birgün

19° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 09.06.2021 09:45

Anadolu insanı hep öykülerinde

Bu yılki Sait Faik Hikâye Armağanı’nı alan Şermin Yaşar, öykülerindeki ince mizahı Anadolu insanından edindiğini belirterek “Zihnimde sakladığım o güzel insanlar öykü kahramanının içine yerleşiyor” diyor.

Anadolu insanı hep öykülerinde

Oğuzcan Ünlü

Çağdaş edebiyatımızın dikkat çeken isimlerinden biri olan Şermin Yaşar, çocuk kitaplarıyla tanınsa da yetişkinler için öykü kitapları da bulunan çok yönlü bir yazar. Yaşar’ın Başlarım Şimdi Anneliğe, Oyuncu Anne, Çok Hayal Kuran Çocuk, Oyun Takvimi, Kötü Alışkanlıklara İyi Öneriler, Dedemin Bakkalı, Dedemin Bakkalı Çırak, Tilki Masalları ve Tarihi Hoşça Kal Lokantası ve Gelirken Ekmek Al gibi kitapları bulunuyor.

Şermin Yaşar, Darüşşafaka Cemiyeti ile İş Bankası Kültür Yayınları işbirliğiyle düzenlenen Sait Faik Hikâye Armağanı’nın 67’ncisini Deli Tarla adlı öykü kitabıyla aldı. Yaşar’la ödül sonrası neler hissettiğini ve edebiyatı üzerine konuştuk.

Şermin Yaşar’a öncelikle Sait Faik Hikâye Armağanı’nı almasının ona neler hissettirdiğini sorduk. Yazar Sait Faik’in okuru olmanın önemine dikkat çekerek hislerini şöyle açıkladı: “Hep derim ki; Sait Faik okuru olmak iki yanından öykü ağaçları uzanan, sonu denize çıkan bir yolda aheste yürümek demek. Şimdi bu yolun kıyısında durup birkaç nefes soluklanabilmiş olmak büyük bir mutluluk. Ancak yazar olmak ya da sorduğunuz sorudan hareketle ödül almış olmak, bunlar okur olmakla kıyaslanamayacak şeyler. Okur olmak, onun hikâyeleri arasında dudağınızda bir ıslıkla yürümek bambaşka bir his.”

TANIDIK YERLERİMİZİ BULMAYI SEVİYORUM

Şermin Yaşar’ın Deli Tarla kitabındaki öykülerde aile ilişkileri göze çarpıyor. Öykülerinde aile üzerinde durmasının nedenlerini sorduğumuzda Yaşar, “Aile hepimizin ortak noktası. Hepimiz bir ailenin ortasına doğuyoruz. Hepimizin ilk ağrıları, ilk sevinçleri, ilk özlemleri, ilk eksiklikleri orada” diyerek ailenin öneminden bahsetti. Yaşar bu sözlerine ek olarak, “Aile herkesin görünmez iplerle bağlı olduğu, hiza aldığı bir yer. Uzaklaşabilirsiniz, çok uzaklaşabilirsiniz, görünmez olacak kadar uzaklaşabilirsiniz, hiç uzaklaşmayıp düğüm olabilirsiniz, sarılıp, birbirinize dolanabilirsiniz, kesebilirsiniz hatta. Ama o ipi asla tamamen yok edemezsiniz. İnsan sayısı kadar farklı aile var, hepsi çok farklı ve bir yerlerde çok tanıdık. Galiba farklı insan hikâyeleri üzerindeki tanıdık yerlerimizi bulmayı seviyorum” diyerek öykülerinde neden aile üzerinde durduğunu açıkladı.

Yaşar’ın öykülerindeki samimi ve içten dil öykülerini okuyan herkesin ilk fark ettiği niteliklerden biri. Yaşar’a bu yalın dili neye borçluyuz diye sorduk: “Karmaşık konuşmayı da sevmiyorum. Benim için çocuk, genç, yaşlı, tahsilli, tahsilsiz, bana benzeyen, benzemeyen, tanıdığım, tanımadığım yoktur. Hepsi benim insanım, benim arkadaşım. Herkesle buluşabilmenin en kolay yolu sadelik bence. Daha kolay anlatmak ve anlaşılmak varken ve bunu yapabiliyorken neden zorunu tercih edeyim? Ben çocuklarla çok vakit geçiririm. Yetişkinlerle sohbet ederken anlatacağımız bir konuyu çocuğa da anlayabileceği şekilde aktarabilmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Türkçe buna imkân tanıyacak zenginlikte. Sanıyorum bu öykülere de yansıyor.”

anadolu-insani-hep-oykulerinde-885624-1.

İÇİMDE BİR YERDE HEP KONUŞUYORLAR

Mizah, Şermin Yaşar’ın kimi öykülerinde kendini güçlü bir şekilde hissettiriyor. Yaşar, mizahın edebiyatındaki etkilerini şu şekilde özetledi: “Ben mizahın güçlü olduğu bir ortamda büyüdüm. Espri olsun diye değil, insanları güldürmek için değil, dikkat çekmek için değil; içten geldiği için söylenmiş sözlerle, Anadolu insanının o muzip ve bıyık altından gülen, kinayeyi seven, incitmeden güldüren, kahkaha attırmayan ama çok içten gülümseten incecik sözleriyle, laf sokmalarıyla, istihzalarıyla, teşbihleriyle büyüdüm. İçimde bir yerlerde hep o insanlar konuşuyor. Kalbimde, zihnimde sakladığım o güzel insanlar benden çıkıp bir öykü kahramanının içine yerleşiveriyor.”

Şermin Yaşar aynı zamanda edebiyat disiplini üzerine akademik eğitim almış bir yazar. Edebiyat teorisini ve tekniğini bilmesinin kendisine nasıl bir estetik dünya açtığını sorduğumuzda yazar, edebiyat öğrenciliğinin devam ettiğini söyledi. Yaşar, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Edebiyat çok yüce bir dağ. Edebiyat eğitimi almış olmak sizi o dağın tepesine çıkartmıyor. Tırmanmaya çalışıyorum diyemem. Eteğine vardım diyemem. Dağı gördüm bile diyemem. Söyleyebileceğim belki şu: Dağı görür gibi oldum... Halk edebiyatı, Divan edebiyatı, tasavvuf edebiyatı, canım Türkçe, etimoloji, yeni edebiyat... Her okumamız bir tohum bırakıyor. O tohumun ne zaman çatlayacağını ve ne zaman, hangi cümlede açacağını bilmiyoruz. Edebiyat öğrencisi olmak -hiç mezun olmuyorsunuz, dolayısıyla iyi bir okursanız fakültede olmanıza gerek de yok- avucunuzdaki tohum sayısını artırıyor olabilir.”

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol