birgün

13° KAPALI

DÜNYA 21.01.2020 00:30

Almanya, AB ve Libya meselesi

Almanya’nın Libya meselesinde inisiyatif alması olumlu karşılandı. Berlin'in uluslararası siyasette daha fazla etkili olmaya başladığı, Libya Konferansı’nın bunun önemli göstergelerinden biri olduğu ifade edildi

Almanya, AB ve Libya meselesi

ÖZGÜR ÇOBAN oocoban@gmail.com

Almanya’nın başkenti Berlin’de çok sayıda ülke liderinin katılımıyla düzenlenen ve Libya’da kalıcı barışı sağlamayı amaçlayan konferans, sonuçları itibarıyla tartışılmaya devam ediliyor.

Bu konferansın Almanya’da düzenlenmesinin, bu ülke açısından farklı bir önemi olduğu ortada. Bu mesele doğrudan esasında Alman iç politikasını ilgilendiriyor. Şöyle ki, Suriye’de ortaya çıkan anlaşmazlıkları ve çatışmaları uzaktan izleyen Almanya, sonuçta ağır fatura ödeyen ülkeler arasında yer aldı. 2015 yılında yüzbinlerce Suriyeli sınıra dayandığında yaşanan “eyvah biz ne yaptık” paniğinin siyasi sonuçları Almanya için oldukça ağır oldu.
Almanya iç siyasetinin, Başbakan Angela Merkel’in sığınmacılara kapıları açmasının ardından geri dönülemez bir şekilde transformasyona uğradığını görüyoruz. Bu uygulamanın en önemli çıktısı tabii ki Alman neofaşistlerin siyaset sahnesinde baş aktör olarak rol edinmeleri oldu. Kuruluşu, tam da göçmen dalgasının hemen başlarına denk gelen neofaşist Almanya için Alternatif (AfD) adlı parti, bugün Federal Meclis’te ana muhalefet olarak yer alıyor ve ülke siyasetinde ağırlığı her geçen gün artıyor. Siyasi başarısının en temel dayanağı ise “Suriyeli göçmenler” Aslına bakarsanız, birçoğu farkında olmasa da Suriyeli göçmenler, Alman iç politikasının en kırılgan fay hattını oluşturuyor. Siyaset uzmanları, ekonomisi bu derece güçlü ve her yıl milyarlarca Avro bütçe fazlası veren bir ülkede, neofaşist/neonazi hareketlerin bu derece güçlü olmasını, şimdilik göç ve beraberinde yükselen islamofobi ile açıklamakla yetiniyorlar.

Diğer taraftan, Avrupa’ya göç meselesinin Libya ayağı oldukça hareketli. Birincisi çok sayıda Afrikalı sığınmacı Libya topraklarını kullanarak Avrupa’ya geçmeye çalışıyor. İkincisi Libya’da silahlı gruplar tarafından kamplarda tutulan binlerce insan bulunuyor. Kamplardaki bu insanlar da AB yetkilileri tarafından “potansiyel sığınmacı” olarak değerlendiriliyor. Hal böyle olunca Libya meselesi özü itibarıyla Almanya ve AB için daha da önemli hale geliyor. Ne de olsa hiçbir AB vatandaşı, “Vay arkadaş ülkem ne kadar da zengin, ne kadar çok bütçe fazlası veriyor. Refah var” falan demiyor, Ortadoğulu figürleri kıyafetleriyle çarşıda, pazarda görünce basıyor oyu neofaşist partilere. Bu türban, sakal, takke meselesi öyle bir noktaya geldi ki, neofaşist AfD’nin son seçimde kullandığı afişlerin birinde yer alan “Burka mı? Biz bikini giyiyoruz” yazısı oldukça konuşuldu.

Berlin Konferansı sonuçlarına ilişkin politikacılar neler söylediler peki? Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, konferansın hedefine ulaştığını ifade etti. Maas, “Libya’da askeri bir çözüm söz konusu olamaz. Barış için siyasi bir süreç işletilmesi gerekiyor” derken Başbakan Merkel de Alman ordusunun bölgede barış adına bir rol üstlenip üstlenmeyeceğini soran bir gazeteciye, “Önce kalıcı barışı sağlayalım, ordu sonraki mesele. Konuşulur” yanıtını verdi. Maas ise ordunun görev yapmasına ilişkin olarak, “Kırılgan bir ateşkes bizi tatmin etmiyor. Kalıcı barış gerekli. Bunun için de askeri değil sivil bir gözlem mekanizması kurulması gerekiyor” diye konuştu.

ALMAN SOLU KONFERANSTAN MEMNUN

Parlamentoda grubu bulunan sol partilerin temsilcileri konferansın Almanya’da düzenlenmiş olmasını memnuniyetle karşıladıklarını ifade ettiler.
Die Linke (Sol Parti) Federal Parlamento Grup Başkanı Dietmar Bartsch, konferansı değerlendirirken, Libya’da hukukun üstünlüğüne dayalı bir yönetim kurulması için çaba harcanması gerektiğini dile getirdi. Konferansın Almanya için önemli bir diplomatik başarı olduğunu vurgulayan Bartsch, “Başbakan Merkel’i nadiren takdir ederim. Bu konferansa ev sahipliği yapması önemliydi. Ancak burada Almanya arabuluculuk faaliyetinde yalnız kalmamalı. BM, Afrika Birliği, Arap Birliği de aktif olarak sürece dâhil olmalı” dedi. Bartsch, Alman ordusunun bölgede görev almasına ilişkin olarak, bunu kesinlikle reddettiklerini söyledi.

Yeşiller Dış Politika Sözcüsü Omid Nouripour da Libya konferansının, oldukça zor bir şekilde oluşturulacak barış süreci için önemli bir adım olduğunu ifade etti. AB’nin Libya politikasının restorasyonunun geciktiğini vurgulayan Nouripour, “Avrupa’nın burada bıraktığı boşluklar şimdiye kadar başkaları tarafından askeri olarak dolduruldu. Berlin Konferansı ile Avrupa, Libya barışı için çalışmaya başladığını gösterdi” görüşünü dile getirdi.

Nouripour, Alman askerinin Libya’ya konuşlandırılması hakkında açıklama yapmak için henüz erken olduğunu belirterek, ancak Federal Hükümet’in hukuki, siyasi ve askeri anlamda sunduğu her teklifi “dikkatli” ve “açık” bir şekilde değerlendirdiklerini ifade etti.

Açıklamalar bize Almanya siyasetinin sol ve sağ yelpazesinin, ülkenin Libya meselesinde inisiyatif almasını olumlu karşıladığını gösteriyor. Bazı siyasi yorumcular, Almanya’nın uluslararası siyasette, özellikle dış politik hinterlantında giderek daha fazla etkili olmaya başladığını ve Libya Konferansı’nın bunun önemli göstergelerinden biri olduğunu ifade ediyor. Özetle, Almanya’nın yakın çevresinde gelişen siyasi gelişmelere karşı oldukça aktif bir pozisyon almaya başladığı döneme geçiş yapıldığı görülüyor.

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız