birgün

27° AÇIK

'Buradan' Mektup: “Gezi herkesti, hepimizdi”

Gezi Davası'nda hukuksuz biçimde 18 yıl hapse mahkûm edilen isimlerden Çiğdem Mater'in Bakırköy Kadın Cezaevi'nden gönderdiği mektubu yayımlıyoruz.

BİRGÜN PAZAR 22.05.2022 06:30
'Buradan' Mektup: “Gezi herkesti, hepimizdi” İllüstrasyon: Kemal Gökhan Gürses
Abone Ol google-news

Çiğdem MATER

Canım Baraniko, canım Alaziko;

Biliyorum, neredeyse bir aydır neden “burada” olduğumu anlamaya çalışıyorsunuz, sürekli soruyorsunuz ve kuvvetle muhtemel ki, pek de anlayamıyorsunuz.

Yalnız değilsiniz. Memleketin de çoğu anlamıyor, bizi “buraya” koyanlar da anlatamıyor, anlatabilecek bir şeyleri olmadığından.

Ama artık kocaman olduğunuz için size neden “burada” olduğumu anlatmasam da dokuz yıl önce o haziranda ne olduğunu anlatabilirim:

Siz de belki beş altı yıl sonra Ege ile Vera’ya anlatırsınız.

Onlar da sonra kim bilir kimlere…

Baraniko, sen daha yeni doğmuştun. Bahar ile gelmiştin. Tam iki aylıktın! Henüz parka gelebilecek “boyda” olmadığın için evden katılıyordun, üzerinde #direngezi yazan pankartınla.

Alaziko, sen henüz ortalıkta yoktun. Ama biz parkta annen ve baban ile birlikteydik. Bir bahar akşamıydı her şey başladığında, limonata gibiydi hava.

Gece geç saatlerde geldi haber: “Gezi Parkı’na iş makinaları girdi.”

Aslında ne zamandır konuşuluyordu Gezi Parkı’na “bir şeyler” yapılacağı…

Kentine, parkına, ağacına sahip çıkmaya çalışan bir grup Don Kişot birkaç yıldır parkı park olarak korumak için olabildiğince ses çıkarmaya çalışıyordu.

Her türlü hukuki yolu deniyorlar, İstanbullulara dertlerini anlatmaya uğraşıyorlardı. Ama ne yazık ki sesleri pek duyulmuyordu.

İşte ne olduysa o akşam oldu.

“Parka iş makinaları girdi” denince insanlar hareketlendi, Don Kişotlar ufak ufak kalabalıklaşmaya başladı.

Dozerlerin önünde duranlar da gördük, ağaçlara sarılanlar da, ağaçların tepesine çıkıp, kuş gibi konmaya çalışanlar da.

Parka gelip çadır kuran gençleri gördük.

Sonra o çadırları ateşe verenleri.

O çadırların ateşi, Türkiye’nin daha önce benzerini görmediği günleri yaşattı hepimize.

Polis, şiddetini hiç kesmeden sürdürdü.

Çoğu hayatında polisle ya da devletle hiç karşı karşıya gelmemiş, önce yüzlerce, sonra binlerce, sonra on binlerce insan, o şiddet sarmalına rağmen bir adım geri atmadı.

Tam tersine, İstanbul’da Gezi Parkı’nda ve Türkiye’nin dört bir yanında; Bayburt hariç bütün şehirlerde, parklarda, meydanlarda bir parka sahip çıkmak için bir araya geldiler.

Gezi, hepimizi olanca sıradanlığıyla kendiliğinden bir araya getiren bir parktı, evet. Hikâyesi upuzun, memleket gibi bir park.

Eski bir Ermeni mezarlığının, bir Ermeni mülkünün bir kısmını “kamulaştırarak” yapılmış, evsizlere, çocuklara, göçmenlere, kuirlere “ev” olmuş bir park. Dedim ya memleket gibi. İşte tam da bu yüzden herkes oradaydı, hepimiz oradaydık.

Eminim, “Dertleri ağaç değildi” diyenler karşınıza çıkacaktır.

Doğru.

Bu parkın ağaçları, kaç çocuk yapacağımızı söyleme cüreti gösterenlere karşı da, kiminle aynı evde oturacağımıza karar verme cüreti gösterenlere karşı da yerinde kalsın istiyorduk.

Eteğimizin boyuna, şarkımızın diline, hadlerineymiş gibi karışmaya çalışanlara kocaman kalabalıklarla ve ağaçlarımızla yanıt verdik.

Kesilmesini engellediğimiz her ağaç, geceleri sokakta özgür yürüme hakkımızdı.

Dökülmesini engellediğimiz her beton, istediğimiz aşkı kimseye hesap vermeden yaşama özgürlüğümüzdü.

O haziranda, o ağaçlar ve o park için şu memlekette gönlümüzün istediği gibi yaşayabilmek için bir araya gelen, birbirini tanıyan, tanımayan, aynı fikirde olan, olmayan, milyonlarca insan günlerce sokaktaydı.

Neşe ile kahkaha ile dayanışmayla direndiler şiddete.

O şiddet, o uzun haziran da ve sonrasında, Ethem’i, Ali İsmail’i, Ahmet’i, Medeni’yi, Abdullah’ı, Hasan Ferit’i, Mehmet’i ve Berkin’i aldı aramızdan.

Hepsi ne güzel gülümseyen, ne şahane çocuklarıydı memleketin.

Canım Baran, Canım Alaz; diyorlar ki, “Siz sekiz kişi, Gezi’yi organize ettiniz.”

Haşa. Estağfurullah.

Anlattım işte. Herhangi birinin, birilerinin yapabileceği bir şey değildi Gezi, mantığa da akla da aykırı.

Kendiliğindendi, herkesti, hepimizdik.

Hepimiz oradaydık.

Kendimizi bugün burada olan bitene şaşırırken buldukça, hâlâ şaşırabilmenin, ne kadar kıymetli olduğunu konuşuyoruz.

O haziran da öyleydi benim için. Her gün şaşırdığım.

Sizin yaşınızdayken bana tıpkı benim size yazdığım gibi “buradan” mektuplar yazan Melih Pekdemir, on yıllar sonra bana yine mektup yazmış BirGün’de:

“Şaşırmak yaşadığının ayrımına varmaktır” demiş, bizim de “burada” şaşırmak üzerine konuştuğumuzu bilmeden.

Ondan aldığımı, size yolluyorum ben de.

Umarım çok şaşıracağınız, hiçbir şeyi normalleştirmeyeceğiniz bir hayatınız olur.

Sahi, söylemeyi unuttum: Beni, bizi “buraya” gönderenler “Gezi Parkı eylemleri başarıya ulaşamadığı için” demişlerdi.

Gezi Parkı orada ağaçlarıyla, insanlarıyla bizi bekliyor.

Umarım, çok kısa bir süre sonra, hep birlikte parkımızda, çimlerde yuvarlanabiliriz.

Benim gelişim uzarsa siz arada gidip parka göz kulak olun, olur mu?

İkinizi de kucaklıyorum.

Not: 9 yaşındaki Baran ve 7 yaşındaki Alaz çok yakın arkadaşlarım. Olan bitenin çok saçma olduğunu düşünüyorlar, çok da haklılar.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol