birgün

12° AÇIK

BİRGÜN KİTAP 13.11.2020 12:24

Çok sevdiğim arkadaşlarıma duyduğum özlemin yansıması

Nehir Yarar "Akran zorbalığı, ergenlik dönemi sıkıntıları, adaletsiz bir düzeni reddeden, haksızlığa boyun eğmeyen insanlar, engelli bir bireyin ailesinin duygu durumu, hayvan sevgisi, akrabalık ve komşuluk ilişkileri 'Anlat Dede’nin kucakladığı başlıklar oldu" diyor.

Çok sevdiğim arkadaşlarıma duyduğum özlemin yansıması

MEHMET ÖZÇATALOĞLU

Her kitabında bir farkındalık yaratmayı amaçlayan Nehir Yarar'la Elma Çocuk tarafından yayımlanan 'Anlat Dede' adlı kitabını konuştuk.

► Çocuk ve gençlik edebiyatında çok işlenmemiş bir konuyu ele almışsınız. Bulgaristan göçmenlerini konu etmenizi sağlayan ne oldu?
Bulgaristan konusundaki farkındalığım çocukluk yıllarında seyrettiğim Yeniden Doğmak dizisiyle başlar. Aysel’in gözyaşlarını unutmak mümkün mü? Ne çok acı ve hüzün yüklüydü. Bir de çok değerli sporcumuz Naim Süleymanoğlu var. Seksenli yılların sonunda Türkiye’ye getirilişi ve olimpiyat madalyalarıyla bizleri gururlandırması hâlâ aklımda. Fakat Bulgaristan göçünü kitap konusu olarak belirleme serüvenim Bursa’da görev yaptığım yıllara dayanır. Hürriyet Başöğretmen İlköğretim Okulu’nda Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmiş birçok öğretmen arkadaşla çalıştık. Bulgaristan üzerine öyle çok şey dinledim ki o arkadaşlarımı bir kitabımın içinde toplama fikri doğdu. Kitapta yer alan isimlerin bazısı hâlâ aynı okulda görev yapıyor, bazıları emekli oldu. Maalesef aralarından vefat eden de var. 'Anlat Dede' bir bakıma çok sevdiğim arkadaşlarıma duyduğum özlemin bir yansıması.

► Konuyu yüzeysel olarak geçtiğinizi gördüm. Günce'nin günlük yaşamı daha çok ön plana çıkmış. Niçin derinleştirmediniz konuyu?
Haklısınız. Bulgaristan’da yaşanmış olan zulmü, acıyı, üzüntüyü daha da derinleştirebilirdim. Üstelik bu konuda yazacağım çok fazla hayat hikâyem de mevcuttu. Ancak bu kitabı çocukların okuyacağı fikri beni frenledi. Zaten günlük yaşamlarında öyle çok dramla, acıyla karşı karşıya kalıyorlar ki 'Anlat Dede’yle bu duyguların ölümsüzleşmesini istemedim. Hatta kitabın göçle ilgili bölümlerini yazarken özellikle dikkat ettim. Çünkü çocuklara kin duygusu aşılamak gibi bir niyetim yoktu. Olayların Bulgaristan halkıyla alakalı olmadığını özellikle vurguladım ki okuyan çocuklar komşu ülkenin insanına karşı olumsuz duygular içine girmesin. Göç öyküsünü sarmalayacak ve gündelik yaşamımızda sıkça karşılaştığımız konulara ihtiyacım vardı. Bu yüzden Günce’nin yaşamını ön plana çıkararak toplumsal sorunlara, çocukların okulla ilgili sıkıntılarına dilim döndüğünce değinmeye çalıştım. Akran zorbalığı, ergenlik dönemi sıkıntıları, adaletsiz bir düzeni reddeden, haksızlığa boyun eğmeyen insanlar, engelli bir bireyin ailesinin duygu durumu, hayvan sevgisi, akrabalık ve komşuluk ilişkileri 'Anlat Dede’nin kucakladığı başlıklar oldu.

► Biraz Günce'den de söz eder misiniz? Kitapta okuyoruz yeteri kadar ama yazarının da ağzından dinlemek isteriz, yazıya dökülmeyen yanları var mı?
Günce duygusal bir çocuk. Hani sınıflarda pek sesi çıkmayan ama konuşsa her konuda söyleyecek sözü olan o saklı cevherlerden. Ailesiyle arası çok iyi, arada sırada sınırları zorlayıcı bazı girişimlerde bulunsa da ailenin mantıklı duruşu, doğruyu kavramasında etkili. Etrafımızda esnafa selam veren, yeri geldiğinde eleştiren, hayvanlarla etkileyici diyaloglar kuran, akrabalık ilişkilerinde sevgi dolu çocuklar artık pek yok. İşte Günce bu yazdıklarımın hepsiydi. Günce’yi yazmak öyle güzeldi ki dosyayı bitirdiğimde ona veda etmek kolay olmadı.

► Her kitabınızı okudum neredeyse ve hepsinde bir duyarlılık hissettim. Toplumsal bir konuyu/ durumu/ şikâyeti satır arasına mutlak yerleştiriyorsunuz. Şu satırlarda da bunu gördüm. "Balkan Harbini bilir misin? Bilmez miyim, sınavlarda sık sık karşıma çıktığı için savaşların tarihi ezberimde. Ben tarihlerden bahsetmiyorum evladım. Benim için yaşananlar önemli. Tarih ezberlemek yerine o dönemlere ait birkaç yaşam öyküsü dinlesen bir daha hiç aklından çıkmaz olanlar." Eğitim sisteminin pürmelali diyebilir miyiz?
Tarihi konuları sadece kronolojik olaylar sıralaması olarak ezberletirsek, olanları sanki bizimle hiç alakası yokmuş gibi bir dille anlatırsak tarihi öğrenmek isteyen çocuk arkasına bakmadan kaçar. Ya da sıkı bir ezberle ancak sınav sonuna kadar belleğinde tutar bilgiyi. Bir bilginin kalıcı olmasını istiyorsanız çocuğun duygularını harekete geçirmeniz gerek. Sevinci, acıyı, hüznü yaşamasını sağlayacak olaylar, mekânlar, anılar daima zihnimizde yer eder. Kitapta bunu özellikle vurguladım.

► Sıcak bir aile yapısını da görüyoruz kitapta. Aynı apartmanda dedeler torunlar, babalar çocuklar, gelin-kayınvalide vs. Günümüzde çok kalmadığını düşünüyorum bu yapının. Özellikle de anakentlerde. Böyle bir yapıyı tercih nedeninizi sormak isterim.
Kitabımızda yer alan o sıcak aile ortamına büyük şehirlerde pek rastlanmıyor. Fakat Bulgaristan’dan göç eden arkadaşlarımın aileleri ve komşuları arasında tıpkı kitaptaki gibi bir ilişki vardı. Sık sık birbirlerini ziyaret ettiklerine, sıkıntılı durumlarda sımsıkı kenetlendiklerine, hep birlikte eğlenip üzüntüleri birlikte göğüslediklerine çok şahit oldum. Çalışkanlıklarına, dürüstlüklerine, aile ve arkadaşlık ilişkilerindeki özene hayranlık duyduğum dostlarımın aile yapılarını da aktarmaya çabaladım.

► Son olarak; Atatürk’le ilgili bir kitabınız daha yayımlandı. Atatürk üzerine yazılan kitapların sayısı öyle çok oldu ki herkesten farklı olarak ne yazdınız, diğerlerinde okumadığımız neleri okuyacağız bu kitapta?
Atatürk üzerine yazılan tüm kitapları okumadım bu yüzden şu açıdan farklıdır diyemem. İlkokul düzeyinde yazdığım 'Tut Elimden Atatürk' adlı kitabımda mümkün olduğunca sade bir dil kullandım. Türkçe olmayan sözcükleri hemen arkasından gelen bir pekiştirme cümlesiyle açıklamaya çalıştım. Özellikle Atatürk ve Milli Mücadele dönemini anlatan kitaplarda ilkokul öğrencilerinin sözcük dağarcığı aşılır ve okumak zorlaşır. Yirmi bir yıllık öğretmenlik deneyimime dayanarak söyleyebilirim ki çocuklar anlamadıkları sözcüklerle sık sık karşılaşırlarsa kitaptan çabucak kopuyorlar. Benzer durumu klasikleri okuturken de yaşıyoruz. Sürekli öğretmenin yanına gidip sözcüğün anlamını öğrenmeye çalışmak ya da sözlük karıştırmak çocukların dikkatini dağıtıyor. Bunun olmaması için özen gösterdim.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol