birgün

19° PARÇALI AZ BULUTLU

Çözüm köklü değişimde

İktidar ülkeyi uçuruma sürüklerken düzen içi muhalefet de sandık çağrısı ve restorasyondan öte bir program ortaya koymuş değil. Yalnızca seçimi işaret ederek krizin çözülmeyeceğini belirten sosyalist partiler, düzenin köklü bir değişiminin şart olduğuna vurgu yapıyor.

SİYASET 06.01.2022 09:14
Çözüm köklü değişimde
Abone Ol google-news

Saray rejimi ülkeyi ekonomik ve siyasal kriz sarmalına soktu. Enflasyon 19 yılın rekorunu kırarken yeni yılla birlikte en temel ihtiyaç maddelerine yapılan yüksek oranda zamlar milyonlarca yurttaşı daha da yoksullaştırdı. Muhalefet ise ‘sandığı bekleyin’ söyleminden öteye geçemedi. ‘Geçinemiyoruz’ diyerek hükümeti istifaya çağıran yurttaşlar ülkenin pek çok noktasında sokaklara çıkarken Meclis muhalefeti kamucu bir alternatif program ortaya koymadı. AKP’nin ilk yıllarına öykünen, mevcut rejimde bir takım restorasyonlarla yetinen, AKP’nin alternatifi olarak yine sağ koalisyonlara yönelen muhalefetin halkın sorunlarına çözüm üretmeyeceğinin altını çizen sosyalist partiler ise düzenin köklü bir değişiminin şart olduğuna vurgu yapıyor.


AKP’YE MANEVRA ALANI AÇTIRMAYALIM

SOL Parti Başkanlar Kurul Üyesi İlknur Başer: Erdoğan ve rejimi tükendi, sadece ömrünü uzatmaya çalışıyor. Bir NAS bir Çin modeli derken halka ağır bedelleri olan bir şapkadan bir tavşan çıkarma girişimi daha hüsranla sonuçlandı. Bir avuç suçlu ve soyguncu azınlık dışında herkes bu iktidardan kurtulmak istiyor. Erdoğan da bunun farkında ki dün iç savaş çığlıkları atmaktan kendini geri alamadı. Bu da kaybetme ruh halinin bir göstergesidir.

cozum-koklu-degisimde-964211-1.



Meclis muhalefetinin her fırsatta seçim anını işaret eden anlayışlılarıyla başarmak mümkün değil. Bu tutukluk aksine AKP’ye yeni manevra alanı açmak dışında bir işe de yaramıyor. Daha da önemlisi muhalefet bloku ekonomik ve siyasi kriz karşısında bir alternatif politikaya da sahip değil. Oysa sadece enerji zamlarına bakılarak dahi krizin, öyle bir seçim kazanmayla çözülebilecek bir kriz olmadığı kolayca görülebilir.

Enerji faturalarını ikiye katlayan zamlarla nasıl mücadele edilecek? Enerji üretim ve dağıtım şebekeleri tümüyle özelleştirilip, şirketlere devredilmiş durumda. Sadece enerji değil iletişim, ulaşım alt yapısı da tüm üretim yapısı da öyle… Eğitimden sağlığa tüm kamu hizmetleri de ticarileştirildi… Zamların arkasında şirketlerin egemenliğine devredilmiş bir piyasa düzeni var. Böyle bir krizde, enerji şirketlerinin kamulaştırılması için mücadele etmeksizin zamlara karşı duramazsınız ya da TEKEL’den SEKA’ya kapatılmış tüm kamu işletmelerinin geri alınması için mücadele etmeksizin bu krize çözüm bulamazsanız. Sosyalist SOL bir çıkış yolunun güçlendirilmesi bu nedenle önemli.

SOL Parti olarak elektrik ve doğalgaz zamlarına karşı günlerdir sokaktayız. Ülkenin dört bir yanında sokakta olmaya devam ediyoruz. Topluma her fırsatta bekleyin, durun, sabredin, oyuna gelmeyin, seçimi bekleyin deniliyor. Biz bu siyaset anlayışını, suskunluk çağrısını da reddediyoruz. Toplumun örgütlü bir güç olarak siyasete müdahale edebildiği oranda bu rejimle gerçek bir hesaplaşmanın önü açılabilecektir, çünkü sadece kendi hakları için örgütlenip mücadele eden toplumlar kazanabilir. Şili nasıl örgütlü mücadeleyle bunu gerçekleştirdiyse, burada da örgütlü mücadeleyle başarabiliriz. Bugün her yerde bu anlayışla mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz!

ÇIKIŞ EMEKÇİLERİN ÖRGÜTLÜLÜĞÜNDE

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan:
Sermaye sınıfı halka saldırıyor. Sermaye sınıfı zamlarla saldırıyor, Hazine’den kaynak emerek saldırıyor, reel ücretleri sürekli gerileterek saldırıyor, faturalarla saldırıyor. Sermaye sınıfı iktidarla saldırıyor, sermaye sınıfı muhalefetle saldırıyor.

cozum-koklu-degisimde-964212-1.



Kendi geleceğini ancak ve ancak patronlarla ve emperyalist ülkelerle nikah tazeleyerek kurtarabileceğini gören Erdoğan ile ona karşı başarıya yine patronların ve emperyalist ülkelerin güvenini kazanarak ulaşacağını düşünen muhalefet elbirliğiyle halkımızı yoksulluğa, yoksunluğa ve yıkıma sürüklüyor.
Erdoğan’ın “ekonomik kurtuluş savaşı” dediği, işçi ücretlerinin yerlerde süründüğü, bütün kaynakların yerli ve yabancı şirketlere aktarıldığı bir modeldir. Bu model, ekonomik büyümeyi sağlayabilir. Ancak bu model eşitsizliği, adaletsizliği, yoksulluğu ortadan kaldırmaz, tersine daha da derinleştirir. Model arızalıdır, modelin uygulandığı toplumsal sistem arızalıdır, düzeltilemez.

Kapitalist düzen o denli arızalıdır ki yeni yıla girerken yurttaşlarına elektrik ve doğalgaza eşi benzeri olmayan bir zam armağan etmiştir! İnsanların en temel ihtiyaçlarını, aydınlanmayı, ısınmayı, beslenmeyi, barınmayı, eğitim ve sağlık hizmetini karşılıksız sağlayamayan bu düzen çürümüştür; yıkılmalıdır.
Örgütlü bir emekçi halk hareketi, Türkiye’nin gündemine “yeni bir düzen” iradesini koymalıdır. Türkiye Komünist Partisi bu görevin ertelenemeyeceği gerçeğinden hareket ederek, benzer bir yaklaşıma sahip dost siyasi güçlerle ortak bir mücadele kültürü yaratmak ve acil bir talep olarak, yaygın bir devletleştirme çağrısını yaygınlaştırmak için elinden geleni yapacaktır.

SANDIK TEK BAŞINA ÇARE DEĞİL

EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz:
İşçi ve emekçilerin yaşam koşulları ağırlaştı. 2019, 2018’den; 2020, 2021’den kötü oldu. Örneğin; Ford 2020’de kârını yüzde 114, Arçelik yüzde 202, B/S/H yüzde 240 artırdı… Bu fabrikalarda çalışan işçilerin ücret zammı bu yılda yüzde 15’te sınırlı kaldı. MESS, yine aynı fabrikalarda çalışan işçilere bugün yüzde 17 gibi komik bir zam teklif ediyor. Sendikaların talebi de resmi enflasyonun dahi altında kaldı! Örnekler çoğaltılabilir.

cozum-koklu-degisimde-964213-1.



Kamu emekçilerin yüzde 59’u yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Zamlı emekli aylığı açlık sınırının yüzde 37 altındayken, asgari ücret zammı cebe girmeden buharlaşmışken hükümet ne yapıyor? Para basarak, Merkez Bankasını 70 milyar lira zarardan, 60 milyar lira kâra geçiriyor! Bu yolla piyasaya para pompalayıp enflasyonu artırıyor. Ürünlerinin malı değerlenen patronlar kazanırken, kimilerinin krizi derinleşiyor. Ya da emekçilerin vergilerini sermayeye “İstihdam yaratıyoruz” diyerek peşkeş çekiyorlar. İstihdam da yok! İşsizlik artıyor.

Evet tablo karanlık. Tabloyu tersine çevirmek bütün emekçiler için bugün hayat-memat meselesidir. İşçiler ve emekçiler fabrikada, işyerinde talepleri etrafında bir araya gelmelidir. Sadece seçim isteyerek iktidarı sıkıştırmak bu sürece yanıt olamaz. Hem tek adam yönetimine ve sermaye düzenine karşı hem de halk hareketini her defasında geriye çeken halkın birleşik mücadelesini bölen ‘restorasyoncu sosyal reformizmle’ mücadele etmek görevdir. Bu yüzden, 3. seçenek olarak birleşik emek cephesine ve “halk ittifakı”na her zaman olduğundan daha çok ihtiyacı vardır. Emek Partisi olarak ısrarla bu yönde çağrı yapıyoruz, çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

ÜRETİM ARAÇLARI KAMULAŞTIRILMALI

Türkiye Komünist Hareketi Genel Başkanı Aysel Tekerek:
Yılbaşı itibariyle halkın tam anlamıyla belinin bükülmesi anlamına gelen zam yağmuru aldı başını gidiyor. Kendini bunun alternatifi olarak gösteren Millet İttifakı ise aynı zamanda Türkiye sermaye sınıfının de yeni bir ittifak düzlemi olarak karşımızda yer alıyor. Dolayısıyla, istedikleri kadar üretim ekonomisi ve benzeri kavramlardan bahsetsinler, buranın da sermayenin çıkarlarının korunmasından başka bir ekonomik ya da siyasi programı bulunmuyor.

cozum-koklu-degisimde-964214-1.



Komünistlerin son gelen zamlar ile zirveye doğru giden ekonomik krizin çözümü ile ilgili görüşlerini ise birkaç başlık çevresinde toparlamamız mümkün. Öncelikle sömürünün temel kaynağı olan üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete son verilmesi yani toptan devletleştirme hamlesine girişilmesi en büyük zorunluluktur.

Bununla birlikte, piyasa ekonomisi terk edilmeli, planlı, kamucu üretim ekonomisine geçilmelidir. Borsa kapatılmalı, yerli ve yabancı bankalar devletleştirilmeli, emperyalist kurumlarla yapılan ekonomik anlaşmalar iptal edilmelidir.

Yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekilerek özelleştirilen tüm kurumlar tekrar devletleştirilmeli, kamu özel ortaklığı adı altında halkın yarattığı değerlerin sermayeye rant olarak aktarılmasının önüne geçilmelidir. Ülkemizin bağımlılığın en önemli ayağı olan tarımın tasfiyesini tersine çevirecek tarımsal kalkınma hamlesi başlatılmalı, inşaat ve hizmet odaklı ekonomiden sanayi atılımı yapılacak bir ekonomi modeline geçilmelidir. Bunlar için merkezi planlamanın odağı olan bir planlama teşkilatı örgütlenmelidir.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun