birgün

23° AÇIK

DÜNYA 01.08.2020 08:53

Avrupa'nın mülteci politikası: İnsanlık ya da dikenli tel

Ziegler: Avrupa Birliği’nin mülteci politikası utanç verici. Kamplarda insanlara hayvan gibi davranılıyor. Irkçılar tüm insanlığın düşmanıdırlar ve ırkçılıkla savaşılmalıdır

Avrupa'nın mülteci politikası: İnsanlık ya da dikenli tel

Christian GREFE - Ulrich LADURNER

Eski Birleşmiş Milletler (BM) Özel Elçisi Jean Ziegler, Avrupa Birliği’nin (AB) mülteci politikasını “İnsanlara hayvan gibi davranılıyor” şeklinde değerlendirirken, Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) en büyük grup olan sağ-muhafazakâr Avrupa Halk Partisi’nin (EVP) lideri Manfred Weber buna “hayır” diyerek karşı çıkıyor ve “Gurur duymamıza neden olacak sebeplerimiz de var. Avrupa Birliği Komisyonu yeni bir sığınmacı inisiyatifi planlıyor” diyor.

Die Zeit: Sayın Weber, sayın Ziegler’in son kitabının adı “Avrupa’nın Utancı.” Kitap Yunanistan’ın Midilli Adası’ndaki mülteci kamplarıyla ilgili. Sizce AB’nin mülteci politikası utanç verici mi?

Weber: Son yıllarda Avrupa mülteci politikası konusunda belirli noktalarda kesinlikle başarısız olduk. Bize ulaşan görüntüler, istediğimiz, hayalini kurduğumuz Avrupa’ya layık değil. 2020’de mülteci politikası konusunda daha doğru bir yol izlemeliyiz.

Ziegler: Uzun yıllar Birleşmiş Milletler Özel Rapörtörü olarak görev yaparken çok sefalet gördüm ama hiçbiri Moria kadar korkunç değildi. 3 bin 700 asker için inşa edilen eski bir kışlaya 24 bin insan sıkıştırılmıştı. Yiyecekler yetersiz, genellikle yenilecek durumda değildi, çöpler etrafa yığılmıştı ve bin mülteci sadece bir musluğu paylaşmak zorundaydı. Bu kampta insanlara “Avrupa adına” hayvan muamelesi yapılıyordu.

Weber: Bazı politikacılar bu koşulları “gözdağı” vermek amacıyla kullanıyorlar. Bu insanlık dışı ve kabul edilemez bir tutum. Ancak yine de Avrupa’nın tamamen başarısız olduğu iddianıza da katılmıyorum. Midilli Kampları’na hiç gitmedim ancak Suriye bölgesindeki mülteci kamplarını ziyaret ettim. Avrupa olarak birçok şeyiyle gurur duyabiliriz. Avrupa, Lübnan, Ürdün ve Türkiye’deki mülteci kamplarını dayanışma amacıyla finanse ediyor. Ama evet; Midilli’yi bunun dışında tutuyorum. Eğer sayın Ziegler’in anlattıkları doğruysa, bu kampların finansmanını iyileştirmemiz gerekmektedir. Bu insanların barınmalarını sağlayabilmek için gereken yardımların, Avrupa mülteci ve sığınma politikalarının gözden geçirilmesine ihtiyacımız var. Komisyon yakın bir zamanda konuyla ilgili bir yasa tasarısı önerisinde bulunacak.

Ziegler: Bu konuyla ilgili fikirlerinize yüzde yüz katılıyorum. Ancak bir sosyalist olarak “muhafazakâr kamptan” biri ile aynı fikirde olmak beni endişelendiriyor. Çünkü sorun şu: İfadeleriniz tamamen önermelerden ibaret. Hiçbirinin gerçeklikle ilgisi yok. Şu anda insanlar acı çekiyorlar! İltica daireleri inanılmaz derecede yavaş çalıştıkları için, insanlar korkunç hijyen koşullarında iki-üç yıl beklemek zorunda kalıyorlar. Böylelikle “temel sığınma hakkı” pratikte geçersiz hale getiriliyor.

avrupa-nin-multeci-politikasi-insanlik-ya-da-dikenli-tel-763223-1.
Manfred Weber

Weber: İltica hakkı, temel bir insan hakkıdır; bu nedenle Avrupa Birliği’nin sınırları içerisinde sığınma başvurusu mümkün olmalıdır. Ancak Libya’dan Lampedusa üzerinden İtalya’ya gelen insanların yüzde 50’sinin irtica talebi hakkında “red kararı”nın olduğu da bir gerçektir. Sığınma talebi başvurusunun bir hak olması gibi, bu talebin reddedilmesi halinde Avrupa’nın terk edilmesi de zorunludur.

Ziegler: Ancak komisyon Başkanı Ursula von der Leyen “gözdağı politikası” uyguluyor. Ursula von der Leyen, eziyet gören insanları tehdit olarak görüyor. Güneyde kalan sınırları kapatarak “Avrupa birliği sınır güvenlik birimi” olarak bilinen Frontex’i silahlandırıyor. Sınırları kapatmak bir insanlık suçudur.

Weber: Affedersiniz ama Frontex’i karalayamazsınız. Ayrıca, sınırları Ursula von der Leyen değil Yunan hükümeti kapattı ve bu, sınırların ulus devletlerin sorumluluğu altında olmasından kaynaklanan doğal bir haktır. Mülteci hukuku istenildiği gibi yürütülemiyor, çünkü Avrupa’nın ortak bir mülteci hukuku yok.

Ziegler: Biçimsel hukuk açısından bakılırsa, evet haklısınız. Ama “sığınma hakkını” askıya alan ve mültecilerin üstüne mermiler yağdıran yine sizin meslektaşınız, Yunan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis’tir. Bu konuda Avrupa Birliği itici güçtür. İltica kurumunuz “Avrupa İltica Destek Ajansı” (EASO) temsilcilerinin iltica prosedürü üzerinde belirleyici etkisi var. Avrupa Birliği sahil güvenliği finanse eder, EASO’da Frontex’i.

Zeit : Sayın Ziegler, kitabınızda Avrupa Birliği politikasının bu bölümünün, silah lobisinin başarısı olduğunu söylüyorsunuz. Bu daha çok solcu bir broşürün jargonuna benziyor.

Ziegler: Eğer Frontex mültecileri püskürtmek isterse, lastik botların etrafına kurşun yağdırır. Böylelikle teknelerin geri dönmesi beklenir. Sadece bu illegal “push back” (geri itme) politikası bile Avrupa’nın ahlaki temellerini zedelemeye yetiyor. Ursula von der Leyen, Yunanistan’ı Avrupa’nın koruyucu kalkanı olarak adlandırmaktadır.

Weber: Avrupa Birliği, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın şantajlarını engellemek için “koruyucu kalkan” nitelendirmesini kullanmıştır. Cumhurbaşkanı’nın mültecileri eski otobüslerle sınırlara kadar getirmesine karşılık, Avrupa birlikte hareket ettiğini göstermek zorunda kaldı. Yasa ve düzen sınırlarda uygulanmalıdır! Ve diğer bir tartışma konusu: her devlet kimin sınırlarını geçip içeri girebileceğine karar verme hakkına sahiptir. Ancak Avrupa Birliği bunu göç edilen bölgelere yapacağı etkili yardım politikaları ile birleştirmeli ve ihtiyaç sahiplerine “insani vize” vermelidir. Biz daha önce Almanya için 200.000 sığınmacı “üst sınırını” tartıştık. Buna göre Avrupa daha cömert davranıp “zor zamanlarda” daha fazla mülteci kabul edebilir.

avrupa-nin-multeci-politikasi-insanlik-ya-da-dikenli-tel-763224-1.
Jean Ziegler

Ziegler: Sayın Weber’in “üst sınır” kavramını çok kötü buluyorum. Şöyle bir ifade olamaz: insanlara belirli bir sayıya kadar işkence yapılamaz ancak bu sayının üstünde, insanlar işkenceye maruz kalabilirler. 1984 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi’nin 14. maddesi şunu söyler: “Herkesin, sürekli baskı altında tutulduğunda, başka ülkelere sığınma ve kabul edilme hakkı vardır.”

Weber: Dünyanın her yerinde, Kanada gibi liberal ülkelerde bile, devletler kaç kişiye yardım edebileceklerini tanımlarlar. Avrupa‘da, yardım edebileceği insan sayısı konusunda kota koymalıdır. Vatandaşlar, bu konuda belirleyici olanın insan kaçakçıları değil, devlet olduğunu bilmelidir. Bu tavır popülistlere karşı mücadelede de önemlidir.

Zeit: Bu, AFD’nin “üst sınır” belirlediği anlamına mı geliyor?

Weber: Hayır! Popülizmi kopyalamaya çalışan herkes popülizmi güçlendirir. Bizler, Almanya’daki AFD, Fransa’daki Le Pen ve İtalya’daki Salvini ile ancak zamanımızın problemlerine inandırıcı çözümler sunarak savaşabiliriz.

Ziegler: Ancak Komisyon’un Avrupa’daki ırkçıların güçlenmesini engellemek çabası ile mülteci sayısını azaltmaya yönelik stratejisi, mülteci sayısını aslında ırkçıların belirlediği şüphesini uyandırıyor.

Zeit: Siz de sağcılar tarafından alkışlanmaktan endişe etmiyor musunuz sayın Ziegler? Avrupa Birliği Komisyonu’ndan bahsederken “Brüksel’deki suçlular” ve “karanlık bürokratlar” tanımlamalarını kullanıyorsunuz. Kullandığınız bu dili popülistler ve aşırı sağcılar da kullanıyor.

Ziegler: Irkçıların işini kolaylaştıran ben değilim, Avrupa Birliği’nin politikasıdır. Ve Avrupa bu politikasıyla korkunç bir hata yapıyor. Irkçılar tüm insanlığın düşmanıdırlar ve ırkçılıkla savaşılmalıdır. Nokta.

Zeit: Irkçılıkla mücadelenin yolu daha fazla mülteci kabul etmekten mi geçiyor?

Ziegler: Burada en önemli nokta “temel insan haklarıdır.” Temel insan hakları mutlaktır ve üzerinde pazarlık yapılamaz. Bunlar her sözleşmenin ve kanunun üzerindedirler. Ve temel insan haklarının hemen uygulanması zorunludur.

Zeit: Sayın Weber, Avrupa Birliği Midilli Adası’nda yaşanan dramdan nasıl kurtulacak?

Weber: Her şeyden önce Avrupa ülkelerinin daha fazla mülteci kabul etmeye hazır olması gerekmekte. Almanya bile şimdiye kadar başvuranlar arasında belirli grupları seçti: çocuk ve gençlerden yalnız olanları ve bunların arasından da daha çok kadınları. Eğer daha fazla Avrupa ülkesi yardımda bulunursa, Yunanistan’dan da prosedürü hızlandırması istenebilir.

Zeit: Sayın Ziegler, size göre şu an somut olarak ne yapılması gerekiyor?

Ziegler: Midilli Adası’ndaki kamplar derhal kapatılmalı ve mülteciler anakaraya getirilerek 27 Avrupa Birliği ülkesine dağıtılmalıdır. Yaklaşık üç yılı aşkın bir süredir “yer değiştirme planı” var ve her ülke için bir kota belirlendi. Ancak bu plan hiçbir işe yaramadı, çünkü özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri mülteci kabul etmeyi reddettiler.

Weber: Evet, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri de bu sürece katılmak zorunda. Ancak biz Almanlar’da, geçmişte yapılanlara bakıp, kendimizi eleştirmeliyiz. 2015 yılına kadar, Alman Federal Hükümeti de Avrupa dağılım kotalarını, kategorik olarak reddetti. Bizde sadece başkalarını suçlamaktan vazgeçmeliyiz.

Ziegler: Avrupa Birliği, milyarlarca dolarlık sübvansiyonları keserek Doğu Avrupalılar’ın aklını başına toplamalarını sağlayabilir. Ancak Ursula von der Leyen bile bu aşırı sağcı hükümetlerin oylarıyla seçildi.

Weber: Avrupa Birliği, basın özgürlüğü veya hukukun üstünlüğü gibi temel hakların ihlal edildiği ülkeleri “para kesme” ile cezalandırmalıdır. Ancak mevcut mülteci politikasının hukuki durumu, dağılım mekanizmasının uygulanması konusunda geçerli bir zemin oluşturmamakta. Dolayısıyla hiçbir ülkeye, kanun ihlali suçlamasında bulunulamaz. Bu yüzden bir atılım yapmak zorundayız ve bu çoğunluğun oyları ile mümkün. Devlet ve hükümet başkanlarından bu konuda daha cesur adımlar atmalarını bekliyorum.

Zeit: Alman Federal Hükümeti temmuz ayı sonunda Avrupa Birliği Konsey Başkanlığı’nı devralacak. Acaba Alman Hükümeti bu tarz kararların alınmasında etkili bir rol oynayabilir mi?

Weber: Benim beklentim oldukça yüksek. Komisyon yakın bir zamanda, Federal Hükümet’in Konsey Başkanlığı süresince, mümkün olduğunca ilerleyebilmesi için bir yasa önerisi sunacak. Bunun dışında Afrika’ya ve diğer kriz bölgelerine nasıl daha iyi yardım edebileceğimize bakmalıyız, ve evet: bu “Avrupa yaşam modelini” nasıl koruduğumuzu da görmeliyiz.

Ziegler: Sanki sömürgeci bir dünya görüşünüz var gibi.

Weber: Hayır, böyle bir dünya görüşüm yok.

Ziegler: Evet var, çünkü siz bir medeniyeti diğerlerinden daha üstün görüyorsunuz.

Weber: Aslına bakarsanız, Avrupa yaşam tarzı bana Çin ya da Amerikan yaşam tarzından daha çekici geliyor. ABD‘de hala ölüm cezası var ve daha herkes için geçerli doğru dürüst bir sağlık sigortası yok. Ayrıca demokrasimiz, hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğü ile de gurur duyuyorum.

Ziegler: Avrupa yaşam tarzını, “gözdağı politikası” ile korumayı istemek, Avrupa’nın dünya görüşü ile çelişmektedir. Bu politikanın kurbanlarından bizi ayıran tek şey tesadüfen doğduğumuz yerdir. Sayın Weber, sizde yıllarca dikenli tellere tutunarak, iltica kararının sonucunu bekleyen bir ailenin babası olabilirdiniz.

Weber: Sayın Ziegler, kendimizi olduğumuzdan daha kötü göstermek zorunda değiliz. Milyonlarca mülteciye kapılarımızı açtık. Donald Trump gibi “artık dünya bizi ilgilendirmiyor” da demedik.

Ziegler: Size şu konuda hak veriyorum: Alman demokrasisi muhtemelen en dinamik demokrasi. Sabırsızlığınızı hissediyorum ancak bu sabırsızlık hiçte üretken değil. “Vicdan ayaklanmasına” ihtiyacımız var. Anayasa bizlere Avrupa Birliği’nde bir “misafirperverlik politikası” uygulayabilmemiz için gerekli tüm araçları ve silahları vermektedir. İfade özgürlüğünden genel greve kadar.

Weber: Sizden farklı olarak, ortak çözümler bulunmasını umut ediyorum. Bu çözümler üç konuyu kapsamalıdır; sorunun köken aldığı ülkelerde daha iyi koordine edilmiş kalkınma yardımı, dış sınırların daha iyi korunması, iltica hakkı kazananların adil bir şekilde Avrupa ülkelerine dağılımı. Üye ülkelerin büyük bir kısmı - tercihen 20’den fazlası- sabit kota uygulamasını kabul etmelidir.

Ziegler: Bu sabah şafak vaktinde, Fransa sınırındaki köyümde, sizi ikna etme umuduyla uyandım. Hiç vakit kaybetmeden tüm etkinizi kullanarak, bu insanlık dışı kampların tahliye edilmesi için çalışacağınızı ümit ediyordum; sanırım bunu başaramadım. Alman Konsey Başkanlığı’na olan güveniniz kuru bir dilekten ibaret. Bir şeyler “şimdi” yapılmalı, bir sonraki gün değil.

Die Zeit’ten çeviren: Nurcan DİKME YAŞAR

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız