birgün

10° HAFİF YAĞMUR

BİRGÜN KİTAP 29.11.2019 01:42

1960’ların iki kült kitabı

1960’ların iki kült kitabı

Attila AŞUT

1960’larda çok ses getiren iki kitap (Gıda Emperyalizmi ve İkili Anlaşmaların İçyüzü), yeni kurulan Alaca Yayınları tarafından yarım yüzyıl sonra genç okurlarla yeniden buluşturuldu. Bu kitaplar, o yıllarda sol kesimin ajitasyon ve propaganda çalışmalarında önemli yer tutuyordu.

Doç. Dr. Osman Nuri Koçtürk imzasını taşıyan Gıda Emperyalizmi, 1966 yılında Toplum Yayınları’ndan çıkmıştı. Yayınevinin yönetmeni, Türkiye İşçi Partisi üyesi Remzi İnanç’tı. Haydar Tunçkanat’ın kaleme aldığı İkili Anlaşmaların İçyüzü’nü ise Zülfü Livaneli yönetimindeki Ekim Yayınları, 1969 yılında basmıştı.

GIDA EMPERYALİZMİ

Osman Nuri Koçtürk (1918-1994), veteriner hekimdi. Sağlıksız Amerikan besinleri yerine halka tarhana yemeyi öğütlediği için adı “Tarhana Osman”a çıkmıştı! Tıpkı mercimeği savunan Prof. Dr. Ayşe Baysal’a “Mercimekçi Ayşe Teyze” dendiği gibi!

Koçtürk sendikalarda, meslek kuruluşlarında, demokratik kitle örgütlerinde eğitimci olarak hizmet gördü; seminerler ve konferanslar vererek işçi sınıfını ve sendikacıları bilinçlendirmeye çalıştı. Başta Gençlik, Forum, Emek ve Türk-İş dergileri olmak üzere çeşitli yayın organlarında açlık tehlikesi, beslenme yetersizliği, hibrit tohumlar, zeytinliklerin korunması, tarım ilaçları, ABD kaynaklı süttozu, margarin, soya ve pamuk yağları gibi konularda uyarıcı, aydınlatıcı makaleler yazdı.

Koçtürk, açlık tehlikesini sömürgecilerin yoksul halklara karşı ateşli silahlar gibi korkutma ve yok etme aracı olarak kullandığını söylüyordu. Türkiye’nin, kötü beslenen toplumların başında geldiğini belirtiyor, çocuk ölümlerinin fazlalığını ise “ana sütünden kesildikten sonra çok tahıl ve az miktarda et, süt, yumurta ile beslenmelerine” bağlıyordu. Tarım politikamızın toplumun gerçek gereksinimlerine göre değil, dış pazarların ve çıkar gruplarının isteklerine uygun biçimde yürütüldüğünü savunuyordu. O, gıda emperyalizmini yeni sömürgeciliğin etkili bir aracı olarak görüyordu. Yazıları ve konuşmalarıyla ABD’nin tepkisini çekti. CIA’nın “Türkiye’de Nötralize Edilecek Kişiler” listesinde yer aldı.

***

Üç bölümden oluşan kitabın “Sunuş” yazısı Soner Yalçın’ın imzasını taşıyor. Kitaba adını veren “Gıda Emperyalizmi” konusu, üç bölümden oluşan çalışmanın aynı adı taşıyan son bölümünde irdeleniyor. Konu önce kuramsal açıdan ele alınıyor, sonra çeşitli ülkelerden örneklemelerle sistemin çalışma biçim ve yöntemleri anlatılıyor. En sonda da bu yöntemlere karşı bilinçli olmak gerekliliği üzerinde duruluyor.

Ancak şunu da belirtmem gerekir ki Koçtürk’ün gerek dergilerdeki yazılarında gerek bu çalışmasında -her ne kadar “antiemperyalizm” anlamında kullanılmış olsa da- “milliyetçi” vurgular fazladır. Ayrıca her şeyin altında “yabancı parmağı” aramak gibi komplo teorilerine yatkın bir kuşkuculuğu vardır. Üstelik kitabın birçok yerinde, “gıda emperyalizmi”nin ABD, Avrupa ülkeleri ve dönemin Sovyetler Birliği tarafından “aynen uygulanmakta olduğu” özellikle vurgulamakta ve bu ülkeler arasında “amaç ve hedef bakımından fark olmadığı” belirtilmektedir.

