birgün

-3° AÇIK

KÜLTÜR SANAT 09.11.2020 10:16

Bazen bizden daha ‘uslu’ları tercih ettiler

Alternatif rock grubu Zakkum, 20’nci yılında ‘Duble’ adını verdikleri, 30 şarkılık bir albümle dinleyiciyle buluştu. Grubun vokalisti Yusuf Demirkol, “Rakı başta olmak üzere alkolü çağrıştıran şarkılarımız olduğu için birçok sansür ve yasakla da karşılaştık. Konser verebileceğimiz kimi yerlerde, bize göre daha ‘uslu’ çocuklar tercih edildi” diyor

Bazen bizden daha ‘uslu’ları tercih ettiler

IŞIL ÇALIŞKAN

Anason, Ben Ne Yangınlar Gördüm, Ahtapotlar gibi şarkılarıyla geniş kitlelere ulaşan alternatif rock grubu Zakkum, kuruluşunun 20’nci yılını bir albümle kutluyor: “Duble”. Grup üyeleri 30 şarkıdan oluşan bu albümün single dönemine de bir gönderme olduğunu ifade ediyor.

Şarkı sözlerinin Cem Senyücel’e, bestelerin ise Yusuf Demirkol’a ait olduğu albümün kapak tasarımı için benzerine pek sık rastlamadığımız bir yöntem tercih edildi. Albümdeki 30 şarkıyı sembolize eden otuz ayrı ikon kullanıldı.

Grup üyeleriyle albümü ve geçen 20 yılı konuştuk.

► Bir müzik grubunun 20 yıl sürdürülebilirliğini sağlamak kolay olmasa gerek. 20 yılda neler değişti? Geriye dönüp baktığınızda ne görüyorsunuz?

Eren Parlakgümüş: Bu soruyu aslında neler değişmedi diye sorsanız cevaplaması çok daha kolay olurdu. 20 senede, hemen her şey değişti diyebilirim. Hayatlarımız, bazı bakış açılarımız, çevremiz, ailemiz, ve şu an sayamadığım daha birçok şey.

Cem Senyücel: Ülke değişti. Bu zaten hayatın en küçük çarkına kadar yansıyor. Aslında jenerasyon olarak çok fazla şeye tanık olduk. Gezi olayları, pandemi, deprem, darbe, ekonomik erozyonlar, teknolojik ivmelerin hızı, sosyal medya ve tanımı her gün değişen özgürlük anlayışı.

Yusuf Demirkol: Sosyal medya birçok başka şeyi de beraberinde getirdi. Artık herkesin önünde konuşabileceği mikrofonu var. Üzerine fikir yürüttüğü konuda ehil olması gerekmiyor. Fikir sahibi olmadan söz sahibi olunan bir dönem. Ayrıca insanın ne kadar acımasız olabildiğini de görebildiğimiz bir süreç. Bizler, insanların beğenisine sunulan içerikler üreten taraftayız ve bu tarafta olanların psikolojik olarak çok güçlü olmaları gerektiğini düşünüyorum. Eğitimde ciddi bir erozyon var ve eğitimden mahrum kişinin yaptığı eleştiri tamamen amacından sapabiliyor. Büyük emek verdiğin bir çalışma, hiç düşünmeden kurulmuş birkaç özensiz ve amacı sadece incitmek olan cümleyle hırpalanıyor.

► Duble’nin hikâyesi nedir? Sizden dinleyelim. 30 şarkı bir albüm için oldukça fazla hele ki single kültürü günümüzde bu kadar yaygınken…

Eren Parlakgümüş: Aslında başlangıçta duble olarak yola çıkmamıştık. Çalışmalar ilerledikçe şarkıları bir albüme sığdıramayacağımızı anladık. 20 yılımız özelinde de, genelde sanatçıların single ile yetindiği bir dönemde, kendimizi bu şekilde ifade etmenin güzel ve birlikteliğimize yakışır bir durum olacağını düşündük.

Cem Senyücel: Beatles’ın White Album adında bir duble albümü var. George Harrison neden duble bir albüm yaptıkları sorusuna “Çünkü çok fazla şarkımız birikmişti” diyor. Bizde de tam olarak aynı durum söz konusuydu. 30 şarkıyı aynı anda yayınlamanın, 2020 için tuhaf bakılan bir hareket olduğunun farkındayım. Bir şarkı yayınla ve sonra altı ay yan gel yat yöntemine dönüştü müzik piyasası. Biz ticari olarak doğru mu yanlış mı diye düşünmeden çıkardık “Duble”yi. Şarkılar bizde kalmasın; bir an önce evlere, odalara, insanlara emanet edilsin istedik. Başka zamana saklamak anlamsız geldi. Üretim sıkıntısı çeken bir grup değiliz. Yenilerini yaparız, yapıyoruz da.

bazen-bizden-daha-uslu-lari-tercih-ettiler-802808-1.

BİRÇOK SANSÜR VE YASAKLA KARŞILAŞTIK

► Siz rakı kültürünü şarkılarınızda bolca geçiren bir grupsunuz. Bugün rakı kültürünü müzikte de olsa kullanmak oldukça politik.

Yusuf Demirkol: Rakı kültürü, bu toplumun her gece yaşattığı ve yaşatmaya devam ettiği bir kültür. Ki biz de bu kültürün bir parçası olduğumuz için, ‘Anason’ doğdu. Rakı içen özgürlükçü ve muhalif; içmeyen yobaz veya muhafazakâr gibi karşılıklar bence doğru değil. Öte yandan, rakı başta olmak üzere alkolü çağıran ve çağrıştıran şarkılarımız olduğu için, birçok sansür ve yasakla da karşılaştık. Konser verebileceğimiz kimi yerlerde, bize göre daha “uslu” çocuklar tercih edildi.

Cem Senyücel: Anason şarkısının özeline inersek; şarkıyı sadece bir bardak rakıya indirgemenin de yanlış olduğunu düşünüyorum. Anason, yaşamın kendisiyle, yaş almakla, geride insanlar ve yıkımlar bırakmakla ilgili bir şarkı. Çözümlemesinde tek cümlelik bir rakı çağrışımı var sadece...

► Sanat politik midir sizce?

Cem Senyücel: Sanat politik olmak zorunda değil. Sanatçının kendisini apolitik yapmaz bu. Protest bir tavrı olan, o isyanı misyon edinmiş bir sanatçı olabilirsiniz. Fakat sadece hayatın kendisiyle, insanla ve duygularla ilgili şarkılar da yapabilir ve siyasi patikalara hiç girmeyebilirsiniz de. Örneğin Led Zeppelin veya Queen’in herhangi bir siyasi içerikli şarkısı yoktur. Bob Dylan fevkalade politiktir ama Tom Waits politik içerikli şarkılar yazmaz. Her ikisi de ‘ozan’ kabul edilir. Bu, Tom Waits’in hiç politika ile ilgilenmediği veya apolitik olduğunu göstermez. Şarkılarını o güzergâhtan uzak bir yerde tuttuğunu gösterir sadece.

Eren Parlakgümüş: Sanat insanın kendini ifade etmesinin bir yolu. Yani konuşmak gibi veya vücut dili gibi doğal bir şey. Beynimizdekileri dışarı aktarmanın bir yolu. O nedenle aslında ne anlatacağınız konusunda da bir kalıba sığdırmak mümkün değil. Kısacası neyi değil nasıl anlatacağınızı ifade eder bence. O nedenle politiktir veya değildir diyemem.

***

Bugün sağ ve solun anlamı değişti

► Yıllarınızı Ankara’da geçiriyorsunuz. Bu şehrin siyasi havası sanatı nasıl etkiliyor?

Yusuf Demirkol:
1999’da grubu kurduğumuzda, Ankara Üniversitesi’nde ilk senemdi. Siyasal Bilimler’in hemen arkasındadır İletişim Fakültesi. Siyasi olaylarla çalkalanan okulların başında gelir okulum, biliyorsunuz. Müzik ve siyaseti aynı anda teneffüs etmeye başladım diyebilirim Ankara’ya geldiğim günden itibaren. İlk senemde çok sevdiğim Siyaset Bilimi hocam, Ahmet Taner Kışlalı siyasi bir cinayete kurban gitti. Çok yıkıcı oldu hepimiz için. Üniversite kantininde kendince solculuk oynayan çocuklarken, işin bu sert yüzü ile karşılaşmanın bende buz etkisi yarattığını hatırlarım. Bu atmosferde, eski adımızla Raindog’un ilk bar programları başladı.

Cem Senyücel: Şu da var. O dönem, bugünkü kadar politika ile iç içe bir atmosfer yoktu. Öğrenciler ve genç kesim, bizden çok daha sonra politize oldular. Özellikle Gezi Olayları sonrasında. O dönemde de yine sahnelerdeydik ve Ankara’da yaşıyorduk.

Yusuf Demirkol: Bugün sağ ve solun anlamı da değişti. Hatta kavramlar iç içe girdi. 2000’lerin ortalarından sonra bence siyaset, üzerine konuşmak ve zihinsel mesai harcamak için fazlaca değersizleşmeye başladı. Kavramların içi boşaltıldı. Biz bu kavramların içinin daha dolu olduğu dönemin sonlarını iyi kötü yakalamıştık. Yakalayamadığımız kadarını da okumuştuk. Bugün yeni gelen nesil için bazı kelimelerin karşılıkları farklı. ‘Özgürlük’ kelimesi örneğin.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız