsuzluğu ve bu nedenle de ilaçların Türkiye pazarına yeterli sayıda arz edilmemesidir. Hastalarımızın bu konuda biz eczacılara yardımcı olmalarını bekliyoruz. Bazı ilaçları 3 aylık değil de aylık olarak alabilirler. Reçetede bulunmayan ilaçların 'eşdeğerlerini' gönül rahatlığı ile kullanabilirler. Çünkü, eşdeğer ilaçlar orijinal ilaçlarla birebir aynıdır” dedi.</p>
<p>Saydan, konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu: </p>
<blockquote>
<p>“Yıl sonları ve yıl başlarında hem mevsimsel hastalıklar hem de yaşanan enflasyonist dönem kaynaklı ilaç fiyat düzenlemeleri sebebi ile maalesef eczacılar olarak hiç istemediğimiz ilaç yokları sorunu yaşanmaktadır. Bu sorun da biz eczacıların zerre kadar eksiği ve hatası bulunmamaktadır. Maalesef İlaç fiyat politikaları sebebi ile son 5 yıldır her sene bulunmayan ilaç sıkıntısı yaşıyoruz. Her eczane hasta potansiyeline göre mümkün olan ilaçları eczanesinde bulundurmaya çalışıyor. Özellikle hayati öneme sahip ilaçların her gün yoka girmesi nedeniyle, devamlı ilaçlarını verdiğimiz hastalarımız için bulundurduğumuz ilaçları, zaman zaman reçetede yazılı olan adette karşılamakta sıkıntı yaşıyoruz. Hastalarımız ilaçsız kalmasın diye arz sıkıntısı olan raporlu ilaçları 1 er kutu tedarik ederek hastaların ilaçsız kalmasının önüne geçmeye çalışıyoruz. Bu anlamda eczacılar hastaların tedavilerinin bir nevi sigortası olarak görev yapıyorlar. "</p>
</blockquote>
<h2>İLAÇ SAKLANMAZ</h2>
<p>Saydan eczanelerde ilaç saklanmadığını, hasta mevzuatlara uygun olarak ilaç istediğinde var olan ilacın verildiğini söyleyerek “İlaç, hastası geldiğinde verilecek bir üründür. Ve bizler bu vatanın eczacıları olarak mesleğimiz gereği tek bir kutu bile olsa o ilacı hastaya veririz. İlaç firmalarının yaratmış olduğu bu kaos günlerinden doğru ilaç politikaları ile çıkabiliriz. Unutmayalım ilaç sağlık açısından stratejik bir üründür ve herhangi bir ticari meta gibi değerlendirilemez" dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 28 Jan 2026 10:34:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Nipah virüsü hakkında bilinenler: Belirtileri ne, Türkiye'de görüldü mü?]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/nipah-virusu-hakkinda-bilinenler-belirtileri-ne-turkiye-de-goruldu-mu-687627</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/27/nipah-virusu-hakkinda-bilinenler-belirtileri-ne-turkiye-de-goruldu-mu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/nipah-virusu-hakkinda-bilinenler-belirtileri-ne-turkiye-de-goruldu-mu-687627</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Özellikle Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerinde görülen Nipah virüs, zaman zaman ölümcül salgınlara yol açmasıyla dikkati çekiyor. Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, Türkiye'nin Nipah virüsünün doğal olarak görüldüğü ülkeler arasında yer almadığı ifade etti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hindistan'ın Batı Bengal eyaletinde ocak ayının ortasında Nipah virüsü taşıdığından şüphelenilen 2 kişi tedavi altına alındı.</p>
<p>Sağlık yetkilileri, söz konusu 2 kişinin, Barasat'ta aynı özel hastanede görev yapan 1'i erkek, diğeri kadın 2 hemşire olduklarını kaydetti. Bu kişilerle temaslı olanların da izlem altında oldukları kaydedildi.</p>

<h2>NİPAH VİRÜSÜ NEDİR?</h2>
<p>Nipah virüsü, hayvanlardan insanlara bulaşan ve ölüm oranı çok yüksek olan tehlikeli bir zoonotik enfeksiyon olarak biliniyor.</p>
<p>Özellikle Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerinde görülen virüs, zaman zaman ölümcül salgınlara yol açmasıyla dikkati çekiyor.</p>
<p>Hem hayvanlarda hem de insanlarda hastalığa yol açan Nipah virüsü, Malezya'nın Nipah bölgesinde ilk kez bir salgınla başladığı için bu adı almıştı.</p>
<p>Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, virüs hakkında bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p>Diktaş, Nipah virüsüne karşı spesifik bir antiviral tedavi bulunmadığını ve hastalıkla mücadelede en etkili yöntemin korunma olduğunu belirtti.</p>
<h2>BELİRTİLERİ NELER?</h2>
<p>Hüsrev Diktaş, virüsün belirtilerini şöyle açıkladı:</p>
<p><em>"Ateş, kas ağrıları, ishal, bulantı ve kusma gibi belirtilerle başlayan hastalık, bazı olgularda ağır solunum yetmezliğine ya da beyin enfeksiyonu olan ensefalite kadar ilerleyebilmektedir. Bu durum, hastalığın ölümcüllüğünü artıran en önemli faktörlerden biridir."</em></p>
<h2>TÜRKİYE'DE GÖRÜLDÜ MÜ?</h2>
<p>Diktaş, Türkiye'nin Nipah virüsünün doğal olarak görüldüğü ülkeler arasında yer almadığını vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p><em>"Ülkemiz bu yarasaların doğal yaşam alanı içerisinde yer almamaktadır. Ancak Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerine seyahat eden vatandaşlarımızın dikkatli olması büyük önem taşımaktadır. Bu ülkelere seyahat eden kişilerin açıkta satılan yiyeceklerden, meyve sularından ve hijyeninden emin olunmayan gıdalardan kesinlikle kaçınması gerekir. Ayrıca meyve yarasalarının bulunduğu alanlarda temas riskine karşı son derece dikkatli olunmalıdır."</em></p>
<h2>NELERE DİKKAT EDİLMELİ</h2>
<p>Nipah virüsünün kuluçka süresinin uzun olabildiğini, virüsle temas sonrası belirtilerin genellikle 4-14 gün içinde ortaya çıksa da bu sürenin 45 güne kadar uzayabildiğini anlatan Diktaş, şu bilgileri verdi:</p>
<p><em>"Bu nedenle riskli bölgelere seyahat eden kişiler, dönüş sonrası bu süre boyunca kendilerini yakından izlemelidir. Seyahat öyküsü olan kişilerde ateş, solunum sıkıntısı, bilinç değişikliği gibi belirtiler ortaya çıkarsa mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı ve seyahat bilgisi sağlık çalışanlarıyla paylaşılmalıdır. Erken farkındalık hem bireysel hem de toplumsal korunma açısından kritik önemdedir."</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 27 Jan 2026 13:36:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yasa var irade yok]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/yasa-var-irade-yok-687294</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/26/yasa-var-irade-yok.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/yasa-var-irade-yok-687294</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[2009’dan bu yana kapalı alanlarda sigara yasağının fiilen uygulanmadığını vurgulayan Sağlığa Evet Derneği, sorunun yeni yasa eksikliği değil, mevcut düzenlemenin bilinçli biçimde hayata geçirilmemesi olduğunu belirtti. Dernek, ruhsatsız ürünlere kapı açılmaması uyarısında bulundu]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı'nın sigarayla mücadelede yeni bir kanun hazırlığı içinde olduğunu belirtmesinin ardından Sağlığa Evet Derneği konuya ilişkin bir açıklama yaptı.</p>
<p>Tütün kontrolünde yaşanan sorunların kaynağının yasa eksikliği değil, siyasal iradenin uygulamadaki isteksizliği olduğuna dikkat çeken dernek, yeni düzenlemenin Türkiye'de satış ruhsatı bulunmayan tütün ürünlerine "yeşil ışık" yakmaması gerektiğini kaydetti. </p>
<p>Yapılan açıklamada, 2009’dan bu yana kapalı alanlarda sigara yasağının sistematik biçimde ihlal edildiği, bu ihlallerin ise zamanla olağan hale getirildiği ifade edildi.</p>
<p>Açılır–kapanır alanlar başta olmak üzere pek çok kapalı kamusal mekânda yasağın fiilen askıya alındığına dikkat çekilen açıklamada, yürürlükteki 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun’un, Dünya Sağlık Örgütü Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’yle uyumlu olduğu anımsatıldı.</p>
<p>Kanunun kapalı kamusal alanların yüzde 100 dumansız hale getirilmesini açık biçimde düzenlediği belirtilerek, “Kanunda bir boşluk yok. Hüküm açık ve yeterlidir” denildi.</p>

<h2>AKSAKLIKLAR VAR</h2>
<p>Ancak yasanın yürütülmesinde ciddi aksaklıklar bulunduğu vurgulanan açıklamada, araştırmalar ve medya yansımalarının, ülke genelinde kapalı alanlarda sigara yasağına uyumun giderek azaldığını ortaya koyduğuna dikkat çekildi. Açıklamada, yurttaş şikâyetlerinin arttığı, ancak etkili bir denetim mekanizmasının işletilmediği kaydedildi. Dernek, yasa ihlallerinin cezasızlıkla beslenerek kalıcılaştığını vurguladı.</p>
<div class="brgn-box"><strong>Ruhsatsız ürünlere kapı açılmamalı</strong>Dernek Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı ise Meclis gündemine getirilmesi planlanan yeni düzenlemelere ilişkin uyarılarda bulundu. <br><br>Dağlı, çözümün yeni yasa yapmak değil mevcut yasanın gereğini yerine getirmek olduğunu belirterek şunları söyledi: <br><br>"Sağlığa Evet Derneği olarak, Kanun’un işaret ettiği dumansız ve tütünsüz kapalı kamusal alanların sağlanmasına yönelik uygulama usul ve esaslarının belirlenerek hayata geçirilmesinin gerekli ve yeterli olacağını düşünüyoruz. Ayrıca, TBMM’nin gündemine getirileceği söylenen ve tütün kontrolü ile ilgili uzmanlık örgütleri ile paylaşılmayan paketin içerisinde, ülkemizde üretim ve satış ruhsatı bulunmayan ürünlere yeşil ışık yakan hükümlerin yer almamasını önemle talep ediyoruz."</div>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 26 Jan 2026 13:42:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Uzmanlardan Nipah virüsü açıklaması: Tablo çok ağır seyredebilir]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/uzmanlardan-nipah-virusu-aciklamasi-tablo-cok-agir-seyredebilir-687244</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/26/uzmanlardan-nipah-virusu-aciklamasi-tablo-cok-agir-seyredebilir.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/uzmanlardan-nipah-virusu-aciklamasi-tablo-cok-agir-seyredebilir-687244</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[DSÖ’nün Hindistan’daki vakalar sonrası acil uyarı yaptığı Nipah virüsü, aşı ve tedavisinin olmaması, insandan insana bulaş riski ve yüzde 75’e varan ölüm oranıyla endişe yaratıyor. Uzmanlar, erken belirtilerin hafife alınmaması ve korunma önlemlerine dikkat çekiyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Behiç Oral, “Nipah virüsü nadir görülmesine rağmen, yakalandığında çok ağır ve hızlı ilerleyen bir klinik tabloya yol açabiliyor. Özellikle beyin iltihabı gelişen vakalarda ölüm oranları ciddi boyutlara ulaşabiliyor” dedi.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Hindistan'da yeniden ortaya çıkan ve tedavisi olmayan Nipah virüsü için acil araştırma çağrısında bulundu.</p>
<p>Ölüm oranı yüzde 75'e kadar çıkan virüs nedeniyle Batı Bengal'de karantina önlemleri artırıldı.</p>
<p>Güven Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Behiç Oral, Nipah virüsünün seyri ve bulaşma risklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Hindistan’daki vakalar sonrası DSÖ’nün uyarılarının önemine dikkat çeken Oral, “İnsandan insana bulaş potansiyeli ve henüz etkili bir aşı ya da spesifik tedavisinin olmaması; Nipah virüsünü küresel ölçekte riskli hale getiriyor. Hastalık erken dönemde grip benzeri belirtilerle başlayabilmektedir. Ateş, baş ağrısı, halsizlik gibi şikâyetler kısa sürede bilinç bulanıklığı, nöbet ve koma tablosuna ilerleyebilir. Nipah virüsü nadir görülmesine rağmen, yakalandığında çok ağır ve hızlı ilerleyen bir klinik tabloya yol açabiliyor. Özellikle beyin iltihabı gelişen vakalarda ölüm oranları ciddi boyutlara ulaşabiliyor. Bu nedenle özellikle riskli bölgelerden gelen veya temas öyküsü olan kişilerde belirtiler kesinlikle hafife alınmamalı. Yarasa teması olan meyveler, hijyenik olmayan gıdalar ve çiğ tüketilen bazı ürünler bulaş açısından risk oluşturabiliyor. Ayrıca hasta kişilerle yakın temas da insandan insana bulaşta önemli bir faktör” diye konuştu.</p>

<h2>‘KORUNMA, EN GÜÇLÜ SİLAHIMIZ"</h2>
<p>Nipah virüsüne karşı korunmanın hayati önem taşıdığını vurgulayan Dr. Behiç Oral,</p>
<p>“Bugün için elimizde aşı ya da net bir tedavi olmadığı için korunma en etkili yöntem. Şüpheli vakalarda hızlı izolasyon, el hijyeni, gıda güvenliği ve sağlık çalışanlarının kişisel koruyucu ekipman kullanımı büyük önem taşıyor. Toplumda korku yaratacak söylemlerden kaçınılmalıdır. Bu tür haberler paniğe değil, bilinçlenmeye hizmet etmeli. Doğru bilgi, erken tanı ve sağlık otoritelerinin uyarılarını takip etmek en güvenli yaklaşımdır” dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 26 Jan 2026 11:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hastaneler artık risk üretim merkezi oldu]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hastaneler-artik-risk-uretim-merkezi-oldu-687138</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/26/hastaneler-artik-risk-uretim-merkezi-oldu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hastaneler-artik-risk-uretim-merkezi-oldu-687138</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber Merkezi </strong></p>
<p>CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, kamu hastanelerinde radyoloji hizmetlerinde yaşanan sorunları TBMM gündemine taşıdı. Akkuş İlgezdi, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, taşeron firmalar aracılığıyla yürütülen radyoloji hizmetlerinin hasta güvenliği açısından ciddi riskler barındırdığını belirtti.</p>

<p>Akkuş İlgezdi, yıllardır “reform” ve “verimlilik” adı altında uygulanan sağlık politikalarının hastaneleri şifa dağıtan kurumlar olmaktan çıkararak risk üreten yapılara dönüştürdüğünü belirterek “Muayene yok, temas yok, hekimlik yok ama tetkik var, fatura var, şirket var. Bu bir sağlık sistemi değil, insan hayatının piyasa kurallarına kurban edildiği bir düzendir” dedi. Hastayı hiç görmeyen hekimlere rapor yazdırılan bir sistem kurulduğunu anımsatan İlgezdi, Sağlık Bakanı Memişoğlu’na soru yöneltti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 26 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[3 yaşındaki Rüveyda'nın ölümü üzerine ailesi, 'yanlış teşhis' gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/3-yasindaki-ruveyda-nin-olumu-uzerine-ailesi-yanlis-teshis-gerekcesiyle-suc-duyurusunda-bulundu-687074</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/25/3-yasindaki-ruveyda-nin-olumu-uzerine-ailesi-yanlis-teshis-gerekcesiyle-suc-duyurusunda-bulundu.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/3-yasindaki-ruveyda-nin-olumu-uzerine-ailesi-yanlis-teshis-gerekcesiyle-suc-duyurusunda-bulundu-687074</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Gaziosmanpaşa'da rahatsızlanarak özel bir hastaneye götürülen ve 'alerji' tanısıyla taburcu edilen 3 yaşındaki Rüveyda Asel Aslan, saatler sonra fenalaşarak hayatını kaybetti. Adli Tıp raporunda ölüm nedeninin 'sepsis' (enfeksiyona bağlı kan zehirlenmesi) olduğu belirlenirken, aile, doktor ve hastane hakkında suç duyurusunda bulundu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Gaziosmanpaşa'da rahatsızlanarak özel bir hastaneye götürülen ve 'alerji' tanısıyla taburcu edilen 3 yaşındaki Rüveyda Asel Aslan, saatler sonra fenalaşarak hayatını kaybetti. Adli Tıp raporunda ölüm nedeninin 'sepsis' (enfeksiyona bağlı kan zehirlenmesi) olduğu belirlenirken, aile, doktor ve hastane hakkında suç duyurusunda bulundu. Baba Mesut Aslan, "Doktor, 'bu çocukta alerji var' diyerek alerji teşhisi koydu. Bir saat sonra serum bittikten sonra aşağı indik, doktorun yanına gittik. 'Doktor bey kızımın durumu iyi değil, hiçbir gelişme yok' dedim. 'Çocuk alerji olmuş beyefendi. 48 saat içinde iyileşecek' dedi. 'İlaçları alın eve gidin' dedi. Biz de eve geldik. Sonra fark ettik ki vücudundan soğuk ter akıyordu. Morlukları fark ettik. Kızım acil servisin önünde kucağımda vefat etti" dedi.</p>
<p>Esenler'de yaşayan Mesut Aslan'ın 3 yaşındaki kızı Rüveyda Asel Aslan, 3 Nisan 2025'te rahatsızlandı. Baba Mesut Aslan, kızını Gaziosmanpaşa'da bulunan özel hastaneye götürdü. Ailenin iddiasına göre, hastanedeki doktor, yapılan tetkikler sonucunda Rüveyda Asel Aslan'a alerji tanısı koydu ve ilaç yazarak taburcu etti. Aslan ailesi, kızlarını alıp eve götürdü.</p>

<h2>SAATLER SONRA FENALAŞTI, HAYATINI KAYBETTİ</h2>
<p>3 yaşındaki Rüveyda'nın 5 saat sonra tekrar rahatsızlanması üzerine annesi ve babası, kızlarını bu defa Bağcılar Devlet Hastanesine götürdü. Acile geldiklerinde durumu kötüleşen Rüveyda yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Rüveyda Asel Aslan'ın cansız bedeni otopsi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Ekim ayında açıklanan Adli Tıp Kurumu raporunda ölüm nedeninin enfeksiyona bağlı sepsis olduğu tespit edildi.</p>
<h2>AİLE SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU</h2>
<p>Aile, yanlış teşhis ve ihmal iddiasıyla sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu. Öte yandan ailenin avukatı, muayeneyi yapan doktor ile reçetedeki ismin farklı olduğunu ve bilirkişi raporu ile polis tutanakları arasında da kamera kaydı çelişkisi bulunduğunu öne sürdü.</p>
<h2>'48 SAATTE İYİLEŞECEK DEDİLER, KUCAĞIMDA CAN VERDİ'</h2>
<p>O gece yaşananları anlatan baba Mesut Aslan, "Kızım 3 Nisan akşamı hastalandı. Vücudu buz gibiydi, gözleri şişti. Biz devamlı gittiğimiz hastaneye kızımızı doktora götürdük. Doktor, 'bu çocukta alerji var' diyerek alerji teşhisi koydu. Serum verdi. Bizi bir saat serum odasında beklettikten sonra, hemşireler de bu olaya şahit, kızımın damar yolunu bulamadılar. Bulamadıkları için de doktora bir daha telefon açılmasını söyledim, bu çocukta alerji yoktur diye. Doktora telefon açtılar. Doktor alerji olduğunu söyledi defaatle. Bir saat sonra serum bittikten sonra aşağı indik, doktorun yanına gittik. Doktor dedi ki, 'çocuğun gözlerindeki şişlik biraz inmiş'. 'Doktor Bey kızımın durumu iyi değil, hiçbir gelişme yok. İyileşme yok, serum yedi' dedim. 'Bu çocuk alerji olmuş beyefendi. 48 saat içinde iyileşecek' dedi. Bize ilaç verdi. 'İlaçları alın eve gidin' dedi. Biz de eve geldik. Sonra kızım, eşimin fark etmesiyle vücudunda soğuk ter akıyordu. Çocuğun üstünü değiştirirken vücudunda morlukları fark etti. Hemen en yakın devlet hastanesi olan Bağcılar Devlet Hastanesi'ne götürdüm. Orada arabanın arkasına koymuştum hatta 5-10 dakikalık bir mesafe evimizden orası. Arabanın arka koltuğundan kızımı aldım, acil servisin önüne geldiğimde kızım acil servisin önünde kucağımda vefat etti. Oradaki doktorlar çok uğraştılar, 45 dakika 1 saate yakın uğraştılar fakat kızım geri gelmedi. Bizi zorla hastaneden çıkartan doktordan şikayetçiyiz, hastaneden şikayetçiyiz. Ben hastaneye gittiğimde bizimle ilgilenen doktor erkek doktordu fakat reçetenin üstünde bayan doktorun ismi var. Biz erkek doktordan şikayetçiyiz. Biz şu an bu doktorun ismini bilmiyoruz. İsmini bilmediğimiz için de soruşturmada ilerleyemiyoruz. Şu an Sağlık Bakanlığı'ndan soruşturma talep ettik. Onun izin gelip gelmeyeceği hakkında bir bilgimiz yok. Adli Tıp raporlarımız çıktı. Adli tıp raporunda kesin ölüm nedeni olarak kanında enfeksiyon çıkmış, sepsise bağlı. Ama doktor bunu fark etmemiş veyahut da dikkate almamış. Adalet Bakanlığımıza, Sağlık Bakanlığımıza ve savcılarımıza sesleniyorum; bir an önce bu işin sonuçlandırılmasını bekliyorum. Kızımız hayat doluydu, neşeliydi. Kaybettik. Başka ailelerin de canının yanmasını istemiyoruz. Bu doktorlar hala şu an görevde. Biz sakinleştiricilerle ayakta duruyoruz şu anda" dedi.</p>
<h2>"DOKTORUN TANISIYLA OTOPSİ RAPORUNDAKİ TANI TEKNİK OLARAK ÇOK FARKLI"</h2>
<p>Ailenin Avukatı Reşat Demiryürek, "Dosya kapsamına bakıldığında müvekkillerim 3 Nisan 2025 tarihinde özel bir hastaneye ağır bir klinik tablo ile Rüveyda Asel Aslan çocukları için başvurmuştur. Çocuğun hastaneye geldiğinde vücut ısısı düşük, yarı baygın halde, konuşamaz ve yürüyemez vaziyettedir. Devamında doktor müvekkillerime çocuğu götürebileceklerini söylemiş, 48 saat içerisinde düzeleceğini söylemiştir. Doktorun koyduğu tanıya bakıldığında 'alerjik ürtiker' kesin tanısı vardır. Alerjik ürtiker tanısı konulmuş, burada devamında ölümden 6 ay sonra Adli Tıp otopsi raporu çıkmıştır. Adli Tıp otopsi raporunda da, çocuğun ölümünün enfeksiyon kaynaklı olduğu, kanda ve çok sayıda organda enfeksiyon kaynaklı olduğu, yani tıp dilinde 'sepsis' (vücutta bulunan bir enfeksiyonun kan dolaşımı yoluyla vücuda yayıldığı, bağışıklık sisteminin kendi hücre ve dokularına zarar verdiği hayati tehdit oluşturan durumdur) dediğimiz teşhisin olduğu görülmüştür. Bu durum doktorun tanısıyla otopsi raporundaki tanının teknik olarak çok farklı olduğunu göstermektedir. Devamında müvekkiller çocuğu gece fenalaşması üzerine devlet hastanesine götürmüşlerdir. Çocuk yolda hastaneye ulaşana kadar vefat etmiştir. Hastanedekiler tüm tıbbi müdahaleleri yapmalarına rağmen çocuk vefat etmiştir. Önemle belirtmemiz gerekir ki bizim devlet hastanesinden herhangi bir şikayetimiz yoktur. Bizim şikayetimiz ihmali olan özel hastane ile ilgilidir. Ayrıca altını çizmek istediğimiz bir konu da şudur: Bizim özel hastaneye müvekkiller gittiğinde çocuğa bakan doktor erkektir, fakat reçetede ve tıbbi belgelerde ismi yazan bir uzman doktordur ve kadındır. Biz şu anda soruşturma yürümekte, soruşturma izni şu an Sağlık Bakanlığı'ndan talep ettik. Ama olayın üzerinden Nisan ayından beri yaklaşık 10 ay geçti. Yargı mensuplarımız ellerinden geleni yapıyorlar ama bizim isteğimiz en azından bir tıbbi değerlendirmede hata var mı, eksik var mı, yani bunun açıklığa kavuşturulması, en azından ailenin acısının bir nebze de olsa dinmesini istiyoruz" diye konuştu.</p>
<h2>"KAMERA KAYITLARININ TEKNİK İNCELEMESİNDE HATA OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDİR"</h2>
<p>Dosyaya sunulan bilirkişi raporundaki teknik hatalara değinen Avukat Demiryürek, "Ayrıca dosyaya gelen bilirkişi raporuna göre, yakın tarihte bilirkişi raporunda otopsi görüntüleri ve ayrıca özel hastanenin kamera kaydı vardır. Kamera kaydı ile ilgili bilirkişi raporunda şu tespit yapılmıştır: Kamera kaydının olay tarih ve saatinin yer almadığı, yine müvekkil ve maktulenin görüntülerde yer almadığı yazılmıştır. Fakat tarafımızca ilgili kolluk birimine gidilmiş, kolluk birimleri nezdinde yapılan incelemede kolluk görevlisiyle birlikte kamera kayıtlarına bakılmış, kamera kayıtlarının olay, tarih ve saatini gösterdiği anlaşılmıştır. Bu hususta dosyada yer alan kamera kayıtlarının teknik incelemesinde hata olduğu görülmektedir. Bu hususta tekrar bir inceleme yapılmasını istiyoruz. Biz şu anda özel hukukta maddi manevi tazminat davasını da doktoru, ihmali olan erkek doktora ulaşamadığımız için açamıyoruz. Şu an aile mağdur durumda, inşallah yetkililere sesleniyoruz, yakın zamanda soruşturma güzel bir şekilde neticelenirse inşallah ailenin mağduriyeti giderilir" dedi.  </p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 25 Jan 2026 18:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Vali ABD'nin çekilme kararını eleştirdi: California, Trump’a rağmen DSÖ ağına katıldı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/vali-abd-nin-cekilme-kararini-elestirdi-california-trumpa-ragmen-dso-agina-katildi-686728</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/24/vali-abd-nin-cekilme-kararini-elestirdi-california-trumpa-ragmen-dso-agina-katildi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/vali-abd-nin-cekilme-kararini-elestirdi-california-trumpa-ragmen-dso-agina-katildi-686728</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[ABD’nin Dünya Sağlık Örgütü’nden ayrılmasının ardından California, BM bünyesindeki Küresel Salgın Uyarı ve Müdahale Ağı’na katıldı. Vali Gavin Newsom, Trump’ın kararını “pervasız” diye niteleyerek halk sağlığının tehlikeye atıldığını söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>ABD'nin, Dünya Sağlık Örgütü'nden (DSÖ) ayrılmasının ardından California eyaleti, Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki Küresel Salgın Uyarı ve Müdahale Ağı'na katıldı.</p>
<p>California Valisi Gavin Newsom'un ofisinden yapılan açıklamada, eyaletin DSÖ'ye bağlı Küresel Salgın Uyarı ve Müdahale Ağı ile işbirliğine gitmesinin, ABD'nin örgütten ayrılmasının hemen ardından gerçekleştiği belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, bu adımın halk sağlığı hazırlıklarının güçlendirilmesi ve küresel salgınlara daha hızlı müdahale edilmesi amacıyla atıldığı vurgulandı.</p>
<p>Federal yönetimin ABD'yi DSÖ'den çekme kararını eleştiren Newsom, "Bu karar hem California sakinlerine hem de tüm Amerikan halkına zarar verecek pervasız bir adımdır." ifadesini kullandı.</p>
<p>Böylece California eyaleti, DSÖ'nün salgınlara karşı erken uyarı ve müdahale mekanizmasına katılan ilk ABD eyaleti oldu.</p>
<p>California Valisi Newsom, Trump'ın yeniden başkan seçilmesinden bu yana federal yönetimin politikalarını eleştiren isimlerin başında geliyor.</p>
<p>ABD basınında ve Demokrat Parti çevrelerinde 2028'deki başkanlık seçimlerinde olası adaylardan biri gösterilen Newsom, özellikle göçmenlik politikaları, iklim değişikliği, çevre ve sağlık konularında Trump yönetimini sık sık hedef alıyor.</p>

<h2>TRUMP'IN DSÖ'DEN AYRILMA KARARI</h2>
<p>ABD Başkanı Donald Trump, göreve gelmesinin hemen ardından ABD'nin, DSÖ'den çekilmesini öngören başkanlık kararnamesini imzalamıştı.</p>
<p>Kararname metninde, ABD'nin çekilmesinin nedenleri olarak, "örgütün Wuhan, Çin ve diğer küresel sağlık krizlerinden kaynaklanan Kovid-19 salgınını kötü yönetmesi, acilen ihtiyaç duyulan reformları benimsememesi ve DSÖ'nün, üye devletlerin uygunsuz siyasi etkisine karşı bağımsızlığını koruyamaması" gösterilmişti.</p>
<p>DSÖ'nün kuruluşunda öncü rol oynayan ve yıllar boyunca en büyük finansal destekçilerinden biri olan ABD, resmi verilere göre örgüte yıllık yaklaşık 111 milyon dolar aidat ve 570 milyon dolar gönüllü katkı sağlıyordu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 24 Jan 2026 13:05:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[5 günlük bebeği darp ederek engelli kalmasına neden olan hemşire hakkında tutuklama kararı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/5-gunluk-bebegi-darp-ederek-engelli-kalmasina-neden-olan-hemsire-hakkinda-tutuklama-karari-686571</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/23/5-gunluk-bebegi-darp-ederek-engelli-kalmasina-neden-olan-hemsire-hakkinda-5-yil-sonra-yakalama-karari-cikarildi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/5-gunluk-bebegi-darp-ederek-engelli-kalmasina-neden-olan-hemsire-hakkinda-tutuklama-karari-686571</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Maraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde kuvöze alınan 5 günlük bebeğe şiddet uygulayarak ömür boyu engelli kalmasına yol açan Hazel Dırık B. adlı hemşirenin tutuklanmasına karar verildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Maraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde kuvöze alınan 5 günlük bebeği darp ederek ömür boyu engelli kalmasına yol açan Hazel Dırık B. adlı hemşire hakkında, olaydan 5 yıl sonra görüntülerin ortaya çıkmasının ardından yakalama kararı çıkarıldı. </p>
<p>Kahramanmaraş 10. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya taraf avukatları katıldı.</p>
<p>Duruşmada söz alan müşteki ailenin avukatı, şikâyetlerinin devam ettiğini belirterek sanığın tutuklu yargılanmasını talep etti.</p>

<p>Sanık avukatı ise dosyaya yansıyan görüntülerin yeni olmadığını, bazı basın organlarında aynı haberlerin tekrar yayımlanmasının yargı sürecini ve mahkemeyi baskı altına aldığını savundu.</p>
<p>Ara kararını açıklayan mahkeme, hakkında adli kontrol tedbiri bulunan sanık Hazel Dırık B.'nin tutuklanmasına karar verdi.</p>
<p>Duruşma, eksik hususların giderilmesi için 19 Şubat'a ertelendi.</p>
<h2>NE OLMUŞTU?</h2>
<p>Maraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan hemşire Hazel Dırık B.’nin, Bozoklar çiftinin 5 günlük bebeklerine kuvözde şiddet uyguladığı ortaya çıkmıştı. Hemşirenin şiddeti nedeniyle Deniz Esin adlı bebek, ömür boyu zihinsel ve bedensel engelli kaldı. Hastane yönetimi hemşireyi kurumdan gönderirken işkenceyi bebeğin ailesinden gizledi. Hemşire hakkında 3 yıl sonra 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Bozoklar ailesi, bebeklerinin 5 günlükken işkenceye maruz kaldığını e-Devlet'ten gelen dava mesajıyla öğrendi. </p>
<h2>KAMERA GÖRÜNTÜLERİ ORTAYA ÇIKTI</h2>
<p>Yargılama devam ederken, Hazel Dırık B.’nin Deniz Esin Bozoklar’a uyguladığı şiddetin güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı. Dava dosyasına giren görüntülerde, Hazel Dırık B.’nin kan alması 14 dakika sürüyor. Bebeği kuvözden alıp sedyeye yatıran Hazel Dırık B., kan almak isterken, ağlamaya başlayan Deniz Esin’in başına vurup ardından bacağını sıkarak kendine doğru çekiyor ve hareketli olan Bozoklar birden durağanlaşıyor. Daha sonra hareket etmeye başlayan bebeğin sol bacağını hareket ettiremediği görüldü. Görüntülerde Hazel Dırık B.’nin, durumu fark edip bebeğin bacağını kontrol etmesi de yer aldı.</p>
<div class='related-content'><div class='row'>
<div class='col-auto align-self-center'>
<div><a href='/haber/5-gunluk-bebege-kuvozde-siddet-engelli-kalan-bebegin-ailesi-yasananlari-e-devlet-ten-gelen-mesajla-ogrendi-686241' target='_blank'><img src='https://static.birgun.net/resim/list-haber/2026/01/22/kuvoz-deki-5-gunluk-bebege-siddet.jpg' alt='5 günlük bebeğe kuvözde şiddet: Engelli kalan bebeğin ailesi yaşananları e-Devletten gelen mesajla öğrendi'></a></div>
</div>
<div class='col align-self-center'>
<div><a href='/haber/5-gunluk-bebege-kuvozde-siddet-engelli-kalan-bebegin-ailesi-yasananlari-e-devlet-ten-gelen-mesajla-ogrendi-686241'>5 günlük bebeğe kuvözde şiddet: Engelli kalan bebeğin ailesi yaşananları e-Devlet'ten gelen mesajla öğrendi</a></div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded><pubDate>Fri, 23 Jan 2026 16:18:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bocavirüs 2-5 yaş arası çocukları vuruyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/bocavirus-2-5-yas-arasi-cocuklari-vuruyor-686351</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/23/bocavirus-2-5-yas-arasi-cocuklari-vuruyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/bocavirus-2-5-yas-arasi-cocuklari-vuruyor-686351</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ada Sude ATAK </strong></p>
<p>Erzincan’da bir Bocavirüs vakasında bir çocuğun ölümden dönmesi, Isparta'da ise 7 yaşındaki bir çocuğun bocavirüsten öldüğü iddiası aileleri endişelendirdi. Bocavirüs; yüksek ateş, inatçı öksürük, nefes darlığı, ishal ve kusma gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Bazı vakalar zatürreye kadar ilerleyebiliyor.</p>

<p>Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz, şöyle dedi: “Bocavirüs yıllardır bildiğimiz bir virüs. Rinovirüsler, influenza, eski koronavirüsler ve son dönemde SARS-CoV-2 gibi birçok etken var. Solunum yolu virüsleri özellikle belli yaş ve risk gruplarında daha ağır seyrediyor. 2–4 yaş arasındaki çocuklar solunum yolu enfeksiyonları açısından daha riskli grupta bulunuyor. Kış aylarında risk büyük” dedi. </p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 23 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Umut azaldıkça ilaç satışı arttı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/umut-azaldikca-ilac-satisi-artti-686353</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/23/umut-azaldikca-ilac-satisi-artti.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/umut-azaldikca-ilac-satisi-artti-686353</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Geçim sıkıntısı, gelecek endişesi, yarına dair umutsuzluk derinleştikçe antidepresan kullanımı da arttı. Son 10 yılda Türkiye’de antidepresan kullanımı yüzde 58,5 oranında artarak 71 milyon kutuyu geçti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber Merkezi </strong></p>
<p>Türkiye’de antidepresan kullanımı son yıllarda dikkat çekici biçimde arttı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, paylaştığı verilerle ülkede adım adım bir “ruh sağlığı krizi” yaşandığını belirterek, artışın arkasında ekonomik kriz, yoksulluk ve umutsuzluk olduğunu savundu.</p>
<p>Bulut’un aktardığı bilgilere göre, 2016 yılında 45 milyon 132 bin olan antidepresan kullanımı, 2024 itibarıyla 71 milyon 527 bin kutuya yükseldi. Son 10 yılda artış oranı yüzde 58,5 olurken, yalnızca son bir yılda antidepresan kullanımı yaklaşık 6 milyon kutu arttı.</p>
<p>2025 yılında kullanımın bir önceki yıla göre yüzde 9 yükseldiğine dikkat çeken Bulut, kamunun antidepresanlar için ödediği bedelin de hızla arttığını söyledi. Buna göre, 2024’te 5 milyar 35 milyon lira olan harcama, 2025’te 6 milyar 480 milyon liraya çıktı.</p>

<h2>TOPLUM AYAKTA TUTULMAYA ÇALIŞILIYOR</h2>
<p>Artışın nedenlerine ilişkin değerlendirmede bulunan Bulut, şunları söyledi: “Bu artış tesadüf değil, bu artış kötü ülke yönetiminin, yoksulluğun ve umutsuzluğun sonucudur. İşsizlik, geçim derdi, borç batağı ve yarın kaygısı vatandaşın psikolojisini yerle bir etti. İktidar sorunları çözmek yerine, toplumu antidepresanlarla ayakta tutmaya çalışıyor. Antidepresan kullanımı halk sağlığı açısından endişe verici noktalarda.”</p>
<p>Gelir düzeyleri ile hayatın gerçekleri arasındaki kopuşa dikkat çeken Bulut, “İnsanlar ay sonunu değil, yarını düşünmekten uyuyamaz hale geldi. Yaşanan ruhsal çöküş istatistiklerle gizlenemez. Vatandaş daha fazla ilaçla değil; adaletle, güvenle ve emeğinin karşılığını aldığı insanca yaşam koşullarıyla iyileşir. Türkiye’yi antidepresan bağımlısı haline getirenler bu tablonun sorumluluğundan kaçamaz” dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 23 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Lactalis, bebek mamalarını geri çağırdı: Tehlikeli toksin tespit edildi]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/lactalis-bebek-mamalarini-geri-cagirdi-tehlikeli-toksin-tespit-edildi-686285</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/22/lactalis-bebek-mamalarini-geri-cagirdi-tehlikeli-toksin-tespit-edildi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/lactalis-bebek-mamalarini-geri-cagirdi-tehlikeli-toksin-tespit-edildi-686285</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Fransız süt ürünleri şirketi Lactalis, tehlikeli toksin tespit edilmesi üzerine “Picot” marka bebek mamasının 6 partisini aralarında Fransa, Çin ve İspanya’nın da bulunduğu çok sayıda ülkede piyasadan geri çağırdı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Fransız çok uluslu süt ürünleri şirketi Lactalis, toksinler içerebileceği gerekçesiyle birçok ülkede satışı yapılan bebek mamalarını geri çağırdı.</p>
<p>France 24'ün Lactalis grubu açıklamasına dayandırdığı habere göre şirket, Şili, Çin, Kolombiya, Kongo, Çekya, Ekvador, Fransa, Gürcistan, Yunanistan, Kuveyt, Madagaskar, Meksika, Monako, İspanya, Peru, Avustralya, Özbekistan ve Tayvan'da bebek mamalarını geri çağırma kararı aldı.</p>

<p>Açıklamada, eczanelerde ve süpermarketlerde satılan "Picot" marka bebek mamasının 6 partisinin bir tedarikçiden temin edilen bileşeninde tehlikeli toksin tespit edilmesinin ardından piyasadan çekilmesi istendi.</p>
<p>Bebek mamasında tespit edilen bakteriyel kökenli toksinin çocuklarda ishal ve kusmaya yol açabileceği belirtilen açıklamada, parti numarası açıklanan 6 grup dışında diğer ürünlerin güvenli olduğu konusunda taahhütte bulunuldu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 22 Jan 2026 15:04:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[5 günlük bebeğe kuvözde şiddet: Engelli kalan bebeğin ailesi yaşananları e-Devlet'ten gelen mesajla öğrendi]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/5-gunluk-bebege-kuvozde-siddet-engelli-kalan-bebegin-ailesi-yasananlari-e-devlet-ten-gelen-mesajla-ogrendi-686241</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/22/kuvoz-deki-5-gunluk-bebege-siddet.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/5-gunluk-bebege-kuvozde-siddet-engelli-kalan-bebegin-ailesi-yasananlari-e-devlet-ten-gelen-mesajla-ogrendi-686241</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Maraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan hemşire Hazel Dırık B.’nin, Bozoklar çiftinin 5 günlük bebeklerine kuvözde şiddet uyguladığı ortaya çıktı. Hemşirenin şiddeti nedeniyle Deniz Esin adlı bebek, ömür boyu zihinsel ve bedensel engelli kaldı. Hastane yönetimi hemşireyi kurumdan gönderirken işkenceyi bebeğin ailesinden gizledi. Hemşire hakkında 3 yıl sonra 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Bozoklar ailesi, bebeklerinin 5 günlükken işkenceye maruz kaldığını e-Devlet'ten gelen dava mesajıyla öğrendi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Maraş'ta 5 günlükken hemşire şiddetine maruz kalan Deniz Esin adlı bebek, ömür boyu zihinsel ve bedensel engelli kaldı. Hastane yönetiminin gizlediği skandal, ailenin 3 yıl sonra e-Devlet’ten gelen bir mesajla gerçeği öğrenmesiyle ortaya çıktı.</p>
<p>Sema Bozoklar, 21 Mayıs 2021’de Maraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde kızı Deniz Esin’i dünyaya getirdi. Bebek, düşük kiloda doğduğu için yeni doğan servisinde kuvöze alındı.</p>

<p>31 Mayıs 2021’de bir hemşire, Deniz Esin Bozoklar’a damar yolu açmak istediği sırada bebeğin çok durağan olduğunu ve sol bacağında da şişlik tespit etti. Hemşirenin hastane yönetimine bilgi vermesi üzerine hemen muayene edilen bebeğin bacağının kırık olduğu belirlenirken, nedeninin de tespit edilmesi için güvenlik kamerası kamera görüntüleri geriye dönük olarak incelendi.</p>
<p>İnceleme sonunda bebeğin 5 günlükken 26 Mayıs 2021’de hemşire Hazel Dırık B.’nin şiddetine maruz kaldığı tespit edildi.</p>
<h2>BEBEĞİN UĞRADIĞI ŞİDDET AİLEDEN SAKLANDI</h2>
<p>Hastane yönetimi, Deniz Esin’i özel bir hastaneye sevk ederken Sema ve Abdullah Bozoklar çiftine de kızlarına hemşire tarafından uygulanan şiddete ilişkin bilgilendirme yapmadı. Özel hastanede tedavisi tamamlanıp taburcu edilen Deniz Esin’in anne ve babasına, çocuklarının hem bedensel engelli hem de serebral palsi ve epilepsi olduğu belirtildi.</p>
<p>Bozoklar çifti, yaşadığı şiddetten habersiz bir şekilde kızlarını alarak evlerine döndü. Hastane yönetimi ise kendi içinde başlattığı idari soruşturma sonunda hemşire Hazel Dırık B.’nin hastaneyle olan ilişkisini kesti. Kahramanmaraş İl İdare Kurulu da Hazel Dırık B.’nin yargılanmasına karar verdi.</p>
<h2>AİLE, GERÇEĞİ E-DEVLET'TEN GELEN DAVA MESAJILA ÖĞRENDİ</h2>
<p>Olaydan 3 yıl sonra Haziran 2024’te hemşire Hazel Dırık B. hakkında Kahramanmaraş 10’uncu Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘Kasten yaralama’ suçundan 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı, e-Devlet’ten de Bozoklar çiftine dava günü mesajı gitti. Mesaja bir anlam vermeyen aile, avukatları Sait Bolat’la yaptıkları araştırmada hemşire Hazel Dırık B.’nin kızları Deniz Esin’e 5 günlükken şiddet uyguladığını ve kızlarının aslında doğuştan değil, şiddet sonucu engelli kaldığını öğrendi. </p>
<h2>KAMERA GÖRÜNTÜLERİ ORTAYA ÇIKTI</h2>
<p>Yargılama devam ederken, Hazel Dırık B.’nin Deniz Esin Bozoklar’a uyguladığı şiddetin güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı. Dava dosyasına giren görüntülerde, Hazel Dırık B.’nin kan alması 14 dakika sürüyor. Bebeği kuvözden alıp sedyeye yatıran Hazel Dırık B., kan almak isterken, ağlamaya başlayan Deniz Esin’in başına vurup ardından bacağını sıkarak kendine doğru çekiyor ve hareketli olan Bozoklar birden durağanlaşıyor. Daha sonra hareket etmeye başlayan bebeğin sol bacağını hareket ettiremediği görüldü. Görüntülerde Hazel Dırık B.’nin, durumu fark edip bebeğin bacağını kontrol etmesi de yer aldı.</p>
<h2>"BUNUN ADI VAHŞETTİR"</h2>
<p>Görüntüleri değerlendiren ailenin avukatı Sait Bolat, Deniz Esin Bozoklar’ın uğradığı şiddetin basit bir darp olayı olarak değerlendirilemeyeceğini belirtti. Görüntülerin, bebeğin neden engelli kaldığını açıkça ortaya koyduğunu ifade eden Bolat, şunları söyledi:</p>
<p><em>“Görüntüler dosyamıza girdi. Gerçekten yürek dayanmaz görüntüleri izlemeye. Sanık tam 14 dakika boyunca 5 günlük bebeğimizden kan almaya çalışıyor. Kan alırken de defalarca kez kafasına vurmak suretiyle müvekkilimizi darbediyor. Neticeten yine kan almaya devam ettiği esnada müvekkilin ayağına yapmış olduğu müdahale sonucu ayağının kırıldığını görüntülerden görmekteyiz. Kendince daha sonra ayağını kontrol ediyor ancak hiçbir yetkiliye ya da doktora haber vermeden çekip gidiyor. Bunu basit bir darp olayı olarak değerlendirmemiz zaten mümkün değil. Bunun adı 14 dakika boyunca vahşettir, eziyettir, işkencedir. En başından beri biz bunun basit bir yaralama suçu olmadığı kanaatindeyiz. Somut olayda yaşanan suç, adam öldürmeye teşebbüs suçudur.” </em></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 22 Jan 2026 13:32:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[10 milyon diyabetli cepten ödemeye mahkum]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/10-milyon-diyabetli-cepten-odemeye-mahkum-686184</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/22/10-milyon-diyabetli-cepten-odemeye-mahkum.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/10-milyon-diyabetli-cepten-odemeye-mahkum-686184</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[SGK’nin diyabet hastalarının hayati önemdeki tıbbi malzemelerine yaptığı yüzde 9’luk artış, yüksek enflasyon karşısında yetersiz kaldı. Eczacılar, “Vatandaş yine cebinden para ödeyecek. Hastaları mağdur eden bu tablo bir an önce düzeltilmeli" dedi]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>HABER MERKEZİ</strong></p>
<p>Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) diyabet hastalarının kullandığı insülin kalem iğne uçları ve kan şekeri ölçüm çubukları için yaptığı yüzde 9’luk ödeme artışı, artan yaşam maliyetleri karşısında hastaların yükünü hafifletmedi. Ülkede sayıları 10 milyonu aşan diyabet hastaları, temel sağlık ihtiyaçları için cepten ödeme yapmaya devam edecek. Eczacılar, bu duruma tepkili. </p>
<p>17 Ocak 2026’da Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) yapılan düzenlemeyle tıbbi malzeme ödemelerinde farklı oranlarda artışa gidildi. Hasta alt bezleri ve işitme cihazları gibi bazı kalemlerde artış yüzde 20’ye kadar çıkarken, diyabet hastalarının günlük ve zorunlu olarak kullandığı malzemelerde artış oranı yüzde 9 civarında kaldı. Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) Genel Başkanı Ecz. Nurten Saydan, yapılan artışın hastaların yükünü azaltmaktan uzak olduğunu belirterek, “Vatandaş yine cebinden para ödeyecek” dedi. </p>

<p>Saydan "Kurum, kan şekeri ölçüm çubuğu (Strip) ödemelerine yüzde 9,26 artış yaparak 57,20 liradan 62,50 liraya yükseltti. İnsülin kalemi iğne uçlarına yaptığı ödemeyi ise 54,36 lira dan 59,30 liraya çıkarttı. Diyabet hastalarının en çok ihtiyaç duydukları tıbbi malzemelere yapılan bu zam 2025 enflasyon oranı olan yüzde 30,89’un üçte biri bile değil. Özetleyecek olursak eczanelerimizde 150 lira ile 500 lira arasında fiyatı değişen civarında olan bu ürünlerin çok cüzi bir kısmı SGK tarafından karşılanmaktadır. Bu durum diyabet hastalarımıza maddi olarak büyük bir külfet yüklemektedir. Bu durumun biz eczanelerden kaynaklanmadığını vatandaşlarımızın bilmesini istiyoruz" diye konuştu. </p>
<p>6 YETİŞKİNDEN BİRİ DİYABETLİ </p>
<p>Türkiye’de diyabetin ulaştığı boyutlara da dikkat çeken Saydan, her altı yetişkinden birinin diyabet hastası olduğunu, tanı konmuş hastaların yaklaşık yüzde 45’inin ise hastalığının farkında olmadığını belirtti. Müdahale edilmemesi halinde hasta sayısının 2035 yılında 12 milyona ulaşacağı uyarısında bulunan Saydan "Türkiye, diyabette Avrupa’da Özbekistan’dan sonra ikinci sırada. Diyabet; tip 1, tip 2, spesifik nedenlere bağlı diyabet ve gebelik diyabeti (gestasyonel diabetes mellitus-GDM) olmak üzere başlıca dört gruba ayrılır. Diyabetli bireylerin çoğunluğunu tip 2 ve tip 1 diyabetli bireyler oluşturmaktadır. Diyabet, insülin direnci, insülin eksikliği veya her ikisinin bir arada bulunmasına bağlı olarak gelişen, kan şekerinin yüksek olduğu bir hastalıktır. Diyabetin en önemli belirtileri ağız kuruluğu, susama hissi, çok su içme, çok ve sık idrar yapma, gece idrara çıkma, halsizlik, yorgunluk, sık acıkma, çok yemek yemeye rağmen kilo kaybıdır. Ciltte kuruma ve kaşıntı, bulanık görme, deri ve idrar yolu infeksiyonları, vajinal kaşıntı, tekrarlayan mantar infeksiyonları, yaraların geç iyileşmesi, ayaklarda b0azen de ellerde hissizlik veya uyuşma karıncalanma görülebilir" ifadelerini kullandı. </p>
<p>Diyabet hastaları için düzenli kan şekeri ölçümünün hayati önemde olduğunu vurgulayan Saydan, tek kullanımlık ölçüm stripleri ve insülin iğne uçlarının bir “lüks” değil, zorunlu tıbbi ihtiyaç olduğunun altını çizdi. “En ucuz ölçüm çubuğu baz alındığında bile SGK’nın karşıladığı tutar, gerçek maliyetin ancak üçte birine denk geliyor” diyen Saydan, şöyle devam etti: “Tip 1 diyabet hastaları genellikle günde birkaç kez ölçüm yaparken, Tip 2 diyabet hastaları doktorun önerisine göre ölçüm yapabilir. Kan şekeri ölçüm stripleri ve insülin iğne uçları diyabet hastaları için çok önemlidir. Bu çerçevede değerlendirildiğinde SGK’nın karşıladığı ödeme tutarının yeterli olmadığı açıktır. Çünkü hastalar oldukça yüksek bir fiyat farkı ödemek zorunda kalıyor. En ucuz strip fiyatını baz alsak bile SGK’nın ödemesi ancak gerçek değerin 3’te 1’ine denk geliyor. Hastaları mağdur eden bu durumun yetkililer tarafından bir an önce düzeltilmesi gerektiğine inanıyoruz.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 22 Jan 2026 10:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlık Bakanı duyurdu: Sigaraya yeni yasaklar yolda]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/saglik-bakani-duyurdu-sigaraya-yeni-yasaklar-yolda-686167</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/22/saglik-bakani-duyurdu-sigaraya-yeni-yasaklar-yolda.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/saglik-bakani-duyurdu-sigaraya-yeni-yasaklar-yolda-686167</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sigara içilen alanlar ile sigara kullanımının görünürlüğünü azaltmaya yönelik bir kanun taslağı hazırladıklarını belirterek, düzenlemenin en kısa sürede TBMM’ye sunulacağını açıkladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Sigara içilen alanları ve sigara içme görüntülerini azaltmaya yönelik bir mevzuat çalışmamız var. En kısa sürede Meclis'e sunacağız." dedi.</p>
<p>Memişoğlu, Haber Global Televizyonu canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.</p>
<p>Sigara içilen alanların ve sigara kullanımının görünürlüğünü azaltmaya yönelik bir mevzuat çalışması yürüttüklerini söyleyen Memişoğlu, "Sigara içilen alanları ve sigara içme görüntülerini azaltmaya yönelik bir mevzuat çalışmamız var. En kısa sürede Meclis'e sunacağız." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Memişoğlu şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Sigaranın görünürlüğünü azaltmamız lazım. Sigara içenin de sigara ile ilgili materyallerin de görünürlüğünün azalması için bir kanun taslağı oluşturuyoruz. Bazen sigara içmeyenler de mağdur oluyor. Onun için biz bu konuda geniş kapsamlı bir kanun taslağı hazırlığının içindeyiz. Bu kanun taslağı hem sigara içenleri hem de sigara içenlerin görünürlüğünü azaltmaya yönelik. Özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin sigarayı görünür, sanki doğal bir kullanım materyaliymiş gibi algılamasını istemiyoruz."</p>
<p>Her üç kişiden birinin sigara içtiğini belirten Memişoğlu, "Biz bunu yarı yarıya azaltma hedefiyle hareket ediyoruz ve azaltmak zorundayız. Akciğer hastalıklarından uyku kalitesine, astımdan damar hastalıklarına kadar sigaranın olumsuz etkileri biliniyor. Bu bir alışkanlık ve toplum olarak bunu bırakmamız gerekiyor." diye konuştu.</p>
<h2>KUMAR VE YASA DIŞI BAHİS AÇIKLAMASI</h2>
<p>Memişoğlu, kumar ve yasa dışı bahisle mücadelede AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın talimatı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın koordinasyonu ile çalışmalar yürütüldüğünü belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"İnternet ve sosyal medya çok kapsamlı bir alan. Gençler bütün dünyayı tanıyor. Her türlü dezenformasyona ve saldırıya açık durumdalar. 'İnterneti kapat, onu kullanma, bu yasaktır' demekten ziyade çocuklara kontrolü nasıl sağlayacaklarını öğretmeyi ve dijital bağımlılıktan kurtulmanın yollarını anlatmayı amaçlayan bir program uyguluyoruz. Bu programı aile hekimliklerinde ve Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde hayata geçireceğiz. Devletin kumar ve internette kötü alışkanlıklarla ilgili bir politikası oluşturuluyor."</p>
<h2>"2026 KPSS'DEN SONRA ATAMA YAPMAYI HEDEFLİYORUZ"</h2>
<p>"Bizden önce ambulansların lastiği yoktu" sözlerinin hatırlatılması üzerine Memişoğlu, "bu ifadeyi eleştiri amacıyla değil, genç kuşaklara geçmişteki şartları hatırlatmak için kullandığını ve bunu bizzat yaşayan bir hekim olarak söylediğini" ifade etti.</p>
<p>Memişoğlu, "Yeni atama yolda mı?" sorusuna, "Belirli bir kontenjanımız var, yeni hastanelerimizi açıyoruz. Geçen yıl yaklaşık 37 bin hekim dışı personel aldık. Son atamadan sonra artık bunu yeni KPSS'ye göre atayacağız 2026'da. Bunu 2026 KPSS'den sonra hedefliyoruz." şeklinde yanıt verdi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 22 Jan 2026 07:43:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ekstrede ağırlık temel ihtiyaç]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/ekstrede-agirlik-temel-ihtiyac-686129</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/22/ekstrede-agirlik-temel-ihtiyac.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/ekstrede-agirlik-temel-ihtiyac-686129</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Milyonlarca yurttaş, günü kurtarmak için borç bataklığına giriyor. Kredi kartı harcamalarının yaklaşık yüzde 19’u market ve AVM’lerde yapıldı. Market harcaması 358,6 milyar TL’ye çıkarken bir yıllık artış yüzde 45,5 oldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Gelirleri ile geçinemeyen milyonlarca yurttaş kredi kartlarına bağımlı yaşıyor. Alım gücündeki erime, yurttaşları kredi kartlarına daha fazla yönelmeye zorluyor. Kasım ayında kredi kartlarıyla yapılan 1 trilyon 893 milyar liralık harcamanın yaklaşık yüzde 19’unu market ve alışveriş merkezlerinde yapılan harcamalar oluşturdu. En büyük kartlı harcama kalemini 358,6 milyar lirayla market ve alışveriş merkezleri oluşturuyor.</p>
<p>Özellikle bireysel kredi kartlarıyla yapılan harcamalarda, gündelik ihtiyaçlara yönelik taksitsiz harcamalar son dönemde dikkat çekici oranda arttı. BDDK’nin aylık verilerine göre kredi kartlarıyla yapılan taksitsiz harcamalar, taksitli harcamaların yaklaşık iki katını oluşturuyor. </p>

<p>Kasım ayı verilerine göre 2 trilyon 704 milyar liralık bireysel kredi kartı harcamasının 1 trilyon 735 milyar lirasını taksitsiz harcamalar oluşturuyor. Taksitsiz harcamalardaki bu artış, geçim sıkıntısı çeken geniş toplum kesimlerinin temel ihtiyaçlarından faturalara kadar tüm harcamalarını kredi kartlarıyla karşıladığının göstergesi olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Bankalar Arası Kart Merkezi’nin (BKM) verilerine göre 2024 Kasım ayında 1 trilyon 287 milyar lira olan kredi kartı harcamaları 2025 Kasım’da 1 trilyon 893 milyar liraya ulaştı. Banka kartlarıyla yapılan harcama 247,1 milyar liradan 348,3 milyar liraya çıktı. Kredi kartı harcamaları banka kartı ile yapılan harcamalarının 5 katını aştı.</p>
<p>Kredi kartlarıyla yapılan en büyük harcama kalemini 358,6 milyar lirayla market ve alışveriş merkezleri oluşturuyor. Kredi kartlarıyla yapılan market harcamaları 2024 Kasım ayına göre yüzde 45,5 arttı. Yemek harcamaları da aynı dönemde 57,4 milyar liradan yüzde 52,1 artışla 81,4 milyar liraya çıktı. Çeşitli gıda harcamaları da 87,4 milyar liradan yüzde 43,7 artışla 125,6 milyar TL’ye ulaştı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 22 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İşitmenin bedeli giderek ağırlaşıyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/isitmenin-bedeli-giderek-agirlasiyor-686138</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/22/isitmenin-bedeli-giderek-agirlasiyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/isitmenin-bedeli-giderek-agirlasiyor-686138</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Derinleşen yoksulluk ve eriyen SGK destekleri, işitme engelli yurttaşları mağdur ediyor. Kurumun 4-7 bin TL arasında kalan katkısı, 30 bin TL’den başlayan cihaz fiyatları karşısında yok hükmünde kalıyor. Aradaki fark yurttaşın cebinden çıkıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) işitme cihazları için sağladığı destek, derinleşen yoksulluk koşullarında neredeyse sembolik düzeyde kalırken, artan cihaz fiyatları yurttaşları borçlanmaya ya da tedaviden vazgeçmeye zorluyor. Yaklaşık 3 milyon işitme engelli bireyin bulunduğu ülkede, açlık sınırının altında maaşlarla yaşamaya çalışan emekliler ve dar gelirli aileler için işitme cihazı artık ulaşılmaz bir ihtiyaç haline geldi. SGK’nın 2026 yılı itibarıyla işitme cihazları için ödediği tutar 4 bin ile 7 bin TL arasında değişirken, piyasada en düşük fiyatlı cihazlar 30 bin TL’den başlıyor, fiyatlar 100 bin TL’ye kadar çıkıyor. Böylece cihaz bedelinin yaklaşık yüzde 80’i yurttaşın cebinden karşılanıyor. Aileler tepkili.</p>
<h2>DESTEK ERİDİ </h2>
<p>Ortalama 5 yılda bir yenilenmesi gereken işitme cihazlarının temini her geçen yıl daha da zorlaşıyor. SGK’nın desteği ise enflasyon ve döviz artışı karşısında hızla eridi.</p>
<p>2008 yılında işitme cihazı için yapılan 800 TL’lik ödeme, o dönem yaklaşık 472 avroya denk gelirken, 2026 yılı itibarıyla SGK’nın ortalama ödeme tutarı 101 avro seviyesine kadar geriledi. Cihaz fiyatlarını karşılayamayan çok sayıda aile, sağlık hizmetine erişemeden geri dönmek zorunda kalıyor. İşitme Engelliler ve Aileleri Derneği Başkanı Pelin Döşer, işitme cihazlarının hayati önem taşıdığına dikkat çekerek şunları söyledi: “İşitme engelliler günlük yaşamda ve toplumsal hayatta ciddi iletişim sorunları yaşıyor. En ucuz kullanılabilir cihazlar 32 bin TL’den başlıyor. İşitme cihazı kullanamayan kişilerde konuşma bozukluğu, unutkanlık ve psikolojik sorunlar tetikleniyor. SGK’nın karşıladığı tutar kesinlikle yeterli değil. Bu bir lütuf değil, sağlık hakkıdır. İşitme engelliler adeta görmezden geliniyor.”</p>

<p>Döşer, birçok ailenin medikal firmalardan elleri boş döndüğünü, maddi durumu yetersiz olan yurttaşların ise borçlanarak cihaz alabildiğini belirterek “Sadece cihaz değil, parçalar ve piller için yapılan ödemeler de çok düşük. Ödeme tutarları en azından asgari ücret artışına endekslenmeli” dedi. İşitmer İşitme Derneği Başkanı Arslan Arslan da mevcut desteklerin gerçeklikten koptuğunu belirterek şöyle konuştu: “En uygun fiyatlı işitme cihazı bile 30 bin TL’nin üzerinde. Bu koşullarda SGK ödemeleri fiilen işlevsiz. Yapılan yüzde 20’lik artış yetersiz kaldı. 20 bin TL emekli maaşı alan bir yurttaş geçimini zor sağlarken bu cihazı nasıl alsın?”</p>
<p>Arslan, geçmiş yıllara dikkat çekerek, “2008’de 850 TL olan ödeme, her yıl asgari ücret artışına göre güncellenseydi bugün 56 bin 980 TL olurdu. Bu tutar ancak bir cihaz almaya yeterdi” diye konuştu. 2023–2026 arasında döviz kuru yüzde 270 artarken, işitme cihazı fiyatlarının yüzde 733 zamlandığını hatırlatan Arslan, “Bu tabloda kamunun daha güçlü bir sosyal güvenlik politikası üretmesi zorunludur” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 22 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[CHP'li Uzun:  “Muğla’da sağlık alarm veriyor”]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/chp-li-uzun-muglada-saglik-alarm-veriyor-685936</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/21/chp-li-uzun-muglada-saglik-alarm-veriyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/chp-li-uzun-muglada-saglik-alarm-veriyor-685936</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, Muğla’daki yatarak tedavi ve yoğun bakım yetersizliklerine dikkat çekerek, hastaların acil serviste sedye üzerinde tedavi edildiği ve il dışına sevk edilmek zorunda kaldığı iddialarını Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na verdiği soru önergesiyle TBMM gündemine taşıdı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, Muğla’daki sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlara ilişkin Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na soru önergesi verdi. Uzun, "Özellikle, yatarak tedavi ve yoğun bakım ünitelerinde yaşanan yetersizlikler artık katlanılamaz boyuttadır. Servis ve yoğun bakımda yatması gereken hastaların acil serviste sedye üzerinde tedavi edilmeye çalışıldığı, hasta yakınlarının günlerce sandalye dahi bulamadan refakat ettiği, birçok hastanın ise çevre illere gitmek zorunda kaldığı yönündeki iddialar kamuoyuna yansımaktadır" dedi.</p>

<p>CHP'li Uzun, Muğla’daki sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlarına ilişkin Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'nun yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı'na soru önergesi verdi.</p>
<p>Yerleşik nüfusu 1 milyonu aşan, yaz aylarında ise nüfusu iki hatta üç katına çıkan Muğla’da, sağlık altyapısının bu artışı karşılayamadığına dikkat çeken Uzun, "Özellikle, yatarak tedavi ve yoğun bakım ünitelerinde yaşanan yetersizlikler artık katlanılamaz boyuttadır. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kış aylarında dahi acil serviste yatış bekleyen servis ve yoğun bakım hastası sayısının gün içinde 30–40 bandına ulaştığı, yaz aylarında ise bu sayının daha da arttığı bilinmektedir. Servis ve yoğun bakımda yatması gereken hastaların acil serviste sedye üzerinde tedavi edilmeye çalışıldığı, hasta yakınlarının günlerce sandalye dahi bulamadan refakat ettiği, birçok hastanın ise çevre illere gitmek zorunda kaldığı yönündeki iddialar kamuoyuna yansımaktadır" ifadelerini kullandı.</p>
<p>"Muğla'da sağlık alarm veriyor" diyen Uzun, Bakan Memişoğlu’na şu soruları yöneltti:</p>
<p>• Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde servis ve yoğun bakımda uygulanması gereken tedavilerin, acil servis koşullarında uygulanmasının tıbbi etkinliği ve hasta güvenliği açısından Bakanlığınızca yapılmış bir değerlendirme bulunmakta mıdır?</p>
<p>• Son bir yıl içerisinde, Muğla ilinde yoğun bakım yatağı bulunamaması nedeniyle il dışına sevk edilen hasta sayısı kaçtır? Bu sevklerin branşlara ve aylara göre dağılımı nedir?</p>
<p>• Muğla 700 yataklı Şehir Hastanesi Projesi için ihalenin Mayıs 2025 tarihinde tamamlandığı doğru mudur? Doğru ise, aradan geçen süreye rağmen ihale sözleşmesinin halen imzalanmamasının gerekçesi nedir?</p>
<p>• Muğla 700 yataklı Şehir Hastanesi’nin 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’na alınmasına ve proje bedelinin 12 milyar 250 milyon TL olarak belirlenmesine rağmen, 2026 yılı için yalnızca 100 milyon TL ödenek ayrılmasının planlama ve yatırım takvimi açısından gerekçesi nedir?</p>
<p>• Muğla 700 yataklı Şehir Hastanesi’nin hizmete alınmasının öngörüldüğü yıl hangisidir?</p>
<p>• Menteşe Devlet Hastanesi’ne dair, Şubat 2025 tarihinde Sağlık Bakanı tarafından deprem riskli blokların tahliyesi yönünde talimat verilmesine rağmen, deprem riski taşıdığı belirtilen bazı blokların hala hizmet vermeye devam etmesinin gerekçesi nedir?</p>
<p>•Deprem riski taşıdığı ifade edilen Menteşe Devlet Hastanesi’nin yıkılarak yerine çağın gereklerine uygun, can güvenliği esaslı yeni bir hastane yapılmasına ilişkin verilen sözlerin, 2026 yılı yatırım programında yer almamasının nedeni nedir?</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 21 Jan 2026 11:34:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bocavirüs alarmı: "Çocuklarda ağır solunum sıkıntısına yol açabilir"]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/bocavirus-alarmi-cocuklarda-agir-solunum-sikintisina-yol-acabilir-685726</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/20/bocavirus-alarmi-cocuklarda-agir-solunum-sikintisina-yol-acabilir.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/bocavirus-alarmi-cocuklarda-agir-solunum-sikintisina-yol-acabilir-685726</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İpek Türktaş, Bocavirüs enfeksiyonlarına karşı uyardı. Türktaş, "Uzun süren ateş, solunum sıkıntısı ve genel durum bozukluğu gibi bulguların ciddiye alınması ve zamanında sağlık kuruluşuna başvurulması gerekmektedir” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>2005 yılında tanımlanan ve 0-5 yaş arası çocuklarda görülen Bocavirüs (Human bocavirus) çocuk sağlığı açısından risk teşkil ediyor. </p>
<p>Virüs, özellikle bebekler ve küçük çocuklarda görülen bocavirüsün, çoğu zaman soğuk algınlığıyla karıştırılabiliyor. </p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İpek Türktaş, virüsün bazı olgularda ağır seyrederek hastane yatışına neden olabildiğini söyledi.</p>
<p>Türktaş, “En sık 0-5 yaş arası çocuklarda görülüyor. Özellikle 6 ay-3 yaş arası bebekler, kreş ve anaokuluna giden çocuklar ile bağışıklık sistemi henüz tam gelişmemiş olanlar risk altında” diye konuştu.</p>

<h2>BOCAVİRÜS HANGİ BELİRTİLERLE ORTAYA ÇIKIYOR</h2>
<p>Bocavirüs enfeksiyonunda burun akıntısı, burun tıkanıklığı, öksürük, ateş, hırıltılı solunum ve nefes alırken zorlanmanın sık görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Türktaş, “Bazı çocuklarda tablo bronşiolit ya da pnömoniye ilerleyebilir. Oksijen ihtiyacı ve hastane yatışı gerekebilir. Bazı vakalarda ishal, kusma ve karın ağrısı da eşlik edebilir. Bocavirüs öksürme ve hapşırma yoluyla yayılan damlacıklarla, kirli eller ve ortak kullanılan yüzeylerle kolayca bulaşmaktadır. Kreş ve okul ortamları bulaş açısından en riskli alanlardır. Belirtilerin başladığı ilk günlerde bulaştırıcılık daha yüksektir” dedi.</p>
<p>Tanının burun ya da boğazdan alınan sürüntü örnekleriyle yapılan PCR testleriyle konduğunu belirten Prof. Dr. Türktaş, “Bocavirüs, RSV, rinovirüs ve influenza gibi diğer virüslerle birlikte de saptanabilir. Bu nedenle klinik tablo mutlaka hekim tarafından değerlendirilmelidir. Bocavirüse karşı özel bir antiviral tedavi yoktur. Tedavi belirtilere yöneliktir. Ateşi kontrol altına almak, solunumu rahatlatmak ve sıvı kaybını önlemek temel amaçtır. Antibiyotikler rutin olarak kullanılmaz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>"BU BELİRTİLERDE GECİKMEYİN"</h2>
<p>Prof. Dr. Türktaş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p><em>“Solunumda hızlanma veya zorlanma, dudak çevresinde morarma, beslenememe, sürekli uyku hali, bilinç değişikliği ve yüksek ateşin düşmemesi durumlarında mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. El hijyeni, yüzey temizliği ve hasta çocukların kalabalık ortamlardan uzak tutulması önemlidir. Belirtilerin iyi tanınması ve gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılması, hastalığın doğru yönetimi açısından büyük önem taşır.”</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 20 Jan 2026 13:25:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[SES'ten yönetmelik değişikliğine tepki: ''Engelli bireylerin bakım emeği yok sayılmıştır'']]></title><link>https://www.birgun.net/haber/ses-ten-yonetmelik-degisikligine-tepki-engelli-bireylerin-bakim-emegi-yok-sayilmistir-685608</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/20/ses-ten-yonetmelik-degisikligine-tepki-engelli-bireylerin-bakim-emegi-yok-sayilmistir.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/ses-ten-yonetmelik-degisikligine-tepki-engelli-bireylerin-bakim-emegi-yok-sayilmistir-685608</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[SES, 16 Ocak’ta yürürlüğe giren Evde Bakım Yardımı Yönetmeliği değişikliklerine tepki gösterdi. Sendika, düzenlemenin evde bakım yardımını hak olmaktan çıkararak idarenin takdirine bıraktığını, gelir kriterleriyle yoksul ve engelli ailelerin sistem dışına itildiğini belirtti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 16 Ocak 2026’da yürürlüğe sokulan Evde Bakım Yardımı Yönetmeliği değişikliklerine sert tepki gösterdi. </p>
<p>Sendika, düzenlemenin engelli bireyleri ve ailelerini korumadığını, aksine sistem dışına ittiğini belirtti.</p>
<p>SES tarafından yapılan açıklamada, evde bakım yardımının hak olmaktan çıkarılarak idarenin takdirine bırakıldığı savunuldu.</p>
<h2>''ENGELLİLER AÇIKÇA AYRIMCILIĞA UĞRATILMIŞTIR''</h2>
<p>Sendika tarafından yapılan yazılı açıklama şu şekilde:</p>
<p>"Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 16 Ocak 2026 tarihinde yürürlüğe sokulan Evde Bakım Yardımı Yönetmeliği değişiklikleri, engelli bireylerin ve ailelerinin yaşam hakkına açık bir saldırıdır. Bu düzenleme ile: Evde bakım yardımı hak olmaktan çıkarılmış, idarenin keyfi takdirine bırakılmıştır. Bakıma muhtaçlık tanımı subjektif heyet kararlarına bağlanarak eşitsizlik ve keyfiyet kurumsallaştırılmıştır. Engelli bireylerin bakım emeği yok sayılmış, engelliler açıkça ayrımcılığa uğratılmıştır.</p>

<h2>''YAŞAMAK HAKTIR, BAKIM HAKTIR, VAZGEÇMEYECEĞİZ!"</h2>
<p>Gelir hesabı sertleştirilerek yoksul aileler sistem dışına itilmektedir. Bu yönetmelik engelliyi koruyan değil, engelliyi eleyen bir düzenlemedir. Araç, taşınmaz ve varsayımsal gelir hesaplarıyla; ağır bakım yükü altındaki aileler kağıt üzerinde gelirli sayılarak cezalandırılmaktadır. Engelli bireylerin başka bir engellinin bakımını üstlenemeyeceğine dair hüküm, açık bir ayrımcılıktır ve Anayasa ile uluslararası sözleşmelere aykırıdır.</p>
<p>Yönetmelik değişiklikleri derhal geri çekilmelidir. Evde bakım yardımı hak temelli sosyal destek olarak yeniden düzenlenmelidir. Ayrımcı hükümler kaldırılmalıdır. Gelir hesabında fiili gelir esas alınmalıdır. Süreç, sendikalar ve engelli örgütleriyle birlikte yeniden ele alınmalıdır. Yaşamak haktır, bakım haktır, vazgeçmeyeceğiz!"</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:30:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Malpraktis davaları hekimleri yıldırdı: Sağlık sistemi yargılanmalı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/malpraktis-davalari-hekimleri-yildirdi-saglik-sistemi-yargilanmali-685296</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/19/malpraktis-davalari-hekimleri-yildirdi-saglik-sistemi-yargilanmali.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/malpraktis-davalari-hekimleri-yildirdi-saglik-sistemi-yargilanmali-685296</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Milyonlarca lirayı bulan malpraktis davaları hekimleri riskli branşlardan uzaklaştırıyor, savunmacı tıbbı yaygınlaştırıyor. Tabip odaları: “5 dakikalık muayene hataya davetiye çıkarır, sorun bireysel değil sistemsel.”]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de artan malpraktis (hatalı tıbbi uygulama) davaları ve bu davalarda verilen astronomik tazminat kararları, sağlık sisteminin yapısal sorunlarını gündeme taşıdı. </p>
<p>Son beş yılda binlerce malpraktis davası açılırken, 70–100 milyon lirayı aşan tazminatlar hekimler arasında korku ortamı yarattı. </p>
<p>Sağlık meslek örgütleri, kusur ile tıbbın kaçınılmaz risklerinin bilinçli biçimde birbirine karıştırıldığını vurgulayarak, “5 dakikada yapılan muayaneler, performans baskısı ve hız dayatması tıbbi hatalara zemin hazırlıyor. Hekimler değil, sağlık sistemi yargılanmalı” dedi.  </p>

<h2>RİSKLİ BRANŞLARDA ALARM</h2>
<p>Yüksek tazminat kararlarının en çok cerrahi, kadın hastalıkları ve doğum, beyin cerrahisi ve kalp-damar cerrahisi gibi riskli branşları etkilediği belirtiliyor. Tıpta Uzmanlık Sınavı’nda (TUS) bu alanların giderek daha az tercih edilmesi, sağlık alanında derinleşen insan gücü krizinin habercisi olarak değerlendirildi. İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Fahri Yüce Ayhan, malpraktis tartışmalarında çok temel bir ayrımın gözden kaçırıldığını belirterek “Malpraktis, her istenmeyen tıbbi sonuç değildir. Esas bakılması gereken hekimin ihmali, kastı ya da suistimali olup olmadığıdır. Hiçbir test yüzde yüz kesin değildir. Hekim tüm tıbbi gerekleri yerine getirmişse ve buna rağmen istenmeyen bir sonuç ortaya çıkmışsa bu malpraktis değildir” diye konuştu. Ayhan, kusur olmaksızın verilen rekor tazminatların hekimleri yıldırdığını belirterek, “Ehliyetsiz ya da alkollü bir sürücünün neden olduğu ölümde bile bu kadar yüksek cezalar yok. Buna rağmen kusuru olmayan hekimlere 70–80 milyon liralık tazminatlar yüklenebiliyor. Bu kabul edilemez” dedi. Tıbbın doğası gereği risk içerdiğini vurgulayan Ayhan, “Kan transfüzyonunda ya da organ naklinde her şey doğru yapılsa bile olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilir. Sorun, her sonucun otomatik olarak malpraktis sayılmasında” ifadelerini kullandı. </p>
<h2>5 DAKİKADA SAĞLIK OLMAZ</h2>
<p>Kısa muayene sürelerinin hatalara yol açacağını vurgulayan Ayhan “Bir işlemle ilgili sağlıklı bilgilendirme en az 10–15 dakika gerektirir. Ama sistem hekime 5 dakika veriyor. Hem her şey eksiksiz yapılsın deniyor hem de hız dayatılıyor. Bu sistemsel bir çelişkidir" diye konuştu. Tıbbi sonuçların yalnızca hekimin bilgi ve becerisine bağlı olmadığını belirten Ayhan, hastanelerin fiziki koşulları, kullanılan malzemeler, yardımcı personel eksikliği ve taşeronlaşmanın da sonuçları etkilediğini söyledi. “Hekimin kullanmak zorunda bırakıldığı malzemeler de sonucu etkileyebiliyor. Tüm sorumluluğun hekime yüklenmesi adil değil" diyen Ayhan, şöyle devam etti: </p>
<p>"Malpraktis tartışmalarının hekim hatası üzerinden yürütülmesi yanlış. Sorun sistemseldir. Hekim soruşturulabilir, yaptırma da tabi tutulabilir şayet bir ihmal, kasıt varsa. Kusur ile tıbbın kaçınılmaz riskleri ayrılmalıdır. Sistemin adil biçimde düzenlenmesi gerekiyor." </p>
<p>*** </p>
<h2>MİLYON LİRALIK TAZMİNATLAR</h2>
<p><strong>109 milyon TL:</strong> Antep’te ameliyat sonrası gelişen komplikasyon nedeniyle 109 milyon TL tazminat cezası verildi. </p>
<p><strong>77 milyon TL:</strong> Diyarbakır’da Down sendromlu doğum nedeniyle kadın hastalıkları ve doğum uzmanına milyonlarca liralık tazminata hükmedildi.  </p>
<p><strong>130 bin dolar (4–5 milyon TL): </strong>İzmir’de ameliyat sonrası açılan davada hastaya milyon liralık tazminat ödenmesine karar verildi. </p>
<p>*** </p>
<h2>ASTRONOMİK CEZALAR SAĞLIĞI VURUYOR</h2>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB), son dönemde verilen astronomik malpraktis tazminatlarının toplum sağlığını da tehdit ettiğini vurguladı. Yüksek tazminatların hekimleri riskli işlemlerden kaçınmaya ittiği, bunun da “defansif tıp” uygulamalarını artırarak gereksiz tetkiklere ve özellikle yüksek riskli tedavilere erişimin zorlaşmasına yol açtığı belirtildi. Önlem alınsa bile ortaya çıkabilen komplikasyonlar ile hizmet kaynaklı kusurun çoğu dosyada net biçimde ayrılamadığı kaydedilen açıklamada, 2010’dan beri uygulanan zorunlu mesleki sorumluluk sigortasının ise düşük teminat limitleri nedeniyle hekimleri korumadığını ifade etti. Sigorta primlerinin artırılmasının çözüm olmadığı, bunun hekimleri mesleği bırakmaya, düşük riskli alanlara yönelttiği kaydedildi. </p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 19 Jan 2026 05:02:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ebe ve hemşirelerin emeği yok sayılıyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/ebe-ve-hemsirelerin-emegi-yok-sayiliyor-685174</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/18/ebe-ve-hemsirelerin-emegi-yok-sayiliyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/ebe-ve-hemsirelerin-emegi-yok-sayiliyor-685174</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı tarafından aile sağlığında çalışan ebe ve hemşirelerin eleman olarak tanımlanarak haklarının göz ardı edildiği belirtildi. Birlik ve Dayanışma Sendikası, “Sabit maaşlar düşürüldü, emek görünmez kılındı. Güvenceli, emekliliğe yansıyan ücret istiyoruz” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><strong>HABER MERKEZİ</strong></p>
<p>Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) çalışan ebe ve hemşirelerin emeklerinin görmezden gelindiği, ücret politikalarıyla yoksulluğa itildikleri bir kez daha gündeme geldi. Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, Sağlık Bakanlığı’nın uygulamalarıyla ASM’lerde çalışan sağlık emekçilerinin hem iş yükünün arttığını hem de gelirlerinin düştüğünü söyledi.</p>
<p>Mehlepçi, aile hekimliği sisteminin yalnızca hekimlerden ibaret olmadığını vurgulayarak, “Aile Sağlığı Merkezleri hekim, ebe ve hemşirelerin ortak emeğiyle ayakta duruyor. Ancak Sağlık Bakanlığı ebe ve hemşireleri önce ‘aile sağlığı elemanı’, ardından ‘aile sağlığı çalışanı’ olarak tanımlayarak bu emeği görünmez kılıyor” dedi.</p>

<h2>HAK GASBI KOLAYLAŞIYOR</h2>
<p>Bakanlığın dilinin ücret politikalarına da yansıdığını belirten Mehlepçi, ebe ve hemşirelerin “eleman” olarak görülmesinin hak kayıplarını olağanlaştırdığını ifade etti. Özel hastanelerde ve aile sağlığı merkezlerinde ebe ve hemşire maaşlarının artmaması için maaş tavan katsayısının 1,50’nin üzerine çıkarılmadığını söyleyen Mehlepçi, bu nedenle sağlık emekçilerinin en yoğun performansla çalışsalar dahi yoksulluk sınırını ancak zorlayabildiğini dile getirdi. ASM’lerdeki uygulamaların daha da adaletsiz olduğunu belirten Mehlepçi, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir birimde hekim yoksa ya da hekim bakanlığın dayattığı kronik hastalık izlemi uygulamasını yapmıyorsa, ebe ve hemşireler aynı süre ve aynı yoğunlukta çalışsalar bile çok daha düşük maaş alıyor. Hekimi olmayan birimde çalışan ebe ve hemşireler 45–46 bin lira gibi geçinmenin mümkün olmadığı ücretlerle çalışmaya zorlanıyor."</p>
<h2>HAK EDİŞLER DÜŞÜRÜLDÜ</h2>
<p>Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun 2025’in ilk aylarında “teşvikleri üç kat artırıyoruz, maaşlar artacak” açıklamalarını anımsatan Mehlepçi, gerçekte bunun tam tersinin yaşandığını söyledi. Mehlepçi, “Tüm ASM çalışanları için sabit maaşlar azaltıldı, performansa dayalı ödeme artırıldı ve toplam hak edişler düşürüldü” dedi. </p>
<p>Talepleri sıralayan Mehlepçi, “Hekimler için en az iki kat, ebe ve hemşireler için en az bir kat, yoksulluk sınırının üzerinde, performans kriterlerine bağlı olmayan, emekliliğe yansıyan, tek kalem ve güvenceli maaş istiyoruz” dedi. Sağlık emekçilerinin insanca yaşayabileceği bir ücret ve çalışma düzeni için mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sun, 18 Jan 2026 12:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Resmi Gazete'de yayımlandı: SGK, yurt dışı ilaç listesini güncelledi]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/resmi-gazete-de-yayimlandi-sgk-yurt-disi-ilac-listesini-guncelledi-684853</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/17/resmi-gazete-de-yayimlandi-sgk-yurt-disi-ilac-listesini-guncelledi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/resmi-gazete-de-yayimlandi-sgk-yurt-disi-ilac-listesini-guncelledi-684853</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[SGK Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu kararıyla yurt dışından temin edilen ilaç listesi güncellendi. Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğle kalp, solunum, romatizmal ve kronik hastalıklarda kullanılan bazı ilaçların Euro bazlı fiyatları yeniden belirlendi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu’nun kararıyla yurt dışından temin edilen ilaçlara ilişkin listede güncelleme yapıldı. Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğle, vatandaşların yaygın olarak kullandığı bazı ilaçların Euro bazlı fiyatları yeniden belirlendi, listeye yeni ilaçlar eklendi.</p>
<p>Güncellenen listede, özellikle kalp ritim bozuklukları, solunum yolu hastalıkları, romatizmal ve bağışıklık sistemi hastalıkları ile kronik rahatsızlıklarda kullanılan ilaçlar dikkati çekti. Buna göre, kalp ritim bozukluklarında kullanılan Flecainide acetate 100 mg ilacının fiyatı yaklaşık 11,30 Euro, solunum yollarında kullanılan Glycopyrrolate 1 mg ilacının fiyatı ise 59 Euro olarak belirlendi.</p>

<p>Romatizmal hastalıklar ve bağışıklık sistemi sorunlarında yaygın olarak reçete edilen Hydroxychloroquine sulfate 200 mg ilacının fiyatı 17,55 Euro olurken, kronik cilt hastalıklarında kullanılan Jamp Tretinoin 10 mg kapsüllerin fiyatı 185 Euro olarak güncellendi.</p>
<p>Ayrıca mide ve sindirim sistemi hastalıklarında kullanılan Sucraid oral solüsyon için 1.715 Euro, bağışıklık sistemi tedavilerinde kullanılan Immukin enjeksiyonluk çözelti için ise 838 Euro fiyat belirlendi.</p>
<p>Kas ve sinir sistemi hastalıklarında kullanılan Melp Spal-P 50 mg infüzyon tozu için 29,50 Euro, bazı epilepsi ve nörolojik hastalıklarda kullanılan Rufinamide etken maddeli ilaçların fiyatları ise 52 Euro ile 88 Euro arasında belirlendi.</p>
<p>SGK’nin düzenlemesiyle, yurt içinde temin edilemeyen veya temininde güçlük yaşanan bu ilaçların bedelleri, belirlenen fiyatlar üzerinden sağlık güvencesi kapsamında karşılanmaya devam edecek.</p>
<p>Güncellenen fiyatlar, 17 Ocak 2026 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 17 Jan 2026 07:13:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Uzmanlar uyardı: ''H3N2, RSV ve COVID-19 aynı anda yayılıyor'']]></title><link>https://www.birgun.net/haber/uzmanlar-uyardi-h3n2-rsv-ve-covid-19-ayni-anda-yayiliyor-684650</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/16/uzmanlar-uyardi-h3n2-rsv-ve-covid-19-ayni-anda-yayiliyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/uzmanlar-uyardi-h3n2-rsv-ve-covid-19-ayni-anda-yayiliyor-684650</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, Ocak 2026 itibarıyla Avrupa ve Türkiye’de solunum yolu enfeksiyonlarında ciddi artış yaşandığını belirterek, kışın influenza A (H3N2), RSV ve COVID-19’un aynı anda yayıldığı “üçlü salgın”la geçtiğini söyledi. Özkaya, özellikle daha önce görülmemiş düzeyde yaygın kas ve eklem ağrılarının bu dönemin en belirgin özelliği olduğuna dikkat çekti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, Ocak 2026 itibarıyla Avrupa ve Türkiye genelinde solunum yolu enfeksiyonlarında ciddi bir artış yaşandığını belirterek, bu kışın "üçlü salgın" (tripledemic) ile geçtiğine dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Özkaya, "Hastalarımız daha önce hiç yaşamadıkları kadar şiddetli ve yaygın vücut ağrılarından şikayet ediyor" dedi. </p>
<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, ECDC (Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi) verilerine göre bu kış; Influenza A (H3N2), RSV ve COVID-19’un aynı anda yayılım gösterdiğini ifade etti. Özkaya, özellikle yaygın kas ve eklem ağrılarının bu sezonun en belirgin özelliği olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Bu yıl baskın olan influenza A (H3N2) enfeksiyonunun ani başlayan yüksek ateş, şiddetli halsizlik ve "kemiklerim kırılıyor gibi" tarif edilen ağrılarla seyrettiğini belirten Özkaya, COVID-19’un Nimbus ve JN.1 varyantlarında ise boğaz ağrısı ve yaygın vücut sızılarının öne çıktığını söyledi. RSV’nin ise özellikle 65 yaş üstü ve bağışıklığı zayıf bireylerde ağır kas ağrılarına ve solunum sıkıntısına yol açtığını vurguladı.</p>
<h2>"10 GÜNÜ AŞARSA DOKTORA BAŞVURULMALI"</h2>
<p>Vatandaşların panik yapmaması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Özkaya, "Birçok enfeksiyon istirahat ve sıvı alımıyla geçebilir. Ancak ateşin üç günden uzun sürmesi, nefes darlığı, göğüs ağrısı, bilinç bulanıklığı ya da şikayetlerin 10 günü aşması durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır" diye konuştu.</p>
<p>Antibiyotiklerin virüs kaynaklı enfeksiyonlarda etkili olmadığını hatırlatan Özkaya, gereksiz antibiyotik kullanımının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, "Grip aşısı yüzde 100 koruma sağlamasa da hastalığı ağır geçirme ve hastaneye yatış riskini önemli ölçüde azaltıyor" ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 16 Jan 2026 12:47:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Resmi Gazete yayımladı: Evde bakım yardımında “heyet raporu” şartı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/resmi-gazete-yayimladi-evde-bakim-yardiminda-heyet-raporu-sarti-684547</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/16/resmi-gazete-yayimladi-evde-bakim-yardiminda-heyet-raporu-sarti.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/resmi-gazete-yayimladi-evde-bakim-yardiminda-heyet-raporu-sarti-684547</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Evde bakım yardımında kapsamlı değişiklikler Resmî Gazete’de yayımlandı. Yeni düzenlemeyle, engelli bireyin yardımsız yaşamını sürdüremediği yalnızca sağlık raporuyla değil, heyet tarafından düzenlenecek bakım raporuyla tespit edilecek. Gelir hesabı yeniden tanımlanırken, şartları taşımadığı belirlenenlerin yardımı kesilecek, yersiz ödemeler faiziyle geri alınacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Evde bakım yardımından yararlanabilmek için, engelli bireyin günlük yaşamını başkasının yardımı ve bakımı olmadan sürdüremeyeceğinin heyet tarafından bakım raporuyla tespit edilmesi zorunlu hale getirildi.</p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan “Evde Bakım Yardımı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”, Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Yönetmelikle, evde bakım yardımından yararlanma şartları ile başvuru, değerlendirme ve denetim süreçlerinde kapsamlı değişiklikler yapıldı.</p>
<p>Yeni düzenlemeye göre, evde bakım yardımından yararlanmak için sağlık raporuna ek olarak, engelli bireyin günlük hayatın olağan ve tekrar eden gereklerini önemli ölçüde yerine getiremediğinin heyet tarafından düzenlenecek bakım raporuyla tespit edilmesi gerekecek.</p>

<h2>GELİR HESABINDA YENİ KRİTERLER</h2>
<p>Hane gelirinin hesaplanmasına ilişkin esaslar da yeniden düzenlendi. Hanede bulunan binek araçlar için kasko veya rayiç bedeller esas alınarak gelir hesabı yapılacak. Öğrenim kredisi, doğum yardımı ve mesleki eğitim kapsamında ödenen staj ücretleri ise hane gelirine dahil edilmeyecek.</p>
<p>Kontrol ve rehberlik incelemesi sonucunda, engelli bireyin günlük yaşamını büyük ölçüde kendi başına sürdürebildiğinin tespit edilmesi halinde, evde bakım yardımı heyet kararıyla sonlandırılacak. Ayrıca, evde bakım yardımından yararlanan engelli bireyin başka bir engelli bireyin bakımını üstlenemeyeceği hüküm altına alındı.</p>
<h2>NAKİL İŞLEMLERİNİN 90 GÜN İÇİNDE TAMAMLANMAMASI DURUMUNDA YARDIM SONLANDIRILACAK</h2>
<p>Adres değişikliği halinde nakil işlemlerinin 90 gün içinde tamamlanmaması durumunda yardım sonlandırılacak. Yardımın kontrol ve rehberlik raporu sonucunda kesilmesine ilişkin kararlara, tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde itiraz edilebilecek; ikinci heyetin vereceği karar nihai olacak.</p>
<h2>YERSİZ ÖDEMELER FAİZİYLE GERİ ALINACAK</h2>
<p>Bildirim yükümlülüğüne uyulmuş olsa dahi, yapılan yersiz ödemelerin yasal faiziyle birlikte genel hükümlere göre tahsil edileceği düzenlendi.</p>
<p>Yönetmelik 16 Ocak 2026 tarihinde yürürlüğe girdi; hükümlerini Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı ile Hazine ve Maliye Bakanı birlikte yürütecek.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 16 Jan 2026 08:24:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hastane mezarlığına dönen ülke]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/hastane-mezarligina-donen-ulke-684480</link><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/hastane-mezarligina-donen-ulke-684480</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p>Şehir hastanelerinin maliyeti kabarmaya devam ediyor. Üstelik bunların kamuya zararı kimi zaman parayla pulla ölçülecek gibi de değil.</p>
<p>Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeli ile yapılan şehir hastaneleri için 2025 yılında 111 milyar 100 milyon TL kira ve hizmet bedeli ödendiği açıklandı. Nerede? “Kamu Özel İş Birliği Modeli ile Yapılan Sağlık Tesislerine Yönelik Faaliyetler” başlığı altında. “Faaliyet” deyip geçtikleri şirketlere ödenen kira ve hizmet bedelleridir. Ne kadarının, hangi kalemde, hangi hastane için olduğu “ticari sır” denerek açıklanmıyor. Her yıl olduğu gibi 2025 yılında da bütçede ayrılan paranın üzerinde ödeme yapıldığı görülüyor. 2025’de bütçe aşımı 6,5 milyar TL.</p>
<p>Bir de “hizmet alım garantileri” nedeniyle (hasta garantisi demektir), yani hastaları şehir hastanelerine mecbur bırakmak için kapatılan, yıkılan, işlevleri küçültülen, azaltılan, dönüştürülen hastaneler meselesi var. Oraya bakınca Türkiye’nin “hastane mezarlığına” dönüştüğünü görüyoruz.</p>

<h2>KAPATILAN, YIKILAN DEVLET HASTANELERİ</h2>
<p>Bir hatırlatmayla başlayayım. Türkiye’deki her şehir hastanesi KÖİ modeliyle yapılmadı. Genel bütçeden yapılanlar var, bu kafa karışıklığı bilerek yapılıyor. KÖİ modeliyle yapılanlar, yani devletin kiracı oldukları, şirket hastaneleri de diyebilirsiniz, büyüklük sırasına göre, 17 ildeki şu 18 hastaneler: Ankara Etlik, Ankara Bilkent, İstanbul Çam ve Sakura, İzmir, Gaziantep, Kayseri, Adana, Bursa, Mersin, Konya, Kocaeli, Eskişehir, Elazığ, Isparta, Kütahya, Tekirdağ, Manisa, Yozgat Şehir Hastaneleri. Bu illerdeki hastanelerin tamamı hocalar, asistanlar, hekimler, sağlık hizmetlerinin bütünü etkilendi. Ancak burada, yazının sınırlılığı içinde kapatılan, yıkılan, işlevsiz hale gelen, küçülen, vasfı değişen hastaneleri anlatacağım. Okuyacağınız bilgileri derli toplu olarak her yerde bulamazsınız, bunları derlememde, güncellememde yardım eden, adını tek tek sayamadığım bu illerdeki meslektaşlarıma, sağlık çalışanlarına şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>Güncel bilgi, KÖİ hastanelerinin açılış süreçlerinde en az 42 hastanenin kapatıldığını tespit ediyoruz. En az diyorum, çünkü bu süreç çok dinamik, hala değişik gerekçelerle hastane kapatmalar sürüyor. Hemen her ilde kapanan, o şehrin kalbinde, sağlık hizmetinin temeli, kentin hafızası olan devlet hastaneleri var. Yozgat’tan Isparta’ya, Mersin’e, Adana’ya, Eskişehir’e, Bursa’ya, Manisa’ya, Elazığ’a, Kütahya’ya ve tabi en çok da Ankara’ya, Ankara Numune ve Türkiye Yüksek İhtisas gibi Türkiye’nin en köklü hastaneleri dahil, dört bir yanda kapanan, kimi yıkılan 42 hastane… Başlangıçta planlanan bu hastanelerin binalarının ve arazilerinin ticari kullanım için ihaleyi alan şirketlere devredilmesi idi. Ne iyi ki TTB’nin açtığı davalarda Danıştay Etlik, Bilkent ve Elazığ şehir hastanelerinin ihalelerini bu gerekçeyle iptal etti de en azından binalar, araziler, belki de şimdilik, kamuda kaldı. </p>
<p>Kapatılan 13 doğumevi, kadın hastalıkları ve doğum hastanesi var. Yozgat, Isparta, Mersin, Bursa, Kayseri, Manisa, Tekirdağ gibi o illerin göz bebeği doğumevlerinin yanında Ankara’da Zekai Tahir Burak ve Zübeyde Hanım Doğumevleri gibi eğitim ve araştırma hastanesi vasfında tüm Türkiye’nin kadın sağlığında referans hastaneler var. İçinde Dışkapı Çocuk ve Sami Ulus gibi Türkiye’nin en önemlilerinin olduğu, Manisa’da Moris Şinasi gibi kentin tarihinin sembollerinden çocuk hastaneleri var. Adana’da, Kayseri Talas’ta, Bursa’da olduğu gibi göğüs hastalıkları hastaneleri var. Bursa’daki Prof. Dr. Türkan Akyol Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nin boşaltıldıktan, depreme dayanıksız olduğu söylendikten sonra bir özel okula 10 yıllığına kiraya verilmesi bu işlerin nasıl yürüdüğünü gösteriyor.</p>
<h2>KÜÇÜLEN, DÖNÜŞEN, İŞLEVİ AZALAN HASTANELER</h2>
<p>Mevzunun bu 42 hastane ile bittiğini sanmayın. Bir de küçülen, hocalarını, asistanlarını, personelini, ekipmanlarını, eğitim ve araştırma vasfını kaybeden, can çekişen hastaneler var. Aslına bakarsanız, Sağlık Bakanlığı yatırım bütçesinin çoğunu KÖİ hastaneleri götürdüğü için diğer hastanelerin hemen tamamı “üvey evlat” konumuna düşmüş durumda. Adana, Bursa, Konya gibi illerde sağlık kurumlarının başına gelenlere baksanız işin içinden çıkamazsınız. Orası kapanmış buraya taşınmış, öbür taraf yıkılmış, araziye küçültülerek yeni hastane yapılmış, asker hastanesiymiş devlet hastanesinin polikliniği olmuş, müdürlük ofisleri veya KETEM olmuş, SSK hastanesiymiş yatak sayısı azaltılmış, aklınızın almayacağı sayısız değişiklik... Örnek, Elazığ’da Lepra Hastanesi Ruh Sağlığı Hastanesi’nin ek binası olmuş, Ruh Sağlığı Hastanesi’nin de kapasitesi azaltılmış bazı bölümleri Şehir Hastanesi’ne taşınmış. Bakıyorsunuz Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Meram Devlet Hastanesi olmuş, Kayseri Eğitim ve Araştırma önce kapanacakmış, tepkiler gelince kapasitesi küçültülüp ikinci basamak devlet hastanesine dönüşmüş. Bursa’da Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi (eski fakülte) Şevket Yılmaz Hastanesi’ne taşınmış, binası yıkılmış, arazinin bir kısmı boş, bir kısmı Toplum Sağlığı Merkezi. Toplam 22 hastanenin de bu biçimde “dönüştüğünü” görüyoruz. Etti mi size 64 hastane…</p>
<p>Bir de semt poliklinikleri var. Mahallelerde yurttaşların uzman hekime görece kolay ulaştığı, birinci basamak ile ikinci ve üçüncü basamağı bağlayan kritik önemde semt polikliniklerinin kapandığını görüyoruz. Konya’da, Kayseri’de, Manisa’da, Bursa’da, Ankara’da örnekleri var. Mesela, Muradiye Devlet Hastanesi Heykel Semt Polikliniği kapanınca ne yapacaksınız? Orada çözülebilecek sağlık sorununuz için para, zaman harcayıp, kalabalığı artırarak şehrin dışındaki Bursa Şehir Hastanesi’ne gideceksiniz. Ya da, varsa, paranıza kıyıp şehrin merkezindeki özel hastaneye…</p>
<p>İşte bu koşullarda mücadele verdi Hastanemi Kapatma/Açın Platformu. Kapanması önlenen Ankara Onkoloji, Ulucanlar Göz gibi hastanelerimiz var. Kapatılanlar içinde yeniden yapılacağı söylenenler de var. Halkın sağlığı için hep birlikte mücadeleden, bunu daha iyi bir Türkiye mücadelesine taşımaktan başka şansımız yok.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 16 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Personel yok, yük asistana]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/personel-yok-yuk-asistana-684479</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/15/personel-yok-yuk-asistana.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/personel-yok-yuk-asistana-684479</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Samsun Şehir Hastanesi’nde yatan hastaların radyolojiye sevki sırasında asistan hekimlerin refakatçi olarak görevlendirilmesine karar verildi. TTB Asistan ve Genç Uzman Hekimliği Kolu, uygulamanın görev tanımına aykırı olduğunu belirterek karara tepkili.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ülkede asistan hekimler, uzun süredir ağır çalışma koşulları altında mesleklerini sürdürmeye çalışıyor. Uzayan nöbetler, nöbet ertesi izinlerin fiilen kullandırılmaması, mobbing ve artan iş yükü, asistanlık sürecini her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Samsun Şehir Hastanesi’nde alınan yeni bir kararla bu tabloya bir uygulama daha eklendi.</p>
<p>Hastanede sorumlu hekim ve hemşirelere gönderilen yazıda, yatarak tedavi gören hastaların radyoloji merkezlerine sevkinin mesai dışı saatlerde-nöbet, hafta sonu ve resmi tatillerde- asistan hekimler tarafından yapılması istendi. Karar, asistan hekimlerin görev tanımlarının dışında bir angarya olarak değerlendirildi.</p>

<h2>YAMAYLA SİSTEM YÜRÜTME ÇABASI</h2>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Asistan ve Genç Uzman Hekimliği Kolu tarafından BirGün’e yapılan açıklamada, alınan kararın görev tanımına ve görev paylaşımına uygun olmadığı vurgulandı. Açıklamada, “Yazının dilinde bile problem var. Hiçbir yönetmelikte hekim asistanı diye bir kullanım yok. Bu bile asistan hekimlerle ilgili zihniyetin göstergesi. Bununla birlikte yataklı servislerde nöbet tutan hekim sayısı genelde 1 oluyor. Hatta bazen bir hekim birden fazla serviste nöbet tutabiliyor. Nöbet sırasında hekimin görev yerini terk etmesi suçtur. Görüntüleme merkezlerine gidiş sırasında asistan hekimin serviste olmaması acil müdahaleyi engeller. Bu karar servislerde ciddi bir boşluk yaratır” denildi.</p>
<p>Olası bir acil durumda sorumluluğun yine asistan hekimlerin üzerine yıkılacağına dikkat çekilen açıklamada, “Sürekli yama yaparak sistemi ayakta tutmaya çalışıyorlar. Bu karar gerçekçi değil, görev tanımlarına aykırı ve hekimlere karşı açıkça yanlış bir uygulamadır” değerlendirmesi yapıldı. Asistan hekimlerin sırtına yüklenen yükün çeşitli biçimlerde ve alanlarda olduğu ancak buradaki zihniyet farkına dikkat çekilen açıklamada, söz konusu uygulamanın münferit değil, yapısal bir sorun olduğuna dikkat çekildi.</p>
<h2>FATURA ASİSTANA KESİLECEK</h2>
<p>Açıklamada, şöyle devam edildi:</p>
<p>“Asistan hekimi her alanda köle gibi görev tanımına uygun olmasa bile kullanılır şeklinde bir zihniyet var. Hastanelerde herkesin bir görev tanımı var ve herkesin niteliğine göre yapacağı iş bellidir. Hastanelerde yeteri kadar personel bulundurulmadığı için asistan hekimler orada da bulunsun deniyor. Bu karar onun itirafıdır. Ama serviste acil bir durum olursa fatura yine asistan hekimlere çıkacak. Sürekli yama yaparak sistemi döndürmeye çalışıyorlar. Gerçekçi olmayan ve görev tanımlarına uygun olmayan bir karar. Hekimlere karşı açıkça çok yanlış bir karar. Bugün asistan hekimlere veriliyor ama yarın hekimlere, akademisyenlere de verilebilir. Asistan hekimler bu sistemin en altında, yükün en fazla bindirildiği bir grup olarak varlığını sürdürüyor. Biz asistan hekimlerin görev tanımlarına uygun olmadan çalıştırılmasına karşıyız. Bu kararın münferit bir olay değil bir sistem sorunu olduğunun farkındayız.”</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 16 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bebek ölümleri münferit değil]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/bebek-olumleri-munferit-degil-684478</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/15/bebek-olumleri-munferit-degil.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/bebek-olumleri-munferit-degil-684478</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Yenidoğan ölümlerine ilişkin kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nun taslak raporu, ihmalleri ortaya koydu. Özel sağlık kuruluşlarında denetimsizlik, sevk sistemi aksaklıkları ve hizmetlerin ticarileşmesinin ölümleri artırdığı kaydedildi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da bazı özel sağlık kuruluşlarında yaşanan bebek ölümlerinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla kurulan TBMM Meclis Araştırma Komisyonu, hazırladığı taslak raporu TBMM’ye sundu. Raporda, özellikle özel hastanelerdeki yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde ciddi yapısal sorunlar bulunduğu tespit edildi. Sağlık hizmetlerinin ticarileşmesiyle birlikte özel sektörün hızla büyüdüğü, buna karşın denetim ve kamusal planlamanın aynı ölçüde güçlendirilmediği belirtildi.</p>
<h2>DENETİM ZAYIF KALDI</h2>
<p>Ekim 2024’te kurulan ve 22 milletvekilinden oluşan Komisyonun raporunda, yenidoğan ve yüksek riskli hasta gruplarına sunulan hizmetlerde özel sağlık kuruluşlarının ağırlığının arttığına dikkat çekildi. Yenidoğan yoğun bakım yataklarının büyük bölümünün özel hastanelerde bulunduğu, buna karşın neonatoloji uzmanı sayısının sınırlı kaldığı vurgulandı. Nitelikli sağlık emekçilerinin kamudan özel sektöre kaydığına işaret edilen raporda,kamusal planlamanın geri plana itildiği kaydedildi. Raporda, yüksek riskli gebeliklerde anne karnındaki bebeğin uygun merkezlere sevkine ilişkin bağlayıcı bir ulusal mevzuatın bulunmaması en kritik eksikliklerden biri olarak öne çıktı.</p>

<p>Yenidoğan taşımacılığı için özel donanımlı ambulans ve eğitimli ekip sayısının yetersiz olduğu, özel ambulans servislerinin 112 sistemiyle uyumsuz çalıştığı ve denetimden uzak kaldığı da raporda yer aldı. Komisyon raporunda, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) bazı özel sağlık kuruluşları tarafından usulsüz işlemlerle zarara uğratıldığına ilişkin tespitlere de yer verildi. Kamu kaynaklarının özel sektöre aktarıldığı iddialarına ilişkin soruşturmaların sürdüğü belirtilirken, bugüne kadar etkili ve caydırıcı yaptırımların uygulanmaması “cezasızlık politikası” olarak değerlendirildi. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerine ilişkin ölüm ve hastalık oranlarının hastane bazında kamuoyuyla paylaşılmamasının ise hesap verebilirliği ortadan kaldırdığı vurgulandı. Raporda, yenidoğan sağlığında yaşanan sorunların aşılması için kamusal planlamanın güçlendirilmesi, özel sağlık kuruluşlarının sıkı biçimde denetlenmesi, yenidoğan taşımacılığının kamusal bir hizmet olarak yeniden yapılandırılması ve sağlıkta piyasa mantığından vazgeçilmesi gerektiği ifade edildi.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>SORUN BİREYSEL DEĞİL, SİSTEMATİK</h2>
<p>CHP’li milletvekilleri Aylin Yaman, Kayıhan Pala, Turan Taşkın Özer, Murat Çan ve Ali Karaoba tarafından rapora karşı sunulan muhalefet şerhinde, yenidoğan ölümlerinin münferit vakalar olarak ele alınamayacağı vurgulandı. Vekiller, bebek ölümlerinin temel nedeninin sağlık hizmetlerinin ticarileştirilmesi olduğuna dikkat çekti. DEM Parti milletvekilleri Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Ceylan Akça Cupolo da muhalefet şerhinde, yenidoğan ölümlerinin sağlıkta özelleştirme politikalarının yarattığı sistematik çöküşün sonucu olduğunu ifade etti. İYİ Parti Manisa Milletvekili Şenol Sunat komisyon raporunun, “Bu bebek ölümleri neden yaşandı?” sorusuna net bir yanıt vermekten kaçındığını belirtti. DEVA Partisi’nden istifa eden Kahramanmaraş Milletvekili Dr. İrfan Karatutlu da yaşananların sağlık sistemindeki yapısal denetim eksikliklerinin doğrudan sonucu olduğunu vurguladı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 16 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kardiyovasküler hastalıklar Avrupa'da her yıl 1,7 milyon can alıyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/kardiyovaskuler-hastaliklar-avrupa-da-her-yil-1-7-milyon-can-aliyor-684455</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/15/kardiyovaskuler-hastaliklar-avrupa-da-her-yil-1-7-milyon-can-aliyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/kardiyovaskuler-hastaliklar-avrupa-da-her-yil-1-7-milyon-can-aliyor-684455</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Avrupa İlaç Kurumu, kardiyovasküler hastalıkların Avrupa’da hâlâ en büyük ölüm nedeni olduğunu, her yıl 1,7 milyon kişinin bu hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıkladı. Kurum, nüfusun dörtte birinde hipertansiyon bulunurken risk faktörlerinin hızla arttığına dikkat çekti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa İlaç Kurumu (EMA), kardiyovasküler hastalıkların Avrupa'da önde gelen ölüm nedeni olmaya devam ettiğini ve her yıl 1,7 milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açtığını bildirdi.</p>
<p>EMA, yıllık faaliyetleri hakkında basın toplantısı düzenledi.</p>
<p>Toplantıda konuşan EMA Terapötik Alanlar Departmanı Başkanı Francesca Day, "Kardiyovasküler hastalıklar Avrupa'da önde gelen ölüm nedeni olmaya devam ediyor ve her yıl 1,7 milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açıyor." bilgisini verdi.</p>

<p>Bu hastalıkların sakatlık, erken emeklilik ve işe devamsızlık gibi sorunlara yol açtığını belirten Day, bunun da yaşam kalitesini düşürdüğünü ve ortalama yaşam süresini azalttığını kaydetti.</p>
<h2>NÜFUSUN YÜZDE 25'İNDE HİPERTANSİYON VAR</h2>
<p>Day, diğer taraftan istatistiklerin, risk faktörlerinin arttığını gösterdiğini vurgulayarak, "Yetişkinlerin yüzde 54'ü fazla kilolu. Her 3 gençten 1'i fazla kilolu veya obez. Nüfusun yüzde 25'inde hipertansiyon bulunuyor" dedi.</p>
<p>AB Komisyonu'nun yakın zamanda AB Güvenli Kalpler Planı'nı (EU Safe Hearts Planı) başlattığını anımsatan Day, EMA'nın sorumluluk alanı çerçevesinde planı destekleyeceğinin altını çizdi.</p>
<p>Day, diyabet tedavisi için geliştirilen ve obezite tedavisinde de kullanılan glukagon benzeri peptid-1 reseptör agonistleri (GLP-1'ler) adı verilen ilaç sınıfı hakkında da konuşarak, bu ilaç sınıfına kamu ilgisinin çok yüksek olmaya devam ettiğine dikkati çekti.</p>
<p>"Bu ilaçlar yaşam tarzı için kısa yol değildir" uyarısında bulunan Day, bunların uzun vadeli tedaviler olduğunu ve tıbbi gözetim gerektiğinin altını çizdi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Jan 2026 17:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Uzmanı uyardı: Rahim ağzı kanseri HPV aşısıyla önlenebilir]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/uzmani-uyardi-rahim-agzi-kanseri-hpv-asisiyla-onlenebilir-684243</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/15/uzmani-uyardi-rahim-agzi-kanseri-hpv-asisiyla-onlenebilir.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/uzmani-uyardi-rahim-agzi-kanseri-hpv-asisiyla-onlenebilir-684243</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Bahar Huseynova, Serviks Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tamamının HPV ile ilişkili olduğunu belirterek, HPV aşısı ile düzenli taramaların hastalığın önlenmesinde hayati rol oynadığını vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Bahar Huseynova, HPV aşısının serviks (rahim ağzı) kanseriyle mücadelede kritik rol oynadığını belirtti.</p>
<p>Serviks Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında değerlendirmelerde bulunan Huseynova, serviks kanserlerinin neredeyse tamamının HPV ile ilişkili olduğunu vurguladı.</p>
<p>Huseynova, cinsel yolla bulaşan ve çoğu zaman belirti vermeden vücutta bulunabilen yaygın bir virüs olan HPV'ye karşı erken tanı ve koruyucu yöntemlerin önemine işaret etti.</p>

<p>Hastalığın erken evrede genellikle belirti göstermediğini, bu nedenle düzenli taramaların büyük önem taşıdığını vurgulayan Huseynova, Pap-Smear ve HPV testlerinin kanser oluşmadan önce riskli hücreleri saptayabildiğini, bu testlerin kısa sürede ve kolaylıkla uygulandığını kaydetti.</p>
<p>Erken tanı alan hastalarda tedavi başarısının oldukça yüksek olduğunu aktaran Huseynova, serviks kanseriyle mücadelede aşılamanın ve düzenli kontrollerin aksatılmaması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Bahar Huseynova, HPV enfeksiyonunun çoğu kişide bağışıklık sistemi tarafından temizlenebildiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ancak bazı yüksek riskli HPV tipleri, uzun yıllar vücutta kalırsa rahim ağzı kanserine yol açabilir. Hastalık çoğu zaman sessiz ilerler. Anormal vajinal kanama, kasık ağrısı veya akıntı gibi şikayetler genellikle ileri evrede ortaya çıkar. Bu nedenle kadınların herhangi bir şikayeti olmasa dahi düzenli kontrollerini yaptırması gerekir. HPV aşısı, rahim ağzı kanserine yol açan yüksek riskli virüs tiplerine karşı güçlü bir koruma sağlar. Aşı, uygun yaş grubundaki bireylerde uygulanarak hastalık riskini ciddi oranda azaltır."</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 15 Jan 2026 10:21:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Araştırma: 'Ağız kırılganlığı' belirtilerinden 3 veya daha fazlasına sahip olanların ölüm riski daha fazla]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/arastirma-agiz-kirilganligi-belirtilerinden-3-veya-daha-fazlasina-sahip-olanlarin-olum-riski-daha-fazla-683992</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/14/arastirma-agiz-kirilganligi-belirtilerinden-3-veya-fazlasina-sahip-olanlarin-olum-riski-daha-fazla.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/arastirma-agiz-kirilganligi-belirtilerinden-3-veya-daha-fazlasina-sahip-olanlarin-olum-riski-daha-fazla-683992</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Japonya'daki Osaka Üniversitesi'nden araştırmacılara göre, eksik veya çürük diş sayısının fazla olması artan ölüm riskiyle doğrudan ilişkilendirildi. Tokyo Bilim Enstitüsü tarafından yapılan bir diğer araştırmada ise, "ağız kırılganlığı" belirtilerinden üç veya daha fazlasına sahip olan bireylerin, ölüm riski 1,34 kat daha fazla olduğu görüldü.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Japonya'daki Osaka Üniversitesi'nden araştırmacılar, 75 yaş ve üzeri 190 bin 282 yetişkinin sağlık ve diş kayıtlarını inceledi.</p>
<p>TRT Haber'in Sciencealert'tan aktardığına göre, araştırma kapsamında her bir diş pozisyonu; eksik, sağlam, dolgulu veya çürük olarak sınıflandırıldı.</p>

<p>Sonuçlara göre, ağızdaki "sağlam" ve "dolgulu" dişlerin toplam sayısı, ölüm riskini tahmin etmede en güçlü gösterge olarak belirlendi.</p>
<p>Eksik veya çürük diş sayısının fazla olması ise artan ölüm riskiyle doğrudan ilişkilendirildi.</p>
<p>Bilim insanları, dolgulu dişlerin de en az sağlam dişler kadar düşük ölüm riskiyle ilişkili olduğunu saptadı. Bu durum, dişlerin tedavi edilerek korunmasının sadece ağız sağlığını değil, genel vücut sağlığını da koruduğunu gösteriyor.</p>
<h2>ERKEN ÖLÜME YOL AÇABİLİR</h2>
<p>Araştırmacılar, eksik veya çürük dişlerin erken ölüme yol açabileceği mekanizmalar üzerinde iki temel teoriye odaklanıyor:</p>
<p>Kronik inflamasyon: Dişlerdeki çürükler veya diş eti sorunları, vücutta kronik iltihaplanmaya yol açarak bu durumun diğer organlara yayılmasına neden olabiliyor.</p>
<p>Beslenme sorunları: Diş sayısının azalması çiğnemeyi zorlaştırıyor, bu da sağlıklı ve besleyici bir diyetin sürdürülmesini engelleyerek genel sağlığı bozuyor.</p>
<h2>AĞIZ KIRILGANLIĞI BELİRTİLERİ</h2>
<p>Tokyo Bilim Enstitüsü tarafından yapılan bir diğer güncel çalışma da bu bulguları destekliyor. Diş kaybı, çiğneme ve yutma sorunları, ağız kuruluğu ve konuşma zorluğu gibi "ağız kırılganlığı" belirtilerinden üç veya daha fazlasına sahip olan bireylerin, uzun süreli bakıma ihtiyaç duyma olasılığının 1,23 kat, ölüm riskinin ise 1,34 kat daha fazla olduğu görüldü.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 14 Jan 2026 11:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Zatürre vakalarındaki artışa karşı erken tanı uyarısı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/zaturre-vakalarindaki-artisa-karsi-erken-tani-uyarisi-683946</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/14/zaturre-vakalarindaki-artisa-karsi-erken-tani-uyarisi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/zaturre-vakalarindaki-artisa-karsi-erken-tani-uyarisi-683946</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Çetin, mevsim geçişleriyle birlikte zatürre vakalarında artış yaşandığını belirterek, özellikle risk grupları için erken tanı ve tedavinin hayati önemde olduğunu vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Çetin, zatürenin akciğerleri etkileyen ciddi bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirterek, erken tanı ve tedavinin hayati önem taşıdığını belirtti.</p>
<p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, mevsim geçişleri, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının yaygınlaşmasıyla hastanelerde zatürre yoğunluğu yaşanıyor. Gaziantep'te de birçok vatandaş zatüre şüphesiyle sağlık kuruluşlarına başvuruyor.</p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Çetin, akciğerleri etkileyen ciddi bir enfeksiyon hastalığı olan zatürenin ateş, öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, halsizlik ve titreme gibi belirtilerle kendini gösterebildiğini aktardı.</p>

<h2>RİSK GRUPLARINA UYARILAR</h2>
<p>Erken tanı ve tedavinin hayati önem taşıdığına işaret eden Çetin, özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi zayıf bireylerin daha fazla risk altında olduğunu vurguladı.</p>
<p>Hastanelerdeki yoğunluğa da dikkati çeken Çetin, son dönemde zatürre vakalarında ciddi artış gözlemlediklerini bilgisini vererek, bu durumun hastanelerde yoğunluğa neden olduğunu anlattı.</p>
<p>Çetin, vatandaşların belirtileri hafife almamasını, şikayetleri varsa vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini belirterek, "Mevsime uygun giyinmek, el hijyenine dikkat etmek, sigaradan uzak durmak, kalabalık ortamlarda maske kullanmak ve grip ile zatüre aşılarını ihmal etmemek büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çetin, vatandaşları bilinçli olmaya davet ederek, zatürenin erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabileceğini, geç kalınan vakalarda ise ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini aktardı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 14 Jan 2026 10:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Beyin sağlığı ve akıllı telefonlar ile sosyal medya]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/beyin-sagligi-ve-akilli-telefonlar-ile-sosyal-medya-683877</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/14/beyin-sagligi-ve-akilli-telefonlar-ile-sosyal-medya.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/beyin-sagligi-ve-akilli-telefonlar-ile-sosyal-medya-683877</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doç. Dr. Tamer YAZAR*</strong></p>
<p>Akıllı telefonlar ve sosyal medyanın aşırı kullanımı beyin sağlığı açısından riskli mi?</p>
<p>Yalnızca ekranı açtığımızı düşündüğümüz her ‘kaydırma hareketi’ zihnimize açılan bir kapı. Kısa videolar, bildirimler ile hiç bitmeyen bir akış içinde geçen gündelik hayat. Sosyal medya artık sadece bir iletişim aracı değil; düşünme biçimimizi, dikkatimizi, uyku düzenimizi ve ruh halimizi etkileyen yeni bir yaşam tarzı. Bu noktada şu soruyu sormak kaçınılmaz: Akıllı telefonlar ve sosyal medyanın aşırı kullanımı masum bir alışkanlık mı, yoksa beyin sağlığı açısından risk teşkil eden bir alan mı?</p>
<p>Uzun yıllar unutkanlık/demans, yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu gibi ele alındı. Bugün biliyoruz ki yaşam tarzı, zihinsel uyarım, sosyal etkileşim, uyku ve stres gibi pek çok faktör hastalığın ortaya çıkış zamanını belirleyebiliyor. Başka bir deyişle, beynin dayanıklılığı büyük ölçüde nasıl yaşadığımızla ilgili. Bu çerçevede sosyal medya, artık sadece teknolojik bir tercih değil; bilişsel sağlığı etkileyen güçlü bir çevresel faktör olarak karşımıza çıkıyor.</p>

<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Sosyal medya platformları insan beyninin ödül sistemini hedef alacak şekilde tasarlanıyor. Bildirimler, beğeniler ve kısa videolar anlık haz sağlıyor. Ancak bu sürekli uyarılma hali, uzun vadede dikkatin derinliğini azaltıyor. Odaklanmak zorlaşıyor, düşünceler kolay bölünüyor, zihinsel sabır giderek azalıyor. Bu tabloyla uyumlu olarak unutkanlığın erken dönemlerinde dikkat, planlama ve zihinsel esneklik en sık etkilenen alanlar olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Diğer önemli bir sorun, yüzeysel öğrenme. Bilgiyi kalıcı hafızaya almak için anlam, bağlam ve tekrar isteyen beyin, hız ve parçalanmış dikkat üzerine kurulu sosyal medyadan kaçınılmaz olarak olumsuz etkileniyor. Bir haberi okurken başka habere geçilmesi, videonun ortasında yenisinin başlaması, özellikle orta yaş ve sonrasında hafıza performansını olumsuz etkiliyor. Kitap okumak, tartışmak, problem çözmek gibi derin zihinsel faaliyetlerin yerini saatler süren kaydırmalar aldığında, bilişsel rezerv de giderek azalıyor.</p>
<p>Uyku ise çoğu zaman göz ardı edilen ama beyin sağlığı açısından kritik bir alan. Sosyal medyanın özellikle gece saatlerinde yoğun kullanılması, uyku süresini kısaltmakla kalmıyor; uykunun kalitesini de bozuyor. Zihinsel uyarılma ve sürekli tetikte olma hali, beynin dinlenmesini zorlaştırıyor.</p>
<p>Asli sorunlardan biri de sosyal medyanın ruhsal sağlık üzerine dolaylı olarak da beyin sağlığına olan etkileri. Sürekli karşılaştırma, onaylanma ihtiyacı ve olumsuz haber bombardımanı kronik stres ve anksiyeteyi artırıyor. Uzun süreli stresin hafıza ve öğrenmeden sorumlu beyin bölgelerini olumsuz etkilediği artık biliniyor. Bu bölgeler, Alzheimer hastalığında da erken etkilenen alanlar arasında yer alıyor.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Elbette sosyal medya bütünüyle zararlı değil. Özellikle ileri yaşta yalnız yaşayan bireyler için sosyal bağları sürdürmenin bir yolu olabilir. Ancak burada belirleyici olan, kullanım biçimi ve süresi. Aktif, sınırlı ve amaçlı kullanım fayda sağlayabilirken; pasif, uzun süreli ve kontrolsüz kullanım risk oluşturuyor.</p>
<p>Beyin sağlığını korumak için sosyal medyayı tamamen hayatımızdan çıkarmamız gerekmiyor; ancak onu bilinçli biçimde sınırlamamız şart. Akıllı telefonda geçirilen süreyi kısıtlamak, yatma saatinden en az bir iki saat önce ekranı kapatmak, bildirimleri sessize almak basit ama etkili adımlar. Günlük hayatta kitap okumaya, yüz yüze sohbetlere, düşünmeyi ve üretmeyi gerektiren uğraşlara yeniden alan açmak; beynin “yedek gücünü” besler. Unutmamak gerekir ki beyin, neyle meşgul edilirse ona göre şekillenir.</p>
<p>Unutkanlık/demans yalnızca bireysel bir hastalık değil, hızla büyüyen bir toplumsal ve ekonomik yük. Bu nedenle akıllı telefonlar ve sosyal medya kullanımı sadece bireysel tercihlere bırakılamaz. Dijital hijyen, tıpkı beslenme ve egzersiz gibi bir halk sağlığı konusu haline gelmiştir. Çocukluktan itibaren sağlıklı dijital alışkanlıkların öğretilmesi, uyku ve ekran ilişkisine dikkat çekilmesi, orta yaş ve sonrasında beyin sağlığını koruyucu yaşam tarzı önerilerinin yaygınlaştırılması önemli.</p>
<p>Teknolojiyi reddetmek mümkün değil. Ancak beyin sağlığını önceleyen bilinçli bir dijital kültür inşa edebiliriz. Aksi halde beyin sağlığını korumak ile mücadelede yalnızca ilaçlara bel bağlayan, geç kalmış bir sistemin bedelini hep birlikte ödemek zorunda kalabiliriz.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>*Nöroloji Uzmanı*</strong></p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 14 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hastanelerin tehlike sınıfını düşürme girişimi: 660 bin çalışanın sağlığı riske atılıyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hastanelerin-tehlike-sinifini-dusurme-girisimi-660-bin-calisanin-sagligi-riske-atiliyor-683807</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/13/hastanelerin-tehlike-sinifini-dusurme-girisimi-660-bin-calisanin-sagligi-riske-atiliyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hastanelerin-tehlike-sinifini-dusurme-girisimi-660-bin-calisanin-sagligi-riske-atiliyor-683807</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı’nın kamu hastanelerini “çok tehlikeli” işyeri sınıfından çıkararak “tehlikeli” sınıfa indirmeye hazırlandığı ortaya çıktı. Söz konusu girişim, iş güvenliği hizmetlerinin azaltılmasına, denetimlerin zayıflatılmasına ve 600 bini aşkın sağlık emekçisinin daha az korunmasına yol açacak.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı’nın, kamuya ait yataklı hastanelerin “çok tehlikeli” işyeri sınıfından çıkarılarak “tehlikeli” sınıfa indirilmesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurduğu öğrenildi. Girişim, iş sağlığı ve güvenliği alanında ciddi tartışmalara yol açarken sağlık emekçileri ve meslek örgütleri düzenlemeye sert tepki gösterdi.</p>
<p>6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun kamu kurumları için 1 Ocak 2025 itibarıyla tam olarak yürürlüğe giren, Sağlık Bakanlığı’nın bu yükümlülükleri hafifletmeye yönelik bir adım attığı ortaya çıktı. Tehlike sınıfının düşürülmesi halinde hastanelerde görevlendirilmesi gereken iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi sayısı azalacak, denetimlerin ve önleyici uygulamaların kapsamı daralabilecek.</p>

<p>BirGün’ün edindiği bilgilere göre konu, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü’nün gündemine alındı. Yaklaşık bir ay içinde görüşme yapılması beklenirken, özel hastanelerin de sürece dahil edilmesinin gündemde olduğu ifade ediliyor.</p>
<h2>ÖNLEMLAR AZALACAK</h2>
<p>CHP Bursa Milletvekili ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Pala, tehlike sınıfının düşürülmesinin sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği haklarında ciddi bir gerileme anlamına geleceğini söyledi. Bu adımın daha az iş güvenliği uzmanı, daha zayıf denetim ve önleyici tedbir anlamına geleceğini söyleyen Pala "Bu, iş güvenliği yükümlülüklerinden kaçma girişimidir” dedi. Pala, işyerlerinin tehlike sınıflarının çalışanları meslek hastalıkları ve iş kazalarından korumak açısından kritik önemde olduğunu vurguladı. “Bir işyeri ‘çok tehlikeli’ sınıftaysa, alınması gereken önlemler ve sunulması gereken hizmetler daha kapsamlıdır” diyen Pala, “Daha fazla iş güvenliği uzmanı, daha fazla işyeri hekimi görevlendirilmesi zorunludur. Sınıfın düşürülmesi, bu önlemlerin doğrudan azaltılması demektir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı’nın başvurusunda hastanelerin çok tehlikeli işyerleri olmadığı iddiasına yer verdiğini belirten Pala, bu yaklaşımı sert sözlerle eleştirdi. Bakanlığın, ölümcül iş kazaları ve meslek hastalıkları istatistiklerini inşaat ve madencilik gibi sektörlerle kıyasladığını aktaran Pala, “Bu tutum, Sağlık Bakanlığı’nın hastanelerde üretilen sağlık hizmetine ne kadar yabancı olduğunu gösteriyor” dedi. Pala, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) hastaneleri açık biçimde “çok tehlikeli işyerleri” arasında tanımladığını da kaydetti.</p>
<h2>YÜKSEK RİSK ORTAMI</h2>
<p>Hastanelerin; bulaşıcı hastalık riski, kan ve vücut sıvılarına maruziyet, kanserojen kimyasallar, anestezik gazlar, radyasyon, uzun çalışma saatleri ve yoğun psikososyal yük nedeniyle yüksek risk barındırdığını söyleyen Pala, “Bu ortamların çok tehlikeli sınıfta yer alması bilimsel ve evrensel bir gerekliliktir” dedi. Türkiye’de meslek hastalıkları tanısının yetersizliğine ve iş kazası kayıtlarının sağlıklı tutulmadığına da dikkat çeken Pala, mevcut istatistiklerin gerçeği yansıtmadığını ifade etti. “Tehlike sınıfını düşürmek yerine, çok tehlikeli sınıfa uygun önlemler hayata geçirilmelidir” diye konuştu.</p>
<p>6331 sayılı kanunun kamu kurumları için uygulanmasının yıllarca ertelendiğini anımsatan Pala, geçen yıldan itibaren kamu-özel ayrımı olmaksızın tam uygulamaya geçildiğini belirtti. “Görünen o ki Sağlık Bakanlığı, bu yükümlülükleri yerine getirmek yerine yasal sorumluluklarını azaltmanın yolunu arıyor” dedi. Kamu hastanelerinde, tıp ve hemşirelik öğrencileri dahil olmak üzere çok sayıda iş kazası yaşandığını vurgulayan Pala, “Buna rağmen riskin düşük olduğunu iddia etmek bilimsel gerçeklerle bağdaşmıyor. 600 bini aşkın sağlık çalışanının daha az korunacağı bir düzenlemeye sessiz kalmayacağız” diye konuştu.</p>
<h2>BAŞVURU İPTAL EDİLMELİ</h2>
<p>Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) de girişime tepki gösterdi. Açıklamada, her mevzuat değişikliğinde mücadeleyle kazanılan hakların budandığı vurgulanarak “7/24 hizmet üretilen, kimyasal maddelere, radyasyona ve şiddete maruz kalınan bu alanlara ‘çok tehlikeli değil’ demek vicdansızlıktır" denirken; Sağlık Çalışanları Hak ve Mücadele Derneği ise "Sağlık Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı'na hastanelerin tehlike sınıfı düşürülsün başvurusu yaptı. Sağlıkta şiddetin olduğu, kimyasal, biyolojik risklerin olduğu düşünüldüğünde dünyada örneği olmayan bu başvurunun iptal edilmesi gerekiyor" açıklamasını yaptı.</p>
<div class="brgn-box">
<p><strong>Hastaneler neden “çok tehlikeli”?</strong></p>
<p>İşyerleri üç sınıfa ayrılır: Az tehlikeli – Tehlikeli – Çok tehlikeli.</p>
<p>Hastaneler genel olarak “çok tehlikeli” sınıfta yer alır.</p>
<p>Çünkü:</p>
<p>- Biyolojik riskler (kan, vücut sıvıları, enfeksiyonlar)<br>- Kimyasal riskler (ilaçlar, dezenfektanlar, sitotoksik maddeler)<br>- Fiziksel riskler (radyasyon, kesici-delici aletler)<br>- Ergonomik ve psikososyal riskler (vardiya, ağır iş yükü)<br>- Çok tehlikeli işyerlerinde çalışanlara daha uzun İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) eğitimi verilir. <br>- Periyodik sağlık muayeneleri daha sıktır. <br>- Çalışanların tamamı bu kapsamda değerlendirilir.<br>- Eğitim, muayene ve İSG hizmetleri daha sık ve ayrıntılıdır. </p>
</div>
<p>Tehlike sınıfına göre İSG hizmet süreleri (Çalışan başına / ay)</p>
<table style="border-collapse: collapse; width: 100.01%;" border="1"><colgroup><col style="width: 33.2503%;"><col style="width: 33.2503%;"><col style="width: 33.2503%;"></colgroup>
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"><strong>Tehlike Sınıfı</strong></td>
<td style="text-align: center;"><strong> İSG Uzmanı</strong></td>
<td style="text-align: center;"><strong> İşyeri hekimi</strong></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center;">Tehlikeli</td>
<td style="text-align: center;">20 dk</td>
<td style="text-align: center;">10 dk</td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center;">Çok tehlikeli</td>
<td style="text-align: center;">40 dk</td>
<td style="text-align: center;">15 dk</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Çok tehlikeli işyerlerinde:</strong></p>
<ul>
<li>İşe giriş muayenesi (zorunlu)</li>
<li>Yılda en az 1 kez</li>
<li>Gerekirse: Hepatit B</li>
<li>Tetanoz</li>
<li>Akciğer grafisi</li>
<li>Odyometri</li>
<li>Göz muayenesi</li>
</ul>
<p>📍 Radyasyonlu birimler için dozimetre takibi zorunlu<br>✔️ Acil durum planı<br>✔️ Yangın, tahliye, ilk yardım ekipleri<br>✔️ Tatbikat (en az yılda 1)<br>✔️ Kişisel Koruyucu Donanım (KKD)<br>✔️ Tıbbi atık yönetim planı<br>✔️ Çalışan temsilcisi seçimi<br>✔️ İSG Kurulu (50+ çalışan varsa)</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 13 Jan 2026 15:58:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hindistan'da Nipah virüsü alarmı: Belirtileri neler?]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hindistan-da-nipah-virusu-alarmi-belirtileri-neler-683682</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/13/hindistan-da-nipah-virusu-alarmi-belirtileri-neler.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hindistan-da-nipah-virusu-alarmi-belirtileri-neler-683682</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Hem hayvanlarda hem de insanlarda hastalığa yol açan Nipah virüsü, Hindistan'da aynı hastanede çalışan 2 hemşire tespit edildi. 2 kişinin durumunun ağır olduğu ve solunum cihazına bağlı şekilde tedavi gördüğü belirtildi. Peki Malezya'nın Nipah bölgesinde ilk kez bir salgınla başlayan virüsün belirtileri neler?]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Hindistan'ın Batı Bengal eyaletine bağlı Barasat kentinde Nipah virüsü taşıdığından şüphelenilen 2 kişi hastanede tedavi altına alındı.</p>
<p>Hindustan Times gazetesinin haberine göre, Batı Bengal'e bağlı Barasat'ta 2 kişinin Nipah virüsü taşıdığından şüphelenildi.</p>
<p>Batı Bengal Eyalet Başkanı Nandini Chakravorty, yaptığı açıklamada, aynı hastanede çalışan 2 kişinin, Nipah virüsü kaptıkları şüphesiyle hastanede tedavi altına alındıklarını bildirdi.</p>

<p>Chakravorty, bu kişilerle temaslı olanların da izlem altında olduklarını belirtti.</p>
<h2>DURUMLARI AĞIR</h2>
<p>Sağlık yetkilileri, söz konusu 2 kişinin, Barasat'ta aynı özel hastanede görev yapan 1'i erkek, diğeri kadın 2 hemşire olduklarını kaydetti.</p>
<p>Yetkililer, 2 kişinin durumunun ağır olduğunu ve solunum cihazına bağlı şekilde tedavi gördüklerini ifade etti.</p>
<p>Hemşirelerin, Aralık 2025'te Batı Bengal'e bağlı Doğu Midnapore ve Doğu Burdwan bölgelerindeki evlerine gittiklerini, dönüşlerinin ardından rahatsızlandıklarını kaydeden yetkililer, vakalardan alınan numunelerin laboratuvara gönderildiğini, Hindistan Sağlık Bakanlığı'nın bilgilendirildiğini ve ilgili bölgelerin başhekimleriyle koordinasyon toplantıları yapıldığını aktardı.</p>
<p>Hindistan Sağlık Bakanlığı'nın, sosyal medya platformundaki hesabından yapılan açıklamada da Batı Bengal hükümetine teknik, lojistik ve operasyonel destek sağlanacağı ifade edildi.</p>
<h2>NİPAH VİRÜSÜ NEDİR?</h2>
<p>Nipah virüsü bulaşan kişilerde belirtiler hemen ortaya çıkmasa da ateş, baş, boğaz ve kaslarda ağrı gibi semptomlarla grip benzeri bir durum gelişebiliyor. Sonraki aşamada ise baş dönmesi, yorgunluk ve bilinç değişiklikleri yaşanabiliyor.</p>
<p>Hem hayvanlarda hem de insanlarda hastalığa yol açan Nipah virüsü, Malezya'nın Nipah bölgesinde ilk kez bir salgınla başladığı için bu adı almıştı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 13 Jan 2026 12:28:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sigaraya yeni kısıtlama: Meclis gündemine gelecek]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/sigaraya-yeni-kisitlama-meclis-gundemine-gelecek-683465</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/12/sigaraya-yeni-kisitlama-meclis-gundemine-gelecek.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/sigaraya-yeni-kisitlama-meclis-gundemine-gelecek-683465</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sağlık Bakanı Memişoğlu, kapalı alanlarda sigara kullanımı konusunda yeni düzenlemeler yapacağını duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sigara ve sağlıksız beslenmeyle mücadele için yeni önlemler alacaklarını açıkladı.</p>
<p>Kemal Memişoğlu, sigara kullanımına yönelik bir çalışma yürüttüklerini belirterek, “Bu çalışmayla esasında tütün bağımlılığı mücadelesini çok daha etkin hale getireceğiz” dedi.</p>

<h2>"KAPALI ALANLARDA SİGARA KULLANIMI"</h2>
<p>Memişoğlu, kapalı alanlarda sigara kullanımına yönelik yeni mevzuat düzenlemelerinin Meclis gündemine taşınacağını belirterek, “Kapalı alanlarda tütün ve sigara kullanımı konusunda mevzuatlarla ilgili iyi bir çalışma yapıyoruz. İnşallah kısa zamanda Meclisin gündemine bunu taşıyacağız” dedi.</p>
<p>Yalnızca tütün değil, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, şeker kullanımıyla ilgili de çalışma yapıldığını duyurdu.</p>
<p>Sağlık Bakanı, “Hem tütünle hem de gıda ve şekerle ilgili Tarım Bakanlığımızın da dahil olduğu bir çalışma içerisindeyiz. Onu da yakında kamuoyu ile paylaşacağız” dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 12 Jan 2026 14:58:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı için uyarı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/viral-enfeksiyonlarda-antibiyotik-kullanimi-icin-uyari-683398</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/12/viral-enfeksiyonlarda-antibiyotik-kullanimi-icin-uyari.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/viral-enfeksiyonlarda-antibiyotik-kullanimi-icin-uyari-683398</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Dr. Öğretim Üyesi Merve Kişioğlu, solunum yolu enfeksiyonlarının birçoğunun sebebinin viral enfeksiyonlar olduğunu söyledi. Viral enfeksiyonlarda antibiyotiğin yeri bulunmadığını kaydeden Kişioğlu, "Doktor kontrolü olmaksızın antibiyotik başlanmaması gerektiğini tavsiye ediyoruz" uyarısında bulundu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Merve Kişioğlu, solunum yolu enfeksiyonlarının birçoğunun sebebinin viral enfeksiyonlar olduğunu, viral enfeksiyonlarda da antibiyotiğin yeri bulunmadığını söyledi.</p>
<p>Kişioğlu, kış döneminin gelmesiyle çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü söyledi.</p>

<p>Okul, kreş, kafe ve restoran gibi kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirildiğini dile getiren Kişioğlu, "Kapalı ortamların havalandırma oranları da tabii ki soğuk hava nedeniyle daha az olmakta. Bu da enfeksiyonlara davetiye çıkarmakta" ifadesini kullandı.</p>
<p>Kişioğlu, hasta çocukların evde dinlendirilmesinin önemli olduğuna işaret ederek, "Hasta çocuklarımızı iyileşene kadar birkaç gün süreyle okula göndermemek uygun olacak ve diğer çocuklara hastalığın bulaşmasını engelleyecektir" dedi.</p>
<h2>BELİRTİLER</h2>
<p>Solunum yolu enfeksiyonlarının burun akıntısı, öksürük, ateş, halsizlik ve beslenme bozukluğu gibi şikayetlerle kendisini gösterdiğini anlatan Kişioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Bunun yanında çocukta 38 ve üzerinde vücut sıcaklığının ölçülmüş olması, beslenememesi, emme probleminin olması, uyku hali, halsizlik, yorgunluk belirtilerinin olması, gece onu uykudan uyandıran öksürüklerinin olması, özellikle sıvı alımının azalması, bunun yanında idrar çıkışının azalması da yine beslenme bozukluğu ve sıvı alımı azaldığını gösterecektir. Bu durumda ailelerin çocuklarını bir çocuk hekimi tarafından muayene ettirmesi uygun olacaktır."</p>
<p>Kişioğlu, hafif burun akıntısı, öksürük ve yeterli beslenen bir bebeğin evde ailesi tarafından 24-48 saat süreyle izlenebileceğini belirterek, "Okul çağı çocuklarında daha fazla görüyoruz. Abla, ağabey okula gidiyorsa bunların küçük kardeşlerinde, bebeklerde biraz daha ağır seyrettiğini görüyoruz. Özellikle grip, soğuk algınlığı, kulak iltihapları, bronşiolit ve pnömoni, akciğer enfeksiyonlarının daha fazla olduğunu bu dönemde görmekteyiz" diye konuştu.</p>
<h2>"ANTİBİYOTİĞİN YERİ YOK"</h2>
<p>En önemli tavsiyelerinin beslenme ve uyku düzenine önem verilmesi gerektiğini belirten Kişioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Bunun yanında el temizliği, yıkama hijyeni, maske takılması korunma yöntemlerinde önemli. Sınıfların belirli aralıklarla havalandırılması da oldukça önemli. Bir de şu duruma değinmek istiyorum. Solunum yolu enfeksiyonlarının birçoğunun sebebi viral enfeksiyonlardır. Viral enfeksiyonlarda antibiyotiğin yeri yok. O yüzden her geçirilen enfeksiyonda antibiyotik kullanımına dikkat edilmesi, doktor kontrolü olmaksızın antibiyotik başlanmaması gerektiğini tavsiye ediyoruz."</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 12 Jan 2026 12:19:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yoksulluk, dijital bağımlılık, sağlıksız gıda: Çocuk sağlığı alarm veriyor]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/yoksulluk-dijital-bagimlilik-sagliksiz-gida-cocuk-sagligi-alarm-veriyor-683367</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/12/yoksulluk-dijital-bagimlilik-sagliksiz-gida-cocuk-sagligi-alarm-veriyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/yoksulluk-dijital-bagimlilik-sagliksiz-gida-cocuk-sagligi-alarm-veriyor-683367</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Cerrahpaşa Pediatri Günleri’nde bilim insanları, yoksulluktan dijital bağımlılığa, sağlıksız gıdalardan aşı karşıtlığına uzanan tehditlere karşı kamucu ve bilimsel pediatri çağrısı yaptı. Etkinlikte "Çocukları korumak kamusal bir görev" vurgusu yapıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, çocuk sağlığının bir insan hakkı olduğuna dikkat çekerek "Çocuklar yoksulluk, çevresel etkiler, yanlış beslenme, dijital bağımlılık ve bilim dışı uygulamalardan yetişkinlere göre çok daha fazla etkileniyor. Bu nedenle pediatri, yalnızca klinik bir alan değil, çocukların yaşam hakkını koruyan kamusal bir sorumluluktur” dedi. </p>
<p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından düzenlenen V. Cerrahpaşa Pediatri Günleri, “Pediatri 2.0: Değişim Başladı” temasıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Üç gün süren kongrede, çocuk sağlığını doğrudan etkileyen tıbbi, teknolojik ve toplumsal başlıklar ele alındı. Kongrede yapay zekânın klinik kullanımı, genetik ve moleküler tanı yöntemleri, hedefe yönelik tedaviler, adölesan sağlığı, beslenme, solunum yetmezliği, travma yönetimi, aşılamada küresel sorunlar ve dijitalleşmenin çocuklar üzerindeki etkileri güncel bilimsel veriler ışığında tartışıldı.</p>

<h2>'KAMUSAL SORUMLULUKTUR'</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/01/12/yoksulluk-dijital-bagimlilik-sagliksiz-gida-cocuk-sagligi-alarm-veriyor.jpg" alt=""></p>
<p>Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, çocuk sağlığının yalnızca tıbbi bir konu değil, aynı zamanda temel bir insan hakkı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Kasapçopur “Cerrahpaşa Pediatri olarak, çocuk sağlığı ve hastalıklarını yalnızca bir bilim dalı olarak değil, çocukların yaşam hakkını ve geleceğini koruyan bir sorumluluk alanı olarak görüyoruz. Çocuklar, yaşamın en kırılgan grubudur. Yoksulluk, çevresel etkiler, yanlış beslenme, dijital bağımlılık, zararlı alışkanlıklar ve bilim dışı uygulamalar çocukları yetişkinlere göre çok daha derinden etkiler. Çocukları yaşamın her alanında korumak en temel görevimizdir” diye konuştu. Çocukların sosyal medya, sağlıksız beslenme ve elektronik sigara gibi yeni tehditlerle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Kasapçopur, 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya uygulamalarından, 18 yaş altındaki çocukların ise ultra işlenmiş gıdalardan korunması gerektiğini vurguladı. Kasapçopur, “Çağdaş ve bilimsel tıp bu ülkenin tüm çocukları için bir haktır. Bizim temel amacımız, çocukları yaşamın her alanında korumak; onları bilimsel, çağdaş ve etik hekimlik anlayışıyla geleceğe hazırlamaktır. Çağdaş ve bilimsel tıp bu ülkenin tüm çocukları için bir haktır" diye konuştu. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/01/12/yoksulluk-dijital-bagimlilik-sagliksiz-gida-cocuk-sagligi-alarm-veriyor-1.jpg" alt=""></p>






<h2>CHATGPT BÖYLE DEDİ</h2>
<p>Kongre Başkanı Prof. Dr. A. Çiğdem Aktuğlu Zeybek ise bu yılki temanın klinik tıp ile hızla gelişen teknolojiyi bir araya getirmek amacıyla belirlendiğini söyledi. Zeybek, “Hastalar artık internette araştırma yaparak, ‘ChatGPT böyle dedi’ diyerek polikliniğe geliyor. Bu dijital dünyayı görmezden gelemeyiz; doğru ve etik biçimde yönetmek zorundayız” dedi. Yapay zekânın hekimin yerini alamayacağını vurgulayan Zeybek, asıl meselenin bu teknolojilerin bilimsel ve güvenli biçimde klinik karar süreçlerine entegre edilmesi olduğunu belirtti. Dijitalleşmenin çocuklarda hareketsizlik, sağlıksız beslenme ve yeni sağlık sorunlarını da beraberinde getirdiğine dikkat çekti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 12 Jan 2026 10:34:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Grip ve nezlede alarm: Uzmandan kritik uyarılar]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/grip-ve-nezlede-alarm-uzmandan-kritik-uyarilar-683341</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/12/uzmandan-kritik-uyarilar-grip-ve-nezle-vakalari-zirveye-cikti.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/grip-ve-nezlede-alarm-uzmandan-kritik-uyarilar-683341</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi’nden Doç. Dr. Doğan, aralık ayıyla birlikte hava sıcaklıklarındaki ani düşüşlerin nezle ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarını artırdığını belirterek, hastaneler, acil servisler ve okullarda yoğunluğun yaşandığı zirve döneme girildiğini söyledi. Uzman, "semptomları olan kişiler eğer zaruri değilse, evlerinden çıkmasınlar" uyarısında bulundu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Doğan, aralık ayıyla birlikte hava sıcaklıklarındaki ani düşüşlerin, nezle ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonu vakalarında artışa sebebiyet verdiğini söyledi. Doç. Dr. Doğan, "Şu an biz bu hastalığın zirvede olduğu dönemi yaşıyoruz. Hastanelerde yoğunluk, acil servislerde yoğunluk, yataklı servislerde, okullarda toplumda büyük bir etkilenme var. Bir önceki yıl da benzeri tablo ortaya çıktı, 'yoğundur' diyemeyiz ama şu an hastalığın zirve dönemindeyiz" dedi.</p>
<p>NKÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Doğan, nezle, grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarında aralık ayında sıcaklıkların düşmesiyle birlikte artış yaşanırken, hastanelere başvurularında çoğaldığını belirtti. Özellikle çocuk yaş grubundan başlayarak vakalardaki yoğunluk artışının gözle görülür hale geldiğini kaydeden Doç. Dr. Doğan, "Uzunca bir süre hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde seyretti. Fakat aralık ayının sonuyla beraber hava sıcaklıklarında ani düşüşler, üst solunum yolları enfeksiyonları sıklığında bir artışa sebebiyet verdi. Özellikle çocuk yaş grubunda başlayan yoğunluk artışı ilerleyen dönemde yetişkin yaş grubundaki hasta sayısının artışıyla beraber gözle görülür, dikkat çeker ölçüde bir yoğunluk artışına sebebiyet verdi" dedi.</p>

<h2>"POLİKLİNİK VE YATAKLI SERVİSLERDE YOĞUNLUK GÖRÜNMEKTE"</h2>
<p>Hastalığın hızla arttığı bir sürecin yaşandığını dile getiren Doç. Dr. Doğan, "Şu an hasta sayılarının hızla arttığı bir süreç yaşamaktayız. Acil servislerde, bir önceki döneme göre başvuruların normalin çok üzerine çıktığı, özellikle çocuk hastalıkları polikliniklerinde yoğunlaşma görünmekte. Yataklı servisler bir önceki döneme göre bir yoğunluk artışı yaşamaktadır. Ciddi immün yetmezliği olan, solunum yetmezliği, KOAH, kalp yetmezliği gibi problemleri olan hastaların üzerine viral enfeksiyonların eklenmesiyle beraber bu tabloları ağırlaştırarak solunum yetmezliğiyle beraber yoğun bakıma yatışlara, hatta kişinin hayatını tehdit eden klinik tablolara sebebiyet verebilmektedir" diye konuştu.</p>
<h2>"BULAŞ ZİNCİRİNİN ÖNÜNE GEÇİLMELİ"</h2>
<p>Doç. Dr. Doğan, hastalığın yayılımının önlenmesinde bulaş zincirinin önüne geçilmesinin önemine vurgu yaparak, "Bu solunum yoluyla bulaşan bir viral hastalık. Özellikle bulaş zincirinin önüne geçilmesi gerekir. Semptom olan kişiler maske takmalı, öksürük-hapşırık esnasında kol iç tarafını bir bariyer olarak kullanmaları virüs saçılımını azaltarak çevredeki insanların etkilenmesini azaltacaktır. Bunun dışında mümkünse bu bireylerin izole olmaları, istirahat kullanmaları anlamlıdır. Hastalık şiddetini azaltması bakımından düzenli uyku, istirahat, uygun beslenme, eğer semptomlar ileriyse buna yönelik tedavi almaları, semptomları ilerliyorsa da en yakın sağlık merkezine başvurarak tıbbi yardım almalarını öneriyoruz. Bu tür durumlarda, altta yatan hastalığı olan kişilerde zatürre aşısı yapılması, hastalık semptomlarını azaltacak ve viral enfeksiyonların üzerine bakteriyel enfeksiyonların eklenmesini engelleyecek daha ağır tabloların önüne geçmemesine sebebiyet verecektir" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>"SEMPTOMLARI OLANLAR ZORUNLU DEĞİLSE EVLERİNDEN ÇIKMASINLAR"</h2>
<p>Hastalığın önlenmesinde giysilerden kalabalık ortamlarda bulunmaya kadar birçok etkenin önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Doğan, "Kılık kıyafet önemlidir. Özellikle çok ince kıyafet giyilmesi ya da gereğinden daha yoğun bir kıyafet giyilmesi, kişinin immünitesinde değişikliklere sebebiyet vererek hastalık oluşumuna sebebiyet verebilmektedir. Ayrıca toplu yaşam alanları virüsün ana yayılım alanlarıdır. Okullar, fabrikalar, insanların birlikte meslek icra ettiği alanlar, artı AVM'ler, otobüsler gibi alanlarda virüsün yayılımı daha hızlı olacaktır. Bu tür alanlarda semptomları olan kişiler eğer zaruri değilse, evlerinden çıkmasınlar. Eğer zorunluysa maske taksınlar. Maskeye ulaşımda problem varsa, virüs saçılımını engellemek için kollarının iç tarafını öksürük ve hapşırık esnasında kullanmaları virüs yayılımını, hastalığın bireyler arasında geçişini azaltacaktır" dedi.</p>
<h2>"HASTALIĞIN ZİRVE DÖNEMİNDEYİZ"</h2>
<p>Hastalığın zirve yaptığı dönemden geçildiğini söyleyen Doç. Dr. Doğan, "Grip aşısını özellikle endike gruplarda öneririz. Eşlik eden hastalığı olan, yüksek riskli hasta gruplarında grip aşısının yapılması viral semptomları hafifletecektir, hastaneye yatışları azaltacaktır, yoğun bakım yatışlarını azaltacaktır. Çocukluk yaş grubu veya eşlik eden hastalık gruplarında önerilir. Her yıl kendi içerisinde bu hastalık her yıl kendi içerisinde pik yaparak mevsim normallerinin üzerine çıkabilmekte. Şu an biz bu hastalığın zirvede olduğu dönemi yaşıyoruz. Hastanelerde yoğunluk, acil servislerde yoğunluk, yataklı servislerde, okullarda toplumda büyük bir etkilenme var. Bir önceki yıl da benzeri tablo ortaya çıktı, 'yoğundur' diyemeyiz ama şu an hastalığın zirve dönemindeyiz" diye konuştu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 12 Jan 2026 09:59:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Randevu çıkmazı!]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/randevu-cikmazi-682972</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/10/randevu-cikmazi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/randevu-cikmazi-682972</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[İktidarın çökerttiği sağlık sistemi alarm verirken Bakanlık randevu krizine dahi çözüm bulamadı. Yeni getirilen düzenlemenin de kâğıt üstünde kaldığını söyleyen hekimler tepkili: Sağlık hizmeti 5 dakikada sunulamaz.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>AKP’nin politikaları, sağlık sistemini işleyemez hale getirdi. Muayene sürelerinin 5 dakikanın altına düştüğü bu dönemde Sağlık Bakanlığı, randevu krizini daha da derinleştiren düzenlemelere imza atmayı sürdürüyor.</p>
<p>Randevu krizinin sistemde yarattığı tıkanıklığı “çözmek” amacıyla son olarak aile hekimlerini araya koyan bir uygulamayı hayata geçiren Bakanlık, şimdi de yeni ve tartışmalı bir düzenlemeyi devreye soktu. Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden “sonuç/ kontrol randevu slotları” uygulaması başlatıldı. Yalnızca kontrol muayeneleri ve tetkik sonuçları için ayrılan bu randevu aralıklarının, mevcut MHRS muayene randevularına eklenmesi muayene sürelerini kısalttı. Böylece muayene süresi 5 dakikanın altına düşmüş oldu.</p>

<h2>YAZI GÖNDERİLDİ</h2>
<p>İstanbul Sağlık İl Müdürlüğü tarafından gönderilen yazıda uygulamanın bu ay itibarıyla hayata geçirildiği ifade edilerek “Bakanlığımızın ilgide kayıtlı yazısında, devam eden randevuların düşük kullanımının hastaların tekrar ilk muayene randevusu almasına ve mükerrer başvuruların artmasına yol açtığı belirtilmektedir. Bu sorunu çözmek amacıyla MHRS’de sonuç/kontrol randevu slotları oluşturulmuş, hastaların ilk muayeneden sonra 15 gün içinde aynı klinikten randevu alabilmeleri sağlanmıştır” denildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/01/10/randevu-cikmazi.jpg" alt=""></p>
<p style="text-align: center;"><em>Bugünün BirGün'ü</em></p>
<h2>HEKİMLER TEPKİLİ</h2>
<p>Ancak hekimler, bu uygulamanın zaten yetersiz olan ilk muayene randevularını daha da azaltacağı ve randevu krizini derinleştireceği görüşünde. Hekimler, ‘‘Kamu hastanelerinde mevcut MHRS muayene randevularına ek olarak sonuç ve kontrol randevuları açılması, muayene sürelerini fiilen daha da kısaltacaktır. Bu uygulama hastaların sorunlarını çözmeyecek, hekimlerde tükenmişliği derinleştirecektir. Sağlık sisteminin işlemediğinin en bariz göstergesi olan randevu sistemindeki tıkanıklık, aynı zaman dilimine birden fazla hasta sıkıştırılarak çözülemez. Sağlık hizmeti 5 dakikada sunulamaz’’ dedi.</p>
<p>İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu, randevu krizine kalıcı çözüm bulunmadığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı: ‘‘Yerel seçim döneminde yurttaşların randevu bulamamasından dolayı sağlık sistemiyle ilgili şikâyetleri çok artmıştı. Muayene süreleri çok kısalmıştı, beş dakikada bir hasta muayenesi olmuştu. Bunun yanında mesai kaydırma, vardiyalı çalışma gibi uygulamalarla sistemde bu şekilde randevuların daha çok açılması sağlandı ve ‘hekimlerin daha çok çalıştırılarak’ sorunun çözüleceği düşünüldü. Hastalar sonuçları göstermek veya kontrolleri için tekrar randevu almak zorunda kalıyorlar. Bu sefer de randevu almakta problem çektikleri için ayrı randevu oluşturuldu. 1 günde 80 hasta bakan hekimi 100-120 hastaya ulaştırmak çözüm yaratmaz. Sanki yurttaş randevu alırsa iş çözülecekmiş gibi bir uygulama getiriliyor. Bu şekilde muayene süresi daha da kısalıyor. Yanlışlığa alan açılıyor. Hastanın sonuç alması zorlaşıyor. Ayrıca bu şekilde sonuç gösterme randevusu alan hasta, kontrol randevusu gibi de gelebiliyor. Mesela psikiyatri bölümünde özellikle, sonuç gösterecekmiş gibi randevu alan hasta doktorun karşısına oturabiliyor. Bu da çözülmesi gereken sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu sağlıkta dönüşüm programıyla ilgili bir problem. Paran kadar sağlık sistemi oluşturuluyor, sistem buna yönlendiriyor. Ancak olması gereken açık; bütçeden kamuya ayrılan pay artırılmalı, sağlık için bütçe iyileştirilmeli. Kamusal, ücretsiz bir sağlık sistemi oluşturulması.”</p>
<p>Hekim Birliği Başkanı Dr. Hatice Çerçi de ‘‘Bakanlığı 3–5 dakikalık muayene dayatmalarını kaldırmaya davet ediyoruz. Kağıt üzerinde yurttaşın randevuya erişimini kolaylaştırmayı amaçladığı ifade edilen bu sistem; nitelikli sağlık hizmeti sunmuyor’’ dedi. Hekim Birliği ayrıca konuya ilişkin hukuki süreç başlattıklarını duyurdu.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>BAŞVURU ÇOK, RANDEVU YOK</h2>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, bir hastaya ayrılması gereken asgari muayene süresi en az 10 dakika. Bazı akademik metinlerde ise 20 dakika civarında veya üstü sürelerin ideal olduğu ifade ediliyor. Ancak Türkiye’de bu süre 5 dakika veya altında. Öte yandan MHRS’den geçen sene 388 milyon 95 bin 539 randevu alındı, günlük verilen ortalama randevu sayısı 1,7 milyonu buldu. Bu rakamlar sisteminin yükünü bir kez daha gözler önüne serdi. Son yıllara ait hekime müracaat sayılarında her geçen gün artış yaşandı.</p>
<p><strong>YIL – HASTA SAYISI </strong></p>
<p><strong>•</strong> <strong>2020</strong> - 600 milyon 261 bin 131</p>
<p><strong>• 2021</strong> - 675 milyon 652 bin 190</p>
<p><strong>• 2022</strong> - 854 milyon 328 bin 324</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>

<h2>ŞİKÂYETLER ARTIYOR</h2>
<p>Sağlık Bakanlığı’na bağlı hizmet veren MHRS'ye gelen şikâyetler her geçen gün artıyor. Çözüm platformu şikâyetvar’ın verilerine göre, MHRS’ye dair şikâyetler geçen sene nisan ayında mart ayına göre yüzde 53 oranında artarak 107’ye ulaşmıştı. Bazı kullanıcı yorumları şöyle:</p>
<p>• 182’yi aradığımda ulaşamıyorum. MHRS üzerinden randevu bulamıyorum. Sistem çalışmıyor. İnsanlar mağdur, sağlık hakkına erişemiyor.</p>
<p>•Aylarca talep oluşturuyorum ama hiçbir gelişme olmuyor. Göz hastalıkları randevusu almak imkânsız. Özele gitmeye mecbur kalıyoruz.</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 10 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sessiz tehdit: "Fark edilmeden ilerliyor, ciddi hastalıklara neden oluyor"]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/sessiz-tehdit-fark-edilmeden-ilerliyor-ciddi-hastaliklara-neden-oluyor-681982</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/06/sessiz-tehdit-fark-edilmeden-ilerliyor-ciddi-hastaliklara-neden-oluyor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/sessiz-tehdit-fark-edilmeden-ilerliyor-ciddi-hastaliklara-neden-oluyor-681982</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mürsel Şahin, hipertansiyon konusunda uyarıda bulundu. Hastalığın fark edilmeden ilerleyebildiğini kaydeden Şahin, "Ne yazık ki ülkemizde ve dünyada en sık ölüm nedeni hala kardiyovasküler hastalıklara bağlı kalp krizi, inmeye bağlı ölümler ve bunların da en sık sebebi hipertansiyon" dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mürsel Şahin, "Hipertansiyon sessiz, sinsi bir hastalık. Çoğu zaman şikayet vermeyebiliyor. Şikayet olmayınca da hastalar 'ben iyiyim, ne gerek var, hasta değilim ki' gibi mantıklarla tansiyon ölçtürmüyor" dedi.</p>
<p>Şahin, AA muhabirine, hipertansiyonun yaygın olmasına rağmen hastaların yarısının tansiyonunun farkında olmadığını söyledi.</p>
<p>Bu durumun birçok nedeni olduğunu belirten Şahin, "Hipertansiyon sessiz, sinsi bir hastalık. Çoğu zaman şikayet vermeyebiliyor. Şikayet olmayınca da hastalar 'ben iyiyim, ne gerek var, hasta değilim ki' gibi mantıklarla tansiyon ölçümü yapmıyor" ifadesini kullandı.</p>

<p>Şahin, tansiyonun uzun süre hiç şikayet vermeden ilerleyebileceğini, bu nedenle de bazen kötü sonuçlara neden olabildiğini vurguladı.</p>
<h2>"ÇOĞU HASTA FARKINDA DEĞİL"</h2>
<p>Ense, sırt ve baş ağrılarının farklı sebeplere dayandırılabildiğini aktaran Şahin, bu durumda özellikle tansiyonun akla getirilip, ölçüm yapılması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p>Şahin, son yıllarda tansiyon ölçümü konusunda farkındalık açısından önemli yol alındığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:</p>
<p><em>"Toplumda 10 ila 20 yıl öncesine göre hipertansiyon farkındalığı aslında daha yüksek. Aile hekimliği hizmetlerimiz çok arttı. Şikayeti olmadan da aile hekimleri kişileri çağırıp, rutin kontrollerini yapabiliyor. Burada rutin tansiyon ölçümleri yapılabiliyor. Bunlarla problem epey bir çözüldü ama halen daha farkında olunmayan hastalar çok."</em></p>
<h2>"TANSİYON ÖLÇÜMÜNÜN ÇOK DOĞRU YAPILMASI LAZIM"</h2>
<p>Özellikle 40 yaşından sonra mutlaka tansiyon ölçülmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, "Ailede erken yaşta kalp damar hastalığı, hipertansiyon, aşırı kilo, sigara kullanımı olan ve egzersiz yapmayan bir hastadır. Bunların daha da erken yaşlarda tansiyonlarını mutlaka baktırmaları lazım. Yani burada yaş sınırı 40 gibi dedik ama hakikaten çok zor bir şey değil ölçüm yapmak. Mutlaka bir kere tansiyona bakılması gerekiyor" dedi.</p>
<p>Şahin, tansiyon ölçülürken yapılan hatalara dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p><em>"Rakamsal bir değerle tanı koymaya çalışıyoruz ve bu ciddi bir tanı. Tansiyon ölçümünün çok doğru yapılması lazım. Mutlaka bazı yiyeceklerin, gıdaların, sigaranın en azından bir 20 dakika, yarım saat önce kullanılmamış olması gerekiyor. Özellikle kafein içeren kahve, çay gibi besinleri en son yarım saat önce almaları gerekiyor. En az bir 10 dakika istirahat ettikten sonra oturur vaziyette, ayaklarımız yerde, sırtımız yaslanmış, kolumuz kalp hizasında ölçüm yaparsak bu doğru bir ölçüm olur. "</em></p>
<p>Tansiyon ilk defa ölçülüyorsa iki koldan en az iki ölçüm yapılması gerektiğini belirten Şahin, "Tek ölçüme ve tek kol ölçümüne de güvenmemek gerekiyor. En azından ilk seferde bunlara çok dikkat etmek lazım" ifadesini kullandı.</p>
<p>Şahin, tedavi edilmeyen hipertansiyonun uzun vadede birçok soruna yol açabileceğini anlatarak, şunları kaydetti:</p>
<p><em>"Ne yazık ki ülkemizde ve dünyada en sık ölüm nedeni hala kardiyovasküler hastalıklara bağlı kalp krizi, inmeye bağlı ölümler ve bunların da en sık sebebi hipertansiyon. Uzun süreli kronik hipertansiyon, kalp damarlarında yaptığı tahribat sonucu hastaların bize kalp krizi, inme, felç gibi durumlarla gelmesine neden olabiliyor. Böbrek yetersizliği, yine göz hastalıkları hipertansiyona bağlı kabaca sayabileceğimiz en ciddi hastalıkların başında."</em></p>
<h2>"SİNSİ VE CİDDİ BİR HASTALIK"</h2>
<p>Tansiyonu kontrol altına almada yaşam tarzı değişikliğinin önemli olduğuna dikkati çeken Şahin, "Bunun içerisinde kilo kontrolü, zararlı alışkanlıklar, alkol ve sigaranın bırakılması, düzenli egzersiz çok önemli. Bunlar hipertansiyonun hem gelişmesini engelleyecek hem de varsa hipertansiyonun ilaçsız kontrolünü bile sağlayabilecek, çok kıymetli uygulamalardır. Mutlaka herkese öneriyoruz" ifadesini kullandı.</p>
<p>Doç. Dr. Mürsel Şahin, erken tanı için tansiyon takibine özen gösterilmesi gerektiğini anımsatarak, "Hipertansiyon sinsi ve ciddi bir hastalık. Ölüm nedenleri arasında en baş sırada" değerlendirmesinde bulundu.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 06 Jan 2026 11:47:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Psikoloji randevuları doldu taştı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/psikoloji-randevulari-doldu-tasti-681897</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/05/psikoloji-randevulari-doldu-tasti.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/psikoloji-randevulari-doldu-tasti-681897</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p>Dijital sağlık hizmeti sağlayıcısı Doktor Takvimi, 2025 yılı sağlık sektörüne dair verilerini açıkladı. Geçen yıl en çok randevu alınan branşlar Psikoloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Psikiyatri, Pediatri ve Diş Hekimliği olarak sıralandı.</p>
<p>En çok aranan hastalıklar sırasıyla; alerji, çocuk ortopedisi hastalıkları, çocuk kulak burun boğaz hastalıkları olurken, en çok aranan hizmetler çocuk ve ergen psikolojisi, burun estetiği ve çift terapisi oldu. </p>

<h2>PSİKOLOJİYİ KADIN HASTALIKLARI TAKİP ETTİ</h2>
<p>Buna göre en fazla randevu alınan branş psikoloji oldu, 99 bin randevu ile toplamın %34,5’i bu alanda gerçekleşti. Psikolojiyi kadın hastalıkları ve doğum (%22,3) ile psikiyatri (%20) takip etti.</p>
<p>Pediatri randevuları toplamın %13,4’ünü, diş hekimliği ise %9,8’ini oluşturdu. İlk beş branşın toplam randevuların tamamını kapsaması, özellikle ruh sağlığı, kadın sağlığı ve çocuk sağlığının dijital sağlık platformlarında en yoğun talep gören alanlar olduğunu gösterdi. </p>
<p>Nüfusa oranla en fazla randevu alan ilk beş şehir sırasıyla; Eskişehir (16 bin 503 randevu, %1,95), Kocaeli (27 bin 227 randevu, %1,49), Iğdır (2 bin 412 randevu, %1,25), Denizli (11 bin 425 randevu, %1,14) ve Çanakkale (5 bin 851 randevu, %1,13) oldu. Haber Merkezi</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 06 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[13 ürün kategorisini kapsıyor: İngiltere'de bazı gıda reklamlarına yönelik yasak yürürlüğe girdi]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/13-urun-kategorisini-kapsiyor-ingiltere-de-bazi-gida-reklamlarina-yonelik-yasak-yururluge-girdi-681833</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/05/13-urun-kategorisini-kapsiyor-ingiltere-de-bazi-gida-reklamlarina-yonelik-yasak-yururluge-girdi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/13-urun-kategorisini-kapsiyor-ingiltere-de-bazi-gida-reklamlarina-yonelik-yasak-yururluge-girdi-681833</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[İngiltere'de çocukluk çağı obezitesiyle mücadele kapsamında, 13 ürün kategorisinde doymuş yağ, tuz ve şeker oranı yüksek gıda ve içeceklerin reklamlarına yönelik yeni düzenleme uygulanmaya başlandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere’de yeni kurallara göre daha az sağlıklı olarak sınıflandırılan gıda ve içeceklerin reklamları televizyonlarda 05.30-21.00 saatleri arasında yasaklandı.</p>
<p>Söz konusu yasaklar, çevrim içi platformlarda ise günün her saatinde engellenecek.</p>
<p>Yasak, çocukluk çağı obezitesinde en büyük paya sahip olduğu belirtilen 13 ürün kategorisini kapsıyor. Bu kapsamda gazlı içecekler, çikolata ve şekerlemeler, pizza, kek ve dondurmaların yanı sıra bazı kahvaltılık gevrekler, yulaf lapaları, sandviçler, şekerli ekmek ürünleri ve aromalı yoğurtlar yer alıyor.</p>
<p>Reklam kısıtlamasına girip girmeyeceği, her ürün için besin değerlerini esas alan bir puanlama sistemiyle belirlenecek. Doymuş yağ, tuz ve şeker oranı yüksek olup kabul edilebilir sınırların dışında kalan ürünlerin reklamları yasaklanacak. Daha sağlıklı olarak değerlendirilen ürünlerin ise reklamı yapılabilecek.</p>
<p>Uygulamanın denetimi Reklam Standartları Kurumu (ASA) tarafından yapılacak. Hükümet, bu düzenlemenin gıda sektörünü ürün içeriklerini daha sağlıklı hale getirmeye teşvik etmesini hedefliyor.</p>

<h2>"REKLAMLAR BESLENME ALIŞKANLIKLARI ÜZERİNDE ETKİLİ”</h2>
<p>İngiltere hükümeti, reklam yasağının her yıl çocukların beslenmesinden yaklaşık 7,2 milyar kalorinin çıkarılmasını sağlayacağını, yaklaşık 20 bin çocukta obezitenin önlenmesine katkı sunacağını ve uzun vadede sağlık sistemine yaklaşık 2 milyar sterlinlik fayda sağlayacağını öngörüyor.</p>
<p>Hükümet, reklamların çocukların beslenme alışkanlıkları üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirterek, yeni düzenlemenin çocukları en çok kullandıkları medya ortamlarında ve en savunmasız oldukları zaman dilimlerinde korumayı amaçladığını vurguluyor.</p>
<h2>İLKOKULA BAŞLAYAN ÇOCUKLARIN YÜZDE 22,1'İ FAZLA KİLOLU VEYA OBEZ</h2>
<p>Ülkedeki resmi verilere göre ilkokula başlayan çocukların yüzde 22,1'i fazla kilolu veya obezken, bu oran ilkokul sonunda yüzde 35,8'e yükseliyor.</p>
<p>5 yaşına kadar olan çocuklarda diş çürüğü ise ülkede hastaneye yatışın başlıca nedenleri arasında yer alıyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 05 Jan 2026 16:06:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Milyonlara hastane kapısı kapandı: "GSS borçları silinmeli"]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/milyonlara-hastane-kapisi-kapandi-gss-borclari-silinmeli-681829</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/05/milyonlara-hastane-kapisi-kapandi-gss-borclari-silinmeli.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/milyonlara-hastane-kapisi-kapandi-gss-borclari-silinmeli-681829</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[İstanbul Tabip Odası milyonlarca kişinin sağlık hizmetinden faydalanmasını engelleyen GSS borçlarının tamamen silinmesini ve sistemin tamamen ücretsiz hale getirilmesini istedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Genel Sağlık Sigortası (GSS) borçlularına ilişkin 2026 yılında henüz bir genelge yayımlanmadı. Eğer genelge yayımlanmazsa 10 milyona yakın GSS ve SGK borçlusuyla yakınları sağlık hizmetinden faydalanamayacak. </p>
<p>İstanbul Tabip Odası da konuya ilişkin bir açıklama yayımladı. Açıklamada konunun acilen çözülmesi istendi. </p>

<h2>"YILBAŞINDA PRİM ARTIRILDI"</h2>
<p>Türkiye’de sağlık harcamalarının GSS ile finanse edildiği hatırlatılan açıklamada şunlar denildi: "Buna göre bir işverene bağlı olarak çalışanların primleri maaşlarından kesiliyor, esnaf ise primlerini kendileri yatırıyor. Sigortalıların 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim veya aday çıraklık ve çıraklık eğitimi ile işletmelerde meslekî eğitim görmesi halinde 20 yaşını, yükseköğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurmamış çocukları da GSS kapsamında kabul ediliyor.</p>
<p>Bunların dışında primini kendisi ödemek zorunda olan yurttaşlar ise gelir testi ile yoksulluklarını kanıtlayabildikleri takdirde GSS primleri devlet tarafından ödeniyor. Bunun için de hane içinde kişi başına düşen gelirin asgari ücretin üçte birinden az olması gerekiyor. Eğer bu miktarın üzerinde ise primlerini kendileri ödemek zorundalar. Prim oranı geçtiğimiz yıla kadar asgari ücretin yüzde 3’ü oranında, aylık 780 TL idi. Geçtiğimiz Kasım ayında Cumhurbaşkanı tarafından bu oran yüzde 6’ya çıkarıldı, aylık 1.560 TL oldu. Bu yılbaşında asgari ücretin 28.075 TL olarak açıklanmasıyla da aylık 1.684 TL’ye çıktı."</p>
<h2>"GSS BORÇLARI SİLİNMELİ"</h2>
<p>Önceki yıllarda bu durumun Cumhurbaşkanı Kararı ile ertlendiği hatırlatılan açıklama şöyle devam ettİ: "Böylece prim borcu olan yurttaşların Sağlık Bakanlığı ve üniversite hastanelerinden hizmet almalarına imkân sağlanıyordu. Bu durumda olanlar özel hastanelerden faydalanamıyor, ilaçlarını ise parayla satın almak zorunda kalıyorlardı. Çarşamba günü itibarıyla 2025 yılını bitirmiş olmamıza rağmen bu doğrultuda Cumhurbaşkanlığı Kararı yayınlanmadı. Bu durumda sayıları milyonlarca olan, resmi olarak açıklanmamakla birlikte on milyona yakın olduğu tahmin edilen vatandaş, GSS prim borcu olduğu için GSS’nin sağladığı sağlık hizmetinden faydalanamayacak. Devlet ve üniversite hastanelerinden de hizmet alamayacak.</p>
<p>İstanbul Tabip Odası olarak ciddi bir halk sağlığı sorunu yaratacak olan bu durumun kökten çözümü için önerimiz öncelikle GSS prim borçlarının tümden silinmesi ardından prime, katılım payına, astronomik ilave ücretlerle özelden hizmet alımına dayalı mevcut sistemden vazgeçilmesidir. Bunun yerine sağlık hizmetleri finansmanının tümüyle genel bütçeden karşılandığı,  herkese eşit, nitelikli, ulaşılabilir ve ücretsiz sağlık hizmeti sunulacak kamucu bir sağlık sistemi oluşturulmalıdır. Ülkemizin kaynakları böyle bir sistemi kurmak için yeterlidir."</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 05 Jan 2026 15:33:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Muş’ta 6 hastane, 36 bölüm var ama randevu yok]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/musta-6-hastane-36-bolum-var-ama-randevu-yok-681363</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/03/musta-6-hastane-36-bolum-var-ama-randevu-yok.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/musta-6-hastane-36-bolum-var-ama-randevu-yok-681363</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Muş’ta devlet hastanelerinde yaşanan hekim ve personel yetersizliği, randevu sistemindeki aksaklıklar ve bazı branşların bulunmaması nedeniyle hastalar çevre illere sevk ediliyor. SES’e göre kent, fiilen “sevk hastanesi”ne dönüşürken sağlık hizmetine erişim temel bir sorun haline geldi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık sisteminde derinleşen sorunlar en temel insan hakkından olan sağlık hizmetine erişimi ciddi şekilde engelliyor.</p>
<p>Halk arasında “sevk hastanesi” olarak anılan Muş Devlet Hastanesi de bu hastanelerin başında geliyor.</p>
<p>Hastaneye giden hastalar, tedavi olmaları yerine ilk tetkiklerinin ardından Erzurum, Diyarbakır, Elazığ ve Van gibi çevre kentlere sevk ediliyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı'nın online hastane randevu sistemi Merkezi Hekim Randevu Sistemi’nde (MHRS), 1 Ocak itibarıyla Muş merkez ve beş ilçe devlet hastanesi kayıtlı, bu hastanelerde ise 36 ayrı bölüm bulunuyor. </p>
<p>Bu bölümlerden “sigara bıraktırma” ve “nükleer tıp” bölümleri hariç 34 bölümün 14'ünden randevu alınabiliyor.</p>
<p>Bazı bölümler için direkt olarak (bağlantılı bölümün sevk etmesi gerekiyor), bazı bölümler için bulunmadığı için randevu alınamıyor.</p>
<p>Doğum oranının en fazla olduğu kentlerin başında gelen Muş'ta, kadın hastalıkları bölümü için sadece Malazgirt ve Bulanık ilçe devlet hastanelerinde randevu mevcut.</p>
<p>Kentte, devlet hastanesinin yanı sıra da bir özel hastane bulunuyor. Sağlık hizmetinin neredeyse olmadığı kente dair devletin çözümü ise yeni bir hastane inşa etmek.</p>
<p>Yeni hastanenin bu yılın Mayıs ayında hizmete gireceği duyuruldu. Ancak çalışan yetersizliği, randevu sistemindeki sorunlar, hızlı muayene ile hastaların tedaviye erişmemesine dair soru işaretleri devam ediyor.</p>
<h2>6 DEVLET HASTANESİ VAR</h2>
<p>MA' da yer alan habere göre, Sağlık ve Sosyal Bilim Emekçileri Sendikası (SES) Muş Şube Eş Başkanı Sevda Arslan  kentte biri özel, ilçeler dahil toplam 6 devlet hastanesi olduğunu belirterek,  "Muş nüfusuna baktığımızda, genç ve çocuk nüfusu yüksek. Hastalık potansiyeli yüksek. Çok fazla hasta var. Hastaneye giriş ve başvuru çok fazla ama yeterli hastane, sağlık çalışanı yok. Bundan kaynaklı olarak da hastalar polikliniklerde sürekli uzun bekleme süreleriyle karşı karşıya kalıyorlar. Bu bekleme sürelerinin sonucunda da kendilerinde bıkmışlık, usanmışlık oluşuyor. Hali hazırda toplumda, sağlığa erişememekten kaynaklı bir tahammülsüzlük var. Bir günde 80 hastaya bakan bir doktor, o bekleyen hastayla sağlıklı bir iletişim kurup tanı yapamıyor" diye belirtti. Polikliniklerdeki uzun beklemelerin artması sebebiyle bazı hastaların acil birimlerine giderek, burada randevu almaya çalıştıklarını söyleyen Sevda Arslan, bundan kaynaklı olarak bu kez acil serviste yoğunluğun arttığını söyledi.</p>
<h2>''SEVK HASTENESİ OLARAK ANILIYOR''</h2>
<p>Özellikle kadın doğum servisinde ciddi yoğunluk olduğunu dile getiren Sevda Arslan, “Kadın doğum polikliniğinde doktor bir günde 70 ve üzeri hatta bazen 90'a yakın hastaya bakıyor. Bu da o doktorun mental olarak yıpranmasına, sağlık yönünden iyi değerlendirme yapamamasına,hastanın kendisini ifade edecek yeterli süreyi alamamasına neden oluyor. Bazen köylerden, uzak ilçeden gelenler oluyor. Bir kere yakalamış olduğu tedavi şansı bu şekilde tanınmış oluyor. Bazen tam tanı konulamadan evine dönmek zorunda kalan hastalar bile oluyor. Aynı sıkıntı ve sorunlar cildiye, çocuk polikliniklerinde de yaşanıyor. Hastalar sürekli olarak mağduriyet yaşıyor. Genel olarak bizi 'sevk hastanesi' olarak görüyorlar ve bu doğru. Hastanede yeterli ekipman ve personel olmadığı için hastalar genellikle il dışına sevk edilerek üçüncü basamak merkezlere yönlendiriliyorlar. Bu sevk yollarında bazen kötü sonuçlarla karşılaşıyorlar. Ya da gittikleri yerlerde konaklayacak bir yer bulamıyorlar. Bu da tedaviye erişememelerine sebep oluyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>İLK ADIM İSTİHDAM</h2>
<p>SES olarak pek çok kez Muş için yaptıkları çağrıda atılması gereken adımların başında istihdamın geldiğini söylediklerini ifade eden Sevda Arslan, personel istihdamının az da olsa yaşanan sorunları minimalize edebileceğini dile getirdi. Sevda Arslan, şöyle devam etti: “Bu hem hasta ile ilgilenmeyi arttırır hem de sağlık personellerinin omuzlarındaki yükü azaltır. Çünkü 3 kişinin yapacağı işi bir kişi yaptığı için sıkıntılar büyüyor. Hastanede olmayan çocuk endokroloji, çocuk hematoloji gibi bölümlerin hastanede açılarak gerekli istihdamın sağlanması da sevklerin önüne geçebilir."</p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 03 Jan 2026 09:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kış aylarında büyük tehlike: Uzmanlar karbonmonoksit zehirlenmesine karşı uyardı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/kis-aylarinda-buyuk-tehlike-uzmanlar-karbonmonoksit-zehirlenmesine-karsi-uyardi-681106</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/02/kis-aylarinda-buyuk-tehlike-uzmanlar-karbonmonoksit-zehirlenmesine-karsi-uyardi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/kis-aylarinda-buyuk-tehlike-uzmanlar-karbonmonoksit-zehirlenmesine-karsi-uyardi-681106</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Asaf Baygül, kış aylarında soba ve doğal gaz kullanımına bağlı karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı uyararak, kombi ve baca bakımlarının ihmal edilmemesi ve evlerde karbonmonoksit dedektörü bulundurulması gerektiğini söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Asaf Baygül, kış aylarında doğal gaz ve soba kullanımına bağlı meydana gelen karbonmonoksit gazı zehirlenmelerine ilişkin uyarılarda bulundu. </p>
<p>Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Asaf Baygül, kış aylarında doğal gaz ve soba kullanımına bağlı karbonmonoksit zehirlenmeleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Dr. Baygül, karbonmonoksit gazının vücutta oksijen taşıyan hemoglobine bağlanarak dokulara daha az oksijen geçişine yol açması nedeniyle zehirlenmelerin yaşandığını belirterek, <em>"Hastalarda halsizlik, bulantı, kusma, baş ağrısı, baş dönmesi gibi şikayetler yapabiliyor. Eğer maruziyetler uzun süre devam ederse bilinç kaybı, koma hatta ve hatta ölümle bile sonuçlanabiliyor. Doğal gaz zehirlenmelerinin başlıca sebepleri arasında kombi bakımlarının yetersiz yapılması, yetersiz havalandırma ve yanlış montaj olurken soba zehirlenmelerinde ise bacaların tıkalı olması, kömürün tam yanmaması ve özellikle rüzgarlı havalarda ters baca çekişi sebepler arasında. Doğal gaz kullanan vatandaşlarımızın doğal gazlar için kombi bakımlarını yılda en az bir kez yaptırmalarını, soba kullanan vatandaşlarımızın ise bacalarını düzenli aralıklarla temizlemelerini öneriyoruz. Evlerde mümkün olursa karbonmonoksit dedektör cihazları bulundurmalarını öneriyoruz" </em>diye konuştu.</p>

<h2>''HİPERBARİK OKSİJEN TEDAVİSİ''</h2>
<p>Dr. Baygül, zehirlenme belirtilerinin aynı ev içinde birçok kişide görülmesi durumunda, soba ve doğal gaz zehirlenmesi için alarm durumu oluşturduğuna da dikkat çekerek, <em>"Kişiler bulunduğu ortamı hemen terk etmeli, açık havaya çıkmalı ve 112 acil servis aranmalıdır. Uyku sırasında olan karbonmonoksit zehirlenmelerinde ise kişinin uykuda bilinç durumu olmadığı için belirtileri fark edemeyecek olmasından dolayı tehlikelidir. Maalesef ölüme kadar gidebilen bir duruma sebep olabilir. Çocuklarda, kronik hastalığı olanlarda, yaşlı bireylerde, altta yatan bir akciğer hastalığı, kalp hastalığı, tansiyon gibi hastalığı olanlarda belirtiler daha şiddetli olabiliyor. Kişiler 112 aracılığıyla veya kendi ulaşım araçlarıyla acil servise başvurduklarında ilk müdahale olarak oksijen tedavisi acil servislerde verilmektedir. Kan tetkikleri yapılıp, vücutta karbonmonoksit gazından ne kadar etkilendiği bakılıp, bazı durumlarda hiperbarik oksijen tedavisi dediğimiz, oksijen tedavisini de hastalarımıza verebiliyoruz"</em> dedi. </p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 02 Jan 2026 10:32:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[GSS’de kritik tarih aşıldı: Milyonlara devlet hastanesinde tedavi kapısı kapandı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/gssde-kritik-tarih-asildi-milyonlara-devlet-hastanesinde-tedavi-kapisi-kapandi-681076</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/02/gssde-kritik-tarih-asildi-milyonlara-devlet-hastanesinde-tedavi-kapisi-kapandi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/gssde-kritik-tarih-asildi-milyonlara-devlet-hastanesinde-tedavi-kapisi-kapandi-681076</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Bağ Kur ve GSS prim borcu olanların kamu hastanelerinden yararlanmasını sağlayan geçici uygulama 31 Aralık 2025’te bitti. Borcu olan milyonlara devlet hastanelerinde tedavi yolu kapandı. CHP'li Bulut, Anayasa'nın ihlal edildiğini söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>1 Ocak 2026 itibarıyla Bağ-Kur ve Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borcu olan milyonlar için devletin hastane kapıları kapandı.</p>
<p>Geçmiş yıllarda Resmi Gazete’de yayımlanan kararlarla SGK’ye borcu olanlara da tedavi hakkı tanınıyordu. Ancak bu yıl henüz bu yönde bir karar yayımlanmadı. Böylece borcu olanlara kamu hastanelerinde tedavi dönemi kapandı.</p>

<h2>GEÇEN YIL SINIRLANMIŞTI</h2>
<p>Geçen yılki düzenlemeyle sınırlı muayene hakkı tanınmış, ilaçlar ise ücretli olmuştu. Bu yıl hem muayene hem de ilaç hakkı ortadan kalktı.</p>
<p>Eğer bu yönde bir değişiklik yapılmazsa borçla ayakta durmaya çalışan küçük esnaf ile yüz binlerce GSS borçlu yurttaşın ücretsiz sağlık hakkı ortadan kalkacak.</p>
<p>Üstelik mesele yalnızca borçluyu da ilgilendirmiyor. Borçlu üzerinden sağlık güvencesinden faydalanan eşi ya da çocuğu da devlet hastanelerinden faydalanamayacak.</p>
<h2>UYGULAMANIN İŞLEYİŞİ</h2>
<p>Bağ Kur’lular ve gelir testi sonucu prim ödemekle yükümlü GSS’liler için sağlık hizmetinden yararlanabilmede, başvuru tarihinde 60 günden fazla prim borcu bulunmaması şartı aranıyor. Tecil ve taksitlendirmesi devam edenler bu şartın istisnası olarak belirtiliyor. Acil servisteki muayeneler de bu işlemin dışında tutuluyor.</p>
<p>11. Yargı Paketi'nin kabul edilmesiyle 1 Ocak 2016 öncesine ait olan GSS borçları silinmişti. Ancak 1 Ocak 2016 sonrasında borçlanan kişiler için uygulama devam edecek. </p>
<h2>"ANAYASA'NIN İHLALİ"</h2>
<p>CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borçlarına ilişkin yeni bir düzenleme yapılmaması nedeniyle yaklaşık 10 milyon yurttaşın 1 Ocak 2026 itibarıyla sağlık hizmetlerinden yararlanamadığını belirterek, iktidara çağrıda bulundu. Bulut, "Ekonomik zorluklar nedeniyle prim borcunu ödeyemeyen yurttaşların sağlık hakkını elinden almak, sosyal devlet ilkesinin ve Anayasa’nın açık hükümlerinin ihlalidir" dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 02 Jan 2026 09:36:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlıkta şiddet sona Ersin]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/saglikta-siddet-sona-ersin-681045</link><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/saglikta-siddet-sona-ersin-681045</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p>Hekimlere ve sağlık çalışanlarına sorsanız, yeni yıldan öncelikli isteklerinden biri şiddetten uzak, huzurlu çalışma ortamlarıdır. Başlıktaki slogan Dr. Ersin Arslan’ın öldürülmesiyle tümüyle görünür hale gelen sağlıkta şiddeti durdurmak için çok söylendi. Sonrasında da canlar kaybettik. Mevzu derin, adımlar atılmadı değil ancak yapılanlar yetmiyor. Sağlık alanı bir kaos içinde, aile sağlığı merkezlerinden acil servislere, ambulansın gittiği yerlere, hatta sokaklara kadar her yerde sağlıkta şiddet var. Hekimler ve sağlık çalışanları o kadar hedef haline geldi ki, bu ülkede birileri “Artık doktor dövebiliyoruz” diye övünen açıklamalar yapabiliyor. Sağlıkta bozuk düzenin cezasını bir yandan hastalar ve hasta yakınları bir yandan da sağlık çalışanları çekiyor.</p>
<p>Önceki gün Ankara’da bu konuya dair kritik bir duruşma vardı.</p>

<h2>DOÇ. DR. KORAY BAŞAR</h2>
<p>Koray Hoca saygın bir hekim ve akademisyen. Psikiyatri uzmanı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve Türkiye Psikiyatri Derneği’nin önceki başkanlarından. Sadece insanların sağlık ve yaşam hakkına, ayrımsız sağlık hizmetlerine erişim hakkına sahip çıktığı için 4 Temmuz 2022’de evinin önünde saldırıya uğradı. Saldırı organize bir grup tarafından planlı olarak yapıldı. Türkiye’de hekimlerin, akademisyenlerin, mesleğini iyi yapmaya çalışanların başına neler gelebildiğini gösteren ibretlik bir olaydır.</p>
<p>Bu kadar kötülüğün içinde ne iyi ki ayakta kalmayı başaran kurumlarımız var ve bu olayın peşini bırakmadılar. Süreci takip eden Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Tabipleri Birliği, Ankara Tabip Odası, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Türk Psikologlar Derneği duruşmadan sonra ortak bir açıklamayla kamuoyunu bilgilendirdiler. İki saldırgana, TCK’nin kamu görevlisine yönelik kasten yaralama suçunu sağlık personeline karşı işledikleri için toplamda 18 ay hapis cezası verildi. Cezada herhangi bir indirim yapılmadı, ertelenmedi, hükmün açıklanması geri bırakılmadı. Açıklamada kurumlar, hekimlik mesleki kimliğinin tedavi hizmetleri yanı sıra bilimin yol göstericiliğinde doğru bilgilerin yaygınlaştırılması, toplumun doğru bilgiye ulaşmasının sağlanması sorumluluğunu da yüklediğini, Koray hocanın da bunu yaptığını vurguladılar.</p>
<p>Olayın gelişimi ülkemiz açısından çok acı bilgiler içeriyor. Önce İstanbul Medeniyet Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Ahmet Akın, Koray Hocayı ve Türkiye Psikiyatri Derneği’ni hedef gösteriyor, “Herkes bu adamı şikâyet etsin, girsin baksın tweetine” açıklamaları yapıyor. Ardından Hoca, birçok Twitter (X) kullanıcısına ait hesaplar üzerinden ismi verilerek hedef gösteriliyor. Saldırıdan üç gün önce, nasılsa bu süreçte üzerine vazife almış iki kişi hocanın önünü bir parkta kesiyor, yetmiyor üç gün sonra takip edip evinin önünde darbediyor. Saldırı sırasında hocayı mesleki ve bilimsel çalışmaları üzerinden tehdit ediyor, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, cinsel terapiler alanında çalışma yapmaya devam etmesi halinde yine saldırıya uğrayacağını söylüyor. Böylesine zorbalık nasıl olabiliyor?</p>
<h2>HEKİMLİĞİN EVRENSEL DEĞERLERİ</h2>
<p>Hatırlatalım, hekimler mesleğe adım atarken yaş, hastalık ya da engellilik, inanç, etnik köken, cinsiyet, milliyet, politik düşünce, ırk, cinsel yönelim, toplumsal konum ya da başka herhangi bir özelliğin görevleri ile hastaları arasına girmeyeceğine yemin ediyor. Hekimler yeminlerinde, tehdit ediliyor olsalar bile, tıbbi bilgilerini, insan haklarını ve bireysel özgürlükleri çiğnemek için kullanmayacağına söz veriyor. Koray Hoca da içtiği anda göre insanlara ayrımsız sağlık hizmeti sunmaya çalışan örnek bir hekimdir. Doğru yerde durduğu için saldırıya uğraması ülkenin toplumsal, politik ortamının acı durumunu, öte yandan sağlıkta şiddetin ne kadar çeşitlendiğini ve tehlikeli boyutlara ulaştığını gösteriyor.</p>
<p>Mahkemenin olayın seyrini gözeterek bu şiddet eylemini sağlık çalışanına yönelik suç kapsamında değerlendirilmesi, hukuki açıdan gerekli ve önemli bir kazanım olarak değerlendiriliyor. Ancak saldırının organize niteliğinin ve planlı olmasının açıklığına rağmen, ısrarlı taleplere karşın araştırılmamış olması büyük bir eksiklik. Basın açıklamasında değinildiği gibi, “şiddetin failliği yalnızca saldırıyı fiilen gerçekleştiren kişilere yüklenerek şiddet sonuç anına indirgenmiş, planlama ve yönlendirme iradesinin üzerine gidilmemiştir.” Sağlık örgütleri bunun düzeltilmesi için çaba harcayacaklarını söylüyor ve ekliyor:</p>
<p>“Tüm yetkilileri toplumsal barış ve huzuru sağlama sorumluluğu göstermeye, bilimsel ilkeler doğrultusunda mesleki sorumluluklarını yerine getirmekte olan sağlık çalışanlarını koruyacak bir adalet yaklaşımına davet ediyoruz.” Hayat her yerde sağlık için, bilim için, yaşam için mücadeleye çağırıyor. Ülkenin güzel hekimleri, bilim insanları hepimize umut olmaya devam ediyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 02 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kolombiya’yı  bir adım geçtik]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/kolombiyayi-bir-adim-gectik-681036</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/02/kolombiyayi-bir-adim-gectik.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/kolombiyayi-bir-adim-gectik-681036</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre sağlık kurumlarına başvuru ve ameliyat sayıları arttı, hekim sayısındaki yetersizlik sürdü. Türkiye 100 bin kişiye düşen hekim sayısı sıralamasında listenin sondan ikinci sırasında yer aldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024 verileri, sağlık sistemindeki yapısal sorunları bir kez daha gözler önüne serdi. Hekime başvuru sayısı 2024’te 1 milyar 47 milyona yükselirken ameliyat sayısı 6 milyonu aştı. Buna karşın hekim ve sağlık çalışanı sayısındaki artış, sağlık hizmetlerine yönelik talebin gerisinde kaldı. Türkiye, 100 bin kişiye düşen hekim sayısında AB ve OECD ülkelerinin çok altında yer alırken, sıralamada Kolombiya’dan sonra ikinci sırada yer aldı. </p>
<h2>SONDAN İKİNCİ SIRADAYIZ</h2>
<p>İstatistik Yıllığı’na göre ülkedeki toplam hekim sayısı 221 bin seviyesinde kaldı. Verilere göre, Türkiye’de 100 bin kişiye düşen hekim sayısı 258 ile son sıralarda yer aldı. Türkiye'nin hemen altında olan Kolombiya’da ise 100 bin kişiye düşen hekim sayısı 254 oldu. Bu oran AB ülkelerinde 429, OECD ülkelerinde ise 389 olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Listenin başında yer alan Yunanistan'da 100 bin kişiye düşen hekim sayısı 661 iken bunu 581 ile Portekiz, 551 ile Avusturya izledi. </p>
<p>Uzman hekimlerin yıllara ve sektörlere göre dağılımı incelendiğinde ise özel sektördeki artış öne çıktı. 2002 yılında uzman hekimlerin yüzde 28,1’i özel hastanelerde çalışırken bu oran 2024’te yüzde 30,7’ye yükseldi.</p>
<h2>6 MİLYONU AŞKIN AMELİYAT</h2>
<p>Tüm branşlarda hekime yapılan müracat sayısı 2023’te 973 milyon 518 bin iken 2024’te 1 milyar 47 milyona çıktı. Sağlık Bakanlığı hastanelerine başvuran hasta sayısı 424 milyondan 466 milyona yükseldi. Üniversite hastanelerinde başvurular 45 milyondan 48 milyona çıkarken, özel hastanelerde başvuru sayısı 67 milyondan 66 milyona geriledi. İkinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinde hekime başvuru sayısı 600 milyona yaklaşırken, aile sağlığı merkezlerine başvuru sayısı 453 milyonu aştı. Kişi başına hekime başvuru sayısı ise 2023’te 11,4 iken 2024’te 12,2’ye yükseldi. Çok riskli- orta ve küçük riskli olarak sınıflandırılan A-B-C sınıfı ameliyatların toplam sayısı 6 milyon 269 bine ulaştı. Bu ameliyatların ise 3 milyon 672 bini Sağlık Bakanlığı hastanelerinde, 1 milyon 157 bini üniversite hastanelerinde, 1 milyon 438 bini ise özel hastanelerde yapıldı. Özel hastanelerin ameliyat yükündeki payının giderek artması dikkat çekti.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>***</strong></p>
<h3>Hastane sayıları</h3>
<p>2023-2024 </p>
<p><strong>Sağlık Bakanlığı:</strong> 933 → 941</p>
<p><strong>Üniversite:</strong> 68 → 69</p>
<p><strong>Özel:</strong> 565 → 552</p>
<p><strong>Toplam: 1.566 </strong>→ <strong>1.562</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>*** </strong></p>
<h3>Yatak sayısı   </h3>
<p>2023-2024</p>
<p><strong>Sağlık Bakanlığı:</strong> 167.649 → 169.834</p>
<p><strong>Üniversite:</strong> 43.878 → 44.131</p>
<p><strong>Özel:</strong> 55.067 → 54.397</p>
<p><strong>Toplam: 266.595 </strong>→<strong> 268.359</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>***</strong></p>
<h2>43 YIL SONRA STANDARDA ERİŞEBİLİRİZ</h2>
<p>Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’ndan (SES) Kubilay Yalçınkaya da şunları söyledi: “Muayene katılım paylarının artırıldığı gün, Bakanlık, Kolombiya’yı geçtiğimizi ilan etti. Oysa 2025’te her gün ortalama 6 uzman hekim kamudan istifa etti. Son 13 yılda bir stadyum dolusu uzman hekim sistemden çıktı. Bu artış hızıyla Türkiye’nin AB ortalamasına ulaşması 43 yıl sürecek. Uzman hekim sayısında ancak 43 yıl sonra AB standartlarına ulaşabileceğiz."</p>
<p style="text-align: center;"><strong>***</strong></p>
<h2>SORUN SAYI DEĞİL SİSTEM</h2>
<p>CHP Bursa Milletvekili ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Pala, verileri BirGün'e değerlendirdi. Pala, yıllıkta yer alan yaklaşık 6 milyon ameliyat bilgisinin A-B ve C denen riskli ameliyat gruplarını oluşturduğunu, D ve E grubu denen küçük cerrahi girişimlerin bu istatistiklere dahil edilmediğini anımsattı. Pala, “D ve E tipi ameliyatlar da açıklansa, toplam ameliyat sayısı 9–10 milyon daha fazla olur” dedi. "Bir ülkede nüfus başına düşen hekim, hemşire, sağlık personeli sayısını o ülkedeki sağlık sistemine göre değerlendirmek gerekir. Eğer iyi işleyen bir birinci basamak sağlık hizmeti ve sevk zinciri olsaydı, hekim sayısının nüfusa oranı bu kadar büyük bir probleme dönüşmezdi" diyen Pala, Türkiye’de kişi başına hekime başvuru sayısının 12’nin üzerine çıktığını anımsattı. Pala, “İsveç’te insanlar yılda üç defadan az doktora gidiyor ama bizden daha uzun yaşıyorlar. Türkiye’de 12'nin üzerinde. Bu sağlıklı bir sistemin göstergesi değil” dedi. Sağlığın giderek daha fazla ticarileştirildiğini vurgulayan Pala, özetle şunları söyledi: "Sağlık sistemi ticarileştirilmiş ve doktora daha fazla başvuru üzerine kurgulanmış. Sağlık sisteminin bu ticarileşme mantığını odağa koymadan ne hekim ne hemşire sayısını ne de diğer ülkelerle kıyaslamasını yapmamak gerek.’’</p>
<p><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2026/01/02/kolombiyayi-bir-adim-gectik.jpg" alt=""></p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 02 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Muayene ücretlerinde de artış]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/muayene-ucretlerinde-de-artis-680794</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2026/01/01/muayene-ucretlerinde-de-artis.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/muayene-ucretlerinde-de-artis-680794</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[AKP hükümeti yeni yıla sağlıkta da zamla girdi. Muayene ve reçete katılım payına zamlar yapıldı. Devlet hastanelerinde muayene ücreti 26 TL’ye, özel sağlık kuruluşlarında ise 60 TL’ye yükseldi. Son zamlar tepki çekti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıkta kamu ve SGK anlaşmalı özel hastanelere başvuran yurttaşlardan ilaç, reçete, muayene katılım payı ve eşdeğer ilaç farkı gibi pek çok kalemde kesinti yapılırken, yeni zamlarla birlikte sağlık hizmetlerine erişim daha da zorlaştı. Son düzenleme muayene katılım payı yüzde 30, reçete katılım payı ise yüzde 25 oranında arttı.</p>
<p>Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ’ Resmi Gazete’de dün yayımlandı. Yeni düzenleme ile birlikte Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim ve ‌araştırma hastaneleri ile bu hastanelere bağlı semt polikliniklerinde, diş hekimliği fakülteleri bulunan ‌devlet/vakıf üniversite hastanelerinde, devlet ve vakıf tıp fakülteleri ile sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinde uygulanacak katılım payı tutarı 20 TL’den 26 TL’ye çıkarıldı. İkinci ve üçüncü basamak özel sağlık hizmeti sunucularında bu tutar yüzde 20 oranında artırılarak 50 TL’den 60 TL’ye yükseltildi. Buna göre, birinci basamak sağlık hizmeti sunucularında yapılan hekim ve diş hekimi muayenesinden katılım payı alınmamasına devam edilecek.</p>

<h2>SEVK EDİLENDE İNDİRİM</h2>
<p>Sağlık Bakanlığı’nca sözleşme imzalanmış, görevlendirilmiş veya yetkilendirilmiş aile hekimlerinden sağlık hizmeti sunucularına sevk edilerek yapılan hekim ve diş hekimi muayeneleri için katılım payı yüzde 50 oranında, 13 lira olarak uygulanacak. Böylece sevk zincirinin etkinleştirilerek hastaların 2. ve 3. basamak hastanelere aile hekimleri üzerinden gelmelerinin sağlanmasının amaçlandığı belirtildi. Düzenlemede reçete edilen ilaç üzerinden alınacak katılım payı tutarları da yüzde 25 oranında zam yapıldı. Bu kapsamda katılım payı; 3 kutuya kadar temin edilen ilaçlar için 3 TL’den 3,75 TL’ye, bunun üzerinde temin edilen her ‌bir kutu ilan için 1 TL’den 1,25 TL’ye çıkarıldı.</p>
<h2>YÜK YURTTAŞIN SIRTINDA</h2>
<p>CHP Bursa Milletvekili ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Pala, sağlık hizmetlerinde katılım payına yapılan zamma tepki gösterdi. Pala, “AKP’nin ticarileştirilmiş sağlık sistemi, gücü yetmeyenler için sağlık hizmetlerine erişimin önüne yeni finansal engeller koymaya devam ediyor” dedi. Pala, şunları söyledi: “Çok düşük emekli maaşı alanlar, açlık sınırının altında asgari ücrete mahkûm edilenler ve toplumun tüm dezavantajlı kesimleri için bu uygulama sağlık hizmetlerine erişimin önünde ciddi bir engeldir. Sağlık bir haktır. Sağlık hizmetlerinden yararlanma sırasında bu hakkın önündeki tüm mali engeller kaldırılmalıdır."</p>
<p>Sağlık emekçisi Kubilay Yalçınkaya, zamlara tepki göstererek “Erişemediğimiz sağlık hizmetlerinin katkı katılım payı artırılıyor” dedi. Yalçınkaya, artan katkı paylarının kamusal sağlık hizmetine erişimi daha da zorlaştırdığını vurguladı. Türkiye’de ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerine bir yıl içinde yaklaşık 594 milyon başvuru yapıldığına dikkat çeken Yalçınkaya, bu başvurular üzerinden SGK’nin yaklaşık 15 milyar TL muayene katkı katılım payı topladığını belirtti. Bu tutarın, şehir hastanelerine aktarılan yıllık bütçenin yüzde 11’ine karşılık geldiğini anımsatan Yalçınkaya, “Şehir hastanelerine aktarılan bütçenin yalnızca yüzde 11’iyle, yurttaşın sırtına bindirilen bu katkı payı yükü tamamen ortadan kaldırılabilir" dedi. Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) Genel Başkanı Ecz. Nurten Saydan ise “Eczacılar olarak zaten muayene ücreti konusunda vatandaşla karşı karşıya bırakılmıştık. Şimdi bir de artan ücretler sonucunda nasıl bir durumla karşılaşacağız bilemiyoruz. Bizler muayene ücreti tahsil etmek istemiyoruz. Eczacılar olarak sabırla eczacıyı ve hastayı karşı karşıya getiren bu uygulamadan vazgeçilmesini bekliyoruz" dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 01 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlıkta krizin derinleştiği bir yıl geride kaldı: Kamucu sağlık için mücadele]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/saglikta-krizin-derinlestigi-bir-yil-geride-kaldi-kamucu-saglik-icin-mucadele-680780</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2025/12/31/saglikta-krizin-derinlestigi-bir-yil-geride-kaldi-kamucu-saglik-icin-mucadele.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/saglikta-krizin-derinlestigi-bir-yil-geride-kaldi-kamucu-saglik-icin-mucadele-680780</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[TTB, 2025’in sağlık ve yaşam hakkı açısından “kara bir yıl” olduğuna dikkat çekti. Sağlıkta şiddetten ticari çeteleşmenin yarattığı skandallara, özlük hakları sorunlarından halkın sağlığa erişimine dek piyasacı politikaların toplumu ve sağlık emekçilerini hedef aldığını söyleyen Prof. Azap ‘‘Kamusal sağlık mümkün’’ dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Alpay Azap, 2025 yılı boyunca işçi sağlığından birinci basamak hizmetlere, sağlıkta şiddetten çevre tahribatına kadar çok sayıda alanda yaşanan hak ihlallerini ve yapısal sorunları olduğunu söyledi. Sağlık sisteminde piyasalaşmanın derinleştiğini, hekim emeğinin değersizleştirildiğini söyleyen Azap, toplumun sağlık hakkının ciddi biçimde zedelendiğini vurguladı. </p>
<h2>SORUNLAR ÇÖZÜLEMİYOR</h2>
<p>2025 yılının sağlık karnesini BirGün’e değerlendiren Prof. Dr. Azap, sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılmasından vazgeçilmesi, hekim emeğinin korunması ve toplumun sağlık hakkının güvence altına alınması çağrısında bulundu. “Başka bir sağlık sistemi mümkün ve bu ancak kamusal, eşitlikçi ve toplumcu bir anlayışla hayata geçirilebilir” diyen Azap, geride kalan bir yılı özetle şöyle değerlendirdi:</p>

<h2>• HEKİME BAŞVURU 12.2 OLDU</h2>
<p>Sağlık Bakanlığı 2024 yılı Sağlık İstatistikleri’nin özetini yayımladı. Özetteki en çarpıcı veri 2024 yılında doktora başvuru sayısının kişi başına 12.2’ye çıkmış olmasıydı. Bu 2023’te 11.4 başvuruydu. OECD ortalamasının iki katına ulaşan başvuru sayısı tek başına ülkemizdeki sağlık sisteminde yanlış giden şeyler olduğunu göstermeye yetiyor. Genç nüfusuyla Türkiye’nin bu düzeyde doktor başvurusu ilk başvurularda sağlık sorunlarının çözülemediğine işaret ediyor. Bakanlık bunun nedenlerini araştırmak yerine 2025’te daha da artacağını müjdeliyor! İstatistiklerde bebek, anne ve çocuk ölüm hızının Avrupa ülkelerinin üzerinde olduğu göze çarpıyor. OECD’nin Sağlığa Bakış Raporu’na göre ortalama yaşam süresi Türkiye’de OECD ülkelerinin ortalamasından neredeyse 4 yıl (3.8 yıl) daha kısa.</p>
<h2>• EZİYET YÖNETMELİĞİNE KARŞI İŞ BIRAKMA</h2>
<p>Sağlık emekçilerinin görüşleri yok sayılarak 1 Kasım 2024’te hayata geçirilen, birinci basamak sağlık hizmetini piyasacı anlayışla şekillendirmeyi amaçlayan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’ -sağlık emekçilerinin tabiri ile “eziyet yönetmeliği”- 2025 yılının başında ülke çapında güçlü bir karşı duruşla karşılandı. TTB’nin öncülüğünde, Aralık ayında yapılan iş bırakma eylemlerinin devamı olarak 6–10 Ocak 2025 tarihleri arasında aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları iş bırakma eylemleri gerçekleştirdi. Bu eylemler; hekimleri güvencesizliğe mahkûm eden, performans ve ceza mekanizmalarıyla mesleği baskı altına alan, koruyucu sağlık hizmetlerini zayıflatan düzenlemelere karşı bir itiraz olmanın ötesinde, kamusal ve nitelikli sağlık hakkı mücadelesinin bir parçasıydı.  </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2025/12/31/saglikta-krizin-derinlestigi-bir-yil-geride-kaldi-kamucu-saglik-icin-mucadele.jpg" alt=""></p>
<h2>• YENİDOĞAN SKANDALI</h2>
<p>Kamuoyunda “Yenidoğan Skandalı” olarak anılan olayın etkileri 2025’te de devam etti. TBMM’de kurulan araştırma komisyonuna bilgi veren TTB, yaşananların münferit hatalar değil; sağlık hizmetinin ticarileştirilmesi, denetimsizlik ve performans odaklı politikaların yarattığı yapısal bir sonuç olduğunu vurguladı. </p>
<h2>• DEPREMİN 3. YILINDA DA KRİZ</h2>
<p>6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmiş ve bir ay sonra üçüncü yıl da bitecekken deprem bölgesinde barınma, sağlık, eğitim ve güvenli yaşam koşullarına erişim halen sağlanabilmiş değil. Geçici barınma alanlarının kalıcı hale gelmesi, birinci basamak sağlık hizmetlerinin ve ruh sağlığı desteklerinin yetersizliği, halk sağlığını doğrudan tehdit etmektedir. Bu koşullar, bölgede yaşayan milyonlarca insanın temel yaşam haklarını etkilemektedir. Depremin yarattığı yıkımın doğal bir afetin değil, bilimsel planlama ve kamusal sorumluluktan uzak politikaların sonucu olduğunu vurgulayarak, toplumun sağlık ve güvenli yaşam hakkının acilen güvence altına alınması gerektiğini kayda geçirdi.</p>
<h2>• İŞ BIRAKMA</h2>
<p>14 Mart Tıp Bayramı’nda ülke genelinde bir günlük iş bırakma eylemi yapıldı. Eylemle, hekimlerin mesleki bağımsızlığına, insanca çalışma koşullarına ve sağlık hizmetinin kamusal niteliğine yönelik talepler güçlü bir biçimde dile getirildi. </p>
<h2>• TORBA YASALAR</h2>
<p>Sağlık alanına ilişkin düzenlemeler içeren torba kanun Temmuz ayında Meclis’ten geçirildi. Kanunla, sağlıkta özel sektörde hekim kadrosu, özellikli hizmet, tıbbi cihaz, hastane yatağı ve hastaneler için gerekli planlama uygunluk belgelerinin açık artırmayla satılması yoluyla sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılmasında yeni bir aşamaya geçildi. Özel sağlık sektöründe hekim emeğini ucuzlatacak büyük sermayeyi destekleyecek, tekelleşmenin önünü açacak, etik değerleri yıpratacak düzenlemeler bununla sınırlı kalmadı. Muayenehanesi olan hekimlere kota konuldu, sağlık turizmi yönetmeliği ile yurt dışına reklam yapmak serbest bırakıldı, özel hastanelere sponsorlu reklam izni verildi. Bakanlık kurduğu Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş (USHAŞ) şirket ile düzenleyici olmaktan çıktı piyasa aktörü oldu.</p>
<h2>• EMEK DEĞERSİZLEŞTİ</h2>
<p>Ağustos ayında 3 yılda bin 502 ameliyata giren çocuk cerrahı bir hekim: ‘‘Geçinemediğim için özel hastaneye gidiyorum’’ diyerek kamudan ayrıldığını duyurdu. Hekimlerin gelirlerinde yaşanan ağır kayıp, kamuda hekimlik yapmayı geçim açısından olanaksız hale getirdi. Ücretlerin erimesi ve artan güvencesizlik, şiddet tehdidi, yetersiz ekip, ekipman ve süre nedeniyle mesleğini hakkıyla yapabileceği ortamın bulunmaması yüzünden çok sayıda hekimin kamu sağlık kurumlarından istifa ederek özel sektöre yönelmesine yol açtı. TTB, hekim emeğinin sistematik biçimde değersizleştirilmesinin kamu sağlık hizmetini çöküşe sürüklediğini ve toplumun sağlık hakkını doğrudan tehdit ettiğini vurguladı.</p>
<h2>• ŞİDDET TEŞVİK EDİLDİ</h2>
<p>Sağlıkta şiddet hız kesmeden sürerken, AKP Kırklareli milletvekilinin bir aile sağlığı merkezi açılışında vatandaşa “Doktorların boğazına sarılın” çağrısında bulunması, şiddetin siyasi düzeyde meşrulaştırıldığını bir kez daha ortaya koydu. Sağlık çalışanları açık biçimde hedef gösterildi. Sağlıkta şiddetin sorumluları yalnızca saldırganlar değil, bu iklimi yaratan politikalar ve söylemlerdir.</p>
<figure class="image align-center"><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2025/12/31/saglikta-krizin-derinlestigi-bir-yil-geride-kaldi-kamucu-saglik-icin-mucadele-1.jpg" alt="">
<figcaption><strong>Prof. Dr. Alpay Azap</strong><br>TTB Merkez Konseyi Başkanı</figcaption>
</figure>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>BAŞKA BİR SAĞLIK SİSTEMİ MÜMKÜN</h2>
<p>TTB Merkez Konseyi de yayımladığı yeni yıl mesajında sağlık sisteminde yaşanan sorunlara dikkat çekerek, 2026 yılında da “Başka Bir Sağlık Sistemi Mümkün” iddiasını sürdürme sözü verdi. Açıklamada, özetle şöyle denildi: "Mesleğimizin de, halk sağlığının da büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığı bir yılı daha geride bırakıyoruz. Sağlıkta ticari çeteleşmenin yarattığı skandallar, halk sağlığını tehdit eden vakalar, sağlık kurumlarında bir gün bile eksik olmayan şiddet, özlük haklarımızdaki kayıplar, kamu otoritesinin sağlık hizmet sunumunu nitelik yerine nicelik ile ölçme çabası ve daha nicesi… Özetle, sağlık sistemindeki çöküşün biraz daha derinleştiği ve sürdürülemezliğin daha da görünür hale geldiği bir yıl oldu 2025. Ne var ki aynı 2025, bu zorlukların üstesinden gelme kararlılığımızı ve “Başka bir sağlık sistemi mümkün!” iddiamızı ülkenin dört bir yanında yükselttiğimiz bir yıl da oldu. Hekimlik mesleğinin bağımsızlığını ve onurunu, iyi hekimlik değerlerini, meslektaşlarımızın haklarını ve halkın sağlık hakkını savunmak için bir an bile geri durmadık. Ama yetmez! Biliyoruz ki; daha yapacak çok iş, gidilecek çok yol, elde edilecek çok kazanım var. Biliyoruz ki; hekimlerin ve sağlık emekçilerinin yaşama ve çalışma koşullarının iyileştiren, mesleğimizin hak ettiği değeri görebilmesini sağlayan, halk sağlığını önceleyen bir sağlık sistemi mümkün. Biliyoruz ki; böyle bir sağlık sistemini ancak her bir meslektaşımızın emeği, hep birlikte ördüğümüz mesleki dayanışmamız ve ortak mücadelemiz ile inşa edebiliriz."</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>EĞİTİMDE ALARM</h2>
<p>Bitlis’te ülkenin 121. tıp fakültesi açıldı. Türkiye, nüfusa oranla tıp fakültesi sayısında dünyada ilk sırada. Buna karşın tıp fakültelerinin yalnızca yarısı yeterli eğitim verebildiğini kanıtlayarak akredite olabildi. Uzmanlık eğitiminde yaşanan derin sorunlar, TUS’ta cerrahi branşlar ve çocuk hastalıkları kadrolarının boş kalmasıyla açıkça ortaya çıktı. </p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>SAĞLIK HAKKI İHLALLERİ</h2>
<p>Sağlık durumları kötü olan çok sayıda tutuklu ve hükümlünün, tedaviye erişim, sevk ve bağımsız sağlık değerlendirmesi gibi en temel haklarının ihlal edildiği bir süreç yaşandı. TTB, özgürlükten yoksun bırakılmanın sağlık hakkının ortadan kaldırılması anlamına gelmeyeceğini vurgulayarak, bu ihlallerin insan hakkı ihlali olduğununa dikkat çekti. </p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>ÜCRETSİZ VE EŞİT SAĞLIK</h2>
<p>İstanbul Tabip Odası ‘‘Yeni yıl umut demek. Umutların hayata geçebilmesi ancak mücadeleyle mümkün. 2026’nın eşit, ücretsiz, nitelikli bir sağlık sisteminin hayata geçtiği, hekimlerin insanca yaşayabileceği koşullarda alıştığı, barışın ve adaletin egemen olduğu bir Türkiye için umutlarımızın mücadelelerimizle gerçeğe dönüştüğü bir yıl olmasını diliyoruz" denildi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 01 Jan 2026 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlıkta dönüşüm ile gelen yıkım: Sistemin tamamı ‘hastalıklı’]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/saglikta-donusum-ile-gelen-yikim-sistemin-tamami-hastalikli-680621</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2025/12/31/saglikta-donusum-ile-gelen-yikim-sistemin-tamami-hastalikli.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/saglikta-donusum-ile-gelen-yikim-sistemin-tamami-hastalikli-680621</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[2025, ülkede sağlık alanında stratejik vaatlerin ve derin yapısal sorunların büyüdüğü bir yıl olarak tarihe geçti. Sağlık sistemini hastalar değil; Saray rejiminin öncelikleri şekillendirdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bir yıl daha geride kalırken sorun yumağının en derin hissedildiği alanlardan biri şüphesiz sağlık oldu. </p>
<p>Kamu hastanelerinden hizmet almaya çalışan yurttaşlar sağlığa erişemedi, hekimler ile sağlık çalışanları tükenmişlik, umutsuzluk ve mobbing ile karşı karşıya kaldı. </p>
<p>Ülkede sağlık alanının artık bir kamu hizmeti olarak değil, AKP rejiminin siyasal ve ekonomik isteklerine göre işlediğinin açıkça görüldüğü yıl oldu.</p>

<p>Sağlık sistemi bu yıl ne yalnızca “aksadı” ne de “krize girdi”; bilinçli tercihlerle yeniden tanımlandı. Hak olmaktan çıkarılan sağlık, bir yandan piyasanın, diğer yandan merkezî iktidarın denetim alanına hapsedildi. AKP’nin “Sağlıkta Dönüşüm” söylemi, 2025 itibarıyla rejimsel bir kurguya evrildi. Bu yıl da şehir hastanelerinden sağlık turizmine, performans sisteminden dijital sağlık projelerine çok sayıda alanda yaşananlar yıla damgasını vurdu. Bu süreçte özel hastaneler büyüdü, binalar parladı, ekranlar çoğaldı; ancak kamuda durum tam tersi oldu.  </p>
<h2>VİTRİN SÜSLEMELERİ</h2>
<p>2025 AKP iktidarının sağlık alanında kurduğu piyasacı, merkezi ve eşitsiz düzenin sonuçlarının da daha derin hissedildiği bir yıl oldu. İktidar, sağlık sistemini bir kamu hizmeti olmaktan çıkarıp piyasa disiplini, sadakat ve denetim mekanizmasının parçası haline getirirken; bedelini hastalar, sağlık emekçileri ve yoksullar ödedi. Kamu hastanelerindeki sorunlar derinleşti, hasta yoğunluğu artarken randevu bulamama sorunu daha da arttı. Bakanlık verilerine göre, hekime başvuru 1 milyarı aştı. Sadece geçen yıl 150 milyonu aşkın acil başvurusu ile nüfusun bile üstünde bu başvuruyla birlikte sistem de bu yükü kaldıramaz hale geldi. Acil serviste sorunlarına çare bulamayan yurttaşlar ellerinde poşet poşet tahlil ve tetkiklerle sorunlarına çare aramayı sürdürdü. Parası olan özel hastanelere giderken, olmayan kaderine mahkûm hale geldi. Sağlık, artık zamanı ve parası olanın erişebildiği bir ayrıcalık haline geldi. </p>
<h2>BÜTÇEDE KARA DELİK</h2>
<p>İktidar 2025 boyunca “şehir hastaneleri”, “dijital sağlık”, “yapay zekâ” gibi başlıklarla vitrin süslemeye devam etti. İçinde kuaför, market gibi çok sayıda dükkanın olduğu ve adeta AVM şeklinde inşa edilen devasa yapılardaki şehir hastaneleri çok sayıda sorunla hizmetini sürdürmeye devam etti. Sağlığa ayrılan bütçenin yetersizliği de yine bu yıla damgasını vurdu. AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Cebimizden beş kuruş çıkmayacak” dediği şehir hastaneleri bu yıl da bütçede kara delik oluşturdu. Sadece 2025'in ilk on ayında 18 şehir hastanesine ödenen para 101 milyar 828 milyon lira oldu. 2025’in başında çok sayıda insan sahte alkolden hayatını kaybetti. İktidar bunu “kaçakçılık” diye geçiştirdi. Oysa bu ölümler yüksek vergiler, yoksullaşma, denetimsizlik ve yasakçı zihniyetin sonucuydu. </p>
<p style="text-align: center;"><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2025/12/31/saglikta-donusum-ile-gelen-yikim-sistemin-tamami-hastalikli-1.jpg" alt=""></p>
<p>*** </p>
<h2>SAĞLIK TURİZMİ</h2>
<p>2025’te iktidar sağlık turizmiyle övündü: “12 milyar dolar hedef.” Ama aynı yıl yurttaş aylarca randevu bekledi, kamu hastaneleri personel bulamadı, sağlık hizmeti parayla ölçülür hale geldi. Yabancı hasta için yatak bulundu, kendi yurttaşı için bulunamadı. Çünkü sağlık artık halk için değil, döviz için vardı. </p>
<p>*** </p>
<h2>388 MİLYON RANDEVU</h2>
<p>Sağlık Bakanlığı'nın Merkezi Hekim Randevu Sistemi'nden (MHRS) bu yıl 388 milyon 95 bin 539 randevu alındı, günlük verilen ortalama randevu sayısı 1,7 milyonu buldu. Bu rakamlar sisteminin yükünü bir kez daha gözler önüne serdi. </p>
<p>*** </p>
<h2>TEPKİ ÇEKEN YASALAR</h2>
<p>2025’te çıkarılan sağlık yasaları, sağlık hizmetini güçlendirmekten çok denetim ve disiplin amaçlıydı. Aile hekimliği, özel hastaneler, ilaç politikaları yeniden düzenlenirken esas hedef şuydu: Hekimi merkeze değil, sisteme bağlamak. Sağlığı kamusal hak olmaktan çıkarıp sözleşmeye dayalı hizmete dönüştürmek. Veriyi kamunun değil, iktidarın kontrolüne almak. </p>
<p>*** </p>
<p style="text-align: center;"><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2025/12/31/saglikta-donusum-ile-gelen-yikim-sistemin-tamami-hastalikli-2.jpg" alt=""></p>
<h2>21 BİN HEKİM İSTİFA ETTİ</h2>
<p>2025’te binlerce uzman hekim kamu hastanelerinden ayrıldı. Kimisi özel sektöre geçti, kimi yurtdışına gitti, kimi mesleği bıraktı. Sebep netti: Performans baskısı, mobbing, şiddet, güvencesizlik, liyakatsizlik...Türk Tabipleri Birliği verilerine göre, son 13 yılda kamudan istifa eden uzman hekim sayısı 21 bin 362’ye ulaştı. Sadece 2025'in ilk 10 ayında bin 759 uzman hekim kamudan ayrıldı. Yurtdışına göç de artarak sürerken, son üç yılda 8 bini aşkın hekimin yurtdışına gitmek için TTB'den uygunluk belgesi aldı. </p>
<p>***</p>
<h2>AŞI KARŞITLIĞI ARTIŞTA</h2>
<p>Bu yılda da ülkede aşı karşıtlığı ve aşı tereddüdü kamu sağlığı açısından önemli bir konu oldu. TTB'nin Sağlık Bakanlığı verilerinden derlediği sonuçlara göre, ülkede çocuklarına aşı yaptırmayanların sayısı yüz bine yaklaştı. Bu durum kızamık gibi aşıyla önlenebilir hastalıkların yeniden yayılma riskini yeniden gündeme getirdi. </p>
<p>***</p>
<h2>ÖZEL HASTANELER BÜYÜDÜ</h2>
<p>Sağlıktaki özelleşme bu yıl da en çok gündeme gelen konulardan oldu. Sağlık hizmetlerinde kamunun payı giderek azaldı, özel hastanelerin büyümesi sürdü. Ülke genelinde faaliyet gösteren bin 562 hastanenin üçte birinden fazlası özel sektör tarafından işletilirken, hastanelerin büyük bölümünün İstanbul’da yoğunlaşması dikkat çekti. </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 31 Dec 2025 08:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yeni yılda akıl, fikir, sağlık]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/yeni-yilda-akil-fikir-saglik-680620</link><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/yeni-yilda-akil-fikir-saglik-680620</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><content:encoded><![CDATA[<p>Dahiliye, hariciye, nisaiye, çocuk bir zamanlar fakülteye adım atan tıp öğrencilerinin hayallerindendi. Diğer branşların, minörler derdik, stajları birkaç haftada biterken büyük stajlar, majörler aylarca sürerdi. Fakülte bittikten sonra, uzmanlık sınavlarının da gözdeleriydi. </p>
<p>Sonra AKP iktidara geldi, sağlıkta “reform” başladı. Artan hasta yükü, astronomik tazminat davaları, istiap haddini aşan şiddet; “Majörler tükendi, minörlere yolculuk” başladı. Aynı eğilim bu yıl da devam etti. Tıpta uzmanlık sınavı yerleştirmelerinde en altlarda yer aldılar, birçok klinikte asistan kadroları boş kaldı. </p>
<p>Allah sonumuzu hayreylesin. </p>

<p>***</p>
<p>Yıl bitti, Sağlık Bakanlığı hala Sağlık İstatistik Yıllığı 2024’ü yayınlamadı. Onun yerine Eylül ayının sonunda kısa bir Haber Bülteni paylaştı. </p>
<p>Bültende yer alan göre bilgilere göre Türkiye’deki toplam hastanelerin üçte birinden fazlası, toplam hastane yataklarının da beşte biri özellerin elinde. Yoğun bakım yataklarında bu oran iki katına çıkıyor; yenidoğanlarda ise özellerdeki sayı Sağlık Bakanlığı ve üniversitelerin toplamını geçiyor. Keza BT, MR, PET cihazlarının yarısı, diyaliz cihazlarının yarıdan fazlası da özellerde. Yaklaşık her beş hekimden, her dört sağlık emekçisinden ve her üç uzman hekimden biri de özel hastane patronlarının emrinde çalışıyor. </p>
<p>***</p>
<p>Buna karşılık özeller yıllık bir milyarı geçen hasta yükünün sadece on beşte birini karşılıyor. Sözün özü, pastanın kremasını sıyırıyor, gerisini devlet hastanelerine yıkıyorlar. </p>
<p>Aynı günlerde Sosyal Güvenlik Kurumu 2024 Yılı Sayıştay Denetim Raporu da yayınlandı. Raporun sonunda özel hastanelerde yapılan soygun ayrıntılı olarak anlatılmış. </p>
<p>Özel hastaneler ameliyat için kendilerine başvuran SGK’lı hastaları “O ameliyatı SGK karşılamıyor.”, “Bizim o branşta SGK anlaşmamız yok.” gibi bahanelerle ücretli hasta kategorisine alıyor, böylece ameliyatı paralı yapıyormuş. SGK yakalayıp ceza kesse bile normalde kazanacağının beş katı özel hastanenin cebine kâr kalıyormuş. </p>
<p>***</p>
<p>Toplam altmış dört sayfalık “Sağlık Bakanlığı 2024 Yılı Düzenlilik Denetim Raporu” da neredeyse tamamen şehir hastanelerindeki usulsüzlüklere ayrılmış. </p>
<p>Nihai tamamlama süreçlerinin yürütülmemesi, doğal gaz tüketiminde eksik ölçüm, görevli şirket tarafından tedarik edilmesi gereken ekipmanlarda eksiklikler, görevli şirket tarafından getirilen tıbbi ekipmanlarda meydana gelen onarım giderlerinin karşılanması konusunda sorunlar, ısıtma ve soğutma giderlerinin şirketlerden tahsil edilmemesi, sözleşmede yer alan hemodiyaliz hizmetinin verilememesi, daha neler, neler. </p>
<p>Sağlık Bakanlığı’nın memleketin dört bir yanındaki binlerce hastane, aile sağlığı merkezi, toplum sağlığı merkezi, sağlık evi, acil yardım istasyonundaki usulsüzlükler üç başlık ve on iki sayfa tutarken hepi topu on sekiz şehir hastanesindekiler on dokuz başlık ve otuz dokuz sayfaya ancak sığmış. </p>
<p>“Devletin cebinden tek kuruş çıkmayacak.” denilen Kamu Özel Ortaklığı Modeli şehir hastaneleri sadece devlete, millete, bütçeye yük olmakla kalmıyor usulsüzlük batağı olmaya da devam ediyor. </p>
<p>*** </p>
<p>AKP’nin medar-ı iftiharı Genel Sağlık Sigortası, GSS 1 Ekim 2008’de yürürlüğe girmiş, 1 Ocak 2012’den itibaren de herkesin GSS’li olması mecburi olmuştu. Artık parasızlıktan hastanede rehin kalma problemi de, “Hastalandığımda bana kim bakacak?” derdi de sona erecekti. GSS’li olmak yetecekti. </p>
<p>Sistem gayet basitti. Bir işverene bağlı çalışanların GSS primi maaşlarından kesilecek, kendi hesabına çalışanlar kendileri ödeyecek, bunların dışında kalanlardan yoksulların primlerini ise devlet ödeyecekti. Prim ödeyebilecek olanlardan da cüzi bir prim toplanacaktı. </p>
<p>Yılın sonuna doğru o cüzi prime yüzde yüz zam geldi; 780 TL’den 1.560 TL’ye çıktı. </p>
<p>*** </p>
<p>AKP’nin bir diğer övünç kaynağı Aile Hekimliği Türkiye Modeli idi. Herkesin bir aile hekimi olacak, doğumundan ölümüne kadar bütün sağlık sorunlarını takip edecekti. </p>
<p>Yıllardır “Siz ne doktorusunuz?” sorusundan bunalmış pratisyen hekimler de hem yeni bir kimliğe kavuşacak, hem de sağ iktidarlar tarafından yıllarca ihmal edilmiş sağlık ocaklarından kurtulacaklardı. </p>
<p>Sonra, sağlıkta kışkırtılmış talep şaha kalkıp kişi başı hekime başvuru oranı tavan yapınca durum değişti. Öyle ya, Türkiye’deki her bir vatandaş ortalama her ay bir kez hastalanıyorsa bu yükü hastanelerin taşıması mümkün değildi. Çare yükü aile hekimlerinin sırtına yıkmak; çözüm de, artık heybede havuç kalmadığı için ceza yönetmeliğiydi. </p>
<p>Onun için her zaman meslek örgütünün en dinamik gücü olan pratisyen hekimler, hala Bakanlığın paradigmasının dışına çıkamasalar da sonunda isyan ettiler. Bu seneyi de eylemlerle geçirdiler. </p>
<p>***</p>
<p>Geçtiğimiz yılı Yenidoğan Çetesi skandalıyla kapatmış; hep birlikte utanmış, üzülmüştük. </p>
<p>Yıl içinde Sağlık Bakanlığı’nın meydanlarda “Tartıyor, tartıyor!” diyerek dolaştığı Obezite Farkındalık projesiyle neşemiz biraz yerine gelir gibi oldu. </p>
<p>Sonrasında Saray’ın “Seksen altı milyon vatandaşa birinci sınıf sağlık hizmeti sunuyoruz.” demeciyle rahatladık, Saray’ın memuru Sağlık Bakanı’nın “Dünyanın en iyi sağlık hizmeti bizde.” sözleriyle hepten koyverdik. </p>
<p>Ama, sağ olsun Sağlık Bakanlığı’nın gönlü bu seneyi de bizlere yeni bir skandal izletmeden kapatmamıza razı gelmedi. </p>
<p>Sene biterken “Doktordan temiz taksi plakası!” ihalesi açtı. Özel hastane, hastane yatağı; dahiliyeci, hariciyeci, akliyeci, bevliyeci, bilumum doktor lisanslarını açık arttırmaya çıkardı. </p>
<p>Paranız varsa kaçırmayın, derim. Şu an kullanmasanız bile alın, atın bir kenara. Sonra, ihtiyacınız olduğunda fiyatlar fırlar, alamayabilirsiniz. </p>
<p>*** </p>
<p>Bu yılı da böyle bitirdik, çok şükür. </p>
<p>Yeni yılda Allah akıl, fikir, sağlık versin! </p>]]></content:encoded><pubDate>Wed, 31 Dec 2025 08:21:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Uzmanı uyardı: Besin alerjisinde 'gizli alerjen' uyarısı]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/uzmani-uyardi-besin-alerjisinde-gizli-alerjen-uyarisi-680426</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2025/12/30/uzmani-uyardi-besin-alerjisinde-gizli-alerjen-uyarisi.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/uzmani-uyardi-besin-alerjisinde-gizli-alerjen-uyarisi-680426</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Zülfikar Akelma, çocukların yaklaşık yüzde 5–10’unda besin alerjisi görüldüğünü belirterek, ortak kullanılan kaşık, tabak, sos ve katkı maddelerinde bulunabilen “gizli alerjenlere” karşı aileleri uyardı. Akelma, besin alerjisi olan çocuklar için etiket okumanın hayati önem taşıdığını vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Akelma, çocukların yaklaşık yüzde 5-10’unda besin alerjisi saptandığını söyleyerek, "Ortak kullanılan kaşıklar, tabaklar, soslar, marinasyonlar ve bazı katkı maddeleri az miktarda alerjen içerebilir. Bunlara 'gizli alerjen' diyoruz. Besin alerjisi olan kişilerin mutlaka tükettikleri ürünlerin etiketlerini dikkatlice okumaları gerekir" dedi.</p>
<p>Akelma, besin alerjisinin tüketilen besinlere karşı vücudun vermiş olduğu anormal immünolojik bir cevap olduğunu söyleyerek, "Normal hayatta besinleri tükettiğimizde bir reaksiyon vermememiz gerekiyor. Ancak besinlerin bazı kişilerde birtakım klinik bulgulara yol açmasına besin alerjisi diyoruz. Besin alerjisi çocukluk çağında oldukça sık gözüküyor. Toplumda yüzde 5-10 arasında çocukluk çağında besin alerjisi gözüküyor. Bu besin alerjilerinin bir kısmı büyüdükçe zaman içerisinde geçiyor. Bazıları ise kalıcı olarak devam ediyor. Normal şartlarda bütün besinler alerjik reaksiyonlara yol açabilir" diye konuştu.</p>

<h2>EN SIK GÖRÜLEN ALERJENLER</h2>
<p>Prof. Dr. Akelma, çocukluk çağında inek sütü proteini, yumurta, buğday, yer fıstığı, ağaç kuruyemişleri ve deniz ürünleri, balık ve kabuklu deniz ürünlerinin en sık görülen alerjenler olduğuna dikkat çekerek, "Ama tabii ki bütün besinler, alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Çoğunlukla bizim görmüş olduğumuz çocukluk çağı besin alerjileri belirtileri; bağırsak sistemiyle ilişkili reaksiyonlar, bulantı, kusma, ishal veya kanlı kaka şekilde seyredebilir. Ancak bir grup hastada vücutta döküntü, kızarıklık, kaşıntı, hatta bazılarında nefes ağırlığı, hipotansiyon yani tansiyon düşüklüğü, şok ve bayılmaya kadar gidebilen anafilaktik şok şeklinde de ilerleyebilir" diye konuştu.</p>
<p>Besin alerjisinin karıştırılma ihtimali olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Akelma, "Besin tükettikten sonra bir tablo ortaya çıkınca hemen besin alerjisi zannediliyor. O yüzden bunun mutlaka aydınlatılması gerekiyor. Çünkü 'laktoz intoleransı' dediğimiz, süt tüketimi sonrası ishal olabilir veya besin bozulmuş olabilir veya zehirlenmeler olabilir. Bunların hepsi besin alerjisi ile karışabilir. Gerçekten besin alerjisi olup olmadığını teyit etmek gerekiyor. Yapılan çalışmalarda, çocukluk çağında yüzde 30'a varan oranda görünen besin alerjisinin gerçek testlerle yüzde 5-6 civarına düştüğünü biliyoruz. O yüzden gereksiz besin alerjisi tanısı koyarsanız o zaman gereksiz yere de diyet, yani besinlerin eliminasyonu ve çocuğun da beslenme bozukluğu ortaya çıkabiliyor. Eğer bir besin alerjisi teşhisi koyuyorsak o besinden kaçınmasını istiyoruz. Yani insanların o besini tüketmemesi gerek" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>'ETİKETİ OKUMASI GEREKİR'</h2>
<p>Prof. Dr. Akelma, gizli alerjenlere karşı da uyarıda bulanarak, "Normal yumurta alerjiniz var, yumurtayı tüketmemeniz lazım ama yumurta sadece yumurta olarak tüketilmiyor. Yumurtanın içine girdiği birçok besin oluyor. O yüzden besin alerjisi olan kişilerin mutlaka hem açık alerjenler, hem de gizli alerjenler dediğimiz, yani besin hazırlanırken ortak kaşık tabak kullanılması veya soslar da olabilir veya marinasyonlar da olabilir, birtakım tatlandırıcı maddeler de olabilir. Ortak kullanılan kaşıklar, tabaklar, soslar, marinasyonlar ve bazı katkı maddeleri az miktarda alerjen içerebilir. Bütün buralardaki eser miktarda dediğimiz çok düşük miktarlardaki alerjenlere biz besindeki gizli alerjenler diyoruz. Eğer alerjisi varsa kişinin bu gizli alerjenlere karşı da reaksiyon geliştirerek, çok ağır tablolar ortaya çıkabilir. Besin alerjisi olan kişilerin mutlaka tükettikleri besinlerin etiketlerini okuması gerekir. Etiketlerde açık bir şekilde büyük yazılan besinlere dikkat etmek gerekiyor. Her şeye rağmen eğer ki kişi emin değilse besin içeriğinden, o besini tüketmemesi gerekir" dedi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 30 Dec 2025 12:01:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA["Soğuk havalar, kalp krizine zemin hazırlayabilir"]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/soguk-havalar-kalp-krizine-zemin-hazirlayabilir-680354</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2025/12/30/soguk-havalar-kalp-krizine-zemin-hazirlayabilir.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/soguk-havalar-kalp-krizine-zemin-hazirlayabilir-680354</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Soğuk havaların damarları daraltarak kalp krizini tetikleyebileceğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nurcemal Şentürk, özellikle kalp hastaları, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı olanların kış aylarında daha tedbirli olması gerektiğini vurguladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Nurcemal Şentürk, "Soğuk havalar kişinin damar yapısını etkiler ve damar daralması, kan basıncı artışı, kalp hız artışı, kalbin artan iş yükü neticesinde kalp krizi olası bir durumuna normal şartlara göre daha kolay altyapı sağlamış olur" dedi.</p>
<p>Şentürk, soğuk havaların kalp krizini tetikleyerek, kalp krizi riskini artırabileceğini söyledi.</p>

<p>Soğuğun damarda daralmaya neden olduğunu dile getiren Şentürk, "Bu damar daralması neticesinde kan akımı yavaşlar. Yine aynı şekilde kalp hızında artış, kan basıncında yükselme seyreder" ifadesini kullandı.</p>
<h2>SESSİZ KALP KRİZLERİNE SEBEBİYET VEREBİLİR</h2>
<p>Şentürk, bunlara bağlı kalbin iş gücünde artışın söz konusu olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p><em>"Soğuk havalar kişinin damar yapısını etkiler ve damar daralması, kan basıncı artışı, kalp hız artışı, kalbin artan iş yükü neticesinde kalp krizi olası bir durumuna normal şartlara göre daha kolay bir altyapı sağlamış olur. Bir kişide soğuk hava direkt kalp krizi yapar demeyelim ama soğuk hava kalp krizi açısından riskli bireylerde bu riski kolaylaştırır ve sessiz kalp krizlerine sebebiyet verebilir."</em></p>
<p>Risk grubundaki kişilerin daha dikkati olmaları gerektiğini vurgulayan Şentürk, "Herkes için 'soğuk hava kalp krizi yapar' diyemeyiz ama özellikle soğuk havada riskli olan kişilerde kalp krizi bir miktar daha önemli oluyor. Önceden kalp damar hastalığı olan, kalp krizi geçirmiş, anjiyo olmuş, stent takılmış, bypass olmuş kişiler özellikle riskin en yüksek olduğu kişilerdir" diye konuştu.</p>
<p>Şentürk, sigara kullanan, diyabeti bulunan, 65 yaş üzeri ve aşırı kilolu kişilerin de risk altında olduğunu belirterek, bu kişilerin soğuk havalarda çok daha dikkatli olmaları gerektiğini kaydetti.</p>
<h2>RİSK GRUBUNDAKİLERE SAĞLIK TARAMASI ÖNERİSİ</h2>
<p>Kalp krizi riskine karşı sağlık taramalarının düzenli yapılmasının önemli olduğuna dikkati çeken Şentürk, "Risk grubundaki kişilerin sağlık taramalarını optimal yaptırmaları gerekir. Aktif kalp damar hastalığı olan kişilerin de ilaçlarını düzenli kullanmaları çok kıymetli" dedi.</p>
<p>Şentürk, sigara ve alkolden uzak durulması gerektiğine işaret ederek, "Soğuk havalarda soğuğa çok temas etmemek, mümkünse az çıkmak ya da soğuk havalarda vücudu sıcak tutacak kıyafetler giymek gerekir. Özellikle göğüs ve boyun bölgesini sıcak tutacak kıyafetleri tercih etmek önemli" ifadesini kullandı.</p>
<p>Soğukla temasın en aza indirilmesi gerektiğini belirten Şentürk, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p><em>"Kış aylarında 'soğuk havada dışarı çıkmayın' diyoruz ama hastanın hareketini de kısıtlamış oluyoruz. Yani daha az spor yapmış, daha az yürümüş oluyor. Bunun da önüne geçmemiz gerekiyor çünkü biliyoruz ki sedanter yaşam (fiziksel aktivitenin olmadığı ya da düzensiz olduğu yaşam tarzı) da kalp krizi için önemli risklerden bir tanesi. O yüzden soğuğa çok çıkmayalım ama en azından kapalı ortamlarda, spor salonlarında ya da soğuk olmayan zaman dilimlerinde egzersiz, fiziksel aktiviteler yapalım. Fiziksel aktiviteye devam etmek de bizim için önemli."</em></p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 30 Dec 2025 10:11:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kamu hastanelerine ulaşım çok zor: Erişim mümkün ama özellere!]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/kamu-hastanelerine-ulasim-cok-zor-erisim-mumkun-ama-ozellere-680282</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2025/12/30/kamu-hastanelerine-ulasim-cok-zor-erisim-mumkun-ama-ozellere.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/kamu-hastanelerine-ulasim-cok-zor-erisim-mumkun-ama-ozellere-680282</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[AKP iktidarı döneminde kamucu sağlık sisteminden uzaklaşılırken özelleşme hız kazandı. Özel hastane sayısı 526’yı, muayenehane sayısı ise 12 bini geçti.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Parası olan değil ihtiyacı olan erişiyor” söyleminin aksine sağlık hizmeti artık parası olana erişilebilir hale geldi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>AKP’nin “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile birlikte kamucu sağlık anlayışı adım adım tasfiye edilirken, sağlık hizmetleri piyasanın insafına bırakıldı. Kamu yatırımları yetersiz bırakılırken özel hastaneler, muayenehaneler ve özel sağlık kuruluşları hızla yaygınlaştı. Sağlık, temel bir hak olmaktan çıkarılarak alınıp satılan bir hizmete dönüştü.</p>
<p>AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçen günlerde de dile getirdiği “Parası olan değil, ihtiyacı olan sağlık hizmetine erişiyor” ve “Devleti–özeli olmaz” söylemleri, gelinen tabloyla örtüşmedi. Sağlık Bakanlığı’nın 2026 bütçe sunumunda “erişilebilir sağlık” vurgusuyla paylaşılan veriler, kamunun geri çekildiği alanlarda özel sektörün nasıl büyüdüğünü gözler önüne serdi. Sağlık sistemindeki dönüşümün bedeli yine hastalara kesildi. Parası olan özel sağlık hizmetlerinden faydalanırken, parası olmayanın kamu hastanelerinde aylarca randevu için beklemeye mahkûm hale getirildi. </p>

<h2>AYLAR SONRAYA RANDEVU</h2>
<p>Sağlık Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçe sunumunda "Erişilebilir sağlık teşkilatımızla vatandaşımızın yanındayız" denilerek yer alan tablo ülkedeki özel sağlık kurumu sayısındaki belirgin artışı bir kez daha gözler önüne serdi. Verilere göre, ülkede özel muayenehane sayısı 12 bin 587’ye ulaşırken, koruyucu sağlık hizmetlerinin temel ayağı olan Aile Sağlığı Merkezi sayısı 8 bin 300’de kaldı. Bu tablo, kamunun karşılayamadığı sağlık ihtiyacının özel sektör eliyle doldurulduğunu ortaya koydu. </p>
<p>Sağlık hizmetlerinin hastane, laboratuvar ve ağız-diş sağlığı alanlarında da özel sektörün belirgin üstünlüğü dikkat çekiyor. Ülkede bulunan bin 539 hastanenin 943’ü Sağlık Bakanlığı’na, 70’i üniversitelere aitken 526’sı özel hastanelerden oluşuyor. Kamuda randevu sürelerinin ayları, bazı branşlarda yılları bulduğu ağız ve diş sağlığı hizmetlerinde de benzer bir tablo var. Bakanlığa bağlı 137 ağız ve diş sağlığı merkezine karşılık, özel sektöre ait merkez sayısı 135. Laboratuvarlarda ise özel sektör açık ara önde. Bin 237 kamu laboratuvarına karşılık bin 487 özel laboratuvar bulunuyor.</p>
<figure class="image align-center"><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2025/12/30/kamu-hastanelerine-ulasim-cok-zor-erisim-mumkun-ama-ozellere-1.jpg" alt="">
<figcaption>Fotoğraf: AA</figcaption>
</figure>
<h2>PARAN KADAR HİZMET</h2>
<p>İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu, sağlık sisteminin kamusal niteliğini büyük ölçüde yitirdiğini belirterek, “Sağlığa ulaşım varmış gibi görünüyor ama nitelikli sağlık hizmetine erişim giderek zorlaşıyor. Gelinen nokta açık: Paran kadar sağlık” dedi. Küçükosmanoğlu, kamu ve özel sağlık hizmetleri arasındaki farkın her geçen gün daha da derinleştiğini anımsatan Küçükosmanoğlu, "Özel sağlık kuruluşlarında tırnak içinde söylüyorum özel bir hizmet alınıyor ama bunun karşılığında ciddi bedeller ödeniyor. Kamu ile özel arasında fark yok denilmesi gerçeği yansıtmıyor” dedi. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) üzerinden özel hastanelere başvurularda yasal olarak alınabilecek fark ücretinin yüzde 200 ile sınırlı olduğunu ancak uygulamada bunun çok üzerinde ücretler talep edildiğini dile getiren Küçükosmanoğlu “Kağıt üzerinde yüzde 200 fark var ama İstanbul’da bunun 10 katına varan ücretler alındığını biliyoruz” diye konuştu. Kamu hastanelerindeki yüksek başvuru sayılarının sağlık hizmetinin erişilebilir olduğunu göstermediğini vurgulayan Küçükosmanoğlu, “İki-üç dakikalık muayeneler sağlık hizmeti değildir. İnsanlar yeterli hizmet alamadığı için defalarca başvurmak zorunda kalıyor. Bu durum acil servisleri kilitliyor, sağlıkta şiddeti artırıyor” dedi. Sağlık Bakanlığı’nın kişi başına yıllık başvuru sayısının artmasını bir başarı göstergesi olarak sunmasına da tepki gösteren Küçükosmanoğlu, acil servislerdeki yoğunluk, randevu bulma güçlüğü ve ayaktan başvuruların artmasının sistemin tıkandığını gösterdiğini anlattı. Çapa ve Cerrahpaşa gibi köklü kamu hastanelerinin fiziki ve sistemsel olarak çökertildiğini söyleyen Küçükosmanoğlu, şehir hastanelerinin ise işletme mantığıyla çalıştığını ifade etti. Küçükosmanoğlu, şöyle devam etti: ‘Hastaların kamudan hizmet alması zorlaştı. Bu durum uzun randevuları ortaya çıkıyor. Bu durum sağlıkta şiddeti artırıyor, acil servislerde yığılmalara yol açıyor, hekimler arasında umutsuzluğu derinleştiriyor. Genç hekimlerin yurt dışına yönelmesinde de bu tablo etkili. Gece poliklinikleri ve benzeri uygulamalar sorunu çözmez. Bunlar palyatif önlemler, derde deva olmuyor. Çözüm için kamusal sağlık yatırımları artırılmalı, sağlığa ayrılan bütçe yükseltilmeli. Parası olanın daha iyi hizmet alabildiği bir sistem yürütülüyor. Bu sürdürülebilir değil.”</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>MUAYENEHANE VE ÖZELLERDE REKOR ARTIŞ</h2>
<figure class="image align-center"><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2025/12/30/kamu-hastanelerine-ulasim-cok-zor-erisim-mumkun-ama-ozellere.jpg" alt="">
<figcaption>Sağlık Bakanlığı 2026 bütçe sunumunda yer alan tablo (Ekim 2025 verileri)</figcaption>
</figure>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>KAMUNUN ÇEKİLDİĞİ YERDE ÖZEL BÜYÜYOR</h2>
<p>Sağlık emekçisi Kubilay Yalçınkaya, Sağlık Bakanlığının bazı branş ve bazı özellikli sağlık hizmetlerini özel sektöre bıraktığını belirterek "Bir yanda bölgesel eşitsizlik bir yanda bazı özellikli hizmetlerden kamunun çekilmesi, bu hizmetleri erişilebilir hizmet olmaktan çıkarıyor. 12 bin özel muayenehane ise başlı başına halkın kamuda karşılanamayan talebi karşısında oluşmuş bir arz diyebiliriz" dedi. Son 45 yılda dönem dönem uygulanan tam gün yasaları ile performans sisteminin özel muayenehane sorununu çözmediğini vurgulayan Yalçınkaya, “İktidar bu sorunu bir yandan tam gün yasaları bir yandan performans sistemiyle çözmeye çalışarak sağlık sistemine zarar verirken amaçladığı sonucada ulaşılamadığını gösteriyor" dedi. </p>
<figure class="image align-center"><img src="https://static.birgun.net/resim/content/2025/12/30/kamu-hastanelerine-ulasim-cok-zor-erisim-mumkun-ama-ozellere-2.jpg" alt="">
<figcaption>Fotoğraf: İTO</figcaption>
</figure>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>1 MİLYARI AŞKIN HEKİM BAŞVURUSU</h2>
<p>İktidarın öve öve bitiremediği sağlık sisteminin çürümüşlüğü bakanlık verilerine de yansıdı. Sağlık Bakanlığı İstatistik Yıllığı 2024 Haber Bülteni’ne göre 2024 yılında hekime başvuru 1 milyar 47 milyon 877 bin 901 oldu. Bir yılda bir kişinin hekime başvuru oranı 12,2. Bu rakamın Avrupa Birliği ülkelerinden iki kat fazla. Kışkırtılmış sağlık sistemi, muayene sürelerinin 3-5 dakikaya sığdırılması bu durumun başlıca nedenleri arasında. Hastalar, poşet poşet tahlil ve tetkik yaptırıyor ancak tedavide bir türlü sonuca gidemiyor. Kamuda randevu bulamayan ve özele gidecek durumu olamayanların da ilk adresi hastanelerin acil servisleri oluyor. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, 2023 yılında acil servislere 150 milyon 523 bin 406 başvuru yapıldı. Türkiye’de 100 kişi başına yılda 177 acil başvurusu yapılırken OECD ülkelerinde bu ortalamanın 100 kişide yalnızca 27. Türkiye, dünyada nüfusundan fazla acil servis başvurusu olan tek ülke.</p>]]></content:encoded><pubDate>Tue, 30 Dec 2025 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hatay’da vaat edilen ASM’ler yapılmadı: Tabela var, bina yok]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/hatayda-vaat-edilen-asmler-yapilmadi-tabela-var-bina-yok-680006</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2025/12/29/hatayda-vaat-edilen-asmler-yapilmadi-tabela-var-bina-yok.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/hatayda-vaat-edilen-asmler-yapilmadi-tabela-var-bina-yok-680006</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Depremin vurduğu kentlerden Hatay’da çok sayıda ASM’nin sağlık hizmetini hâlâ konteynerlerde sürdüğü ortaya çıktı. Hekimler: Depremde Hatay’da 56 ASM yıkıldı sadece 3 yeni ASM yapıldı. Vaatler tabelalarda kaldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Hatay’da “Asrın İnşası Türkiye’nin Başarısı: 455 Bin Konut Tamam” temalı programı öncesinde, bitmemiş binaların tamamlanmış gibi gösterildiğine yönelik tartışmalar, kentteki birinci basamak sağlık hizmetlerini de gündeme taşıdı. Sağlık Bakanlığı’nın ülke genelinde verdiği “1000 ASM yapacağız” sözüne karşın sözler tutulmadı. Hatay’da bugüne kadar yalnızca üç yeni ASM binasının yapıldığı, sağlık hizmetinin ise büyük oranda konteynerlerde sürdüğü bildirildi.</p>
<p>Maraş merkezli depremlerin üzerinden yaklaşık üç yıl geçmesine rağmen, Hatay’daki ASM’lerin çoğu hâlâ konteynerlerde hizmet veriyor. Elektrik ve internet kesintileri, altyapı eksiklikleri ve yetersiz donanım, hem sağlık çalışanlarını hem de yurttaşları zor durumda bırakıyor.</p>

<h2>BİNA DEĞİL, TABELA YAPTILAR</h2>
<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, Hatay’da tamamlanmayan binaların bitmiş gibi gösterilmesine tepki göstererek, bu yaklaşımın sağlık alanında da sürdüğünü söyledi. Mehlepçi, “1000 ASM yapacağız’ denildiğinde biz yanlış anlamışız; meğer kastedilen 1000 tane ASM tabelası yapmakmış. Sağlık Bakanlığı da tabela değiştirip görsellik peşinde koşuyor” dedi. ASM’lerde görev yapan ebe, hekim ve hemşirelerin ciddi bir tükenmişlik yaşadığını vurgulayan Mehlepçi, “Sistemin gerçekten işleyip işlemediği değil, dışarıdan çalışıyor gibi görünmesi önemseniyor. Vatandaşın randevu bulup bulamaması dahi dikkate alınmıyor” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>ATS ÇALIŞMIYOR</h2>
<p>Dr. Mehlepçi, birçok ASM’de ATS (Aşı Takip Sistemi) cihazının çalışmadığını, aşılarda herhangi bir sorun yaşandığında, aşı bedellerini aile hekimlerinden ve aile sağlığı ebe-hemşirelerinden tahsil etmeyi bilen bakanlığın, aylardır çalışmayan, kendi sorumluluğundaki ATS cihazlarını ise değiştirmediğini söyledi. Mehlepçi “ATS cihazı çalışmadığı için bildirim yapan meslektaşlarımıza, ‘Muhtarlık yakınınızda elektrik kesintilerini oradan takip edin, ona göre önlem alın; biz de cihazın ne zaman geleceğini bilmiyoruz’ denilmektedir. Cihaz arızalıyken, mesai saatleri dışında yaşanabilecek sorunlardan nasıl sorumlu tutulacağımız sorulduğunda ise, farklı gerekçeler öne sürülerek 37 yıllık bir hekime dahi soruşturma açılabilmektedir. Bu zihniyet ne yazık ki hiç değişmemektedir. Bakanlık, tüm ASM’leri dolaşıp tabela için ölçüm yaparken; ATS cihazı arızalandığında ASM’ye uğramamaktadır” dedi. </p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>BARAKA GİBİ YAPILARDA HİZMET</h2>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) yayımladığı son rapora göre; </p>
<p><strong>Hatay:</strong> Depremde 56 ASM yıkıldı, yalnızca 3 yeni ASM yapıldı. Ocaktan sonra yıkım kararı verilen 20 ASM daha boşaltılarak konteynere geçirildi. 196 ASM’nin 80’i konteynerde hizmet veriyor. İlde toplam 250 aile hekimi konteynerde görev yapıyor. </p>
<p><strong>Antakya:</strong> Deprem öncesi binası olan 44 ASM’den yalnızca 11’i ayakta.</p>
<p><strong>Adıyaman:</strong> 13 ASM yıkıldı veya ağır hasar aldı, yalnızca 4 ASM yapıldı. Yıkım kararı verilen 6 ASM bulunmaktadır. </p>
<p><strong>Maraş:</strong> 22 ASM hâlâ konteynerde hizmet veriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://static.birgun.net/resim/content/2025/12/29/hatayda-vaat-edilen-asmler-yapilmadi-tabela-var-bina-yok.jpg" alt=""></p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<h2>KALICI ÇÖZÜM ŞART</h2>
<p>Hatay Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Dr. Servet Alkan da kentte 56 ASM’den yalnızca 3’ünün yapılabildiğini belirterek, sağlık sisteminin makyajlanarak sorunların üstünün örtüldüğünü söylemişti. Alkan, kentte hastaların da hastaneye ulaşamadığını belirterek "Hastaneye ulaşsa yatak sayıları az, randevular alınamıyor. İlgili branşlar boş. Eğitim ve araştırma hastanesinde plastik cerrahta tek hekimimiz var. Sağlık sistemi de bu sorunların başında gelen en büyük sorun. Öncelikle birinci basamak ayağa kaldırılmalı. Kapasitesi daha büyük bir hastane gerekiyor. Sorunların kalıcı olarak çözülmesi gerekiyor" demişti.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 29 Dec 2025 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlıkta yolsuzluk iddiası: "Hastanelere merdivenaltı üretilen protez satıldı"]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/saglikta-yolsuzluk-iddiasi-hastanelere-merdivenalti-uretilen-protez-satildi-680012</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2025/12/29/saglikta-skandal-iddia-hastalara-sertifikasiz-protez.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/saglikta-yolsuzluk-iddiasi-hastanelere-merdivenalti-uretilen-protez-satildi-680012</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sivas’ta merdivenaltı üretilen diz, kalça, omuz protezlerinin üniversite hastanelerine satıldığı belirtildi. Şirketin bir Alman firmasının logosunu taklit ettiği de öne sürüldü.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sivas’ta bulunan bir şirketin, tümörlü kemiklere takılan platini standartlara uygun olmayan şekilde üreterek, Ankara merkezli bir firma aracılığıyla hastanelere sattırdığı öne sürüldü. Aynı şirketin öte yandan, kendi tesisinde ürettiği diş implantını, ünlü bir Alman markasının logosunu taklit ederek piyasaya sürdüğü de iddia edildi. Skandal uygulama ile SGK’den haksız ödeme alan ve halk sağlığını tehdit eden şirket ile ilgili savcılığa başvuruldu.</p>
<p>Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen bir soruşturmaya konu olan iddialar, “Bu kadarı da olmaz” dedirtti. Sivas merkezli bir medikal şirketinin, insan sağlığını hiçe sayan uygulamalara imza atarak, SGK’den haksız kazanç sağladığı savunuldu. </p>

<h2>SAVCILIĞA ŞİKÂYET</h2>
<p>Skandal iddia, bir medikal şirketi sahibinin emniyete yaptığı şikâyet ile açığa çıktı. Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen dilekçeye göre, Sivas Merkez Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren bir şirket, AB standartlarına uygunluğu gösteren CE belgesi ve teknik yeterliliği olmayan implantlar üretti.</p>
<p>Teknik yeterliliğe ve gerekli sertifikalara sahip olmadan üretilen implantların, Ankara’da faaliyet gösteren bir şirket ile anlaşılarak hastanelere satıldığı kaydedildi. Suç duyurusu dilekçesinde, aralarında büyük üniversite hastanelerinin de bulunduğu hastanelere satılan ürünlerin hastaların sağlığını olumsuz etkileyecek nitelikte olduğu vurgulandı. Standartları karşılamadığı belirtilen ve “Merdivenaltı üretildiği” öne sürülen ürünlerin diz, omuz, dirsek ve kalça protezleri olduğunun da altı çizildi. </p>
<h2>ALMANYA’DAN YAZI</h2>
<p>Skandal, burada da sınırlı kalmadı. İddiaya göre aynı şirket diş implantı başta olmak üzere, dental ürünler üretmeye de başladı. Dental ürünlerin, bilinen bir Alman firmasının logosunun, hologramının ve ambleminin taklit edilmesi ile satıldığı da suç duyurusundaki iddialara eklendi. Suç duyurusu dosyasında ayrıca, şikâyetçinin Alman şirketle yaptığı yazışma da eklendi. Alman şirketten alınan yazıda, “Ürünlerimiz sadece Almanya’da üretilmektedir” denildiği kayda geçirildi. Skandalın boyutu, kriterleri karşılamayan ürünleri piyasaya sürdüğü, Alman firmasının logosunu taklit ettiği öne sürülen şirketin bir çalışanının ifadesiyle de ortaya konuldu. Çalışan, şirkette birçok pozisyonda görev aldığını belirterek, ifadesinde özetle şunları söyledi: “Üretilen bu ürünlerde markalama işlemi yapılmamaktaydı. Markalama işleminin yapılmaması için çalışanlara özellikle talimat veriliyordu. Ürünler, specar olarak ÜTS’ye bildirim yapılarak Ankara’daki bir firmaya gönderiliyordu. Ürünler, danışman hekim olan kendi saflarındaki M.Ş.A. aracılığıyla hastanelere satılıyor ve hastalara uygulanıyordu.”</p>
<h2>“DOKTOR ANLADI”</h2>
<p>Çalışanın iddiasına göre, Ankara’da bir üniversite hastanesinde çalışan doktor, hastalara takılmak için satın alınan ürünün markasız ve mukavemetsiz olduğunu fark etti. Doktorun, ürünlerin satışına aracılık eden kişilerin hastane ile ilişkilerini kestiği anlatıldı. Savcılığa yapılan suç duyurusunda, “Kalitesiz ve CE belgesi olmayan ürünü farklı yollarla piyasaya sürerek halkımızın sağlığıyla oynayan, devletimizi dolandıran firmadan (E…) davacı ve şikâyetçiyim” denildi.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 29 Dec 2025 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Besleme sektör]]></title><link>https://www.birgun.net/makale/besleme-sektor-680008</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/makale/2025/12/29/besleme-sektor.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/makale/besleme-sektor-680008</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[AKP döneminde devlet teşvikleriyle büyüyen özel sağlık sektörü, hasta yükünün yalnızca onda birini taşırken aslan payını alıyor. Ortaya “özel teşebbüs” değil siyasete yaslanan bir besleme sektör çıkıyor. Yurttaşın payına ağır faturalar düşüyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz Cuma günü İstanbul’da bir özel hastanenin açılış töreninde konuşmuş.</p>
<p>Öncelikle hastanenin kurulmasında ve faaliyete geçmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek, “Ülkeye hizmetin <strong>devleti özeli</strong> olmaz. Türkiye’nin gelişmesine, kalkınmasına, Türkiye Yüzyılı hedeflerine bir adım daha yaklaşmasına katkı yapan her türlü çaba takdire şayandır. Eskiden olduğu gibi sermayeyi renklerine göre tasnif etmeyen, yatırımcılar arasında yerli yabancı ayrımına gitmeyen, ülkenin <strong>hayrına</strong> olacak her işi, her projeyi destekleyen bir iktidar olarak bu yatırımları çok kıymetli görüyoruz.” demiş.</p>
<p>Devamında, adeti olduğu üzere muhaliflere çatmış.</p>

<p>“Ülkemizde hangi alanda olursa olsun özel teşebbüs deyince hemen eleştiri oklarını çeken, hemen saldırıya geçen bir kesim var. 1960 ve 70’lerin jargonlarına hapsolmuş bu çevreler, güya <strong>kamuculuk</strong> adına son derece yanlış bir şekilde her türlü özel girişime karşı çıkıyorlar.</p>
<p>Nasıl elinde çekiç olan her şeyi çivi görürse, bunlar da her konuyu getirip bir şekilde özel teşebbüs düşmanlığına bağladılar.”</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>Özel sağlık sektörü Türkiye’nin ne kadar hayrına, onu sonraya bırakayım da ne kadar özel teşebbüs, yani devletten ne kadar bağımsız, önce ona bakalım.</p>
<p>Cumhuriyet kurulduğunda “Özel, Yabancı ve Ekalliyet Hastaneleri” olarak sınıflanan ve 2 bin 402 yatağa sahip olan 32 hastane vardı. Aradan seksen yıl geçip sene 2003’e geldiğinde özel hastane sayısı 271’e, yatak sayıları da 12 bin 387’ye çıkmıştı. Sağlık Bakanlığının son olarak yayınladığı Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2024 Haber Bülteninde özel hastane sayısı 552, yatak sayıları da 54 bin 394 olmuş.</p>
<p>Yani, özel hastaneler <strong>seksen yılda</strong> yatak sayılarını 10 bin kadar bile arttıramamışken, AKP’li <strong>yirmi iki</strong> yılda 42 binden fazla arttırmışlar.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>Peki, özel hastaneler Cumhuriyetin ilk seksen yılında alamadığı mesafenin <strong>katbekat</strong> fazlasını bu yirmi iki yılda acaba nasıl aldı?</p>
<p>Bu soruyu sorunca akla ilk baş devletten aldıkları teşvik ve destekler geliyor.</p>
<p>Daha önce Evrensel’de <strong>Kansu Yıldırım</strong> yazmıştı. Özel hastaneler KDV istisnası, gümrük vergisi muafiyeti, yüzde 15 ila 50 arasında değişen vergi indirimi, iki ila on yıl arasında değişen SGK prim işveren desteği, yatırım yeri tahsisi, emlak vergisi muafiyeti, bina inşaat harç muafiyeti, faiz/kâr payı desteği gibi bir dizi <strong>teşvik</strong> alıyorlar.</p>
<p>Bu kadar da değil. Tecil ve koruma desteği, pazara giriş belgeleri desteği, reklam tanıtım ve pazarlama desteği ürün yerleştirme desteği, sanal fuar organizasyon desteği gibi başlıklarda <strong>on sekiz</strong> kalemde devlet desteğini de ceplerine indiriyorlar.</p>
<p>Kansu Yıldırım bir özel hastaneye sadece Ticaret Bakanlığından kabaca yılda en az <strong>50 milyon</strong> lira civarında teşvik verildiğini hesaplamış ki bu da geçen senenin rakamı.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>Bu teşvik ve destekler tabii ki önemli ama AKP döneminde özel hastaneciliği asıl şaha kaldıran üç politika oldu.</p>
<p>Birinci olarak, SGK özelden hizmet almaya, yani sigortalı hastaları özel hastanelere <strong>yönlendirmeye</strong>, böylece SGK’nın fonları özel hastane patronlarına <strong>peşkeş</strong> çekilmeye başladı.</p>
<p>İkincisi, özel hastanelerin SGK’nın yanı sıra SGK’lı hastalardan da para almasına <strong>izin vermek</strong> oldu. Adına “ilave ücret” denilse de aslında geçmişteki <strong>bıçak parasından</strong> farkı olmayan bu tahsilata güya bir üst sınır konulsa da özellerin istedikleri gibi istismar etmesine göz yumuldu.</p>
<p>Üçüncü olarak da, özel sağlık sektörünün sermaye yapısı değiştirildi. Hekim emeği ağırlıklı <strong>küçük sermayeli</strong> kurumlar yerine <strong>büyük sermayeli</strong> olanlar tercih edildi. SGK aslında muayenehanelerden, küçük dispanserlerden, polikliniklerden de hizmet satın alabilecekken, alması gerekirken, onlar özellikle sistemin dışına <strong>itildi</strong>. Musluk büyük özel hastanelere akıtıldı.</p>
<p>Netice olarak, bugün özel sağlık sektörü deyince Cumhurbaşkanı’nın söylediği gibi bir özel teşebbüsten değil, sırtını devlete ve siyasete dayamış bir <strong>besleme sektörden</strong> bahsediyoruz.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>
<p>Peki bu besleme sektör<strong> </strong>toplumun sağlığına ne kadar hizmet veriyor?</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Covid-19 pandemi sürecini örnek göstermiş. Önce ona değineyim.</p>
<p>“Türkiye, son asrın en büyük sağlık krizi olan koronavirüs salgınını en iyi yöneten ülkelerden biri oldu. Bu süreçte kamu-özel fark etmeksizin sağlık altyapısının önemini hepimiz bizzat tecrübe ettik. Devlet ve şehir hastanelerimizle birlikte özel sağlık kuruluşlarımız salgını başarıyla yönetmemizde gerçekten kritik roller üstlendi.”</p>
<p>Bir kere o iş hiç öyle olmadı. Daha salgının başında özel hastane patronları “Biz Covid hastalarına bakamayız. Devlet hastanelerimize <strong>el koysun.</strong>” diye kendileri feryat ettiler. Tabii, “Salgın geçtikten sonra <strong>geri versin.</strong>” demeyi de ihmal etmediler.</p>
<p>Sonra, SGK ödemelerini arttırdığı halde ücretsiz olması gereken yoğun bakım Covid hastalarından <strong>bile</strong> para almaya da devam ettiler.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>∗∗∗</strong></p>

<p>Peki özel sağlık sektörünün memlekete <strong>hayrı</strong> neymiş, beraber bakalım.</p>
<p>Geçenlerde Memleket Tabipliği’ndeki “Özel hastaneler pastanın <strong>kremasını</strong> sıyırıyor” yazımdan aktarayım.</p>
<p>“Geçen yıl özel hastaneler ve özel polikliniklerin muayene ettiği toplam hasta sayısı 67 milyon 14 bin olmuş. Yani özel sağlık sektörü toplam hekime müracaatların sadece <strong>yüzde 6.3’ünü</strong> karşılamış. Özel sektörün ağırlıklı olarak özel hastaneler olduğunu göz önüne alıp hesaplama yaptığımızda da bu rakam ancak <strong>yüzde 11.1’e</strong> çıkıyor. Türkiye’deki toplam hastanelerin üçte birine, toplam yatakların <strong>beşte</strong> birine, toplam görüntüleme cihazlarının <strong>yarısına</strong>, toplam diyaliz cihazlarının <strong>yarısından fazlasına</strong> ve toplam sağlık emek gücünün <strong>dörtte</strong> birine sahip olan özel sağlık sektörü Türkiye’deki toplam hasta yükünün yalnızca <strong>onda birini</strong> yüklenmiş.”</p>
<p>Rakamlar ortada. Besleme sektörün bütün hayrı <strong>kendine</strong>.</p>]]></content:encoded><pubDate>Mon, 29 Dec 2025 05:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı’ndan yanıltıcı sağlık beyanlarına rekor ceza]]></title><link>https://www.birgun.net/haber/saglik-bakanligindan-yaniltici-saglik-beyanlarina-rekor-ceza-679568</link><media:content medium="image" type="image/jpeg" url="https://static.birgun.net/resim/haber/2025/12/26/saglik-bakanligindan-yaniltici-saglik-beyanlarina-rekor-ceza.jpg"/><guid isPermaLink="true">https://www.birgun.net/haber/saglik-bakanligindan-yaniltici-saglik-beyanlarina-rekor-ceza-679568</guid><category><![CDATA[Sağlık]]></category><description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, 2025 yılında internet ve sosyal medya üzerinden “hastalıklara iyi gelir”, “kansere çare” ve “hızlı kilo verdirme” gibi yanıltıcı sağlık beyanlarıyla yapılan tanıtım ve satışlara yönelik denetimlerde 185 milyon lira idari para cezası uyguladı; binlerce internet sitesi kapatılırken çok sayıda ürün için de suç duyurusunda bulunuldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı, 2025 yılında internet ve sosyal medya üzerinden "hastalıklara iyi gelir", "kansere çare", "hızlı kilo verdirme" gibi yanıltıcı sağlık beyanlarıyla tüketiciyi aldatanlara yönelik denetimleri sonucu 185 milyon lira idari para cezası uyguladı.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı ilaç, tıbbi cihaz, kozmetik ve biyosidal ürünler ile sağlık beyanıyla yapılan satış ve tanıtımlara ilişkin denetimlerini bu yıl da aralıksız sürdürdü.</p>
<p>Sağlık Bakanlığına bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) verilerine göre, internet mecralarında ilaç satışı veya tanıtımı yaptığı belirlenen 1418 internet sitesine erişim engellenirken, 1599 site hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.</p>

<p>İnternet, televizyon ve sosyal medya gibi mecralarda, "hastalıklara iyi gelir", "kansere çare", "hızlı kilo verdirme" gibi tüketiciyi aldatıcı beyanlar kullanan 3 bin 407 site, Erişim Sağlayıcıları Birliğine bildirilerek kapatıldı. Bu sitelerden 818'i hakkında aldatıcı nitelikleri nedeniyle Ticaret Bakanlığına bilgi verildi.</p>
<p>Mevzuata aykırı tanıtım ve satış yapanlara 185 milyon lira para cezası uygulandı. Ayrıca 22 kişi ve kuruluş hakkında savcılıklara suç duyurusunda bulunuldu.</p>
<h2>KOZMETİK ÜRÜNLERİ DE DENETLENDİ</h2>
<p>TİTCK, yanıltıcı sağlık beyanlarına yönelik denetimlerin yanı sıra kozmetik ürünlerin güvenliğini de mercek altına aldı. Bu yıl toplam 1079 kozmetik ürün denetlendi. Risk esaslı denetimler sonucu, 764 ürünün uygunsuz, 35'inin riskli olduğu belirlendi. Firmalara, teknik düzenlemelere aykırılık ve güvensizlik gerekçesiyle toplam 12 milyon 309 bin 610 lira idari para cezası uygulandı. Ayrıca mahkemeler, savcılıklar ve kolluk kuvvetleri tarafından ele geçirilen toplam 158 bin 566 sahte ve kaçak kozmetik ürünün imhası sağlandı.</p>
<p>TİTCK'nin tıbbi cihaz piyasası gözetimi ve denetimi faaliyetleri kapsamında ise yıl boyunca toplam 5 bin 821 tıbbi cihaz denetlendi. Yapılan incelemeler sonucu 883 ürünün uygunsuz, 18 ürünün ise güvensiz olduğu tespit edilerek, firmalara 34 milyon 213 bin 620 lira ceza uygulandı.</p>
<p>Antimikrobiyal el spreyleri, antibakteriyel sabunlar gibi vücutla temas eden Tip-1 ve Tip-19 biyosidal ürünlere yönelik olarak 68 denetim gerçekleştirildi. Bu denetimlerde, 3 ürünün uygunsuz, 13 ürünün ise riskli olduğu belirlendi. Uygunsuz ve risk taşıyan ürünlere yönelik toplam 4 milyon 450 bin 272 lira idari para cezası uygulandı.</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 26 Dec 2025 12:44:00 +0300</pubDate></item></channel></rss>