birgün

24° AZ BULUTLU

BİRGÜN PAZAR 18.04.2021 09:32

‘En iyi aşı ulaşılabilen aşıdır’

ABD’de bir de şöyle bir uygulama var, eğer resmen randevu alamıyorsanız, kendinizi bekleme listesine yazdırabiliyorsunuz. Gün sonunda elde kalan, çöpe gidebilecek bütün aşıların haberleri size bir SMS’le iletiliyor ve siz de bu mesaja göre size en yakın yere gidip kalan aşılardan faydalanabiliyorsunuz.

‘En iyi aşı ulaşılabilen aşıdır’

Y. EMRE CEREN

Salı günü açıklanan kısmi önlemlere ve koronavirüse dair ortaya çıkan yeni gelişmelere dair tartışmalar sürüyor. Her yeni gelişmede olduğu gibi bu gelişmelerde de bir çeşit bilgi kirliliği ortaya çıkmış halde. Bu bilgi kirliliğinin ortasında halk sağlığını ciddi biçimde tehdit edebilecek veya onları aşı karşıtlarıyla aynı saflara itebilecek yanlış bilgilendirmeler de yer alıyor. İnaktif ve mRNA aşıları, virüs varyantlarını, pandemi sürecini, aşı patentlerini ve son dönemde gündeme gelen çöpe giden aşılar konusunu ABD’de yaşayan Virolog Dr. Semih Tareen’le konuştuk.

Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre Türkiye’de görülen mevcut Covid-19 vakalarının yüzde 80’inden fazlasını İngiliz varyantına yakalananlar oluşturuyor. Bunu diğer varyantlardan ayıran özellikleri nelerdir? Bu varyant daha mı bulaşıcı?

İngiliz varyantı dediğimiz B117 isimli varyant, ekim ayı civarında İngiltere’de yapılan taramalar neticesinde ortaya çıktı. Mart 2020’de 20 milyon pound bütçeli Covid-19 Genom Konsorsiyum’u kuruldu. Bu Konsorsiyum şimdiye kadar 400 bine yakın koronavirüsü sekansladı. Zaten bu sayıda bu mutasyon kümesini gördüler. İngiliz varyantında toplam 23 tane mutasyon var ve bu mutasyonlardan birkaç tanesi dikkatlerini çekti. Biz de ekim-kasım ayları gibi İngiliz varyantı (B117) hakkında haberler duymaya başladık. Avrupa’da hızlıca yayılan bu varyant, İngiltere’de zaten çok sık görülüyordu. Bu varyant bir süre sonra Türkiye’de de görüldü ve aynı şekilde daha hızlı yayılıyor. Peki bu varyant hakkında ne biliyoruz? Bu varyanttaki bazı mutasyonlar mühim çünkü insan hücresini enfekte ettiklerinde ace2 adlı reseptöre daha sıkıca bağlanabiliyorlar ve şu anki klinik verilerde semptomlu veya virüsü bulaştırıcı Covid-19 süresi normalden biraz daha uzun. Normal Covid-19 virüsünde kişilerin 10 gün izole edilmesi gerekirken İngiliz varyantında 2 hafta izolasyon gerekiyor. Aynı zamanda da bu hastalarda viral yükün daha fazla olduğunu biliyoruz. Bu ne demek? Burundan, genizden PCR testiyle alınan numunelerde çok daha fazla viral yük görüldüğünü biliyoruz. Bu da şunu gösteriyor İngiliz vayrantına yakalanan hastalar daha çok ikincil enfeksiyonlara yol açabiliyor yani etrafındaki insanlara daha uzun süre bulaştırabiliyorlar. Bu yüzden de daha sık görmeye başladık. Çok daha ciddi Covid-19 semptomlarına yol açtığına dair yeni çıkan New England Journal of Medicine’da buna dair bir delil ve veri yok. Tek bildiğimiz şu an hastalarda daha uzun süre kaldığı için, viral yükü daha fazla olduğu için daha bulaşıcı ve daha kolay bulaştırılan bir varyant olduğunu görüyoruz.

Türkiye günlük vaka artışında en üstlerde yer alıyor. Hükümetin pandemi yönetimi de sıkça tartışılmaya başlandı. Özellikleen-iyi-asi-ulasilabilen-asidir-865933-1. yeterli önlemlerin alınmadığı herkesçe söyleniyor. Ayrıca AKP kongreleri ve toplu cenazeler gibi virüsün bulaşmasını artıracak eylemler (etkinlikler) tepki çekiyor. Sizce pandemi süreci iyi yönetiliyor mu? İyi yönetilen bir pandemi sürecinde ne gibi önlemler alınmalıydı?

Her ülkede pandemi sürecinin iyi veya kötü yönetimi tartışılır. Ben ABD’de yaşıyorum burada da eyaletten eyalete fark var. Uzaktan gördüğüm kadarıyla ilk başta çok sert önlemlerle başlandı, kamu duyuruları yapıldı, bu iyi ve hızlı bir başlangıçtı. Ancak arkasından sokağa çıkma yasakları, belli yaş gruplarını evde tutma gibi şeyler oldu. Bunlar yanlış. Halk bilinçli bir şekilde dışarı çıkabilir, sporunu yapabilir, sevdiklerini bilinçli bir şekilde görebilir. Halkı bilinçli bir şekilde tedbirlerle uyumlu bir yaşam içerisine yönlendirmek daha makul olurdu. İdeal yönetilen bir pandemi süreci nasıl olmalı? Halkın psikolojisini ve sağlığını korumalıyız ancak bu süreçte yapılabilecek en önemli şey halkı doğru bilimle, bilimsel gerçeklerle bilinçlendirmek. Ben ve benim gibi pek çok meslektaşım sosyal medyadan bunu yapmaya çalışıyoruz. Televizyonlarda bazı doktor unvanlı kişiler, viroloji bilmemelerine rağmen halkı yanlış yönlendirebiliyor. İdeal pandemi yönetiminde hükümet ve medyanın pandemi haberleri konusunda halka en doğru, bilimsel haberleri anlatma konusunda uzlaşması gerekirdi.

Çin’in resmi ve gayri resmi kaynakları tarafından Sinovac aşısının virüse karşı koruyuculuğunun ya çok az ya da hiç olmadığı belirtildi. Her ne kadar Sağlık Bakanlığı koruyuculuğunun düşük olduğunu kabul etmese de halkın Sinovac aşısına olan güveni sarsılmış görünüyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? İnaktif aşı yöntemi veya mRna yönteminin farkları ve koruyuculuk oranları nedir? Aşılar ile ilgili kafa karışıklığı yaşayanlara tavsiyeleriniz nelerdir?

Türkiye’nin neden Sinovac’ı tercih ettiğini bilmiyorum, ilk baştan Biontech gibi aşıları depolayabilirdi. İlk başlardan ulaşabilecek olanağı varken neden Biontech’e ulaşmadıklarını bilmiyorum. Muhtemelen politik sebeplerdendir, Doğu’ya yönelme veya Çin’le olan ilişkileri güçlendirmek olabilir. Sinovac aşısı hakkında ‘Çok da etkili değilmiş’ gibi çıkan haberlerde ise bu açıklama bu hafta yayımlandı ancak bu açıklamayı yapan kişi daha sonra yanlış anlaşıldığını da belirtti. Biz bu haberlere değil, verilere bakmalıyız. Sinovac ve mRNA aşılar dahil hepsi ciddi Covid-19 hastalığını hemen hemen önlüyor. Aşıların zaten görevi bu ciddi hastalığın önüne geçebilmek. Covid-19 ciddi bir hastalık olmasaydı, zaten pandemide olmazdık. Nezle gibi hafif atlatsak ortada bir sorun olmayacaktı yani. Aşılar da bunu sağlıyor zaten, hastalığın ciddi bir şekilde etkilerini önlüyor. Halkımız Endonezya, Brezilya ve Türkiye’den çıkan Sinovac verilerini gördül ve özellikle haber kanallarında Brezilya’daki yüzde 50 etkinliği haberi çok konuşuldu. Bu yüzde 50’nin ne anlama geldiğini anlamak çok önemli. Ülkeden ülkeye fark var, çünkü her ülkede yapılan klinik deneylerde farklı etkiler inceleniyor, hepsi farklı noktalara bakıyor. Bir aşının etkinliğiyle diğerlerinin etkilerini karşılaştırmak hatalı. Brezilya’dan çıkan sonuçta ne dendi mesela, ciddi vakalara karşı yüzde 100 etkili dediler, bütün semptomlara, hafifler de dahil bakarlarsa yüzde 50 etkili dediler. Biz zaten aşı sayesinde ciddi değil de hafif atlatırsak bu hastalığı bu zaten aşının başarısı anlamına geliyor.

İnaktif ve mRNA aşılar arasında imalat farkları var. İnaktif aşı hastalardan alınan virüs numuneleri izole ediliyor, sonra labaratuvarlarda litrelerce üretilip inaktif hale getiriliyor kimyasallarla ve aşılanıyor. mRNA aşılarda ise virüsün hücreye bağlanan, spike protein denilen sadece bir kısmı mRNA halinde lipit nanopartiküllerinin içine yerleştirilip aşılanıyor. Aşılandıkları hücrelerde virüsün spike proteinini oluşturuyorlar ve buradan bağışıklık oluşturuyorlar. Yani teknikleri farklı ama ikisi de başarılı aşılar. Aşılardaki kafa karışıklığıyla ilgili halkımız sadece haberlerde duyduklarını değil, sorup soruşturarak aşılara dair yayımlanan bu verilerin ne anlama geldiğini iyice öğrensinler. En iyi aşı ulaşabildiğimiz aşıdır. İnsanlar ulaşabildiğimiz aşılara en iyi aşı gözüyle bakmalıyız.

Aşı patentlerine dair hem Türkiye’de hem de dünyada büyüyen bir tepki söz konusu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Patentsiz aşı söz konusu olsaydı dünyada pandemi ne durumda olurdu?

Hepimizin ideali bu aşılar her yerde üretilebilsin, böylece dünyadaki herkes bu aşılara ulaşabilsin. Bunun zıttını isteyen de yoktur zaten. Aşının patenti diye bir şey yok aslında, hukuki patentlerine bakarsanız bazı aşılarda düzinelerce patent görürsünüz, tek bir patent söz konusu değil yani. Tam rakam değil ama mRNA aşılarda 20’den fazla patent söz konusu. Bunlar bir şirkete ait de değiller, 15-20 senedir süregelen teknolojik gelişmelerden kaynaklı patentler. Basit bir örnek vermek gerekirse bir uçak düşünün, o uçağı uçuracak onlarca ayrı unsur var. Lastiği, motoru vb. Birden fazla patent bir arada baktığımızda. Aşılarda da patent konusu böyle. Patent olmasa bile her ülkede bu aşılar üretilemez. Bu aşılar çok yüksek standartlardaki GMP (Good Manufacturing Practice) laboratuvarlarda üretilebiliyor sadece. Dünyanın her ülkesinde bu laboratuvarlardan yok. Türkiye’de bile bu laboratuvarlardan doğru dürüst bir tane var. Bu aşıların patentlerinin hepsi bedava olsa bile tek bir GMP laboratuvarla 80 milyonluk bir nüfusa üretemezsin. Patentler kalksın, kalkmasın diyemem alanım değil. Ancak sadece şunu bilelim patent olmasa bile bu aşıların üretilebileceği yeterli laboratuvarlar çoğu ülkede yok. Örneğin en kolay üretilebilen aşı inaktif aşıdır, 1,5 sene geçti Türkiye’de henüz üretilemedi. Bunun sebebi yeterli imkân olmamasıdır.

Bu hafta Sağlık Bakanlığı’nın belirttiğine göre birçok aşı insanlar randevularına gelmediği için çöpe atılıyormuş. ABD’de bu uygulama nasıl işliyor? Orada da zayi olan aşılar söz konusu mu?

ABD’de Pfizer, Moderna ve Johnson & Johnson aşıları var. mRNA aşıları dondurucudan çıkarıldığında birkaç saat içinde kullanılmak zorunda. Burada da aşı randevuları var, ona göre gelip gidiyorlar ve bunların yanı sıra her sağlık kuruluşunda randevusu olmadığı halde kapıda bekleyen insanlar var. Bunlar randevuya gelmeme, elde kalan doz vb. olunca artan aşıdan faydalanmak ve o aşıları değerlendirmek için varlar. ABD’de bir de şöyle bir uygulama var, eğer resmen randevu alamıyorsanız, kendinizi bekleme listesine yazdırabiliyorsunuz. Gün sonunda elde kalan, çöpe gidebilecek bütün aşıların haberleri size bir SMS’le iletiliyor ve siz de bu mesaja göre size en yakın yere gidip kalan aşılardan faydalanabiliyorsunuz. Aşıların çöpe gitmesini önlemek için ABD’de bunun gibi birkaç mekanizma daha var.

Virüsün geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bazı felaket senaryolarına göre senelerce bitmeyecek bir pandemiden söz ediliyor, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu ilk koronavirüsü değil son da olmayacak. Bu bizim bildiğimiz insanlarda görülen yedinci koronavirüs. Zaten her sene insanlar arasında seyreden dört koronavirüs var. Bunların ilki 1960’lı yıllarda keşfedildi. Sonra 2002 yılında SARS görüldü ve 2012 yılında da MERS salgını oldu ki bunlar çok daha ölümcüldü SARS-CoV-2’den. Virologların tahmini şöyle SARS-CoV-2 insanlar arasında daimi olarak seyredecek beşinci koronavirüs olacak, zaten dört tanesi var demiştik. Aşılar sayesinde ve halkın belli bir yüzdesinin aşılanması sayesinde, ciddi vakalar azalacak ve salgın kontrol altına alınmış olacak. Böylelikle eski normale dönebileceğiz. Bu ne anlama geliyor? Bir grip gibi her sene ismini duyduğumuz bir Covid-19 hastalığı olmaya devam edecek. Şimdiki boyutlarda olmayacak, bu kadar ciddi olmayacak aşılar sayesinde. Aşılanmayan kişiler arasında ciddi Covid-19 vakalarını göreceğiz ancak şimdiki kadar sık görülmeyecek. Ama şu da bir gerçek ki gribin yol açtığı ölümler gibi Covid-19 ölümleri de bundan sonraki hayatımızın bir parçası olacak. Aşılanmalar ve ilaç çalışmaları sayesinde SARS-CoV-2 artık idare edilebilen bir hastalık halini alacak, aramızda olacak, adını hep duyacağız ancak aşılanmalar arttıkça eski normale dönüş mümkün.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol