Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Yıldız: Halkçı bir belediye için, eğitim bir vitrin faaliyeti değildir

27.10.2019 09:13 BİRGÜN PAZAR
Kadınların yoğun olarak katıldıkları programlara bakıldığında; kadının yerini ev, temel işlevini çocuklara ve diğer aile fertlerine yönelik bakım hizmetleri olarak tanımlayan geleneksel dünya görüşünü ve geleneksel cinsiyet rollerini yeniden üreten içeriklere sahip oldukları görülür.

Nejla Doğan

31 Mart Yerel Seçimlerinin, hatta 23 Haziran’ın üzerinden makul bir süre geçti. Seçmenler artık yaşamlarına dokunan, sorunlarını çözen somut icraatlar bekliyorlar. Bu beklentinin belki de en önemli kısmını eğitim faaliyetleri oluşturuyor. Biz de bu konuyu “yerel yönetimler ve eğitim” konusu üzerine çalışan, Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Yıldız ile konuştuk.

► Kamusal eğitim her geçen gün aşınıyor, nitelikli ve bilimsel eğitime yapılan yatırımlar azalıyor, devlet okulları akademik beklentileri karşılamıyor ve tüm bunlar eğitimden kaynaklanan eşitsizlikleri, adaletsizlikleri artıyor. Bu tablo, yerel yönetimlerin eğitim alanında rol üstlenmesine dair beklentiyi artırıyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok haklısınız. Bu durum büyük oranda, eğitimi çok yönlü krize sokan neo-liberal politikaların yıkıcı sonuçlarıyla ilişkili. Nitekim dünya genelinde de yerel yönetimlerin kentsel toplumun eğitim ihtiyaçlarına ilgi göstermesinin uzun bir geçmişinden söz edemeyiz. Devletin küçülmesi gerekliliğini vurgulayan ve kamu hizmetlerinin özelleştirilmesini öneren neo-liberal politikalar sonucu yerel yönetimler, merkezi devlet yapısının terk etti ve sosyal politika alanlarına yönelmek zorunda kaldı. Böylece günümüzde altyapı çalışmalarının yanında eğitim, kültür ve sosyal hizmetler gibi sosyal politika alanlarına doğru genişleyen bir belediyecilik pratiği öne çıktı. Küresel düzeyde sosyal belediyecilik diye adlandırılan yerel yönetim yaklaşımı da işte bu dönemde ve bu bağlamda yaygınlaşmaya başladı.

► AKP’li yerel yönetimler de eğitim alanında yoğun faaliyet gösteriyorlar. Bu çalışmaları da sosyal belediyecilik bağlamında mı değerlendirmeliyiz? Yoksa AKP’nin genel politikası içinde farklı bir amaç ve beklentiye mi karşılık geliyorlar?
Türkiye’de 1990’lı yılların ortalarından itibaren özellikle sosyal yardım, sosyal hizmetler, eğitim, sağlık, konut gibi sosyal politika alanlarında yerel yönetimlerin görev ve fonksiyonlarında büyük bir artış yaşanmaya başladı. Büyükşehir belediyelerinin eğitim etkinliklerinin kapsamlı bir biçimde ortaya çıkışı da bu süreçte, yani Mart 1994 Yerel Seçimlerinden sonra İslamcı belediyecilik uygulamalarıyla sahneye çıktı. Nitekim yakın geçmişte yerel yönetimler içinde en kapsamlı eğitim hizmeti sunan belediyeler, AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’dir (ABB). İBB, eğitim alanındaki etkinliklerini kurumsallaştırmış ve bu alanda etkinlik gösteren devasa organizasyonlar kurmuştur. Bu organizasyonların başında 1996 yılında başlatmış olduğu İstanbul Sanat ve Meslek Eğitim Kursları (İSMEK) gelmektedir. İSMEK, açıldığı günden itibaren bir milyondan fazla kursiyere eğitim vermiştir. Kurslar (1) Mesleki Teknik Eğitimler, (2) Bilgisayar Teknolojileri, (3) El Sanatları, (4)Türk İslam Sanatları, (5) Müzik Eğitimi, (6) Dil Eğitimi, (7) Sosyal ve Kültürel Eğitimler ve (8) Spor Eğitimleri başlıkları altında düzenlenmiştir. Benzer şekilde ABB de, Belediye Teknik Eğitim Kursları (BELTEK) ve kadınlara yönelik Belediye El Becerileri ve Meslek Edindirme Kursları (BELMEK) aracılığıyla eğitim faaliyetlerini yürütmüştür. Bu iki büyükşehir belediyesinin ardından Bursa Büyükşehir Belediyesi BUSMEK, Konya Büyükşehir Belediyesi KOMEK, Kayseri Büyükşehir Belediyesi KAYMEK ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi KOMEK gibi uygulamalarla İslamcı belediyeciliğin eğitim geleneğini oluşturmuşlardır.

ankara-universitesi-ogretim-uyesi-doc-dr-ahmet-yildiz-halkci-bir-belediye-icin-egitim-bir-vitrin-faaliyeti-degildir-642005-1.
Halkçı bir belediye için, eğitim bir vitrin faaliyeti değildir. Aksine çocuklarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı, yaşlılarımızı, işsizlerimizi, köylülerimizi ve kentlilerimizi daha iyi bir yaşama yöneltmenin en önemli aracıdır.



Bu uygulamalarda AKP’nin hedef ve yönelimleri belirgin bir şekilde görülmektedir. Dikkati çeken en önemli noktalardan biri; bu eğitim etkinlikleri belediyelerin kendi binaları ve kadroları ile sunduğu kamusal bir hizmet biçiminde değil, “ihale yöntemi” kullanılarak düzenlenmektedir. Böylece bir yandan partiye yakın sermaye gruplarına kaynak aktarılırken, diğer yandan da bu etkinlikler piyasa mantığı çerçevesinde ele alınmaktadır.
İkinci önemli nokta ise; bu eğitimlerle partinin alt toplumsal sınıflarla buluşmasının yolu açılmaktadır. Özellikle Bahçıvanlık, Cilt Bakımı, Kitap Ciltçiliği, Otopark Görevlisi Eğitimi gibi Mesleki Teknik Eğitim başlığı altında yer alan kurslar, daha çok alt toplumsal sınıf meslekleri ya da bu mesleklerin kimi becerilerine ilişkindir. Sözü edilen sosyal kesimlerin istihdamına etkisi sınırlı kalsa da, özellikle işsizler ve enformel sektörde ya da güvencesiz işlerde çalışan yoksullarla ilişki kurmada ve onların desteğini almada bu kursların önemli bir işlev gördüğü açıktır. Zira bu tür kurslar neo-liberal tahribatın yoksullar üzerindeki etkisinin yoğunlaştığı bir dönemde, onlara “yeni iş olanakları/umutları” vaat etmektedir.

Üçüncü önemli nokta; toplumun İslamizasyonu ve İslamcı kadrolaşma ile ilgilidir. Nitekim kurs türlerinde, geçmişten bu yana muhafazakâr toplum kesimleri için sembolik önemi olan çini, hat, kalem işi, minyatür, tezhip gibi Türk-İslam Sanatları ile Arapça, Osmanlıca gibi Dil Eğitimi kursları dikkati çekmektedir. Bu tür kursların İslami sosyalizasyon sağladığı açıktır. Yine bu kurslarda da AKP’ye yakın öğretmenler istihdam edilmektedir.
Son bir önemli nokta ise toplumsal cinsiyetle ilgilidir. Başta İstanbul’da İSMEK, Ankara’da BELMEK olmak üzere, AKP’li tüm büyükşehir belediyelerinin eğitim uygulamaları kadınlara yönelik kursları önceleyen bir anlayışla yapılandırılmıştır. Örneğin İSMEK’te kurslara katılanların cinsiyet dağılımı incelendiğinde, çoğunluğunun (%80’inden fazlası) ev kadınları olduğu görülmektedir.

► Kursların kadınları öncelemesinin nedeni nedir sizce?
Bunun nedeni, “İslami belediyecilik” adıyla anılan belediyecilik pratiğiyle anlaşılabilir. 1990’ların ilk yarısında Refah Partili kadınların etkili olduğu bilinmektedir. AKP’li belediyeler de bu geleneğin takipçisi olarak kadınlara ağırlık veren eğitim ve örgütlenme etkinliklerinde bulunmaktadır. Ancak altını çizerek söyleyelim; bu eğitimler kadının güçlenmesi, mevcut cinsiyet eşitsizliklerinin ve adaletsizliklerin dönüştürülmesini esas alan bir temelde inşa edilmemektedir. Nitekim kadınların yoğun olarak katıldıkları programlara bakıldığında; kadının yerini ev, temel işlevini çocuklara ve diğer aile fertlerine yönelik bakım hizmetleri olarak tanımlayan geleneksel dünya görüşünü ve geleneksel cinsiyet rollerini yeniden üreten içeriklere sahip oldukları görülür.

► Peki iktidar partisi dışındaki belediyelerde eğitim çalışmaları hangi kapsamda yürütülüyor?
Sorunuzu 31 Mart 2019 yerel seçim sonuçlarının ortaya koyduğu manzara bağlamında düşündüğümüzde; öncelikle muhalefetin ülkenin en gelişkin kentlerini yönetme imkânı bulduğunu söyleyebiliriz. Böylece muhalefete geçen yerel yönetimler, eğitim hizmetlerini kendilerine uygun biçimlendirmek ve genişletmek açısından önemli bir fırsata sahip görünüyorlar. Fakat henüz ciddi bir deneyimle karşılaşmadık, sanırım arayış içindeler.

Şimdiden söyleyebileceğimiz şey ise; bu konuda muhalefetin iktidar belediyeleri kadar etkili olamadığıdır. Elbette Çankaya Belediyesi'nin kurmuş olduğu Çankaya Evleri, Sarıyer Belediyesinin Sarıyer Akademi, İzmir Büyükşehir Belediyesinin Meslek Fabrikaları gibi çeşitli uygulamalardan söz edilebilir. Ancak bu uygulamalar, AKP’li büyükşehir belediyelerinin kurmuş oldukları İSMEK, BUSMEK, BELMEK, KAYMEK gibi iktidarın perspektifini yansıtan bir örnek oluşumlar değil; yerel düzeyde ve ilden ile farklılaşan organizasyonları esas almaktadır.

► Bu farklılaşmanın nedeni nedir? Kendi kentlerinin özgünlüklerini esas almaları mı, yoksa bütünlüklü bir eğitim yaklaşımına sahip olmamaları mı?
Maalesef ki yanıt “A” şıkkı gibi görünmüyor. CHP, sosyal ya da toplumcu belediyecilik anlayışına AKP’ye göre daha yakın olmasına ve eğitime dair kapsamlı çalışmalarına karşın, CHP’li belediyeler ne yazık ki eğitim konusunda bütünlüklü ve sistematik bir perspektife sahip değiller. Bu yüzden de istendik hedeflere ulaşmakta İslamcı belediyeler kadar başarılı olamıyorlar ve ciddi bir birikim yaratamıyorlar. Kısacası AKP’li belediyeler eğitim etkinliklerini, kendi ideolojik pozisyonlarını yayma/güçlendirme ve toplumsal örgütlenme için araç şeklinde kullanma konusunda daha etkililer.

ankara-universitesi-ogretim-uyesi-doc-dr-ahmet-yildiz-halkci-bir-belediye-icin-egitim-bir-vitrin-faaliyeti-degildir-642006-1.

Benim genel olarak AKP dışındaki partilerin eğitim perspektifinde gördüğüm sorunların başında; eğitimi yalnızca teknik bir beceri kazandırma süreci olarak ele almaları geliyor. Oysa eğitim, bireysel ve toplumsal gelişimin anahtarıdır. Bunun için eğitimle üretimi; eğitimle bireysel gelişimi; eğitimle seküler ve çağdaş toplumsal gelişmeyi; eğitimle kültürel ve sanatsal gelişmeyi birbirinden ayrı düşünmemek gerekir. Teknisist yaklaşımın hakimiyeti nedeniyle, eğitimin kurslara indirgenmesi söz konusu. Nitekim yerel yönetimlerin eğitim hizmetleri denilince akla yalnızca çeşitli kursların açılması geliyor. Bu nedenle eğitim etkinlikleri, toplumsal gelişim ve dönüşümden bağımsız değerlendiriliyor. Dahası bu kurslar kentsel toplumun eğitim ihtiyaçlarının analizi yapılmadan açılıyor. Bu anlamda adeta işlevsiz bir vitrin faaliyeti görünümündeler.

► Bu işlevsizliği ortadan kaldırmak, diğer yandan da eğitim alanında yaratılan tahribatın etkilerini hafifletmek için kamucu, sol bir yerel yönetim anlayışı ne tür sorumluluklar almalı, nasıl bir program izlemelidir sizce?
Halkçı belediyecilik anlayışı, yurttaşlarının tüm öğrenme ve eğitim ihtiyaçlarına duyarlıdır. Eğitim yaklaşımı da, demokratik, katılımcı-halkçı (halk için, halkla birlikte), toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten, ayrımcılık karşıtı, iklim ve çevre sorunlarına duyarlı bir yaklaşımdır. Halkçı bir belediye için, eğitim bir vitrin faaliyeti değildir. Aksine çocuklarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı, yaşlılarımızı, işsizlerimizi, köylülerimizi ve kentlilerimizi daha iyi bir yaşama yöneltmenin en önemli aracıdır. Bu nedenle eğitim, sadece kurslar açma ve eğitim desteği ile sınırlandırılamaz.

Kamucu bir belediyenin eğitim hizmetleri; birlikte yaşama kültürünün geliştirilmesi, çocuk ve gençlerin gönencinin yükseltilmesi, demokratik ve katılımcı değerlerin güçlendirilmesi ve üretken/dinamik bir ekonomik yapının inşa edilmesi amacıyla tüm toplumsal dokuyu sarmalıdır.

Tüm eğitsel etkinlikler ve olanakların katılımcı bir perspektifle ”halk için, halkla birlikte” ilkesi doğrultusunda yapılması halkçı belediyecilik için esastır. Bu anlamda il/ilçe belediyeleri sınırları içinde eğitimle ilgili tüm bileşenleri (eğitim sendikaları ve dernekleri; okul aile birlikleri; veli dernekleri; gençlik kurulları) kapsayan eğitim meclislerinin oluşturulması gerekliliği açıktır. Bu meclislerin, katılımcı yerel yönetim perspektifiyle okulların ve öğrencilerin sorunlarının saptanması ve çözümü konusunda işlevsel kılınması önemlidir. Meclisleri etkin kılarak, tüm çocuklarımıza ve ihtiyaç sahibi yurttaşlarımıza sahip çıkmak halkçı belediyeciliğin öncelikli görevidir.