birgün

5° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 22.11.2020 09:04

Devlet-siyaset-mafya üçgeninde Zindaşti skandalı: Türkiye bugün 90’lardan daha kirli

‘Baronlar Savaşı’ kitabında Zindaşti skandalının perde arkasını anlatan gazeteci yazar Timur Soykan, devlet-mafya-siyaset üçgeninde gelişen kirli ilişkilere dikkat çekiyor. AKP döneminde bu üçgenin 90’lardan bile çok daha çarpıcı olduğunu vurgulayan Soykan, “Mafya artık yeraltında değil, herkesin gözleri önünde” diyor.

Devlet-siyaset-mafya üçgeninde Zindaşti skandalı: Türkiye bugün 90’lardan daha kirli

MEHMET EMİN KURNAZ

Uyuşturucu geçişinde Türkiye’yi ‘Avrupa’nın Meksika’sı olarak tanımlayan gazeteci-yazar Timur Soykan, son kitabı ‘Baronlar Savaşı’nda Zindaşti olayının perde arkasını anlatıyor. Susurluk’ta en net haliyle kamuoyuna yansıyan devlet-mafya-siyaset ilişkisi, Zindaşti skandalında bir kez daha gözler önüne seriliyor. Devlet içinde kümelenmiş grupların yargıda kurdukları hâkimiyetten, geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren AKP’li Anayasa Profesörü trol Burhan Kuzu’ya dek pek çok çarpıcı örnek karşımıza çıkıyor. Türkiye’de kirli yeraltı ilişkilerinin bugün 90’lardan bile çok daha ileriye gittiğini vurgulayan Soykan, “Artık mafya yeraltında değil, herkesin gözleri önünde” diye ekliyor.

Kitabınızda Türkiye’yi “Avrupa’nın Meksika’sı” olarak tanımlıyorsunuz. İran ve Türkiye’den her yıl Avrupa’ya tonlarca uyuşturucu geçişi oluyor. Devlet-mafya-siyaset üçgeninde nasıl bir ilişki dönüyor, bunu biraz açabilir miyiz?

Afganistan’dan yola çıkan eroinin İran, Türkiye, Balkanlar üzerinden Avrupa’ya dağıldığı güzergâha ‘Balkanlar Güzergahı’ deniliyor. Bu en sık kullanılan güzergâh ve Türkiye’yi Avrupa’nın Meksika’sı yapan da bu durum. Türkiye’de her yıl, tüm Avrupa Birliği ülkelerinden üç kat daha fazla uyuşturucu ele geçiriliyor. Bu zehir ticaretinden Türkiye’deki baronlara her yıl 5 milyar dolar kaldığı Avrupa’da polis raporlarında yazıyor. Ancak bu rakamın çok daha fazla olduğunu iddia edenler de var. Bu tablo içinde kirli polisler, bürokratlar, milyonlarca dolar rüşvet aldığı iddia edilen yargı mensupları ve siyasi bağlantı iddialarını yazdım. Devletlerin bu zehir ticaretine yol verdiği, hatta aktörlerini belirlediğine dair iddialar çok yaygın ama bununla ilgili bir belgeye ulaşmak mümkün değil.

GİZLİ TANIK İDDİASI

Zindaşti kimdir, hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Zindaşti, 1974’te İran’ın Türkiye sınırındaki Urmiye kentinde doğuyor. Kalabalık bir Kürt aşiretine mensup. Henüz 2-3 yaşındayken dedesi, babası, amcaları idam ediliyor. Kürt kimlikleri nedeniyle idam edildikleri öne sürülüyor. Zindaşti 20 yaşındayken iki arkadaşıyla birlikte uyuşturucu kaçakçılığı nedeniyle tutuklanıyor. Arkadaşları Esfandiar Rigi ve Hacı Parviz (Türk vatandaşı olduktan sonra Çetin Koç adını alıyor) ile idam cezasına çarptırılıyorlar. 1994’te üçü de Tahran’daki cezaevinden firar ediyor ve sahte kimlikle Türkiye’ye kaçıyor. Türkiye’de uyuşturucu ticareti ile bağlantılı suçlamalarla yargılanıyorlar.

Zindaşti, 2007’de İstanbul’da yakalanan 150 kilo eroin nedeniyle tutuklanıyor ve 3 yıl hapiste kalıyor. Sahte kimlikle yargılanıyor ve gerçek kimliği ortaya çıkmasına karşın sahte isimle tahliye ediliyor. Zekeriya Öz’ün onu Fethullahçı olmayan hakimleri görevden aldırmak için gizli tanık yaptığı iddia ediliyor. Zindaşti ise gizli tanık olmadığını savunuyor.

Türkiye’de nasıl bir hayat sürüyordu?

Çok zengindi ve bunu sergilemekten çekinmiyordu. İnşaat şirketleri, çeşitli turizm ve gıda ticareti yatırımları olan bir iş adamı olarak görünüyor. Büyükçekmece’de büyük bir malikanede yaşıyor. Lüks rezidanslarda daireleri var. Çok lüks araçlar kullanıyor.

Baronlar Savaşı nasıl başlıyor?

Haziran 2014’te Yunanistan’a taşınan 2.1 ton uyuşturucu, Atina’daki depolarda yakalanıyor. Amerika uyuşturucu ile mücadele birimi DEA’in raporları ve bazı ihbarlara göre bu eroin, Zindaşti, Esfandiar Rigi, Çetin Koç ve Orhan Ünğan’a ait. Uyuşturucunun diğer sahiplerinin ‘malı’ Zindaşti’nin ihbar ettiğini düşündükleri öne sürülüyor. Esfandiar Rigi sevkiyatın organizatörü. Yunanistan’daki operasyondan son anda kaçıyor ve İstanbul’a geliyor. Bir gün sonra Zindaşti ile görüşüyor. İddiaya göre öldürülüyor ve cesedine demir bağlanarak Marmara Denizi’ne atılıyor.

Baronlar Savaşı’ndaki ilk cinayet bu. Daha sonra cinayetler zinciri başlıyor. Anlatır mısınız?

Eylül 2014’te İstanbul Büyükçekmece’de Zindaşti’nin lüks cipini iki tetikçi tarıyor. Hedefleri Zindaşti, ancak olayda Zindaşti’nin 19 yaşındaki kızı Arzu ve şoförü Devrim Öztunç ölüyor. Zindaşti bu saldırıyı, 2.1 ton uyuşturucuyu kendisinin ihbar ettiğini düşünen Orhan Ünğan ve eski ortağı Çetin Koç’un azmettirdiğini söylüyor. Bu saldırıdan üç ay sonra ise Küçükçekmece’de Orhan Ünğan’ın adamı olduğu öne sürülen iki kişi kafalarından vurularak öldürülüyor.

Orhan Ünğan kimdir?

Orhan Ünğan 1973 Erzurum İspir doğumlu. Henüz 20’li yaşların başında otomobil kaçakçılığı çetesi kurduğu iddia ediliyor. Çok zenginleşiyor ve güçlü bir grubun liderliğin yapıyor. Bir operasyonla tutuklanıyor. İddiaya göre; Cezaevinde Urfi Çetinkaya ile tanışıyor, hapisten çıktıktan sonra kısa sürede gücü çok artıyor. DEA’in raporlarında Avrupa’ya uyuşturucu sevkiyatında en etkili isim olduğu anlatılıyor. Hollanda, Belçika, Sırbistan gibi pek çok ülkede 5 ayrı kimlik ile yaşıyor. Hollanda polisi, gerçek kimliğini tespit edemediği için ona ‘Hayalet’ lakabını takıyor.

Orhan Ünğan, Zindaşti’nin kızı ve şoförünü öldürttüğü iddiasıyla nasıl yakalanıyor?

Belçika’da sahte kimlikle yakalanıyor ve 2016’da Türkiye’ye iade ediliyor. Bu davada 4 yıl tutuklu yargılanırken Baronlar Savaşı’ndaki cinayetler devam ediyor.

Kimler öldürülüyor?

Zindaşti’nin suçladığı Çetin Koç, 4 Mayıs 2016’da Dubai’de evinin bulunduğu yüksek güvenlikli, çok lüks gökdelende susturucu takılmış iki silahla infaz edildi. Katiller Kanadalı iki tetikçiydi ve cinayetten hemen sonra kaçtıkları ülkelerinde öldürüldüler. Çetin Koç’un kardeşi, Tahran’da kaçırılıp öldürüldü.

Orhan Ünğan’ın avukatı Kudbedin Kaya, 1 Kasım 2017’de Bakırköy’de kafasından 3 kurşunla vuruldu. İranlı Saeed Karimian ve Kuveytli ortağının da İstanbul Maslak’ta Zindaşti tarafından öldürtüldüğü iddia ediliyor. 7 Nisan 2019’da ise Orhan Ünğan’ın kardeşi İlhan Ünğan İstanbul Bağdat Caddesi’nde öldürüldü. 14 Kasım 2019’da İstanbul Şişli’de öldürülen İranlı muhalif Masoud Molavi Vardanjani cinayetiyle ilgili de Zindaşti suçlanıyor. Baronlar Savaşı kitabında bu cinayetler hakkında tümü resmî belgelere dayanan bilgileri yazdım. Orhan Ünğan, Zindaşti’nin kızı ve şoförünün öldürülmesiyle ilgili davada beraat etti. Bu cinayetlerin çoğu faili meçhul kaldı.

BEŞ SANIK POLİS

Peki tüm bunlar yaşanırken devlet ne yapıyor?

Uyuşturucu baronları geçmişte de rüşvet ya da devlet bağlantıları ile suçlamalardan kurtulabiliyordu. Artık uyuşturucu baronu olduğu iddia edilen bu isimler, haklarındaki soruşturmaları engellemekle yetinmiyor; hasımlarına yönelik soruşturmaları yönetecek kadar güçlenmişler. İddiaya göre Zindaşti, hasmı Orhan Ünğan hakkındaki soruşturmayı yürüten polislere rüşvet vermiş. Orhan Ünğan’ın ise Zindaşti’yi soruşturan polislerle bağlantısı olduğu öne sürülüyor. Zindaşti hakkındaki iddianamede beş sanık polis var. Üç tanesi Zindaşti’ye, iki tanesi ise Orhan Ünğan’a yardım ile suçlanıyor. Bunların dışında da devlet içinde büyük bağlantı iddiaları var.

Nasıl bir yardımdan söz ediyoruz?

Uyuşturucu baronların istediği şekilde soruşturmalara yön vermekle sınırlı değil suçlama. Bu polislerden bazılarının emniyetin kapalı sorgu sistemlerindeki cep telefonu sinyali, adres, plaka bilgilerini sattıkları da iddia ediliyor. Yani bir suç örgütü lideri, hedefinde olan düşmanının yerini öğrenmek istiyor, polisler cep telefonu sinyallerinden yerini tespit ederek veriyor. Öldürülen İlhan Ünğan’ın cep telefonunda iki polisin bu içeriklerdeki WhatsApp mesajları bulundu. Resmî belgelerde yer alan bu konudaki pek çok örneği kitapta anlattım.

KUZU YAŞASA KONUŞURDU

Burhan Kuzu’nun Zindaşti’nin tahliyesindeki rolü siyasi bağlantıları ortaya koyuyor... Burhan Kuzu hayatını kaybetmese daha detaylı bilgiler ortaya çıkar mıydı?

Zindaşti’nin tahliye skandalıyla normal bir ülkede yer yerinden oynar ve henüz tam olarak aydınlatılmamıştır. Skandal tahliye ile ilgili soruşturmada sanık hakim, Burhan Kuzu’nun kendisine baskı yaptığını kabul etti. 3.5 milyon dolar rüşvet aldığı iddialarını ise kabul etmedi. Üstelik Burhan Kuzu, bu dosya ile ilgili diğer hakimler üzerinde de baskı kurmuştu. Saray’dan telefonla aratıp hakimlerle ‘Cumhurbaşkanı Başdanışmanı’ sıfatıyla görüşüyordu. Tanık olarak ifadesi alınan savcı ve hakimlerin ifadeleri bağımsızlığı kalmamış bir yargının halini ortaya koyuyor.

Hem tahliye kararını veren hakimin hem de Burhan Kuzu’nun ifadelerinde ise bu skandalın çok daha büyük organizasyonun faaliyeti olduğuna dair vurgular var. Burhan Kuzu ölmeseydi bir süre sonra konuşurdu diye düşünüyorum.

Zindaşti’nin tutuklama kararının bile tahliyeye imkan verecek şekilde düzenlendiği şüphesi var. Ayrıca Zindaşti’yi tahliye eden hakim daha sonra 1.5 tonluk eroin davasına bakan Erzurum’daki mahkeme heyetinde görevlendirildi. Üstelik bu olayı soruşturan savcıya bir başka savcının milyonlarca dolar rüşvet teklif ettiği öne sürülüyor. Devasa bir kirlilikten bahsediyoruz.

BAKANLIK İDDİALARI ARAŞTIRMALI

BirGün’deki köşenizde ‘Silinen Duruşma’yı yazdınız. Pelikan örgütlenmesinin yargıdaki uzantısı olarak ‘İstanbul Grubu’nu biraz açabilir miyiz?

Orhan Ünğan kardeşi öldürüldüğünde tutukluydu. Cinayetten sonra, 21 Haziran 2019’da çıktığı duruşmanın SEGBİS ile kaydedilmesini istemişti. İddiaya göre; bu duruşmada yargıda FETÖ benzeri ‘İstanbul Grubu’ isimli çetenin olduğunu söyledi. Yargı kurumlarının yöneticilerini milyonlarca dolar rüşvet almakla suçladığı öne sürülüyor. Bu duruşmada ses sisteminin arızalı olduğu ve kayıt yapamadığı açıklandı. Duruşmanın silindiği iddiası var. Adalet Bakanlığı’nın bu iddiayı araştırması gerekiyor.

Berat Albayrak’a bağlı Pelikan grubunun yargıdaki örgütlenmesinin ‘İstanbul Grubu’ olduğu iddia ediliyor. Pelikan’ın geçmişteki FETÖ taktikleriyle kumpas davalar oluşturduğu hep gündemdeydi. Bu grup uzun süredir Adalet Bakanlığı ile çekişme halinde. Yargı reformlarını, Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamıyorlar. Pelikancıların medya gruplarıyla organize hareket ettikleri de görülüyor. Adalet Bakanı da ‘İstanbul Grubu var mı?’ sorularına ‘Yok’ yanıtı vermiyor, ‘Hiçbir gruba izin vermeyeceğiz’ diyerek kabul ediyor.

HUKUK YENİDEN İNŞA EDİLMELİ

Tüm bunlardan yola çıkarsak 90’larda Susurluk, bugün Zindaşti ve benzeri olaylar devlet, mafya, siyaset üçgeninde size neler düşündürüyor?

Türkiye şu an 90’lardan bile çok daha geriye gitmiş halde. Artık mafya yeraltında değil herkesin gözleri önünde. İktidarın söylemlerine ve uygulamalarına, mahkemelerin kararlarına, seçimlere, Meclis’ten çıkan yasalara, bürokrasiye, kayyumlara mafyöz yönetim biçimi tamamen yerleşti. Reform sözleri veren siyasal İslam iktidarı artık istese bile bu alemden çıkamaz. Aynı film repliklerinde olduğu gibi...

Son olarak Alaattin Çakıcı vakası bunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Adaletin, hukukun katledildiği bu sistem 83 milyonun gömüldüğü dipsiz bir bataklık.

Kurtuluşun tek yolu ise hukukun ve sistemin yeniden inşa edilmesi olacaktır.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız