Doğu Akdeniz’de stratejik yalnızlık
Birgün Birgün Birgün Birgün
Erdoğan AKP’sinin dış politikadaki yalnızlığı ve çaresizliği giderek büyüyor. Genişleme ve İslam dünyası liderliği hayalinin gerçeğe bürünemeyeceği anlaşılınca içe dönüp ayakta kalma çabası içine giren AKP ve Erdoğan’a yeni salvolar geliyor. Bugünlerde gerek S-400 füzeleri konusu gerekse enerji hamleleri sonucu nisan ayı içinde ABD Kongresine sunulan; “Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji İşbirliği Yasa Tasarısı” gündemde. […]

Erdoğan AKP’sinin dış politikadaki yalnızlığı ve çaresizliği giderek büyüyor. Genişleme ve İslam dünyası liderliği hayalinin gerçeğe bürünemeyeceği anlaşılınca içe dönüp ayakta kalma çabası içine giren AKP ve Erdoğan’a yeni salvolar geliyor. Bugünlerde gerek S-400 füzeleri konusu gerekse enerji hamleleri sonucu nisan ayı içinde ABD Kongresine sunulan; “Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji İşbirliği Yasa Tasarısı” gündemde.

ABD Temsilciler Meclisi’nin Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Eliot Engel, “Doğu Akdeniz’de barışı pekiştirmek ve bölgedeki enerji rezervleri konusundaki Rus nüfuzuna karşı koymak için” İsrail ve Kıbrıs ile işbirliğinin büyük bir fırsat yarattığını ifade etti. Türkiye tepkisini Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri ve Avrupa Birliği (AB) Ülkeleri Dışişleri Bakanlarına ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’ye mektup göndererek verdi.

Çavuşoğlu kendisi ile çelişti

Çavuşoğlu, mektubunda, Türkiye’nin siyasi ve hukuki tutumunu ayrıntılı şekilde anlatarak, Fatih gemisinin sondaj yaptığı bölgenin Türk kıta sahanlığı olduğunu vurguladı. Çavuşoğlu üçüncü taraflara sağduyu, taraf tutmama ve yapıcı rol oynama çağrısı yaptı. Kıbrıs Adası’ndan 75 km uzaktaki sondaj noktası dahil Türk hükümetinin 2009 ve 2012’de Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) ruhsat verdiğini hatırlatan Çavuşoğlu, “uluslararası hukukta sınırlandırma mevzu olduğunda, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve kıta sahanlığı bakımından adaların otomatik olarak tam etki doğuramayacağını, adaların MEB ve kıta sahanlığına sahip olma hakkıyla sınırlandırmada ne kadar etki doğurabileceklerinin ayrı hususlar olduğunu” vurguladı. Devamında ise “Çakışan iddialar bulunduğunda sınırlandırmanın ya üçüncü tarafların haklarına halel getirmeyen ikili anlaşmalarla ya da uluslararası yargı yoluyla çözülebileceğini” belirtti. Ayrıca “Nihai çözüm ancak Kıbrıs sorunu çözülerek sağlanabilir” dedi ve kendi mektubunda kendisiyle çelişti.

Uluslararası hukuk takipte

MEB ve kıta sahanlığı bakımından adaların otomatik olarak etki doğuramayacağını iddia eden Çavuşoğlu’na göre Kıbrıs sorunu çözülürse TPAO’ya ruhsat verdiği bölgede haklarından vaz mı geçecek? Zira ilhak dışında her türlü çözümde ada yine ada olarak orada durmakta olacak. Çavuşoğlu, çakışan iddialar bulunduğunda sınırlandırmanın ya tarafların haklarına halel getirmeyen ikili anlaşmalarla ya da uluslararası yargı yoluyla çözülebileceğini de belirtiyor. Kendi ülkesinde hukuku bitiren bir anlayışın uluslararası hukuk karşısına nasıl çıkacağı da ayrı bir soru. Zaten açılan davalar birer birer kaybediliyor. En son Türk şirketleri Gazprom’a karşı son davayı da kaybetti. Stockholm Tahkim Organı oybirliği ile Gazprom’u haklı buldu ve Türk şirketinin yüzde 10.25 indirim talebini reddetti.

İkili anlaşmalara gelince, Çipras, “sorun ikili taraf sorunu değil, Avrupa Birliği sorunu” diyerek AB’yi kaynaklarını korumaya çağırdığı bilinen bir gerçek. Öte yandan ABD’den sonra AB’de Türkiye’yi sıkıştırmakta. Romanya’nın Sibiu kentinde düzenlenen gayri resmi AB Liderler Zirvesi’ne katılan liderler, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerini değerlendirdi ve, Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerine başlayan Türkiye’yi Kıbrıs’ın egemenlik haklarına saygı duymaya çağırdı. Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Donald Tusk, Türkiye ile Doğu Akdeniz’de yaşanan doğalgaz gerginliğinde AB üyesi Kıbrıs’ın arkasında olduklarını açıkladı.

Sözün özü ABD’de Türkiye’ye yönelik yeni yaptırımlar konuşulup, Kıbrıs ve Yunanistan’a destek ve yardımlar belirlenirken, AB, İsrail, Mısır, Lübnan ve hatta Katar’dan oluşan karşı cephe giderek genişliyor ve Erdoğan paralel olarak yalnızları oynamaya devam ediyor.

***

Enerji sektörü alarm veriyor

Artan enflasyon, her geçen gün biraz daha değer kaybeden Türk Lirası, ekonomide küçülme, batan şirketler… Bunun adı ekonomik kriz değilse nedir? Kriz kabul edilmiş olup çıkış yolları aranmakta. Mevcut durumdan en çok etkilenenlerin başında da enerji sektörü geliyor.

• TL’nin değer kaybetmesi dövizle borçlananların sonunu hazırlıyor.

• Kredi geri ödemesinde sorunsuz olan grup için de durum çok farklı değil, üretim santralları de sorun yaşıyor.

• Üretici spota çalışıyor ve şeffaflık yok.

• Dijitalleşme enerji sektörünü ciddi etkiliyor. Enerji 4.0 Türkiye için epey uzakta.

• Enerji verimli kullanılmıyor, verimlilik yasası aradan yıllar geçmesine rağmen amacına ulaşamadı. Sadece tüketim tarafı değil üretim tarafında da verimlilik sorunu var. Öte yandan elektrik piyasasında da kapasite mekanizmasını verimli kullanmadığı dile getirilen bir başka gerçek.

• Genelde yaşanan likidite sorunu enerji sektörünü de kapsıyor.

• Enerjide dışa bağımlılık hâlâ yüzde 70’ler seviyesinde. Petrol, doğalgaz, kömür ithalat maliyetleri yükselerek sürüyor. Cari açık da buna paralel olarak büyümekte. Arama ve sondaj araçları kaynak bulma ve çıkartma için kullanılmıyor.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız