Dış politikada ‘entelektüel koza’ya hapsolmak

10.07.2015 10:58 DÜNYA
SETA ve ORSAM gibi kurumlarda AKP’ye sadakatleri nedeniyle ‘görevlendirilen’ kişilere ve ürettiklerine bakmak, dış politikadaki entelektüel fukaralığı anlamamızı sağlıyor

BEHLÜL ÖZKAN - @BehlulOzkan

Türkiye dış politikada en sorunlu dönemlerinden birini yaşıyor. Kuşkusuz bunun önde gelen sorumlusu Stratejik Derinlik’in yazarı, 2009’dan bu yana dışişleri bakanı olarak kitabındaki teorilerin uygulayıcısı konumundaki Ahmet Davutoğlu. Davutoğlu Arap İsyanlarıyla Ortadoğu’da Tunus’tan Suriye’ye kadar uzanan bölgede İhvan partilerinin iktidara geleceği yeni bir pan-islamcı siyasi düzenin kurulacağına inanıyordu. İslami “düzen kurucu” ülke olarak Türkiye bunun liderliğini yapacaktı. Dış politikada 4 yıl sonra gelinen vahim nokta, Stratejik Derinlik tezlerinin Ortadoğu gerçeklerini dikkate alan akademik ve bilimsel bir düşüncenin ürünü olmaktan çok, ideolojik hayallerin eseri olduğunu gösterdi.

Sorun sadece Davutoğlu ve Stratejik Derinlik’ten ibaret değil. 13 yıldır tek başına iktidarın verdiği güçle; TRT, AA, MİT gibi kamu kurumlarına liyakat esasındansa AKP’ye sadakatle bağlı olmak kriterine göre yerleştirmiş, “havuz medyası” olarak nitelenen gazete ve televizyonlarını kurmuş, ciddi maddi kaynakların aktarıldığı SETA ve ORSAM gibi kurumlarla parti çıkarları doğrultusunda “düşünce” üretilmesinin önünü açan bir siyasi rejim var karşımızda. Bu kurumlarda AKP’ye sadakatleri nedeniyle “görevlendirilen” kişilere ve son dönemde ürettiklerine bakmak, dış politikadaki entelektüel fukaralığın nedenlerini anlamamızı sağlıyor.

SETA, AKP döneminin parlayan yıldızı. Her ne kadar kendini “partizan kaygılardan uzak” olarak tanımlasa da, “partizan” kavramının hakkını tam anlamıyla veren bir düşünce kuruluşu. SETA’nın kurucularından Talip Küçükcan ve bir dönem başkanlığını yapmış Taha Özhan bugün AKP’den milletvekili. Sadece AKP içinde değil, MİT, AA, TRT gibi kamu kuruluşlarının üst kademe yöneticileri de “SETA’cılar” olarak tanımlanan, SETA’da partinin çıkarları doğrultusunda bilgi üretim sürecine katılmış ve “davaya” bağlılıklarını ispatlamış kişiler arasından seçiliyor. SETA’da direktör olan ve Davutoğlu’nun danışmanlığına getirilen Hatem Ete, SETA Washington temsilcisi olan ve MİT’in basın biriminin başına getirilen Nuh Yılmaz, SETA başkanlığını yapmış ve Cumhurbaşkanlığı sözcülüğüne getirilen İbrahim Kalın… Liste uzun. SETA’da rüştünü ispat edenlere; milletvekilliği, kamu kurumlarında yüksek pozisyonlar ve danışmanlık, havuz gazetelerinde köşe yazarlığı, TRT’de program yapmak ve dolgun ücretler kazanmanın yolu açılıyor.

Kriz varsa, SETA var!
Dış politikada Suriye, Mısır gibi alanlarda yapılan hatalar sonucunda kriz yaşandığı durumlarda SETA’cılar devreye giriyor. Sadece TRT ve havuz medyasında değil, yurtiçinde ve yurtdışındaki medya organlarında bilimsel duruş adına AKP’nin aldığı pozisyonu meşrulaştırıcı yönde yayın yapıyorlar. Suriye konusunda tarafsız durmaya çalışan ve hükümeti eleştiren düşünce kuruluşu ORSAM’ın kurucusu ve başkanı Hasan Kanbolat’ın Davutoğlu tarafından istifaya zorlanması; sonrasında ORSAM’ın başına ve yayınlarının editörlüğüne davaya sadık akademisyenlerin atanması AKP’nin entelektüel ahlaktan ne anladığını gösteriyor. Buna bir örnekle yakından bakalım.

SETA araştırmacılarından Can Acun geçtiğimiz günlerde “Kuzey Suriye’de PYD Kuşağı” başlıklı bir rapor yayınladı. Acun kendisini “uzman, danışman, köşe yazarı ve uluslararası ilişkiler eksperi” olarak tanıtan uluslararası ilişkilerde “yüksek lisans” yapmış genç bir araştırmacı. Mısır, IŞİD ve Suriye üzerine “dikkat çekici” yazıları var. SETA adına Kahire’de bulunmuş Acun, darbenin hemen öncesinde 29 Haziran’da Sabah gazetesinde Mursi’nin devrilmesinin kolay olmadığını savunan, “Mısır’da mevcut dengeler Mursi ve İhvan’dan yana ağır basmaya devam ediyor” sonucunu çıkaran bir yazı kaleme almıştı. Acun o dönemde başta TRT, AA, havuz medyası olmak üzere basın organlarında sıklıkla görüş bildirip Mursi’nin kaybetmeyeceğini söylemiş, Mursi darbeyle devrilince de Sisi rejiminin kısa sürede yıkılacağını iddia etmişti. Bu öngörülerin hiçbiri gerçekleşmedi, Acun Kahire’den Türkiye’ye gelmek zorunda kaldı.

Can Acun IŞİD’in yükselişe geçtiği Haziran 2014’te de “Irak’ta Sünni İsyanı” başlıklı çarpıcı bir SETA raporuna imza attı. “Irak’taki gelişmeleri sadece IŞİD ve ‘terör’ üzerinden okumak yetersiz ve yanlış olacaktır” diyerek Irak’ta olanları Sünni İsyanı olarak tanımladı. O dönemde IŞİD’in “öfkeyle bir tehdit olduğunu” belirten Davutoğlu’nun da “Sünni Araplar dışlanmasaydı bu öfkenin birikmeyeceğini” vurguladığını belirtelim. Benzer şekilde şu anda MİT’in basın biriminin başında olan eski SETA’cı Nuh Yılmaz Halep’e giderek 6 Ocak 2013’te Star gazetesine El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi için gayet olumlu değerlendirmelerde bulunmuştu. “Halkın çoğunluğu Nusra Cephesi’ni kahraman olarak görüyor” diyen Yılmaz, Nusra’nın nasıl başarılı belediyecilik hizmetleri verdiğinden övgüyle bahsetmişti.

Suriye’ye askeri harekâtın tartışıldığı bugünlerde Acun tekrar sahnede. Acun’un son SETA raporu PYD’yi hem ABD hem Esad desteğine bağımlı, “savaş tecrübesi olmayan,” etnik temizlikle bölge demografisini değiştiren bir güç, IŞİD’i de Suriye’de “devrimi” amaçlayan muhalifleri ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt olarak nitelendiriyor. Acun Suriye’de oynanan büyük oyunu gözler önüne serdiği iddiasında: IŞİD önce Özgür Suriye Ordusu ve diğer muhaliflerin elindeki bölgeleri ele geçiriyor. Sonrada PYD’ye saldırarak, ABD’nin desteklediği askeri operasyonlarla muhaliflerden aldığı bölgelerin Kürtlerin eline geçmesini sağlıyor. Kısaca IŞİD, PYD, Esad, ABD, İran gibi beş benzemez hep bir elden Suriye’de Türkiye’nin desteklediği “devrimin” başarısız olması için çalışıyor.

Gerçeği hayale uydurmak
SETA’nın Mısır, Suriye, IŞİD üzerine yayınladığı ve sahadaki gerçekleri dikkate almayan ve hemen tüm öngörüleri yanlış çıkan bu raporlar Türkiye dış politikasına damgasını vuran zihniyetin yansıması: Ortadoğu’da İslami düzen kuralım, liderliğini de biz yapalım şeklinde pan-İslamcı hayaller gerçeklerle karşılaşıp çökünce, bu sefer gerçekleri eğip bükerek hayallere uydurmak. Bu sorun sadece SETA raporlarıyla sınırlı değil. Dış politikada karar verici konumdaki AKP’liler de aynı sorundan mustarip. Yarın buna yakından bakalım.