Osman Nuri Koçtürk’ün Gıda Emperyalizmi kitabını elli yıl sonra yeniden okumak, o günün kimi yargılarını tartışmaya açmak bakımından yararlı olabilir.

İKİLİ ANLAŞMALARIN İÇYÜZÜ

Kitabın yazarı Em. Kur. Hv. Albay Haydar Tunçkanat (1921-2002), 27 Mayıs 1960’ta Demokrat Parti iktidarını deviren Milli Birlik Komitesi’nin 38 üyesinden biriydi. Daha sonra Cumhuriyet Senatosu’nda Tabii Senatör olarak görev yaptı.

Tunçkanat, 27 Mayıs’taki özel konumu dolayısıyla devletin en gizli belgelerine ulaşma olanağını elde etti. ABD ile değişik tarihlerde imzalanan gizli anlaşmalar da bunlar arasındaydı. Sözkonusu anlaşmalar, ülkemizin ulusal güvenliği açısından ciddi riskler taşıyordu. Adnan Menderes Hükümeti, ABD’ye her alanda inanılmaz ayrıcalıklar tanımıştı

Türkiye ile ABD arasında ilk ikili anlaşma, 23 Şubat 1945 tarihinde ekonomi alanında yapılmış, bu anlaşmayı daha sonra kredi, eğitim, tarım, siyasa ve askerlik alanlarındaki anlaşmalar izlemişti. Özellikle 1950’den sonra imzalan ikili anlaşmalarla Türkiye adım adım ABD’nin adeta sömürgesi haline getirilmişti. Üstelik Amerikalılara akıl almaz ayrıcalıklar tanıyan 23 Haziran 1954 tarihli “Askeri Kolaylık Anlaşmaları”, Türk Genelkurmayı’ndan bile gizlenmişti…

Kitabın “22 Kasım 1965 Tarihli Gizli Belge” başlıklı bölümünde (s. 240), ABD’nin Türkiye’nin içişlerine nasıl karıştığı ve ülkemizdeki ajanları eliyle hangi konuları araştırdığı belgeleriyle gözler önüne seriliyor.

O tarihlerde Amerikan Kara Ataşesi olarak Türkiye’de bulunan, gerçekte CIA ajanı olan Albay Dickson’a bir Türk siyasetçinin yazdığı rapor Devrim dergisinde yayımlanınca ABD’nin Türkiye üzerindeki kirli oyunları açık seçik ortaya çıkmıştı.

Türkiye İşçi Partisi, ABD ile imzalanan ikili anlaşmalara ve askeri üslere karşı sert bir mücadele yürütmüş, parti sözcüleri “35 milyon metre kare vatan toprağının Amerikan işgali altında olduğunu” her fırsatta dile getirmişti.

Haydar Tunçkanat, kitabının girişinde Mustafa Kemal’in “tam bağımsızlık” konusuna verdiği önemi vurguladıktan sonra, bu bağımsızlığın “siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür” alanlarını kapsamadıkça eksik kalacağını anımsatıyor ve İkili Anlaşmaların İçyüzü’nü yazmaktaki amacını şöyle açıklıyor: “Uzun yıllar önce yenerek yurdumuzdan kovmuş olduğumuz kapitülasyonların ve emperyalizmin yıllar sonra yalnız ABD’yle yapılmış ikili anlaşmalar yoluyla nasıl geri gelmiş olduklarını yakın tarihimizin akışı içinde belgeler ve olaylara dayanarak açıklamaya çalıştık.”

Tunçkanat’ın güncelliğini yitirmeyen İkili Anlaşmaların İçyüzü kitabı, Türkiye’yi ABD emperyalizminin güdümünde “Küçük Amerika” yapma düşleri kuran bir iktidarın nasıl bir aymazlık içinde olduğunu somut belgelerle kanıtlıyor.

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız