Doğu Almanya’daki sağ dalga ve nedenleri

05.09.2019 21:55 AVRUPA
Pazar günü Brandenburg ve Saksonya eyaletlerinde yapılan seçimlerde aşırı sağcı Altenative für Deutschland (AfD) ikinci parti olarak sandıktan çıktı. Magdeburg’da yaşan 2014 ve 2019 yılları arasında Duisburg Sol Parti (Die Linke) yönetim kurulu eşbaşkanlığı yapmış Lucas M. Hirtz’le Almanya’daki yükselen sağcı dalgayı konuştuk.

Lucas M. Hirtz / Magdeburg

Doğu’da Irkçı Sağ Partiler neden bu kadar güçlü?

Tek başına böyle bir soru dahi problemin bir parçası aslında, tıpkı kötü bir kehanetin kendini inşa etmesi gibi. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ki seçmenin %80’i AfD’yi seçmedi ve bu çoğunluk AfD’ye karşı ciddi bir pozisyon almış durumda.

DDR sonrası değişim insanlara nasıl yansıdı?

Duvarın yıkılmasından 30 yıl sonra dahi ülke adeta hala iki parçaya ayrılmış durumda. Başka bir deyişle bu süre içerisinde Doğu ve Batı arasındaki uçurum giderek derinleşmiş halde.

Doğu Almanya’da yaşayanların önemli bir bölümü politikacılar tarafından unutulduklarını düşünüyor ve bunun sorumlusu olarak Batı’yı görüyor. DDR dönemi ve sonrasını yaşayanların genel hissiyatı dönüşüm sürecinin yarattığı travmaların olumsuz sonuçlarının, DDR diktasının çok daha gerisinde olduğu yönünde. İnsanlar bu süre içinde köklerinden koparılıp, yaşam standartlarının yok edildiği, egoizmin hâd safhada olduğu bir toplumsal çürümeye hazırlıksız bir halde mahkûm edildiler. Liberalizmin tahribatının yarattığı alışık olmadıkları bir dizi yeni sorunla yüz yüze geldiler. Daha güvenilir ekonomik ilişkilerin yerini alan Batılı tekellerin lehine olan rekabet ortamı içerisinde birçok ticari işletme ve kuruluş ederinin çok altında satılmaya ya da kapanmaya zorlandı. Doğu Almanya, Batı tekellerinin kalitesiz ve pahalı mallarının satıldığı bir iç pazar haline getirildi. Bugüne değin Doğu eyaletlerinde ödenen ücretler ülkenin genelinin çok gerisinde. İşte biriken büyük toplumsal öfkenin arkasında böyle bir tablo var.



Peki ya Doğu’nun yeniden inşası için harcanan paralar?

Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde insanlar devlet ve parti arasında sıkışıp kalmıştı. O dönemi yaşayanlar birleşmeyle birlikte baskı ve kontrolden uzak bir özgürlük ortamına kavuştuklarını düşündüler. Kırsaldan şehirlere doğru bir göç dalgası yaşandı. Yeter ki başlarını sokabilecekleri bir yer olsun, uygun yaşama koşullarına sahip olup olmasın her türlü metruk binalar dahi konut olarak kullanıldı.

Şehir merkezlerinde Potemkin köyleri diye adlandırabileceğimiz sahte görüntüler inşa edildi. Büyük caddelerde ön cepheleri bakımlı binalar. Doğu’nun inşası adı altında Batı’nın emek gücü dayanışma vergisine bağlandı. Toplanan milyarlarca avro Batılı firmalara ihale olarak geri döndü. Oysa şaşaalı bir görüntünün arka sokaklarında bilinen hayat olduğu gibi akıp gitti. Doğu’nun yaşam standartları, gelecek vaat eden bir alternatifin yokluğu genç nüfusun bölgeyi terk etmesine neden oldu. Endüstriyel alan tarım toplumuna oranla daha fazla iş, meslek ve bireysel girişim olanağı sunuyor. Taşrada sosyal yaşam son derece daralmış durumda ve toplutaşıma yok düzeyinde. Kendinize ait bir araç olmadan yaşamak neredeyse imkânsız. Büyük şehirlerdeki yaşam standartları ise çöküntünün izlerini hâlâ taşıyor. İşte böyle bir zeminden yükselen öfke, sağ popülist bir söylem ile körükleniyor.

Irkçı ve gerici hatta bazı gerçek olmayan iddialar nasıl karşılık bulabiliyor?

Aslında Doğu Almanlar bütün bir DDR hikâyesiyle birlikte büyük güçlerin manipülatif iddialarını anlamakta ustalaştıklarını düşünürler. Bununla birlikte büyük bir yalanın karşısında hiçbir şeyin duramayacağını sosyalist blokun çözülmesiyle tecrübe ettiler ve ne yazık ki bugüne gelene değin yalanlar gündelik yaşamın bir parçası haline geldi. Öyle ki ne zaman AfD’nin bir yalanı açığa çıkacak olsa takipçilerinin temel argümanı herkesin yalan söylediği oluyor. Bu sanırım, ABD’nin Irak’ı işgal için kitle imha silahları hikâyesini ortaya atması gibi dünyadaki örnekleriyle de destekleniyor. Doğu bloku yıllarında faşizm enflasyonizm terimiyle birlikte anılırdı. O dönemin katı koşulları nedeniyle, bugün politik hoşgörü içermeyen, geniş kesimlerin ortak aklına dayanmayan gerici iddialar, fikir özgürlüğü çerçevesinde dillendirilebiliyor. Doğu Almanya’da ciddi bir yabancı korkusundan bahsedemeyiz, kaldı ki büyük şehirlerde dâhil olmak üzere başka kültür ve kimliklere dair herhangi bir tecrübe dahi söz konusu değil. Hele hele öfkeli bir yabancı düşmanlığının demokratik partiler açısından ele alınması ihtimal dahilinde bile olmamalı. AfD seçmenini toplumun en yoksulları oluşturmuyor. Siyasal tercihlerini oluşturan temel argüman, tek başına ekonomik sorunlar değil. 90’ların bütün o çalkantılı yıllarının ardından uzun bir süre yalnız çoğunluğu ellerinde tutmak istediler. Bugün merkezi ve yerel yönetimlerde rol almaya hazırlanıyorlar.



Bölgede diğer siyasi partiler ne durumda?

On dört yıllık Merkel iktidarı ardından, on yıllık CDU-SPD ittifakının uzun bir sessizlik dönemine girdiği söylenebilir. Trajikomik bir durum; emeklilik yaşının altmış üç olması, sosyal demokratlar tarafından başarı olarak sunuldu, kutlamalar yapıldı. Asgari ücret yoksulluğu engelleyemiyor ve bölge değişim beklentisi içerisinde ve nasıl olacağının hiç önemi yok. Partilerden bağımsız, muhafazakâr liberal Freier Wähler grubu giderek önemli bir pozisyon tutuyor olsalar da çok parçalı ve küçük gruplar. Yeşiller bölgeye daha yeni girmiş durumdalar. Bütün liberalliğine rağmen FDP henüz bir karşılık yaratabilmiş değil.

Sol parti ise geleneksel bir güç olarak varlığını koruyor. Potansiyelini dönüşüm öncesi sosyalist dönemin üyeleri oluşturuyor ama bu herhangi bir parti görevinin aktif unsuru olamayacak düzeyde günden güne azalan yaşlı bir toplam. Diğer yandan SED dönemi baskı politikalarıyla karşı karşıya gelmiş bir toplam var ki asla sol ile ilişkilenmek istemiyorlar. Batı’yı etkisi altına almış 68 kuşağının ya da alternatif yaşam biçimlerinin savunucusu kimi sosyal hareketlerin kalkışmalarının bölgede herhangi bir etki yaratmadığını da ekleyelim. Sol partinin iktidar olduğu yerlerde kısmi başarılar ve kazanımlar elde ettiği aşikar, lakin muhalif bir hareket olarak değişimin temsilcisi olabilme özelliği taşıdığı söylenemez.

Gerçekliği olmayan korkular, AfD ve sağcı Think -Thankler üzerinden siyasi partilerin inandırıcılığını yitirmesine neden oldular. Böyle bir etkinin altındaki toplam ile buluşabilmek neredeyse imkansız. Örneğin bilhassa yabancılara mal edilen suç oranlarına dair iddiaları yalanlayan resmi istatistiklere bile inanmıyorlar. Böyle bir toplam ile yeniden iletişim kurabilmek için yoğun bir emeğe ve inandırıcı bir söyleme ihtiyacımız var. Demokratik sivil toplumun bütün kesimlerinin harekete geçmesi gerekiyor.

Her şeye rağmen bugün artık insanları yönlendirmenin öyle kolay olmadığı ortada. Üstelik medyanın tıpkı Frankfurt’ta tren altına itilen anne ve çocuk olayında olduğu gibi haberleri verirken suçluların mülteci, yabancı gibi kimliklerine yapılan özel vurguya rağmen AfD oylarına büyük yankıları olmuyor, Doğu da dâhil. İnsanların büyük bölümü bunun ırkçı bir argüman olarak kullanıldığının farkında. Büyük çoğunluk açık, çoğulcu, demokratik bir toplumda yaşamak istiyor. İşte bu çoğunluğun sessizliğini bozup meydanı birkaç sağcı nefret söylemine teslim etmeme zamanı geldi.

Çeviri: Gencay Sözüdoğru