12 Eylülcülerin korkulu telaşı ve sokağı saran sıcak gülümseme

16.09.2018 09:12 BİRGÜN PAZAR
Zor günler, bitmeyen kovalamacalar, kayıplar... Umut ve umutsuzluk arasında akıp giden zamanların en büyük güzelliği, o günde dahi kapısını çaldıklarında kendilerine açılan evlerin olması. Bu birbirine inanmanın, sevmenin ve güvenmenin eseriydi

Özgür Yılmaz

12 Eylül’ün 38. yılında, BBC darbe ve ABD bağlantısına ilişkin yeni bir belge yayınladı. Burada, 12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında ABD’nin Ankara Büyükelçisi olan James Spain, darbeden birkaç saat sonra ABD’ye gönderdiği diplomatik notta askeri lideri iyi tanıdıklarını ve Türkiye’nin gerek dış politika gerekse de savunma politikalarının değişeceği yönünde endişe yaratacak bir neden olmadığını söylüyor.



Kuşkusuz yeni bir şeyden söz edilmiyor. 12 Eylül Askeri Darbesi’nde ABD’nin rolünü, devrimciler 12 Eylül mahkemelerinden başlayarak yıllardır ortaya koyuyor. Elbette sadece 12 Eylül darbesinde değil, 60’lardan başlayarak Türkiye’de yükselen bağımsızlıkçı, özgürlükçü devrimci hareketlenmeyi kırmak üzere, sağın ABD eliyle örgütlendiği de bilinen bir gerçek. 12 Eylül, NATO ve CIA eliyle örgütlenmiş kontrgerilla ve sivil faşist güçlere dayanarak geliştirilen iç savaş ve onun bir üst noktası olarak gerçekleşen askeri darbenin sonrasında da ABD’nin ülkemiz üzerindeki rolü aynı kalmaya devam etti. 12 Eylül, Amerikancı sağ iktidarlarla birlikte devletin ve toplumun dini temelinde yapılanmasının yolunu açtı.

•••

12 Eylül’ün tüm toplumu teslim almaya yönelen zorbalığı ülkenin bugüne uzanan bir gerçeklik olmayı sürdürüyor. Ancak 12 Eylül sadece bundan ibaret değil. 12 Eylül bir başka yanında da direnenler var. Geçtiğimiz yıllarda, özellikle de 12 Eylül 2010 referandumu sürecinde, iktidar medyası 12 Eylül’le birlikte öncesindeki çatışma sürecinin bıçak gibi kesildiği söylenerek, o dönemdeki her şeyin bir oyundan ibaret olduğu yalanı boca edilmişti. ‘Yetmez Ama Evet’çi liberallerin şahitliğinde, 12 Eylül büyük bir mağduriyet öyküsü haline getirilirken ülkenin darbe öncesi ve sonrasındaki devrimci direniş gerçekliği karalanmaya, yok sayılmaya çalışılmıştı. Akıp giden hayat devrimcilerin tarihsel haklılığını acı biçimde ortaya koymaya devam ediyor. Ancak, tarih bundan daha fazlasını özellikle de bugünkü baskı ortamı içinde en zor koşullar altında dahi mücadele için yollar yaratımının imkanlarını anlatmaya devam ediyor.

•••

Bunlardan birisinin öyküsü, Karadeniz’in ve ülkenin pek çok yerinde olduğuna benzer Ünye’nin kırlarındaki mücadelede görülebilir. Sesine Kurşun Değen Çocuklar kitabı bunu anlatıyor. Kitabın yazarı Harun Korkmaz’la yaptığımız sohbette 12 Eylül’le başlayan direniş mücadelesinin izlerini sürdük.

Direniş Komiteleri nöbetinden geldiğinde haber alıyor darbenin geldiğini. Annesinin, “Oğlum darbe oldu şimdi ne yapacaksınız” sorusuna, “Nöbetten gelen dört arkadaş birlikte ‘savaşacağız” cevabını verdikten sonra başlayan uzun ve sessiz bir kahvaltı ile karşılanıyor 12 Eylül’ün ilk sabahı. İlk sabah… İlk değerlendirme ve sonrasında henüz üzerinden atılmamış bir şaşkınlık içinde köyün biraz kenarındaki bahçelere çekilme ile başlıyor direniş süreci.

•••

İlk adımlardan sonra köye ilk baskın, ilk gözaltı, ilk kuşatma derken yeni bir dönem başlıyor. Karadeniz’in, yağmurlu ve nemli ormanları içinde dumanı tütmeden ateş yakmayı, yağmurlarda çökmeyen barınak yapmayı, köyler arasında geçiş sağlayacak yollar açmayı öğreniyorlar. Karadeniz’in yamaçlarına ancak ‘kara lastikle’ tutunabileceklerini birkaç denemeden sonra anlıyorlar. 12 Eylül’ün toplumu sindirmeye yönelik ilk baskıları karşısında ülkenin her yerinde olduğu gibi orada da merkezlere inip 12 Eylül’ü protesto eylemleri gerçekleştiriyor... Yazılamalar yapılıyor, pankartlar asılıyor. Sabahı bir yandan 12 Eylül’cülerin korku dolu bir telaşı bir yandan da sokakta yürüyen herkesin yüzünde sakin ve içten bir gülümseme...

•••

Zor günler, bitmeyen kovalamacalar, kayıplar... Umut ve umutsuzluk arasında akıp giden zamanların en büyük güzelliği, o günde dahi kapısını çaldıklarında kendilerine açılan evlerin olması. Bu birbirine inanmanın, sevmenin ve güvenmenin eseriydi. Bir anda yaratılmamıştı elbette. Arkasında yıllarca devam eden mücadele vardı. Kimisi, o dönemde devrimciler güç olduğu için insanlar oraya yöneldi diye kestirme yorumlar yapıp geçer ya durum hiç de öyle görünmüyor. Zorbalığın dip bucak her yere yayıldığı zamanlarda dahi insanların her tür riski alarak devrimcileri bağrına basması ancak sevgi ve güvenle açıklanabilir. Devrimciler ülkenin emekçi yoksul halkına duydukları o büyük sevginin gücüyle direndiler. O yüzden o izleri kapatmak için Eylül’ler yeni Eylül’lere çıkartılsa da onların açtığı yollar da yeni yollara çıkmaya devam etti...