Falcao’yu bir de kitaptan okuyun!

12.09.2019 22:09 SPOR
Murat Aksoy son yıllarda yazdığı futbolcu biyografileriyle dikkat çeken isimlerden... Galatasaray'a sonunda bu sezon başında imza atan Falcao da onun kitaplaştırdığı isimlerden.

KADİR İNCESU

Murat Aksoy, Çizmelikedi Yayınevi tarafından yayımlanan Futbolun Devleri dizisi için Hagi, Neymar Jr., Nuri Şahin, Maradona, A. Iniesta, Ronaldo, Falcao, R. Carlos, Drogba, Ronaldinho, Messi, Querasma, İbrahimoviç ve Pele gibi dünya futbolunun efsanelerinin yaşamını yazdı.


Bu seri yalnızca ülkemizde değil yurtdışında da ilgi gördü. Maradona, Ronaldo ve Ronaldinho’nun basım hakları Azerbaycan’da Alma Yayınevi tarafından alındı.

Aksoy ile 2017’de yazdığı Falcao kitabı üzerine konuştuk.

Neden futbol biyografileri?

Futbol yalnız ilgi duyduğum değil, vaktiyle oynadığım, lisans aldığım bir spordu. Önceleri FC Schwarz Weiss’ta, sonrasında ise Münih Türkgücü’nde sağ açık olarak oynadım. Savaş Koç ve Erhan Önal ile birlikte. Gözümde çıkan bir rahatsızlık sonucu futbolu bıraktım. Bu iki ilgi alanımı, yani edebiyat ile futbolu, 'biyografi' çatısı altında birleştirebileceğimi düşündüm. Ve biyografileri yazmaya başladım.

2017’de yaşamını yazdığınız Falcao’nun bir gün Türkiye'de futbol oynayacağını düşündünüz mü?

Bu ülkeye Drogba, Van Persie, Anelka, Ribery, Sneijder, Roberto Carlos, Hagi, Van Hooijdonk, Ariel Ortega, John Carew ve nihayetinde Quaresma gibi dünya yıldızları geldi. Kimi yıldızını parlatıp gönül tarihimize geçti. Kimi yıldızının gölgesinde kalıp saç baş yoldurdu bize. Falcao, kariyerindeki iniş ve sakatlık sürecini gençken yaşayıp, olgunluk sürecinde de yükselişe geçip istikrar yakaladı ve kendine iyi bakıp sağlık sorunları da nüksetmedi. Bu nedenle Türkiye’ye gelmesini imkân dahilinde görmedim. O yaşa gelmiş biri için son durak Çin’dir, Katar’dır. Rekabetin yoğun yaşandığı, bir ayağının Avrupa’da olduğu, dedikodu kazanının fokur fokur kaynadığı, sert bir ligde top koşturmayı istemek büyük cesaret. Peş peşe üç maç gol atıp taraftarın gönlünü kazanamadığın anda, kimse geçmiş, parlak günlerinize bakmaz burada. Mutlak başarının şart olduğu bir ortamda 'Ben kralım!' demek bir özgüven meselesi. Ancak azıcık da delilik, çılgınlık…

Dünyada Falcao hakkında yazılmış başka biyografi var mı?

Elizabeth Levy Sad’in İngilizce yazdığı 32 sayfalık 'Falcao - Superstars of Soccer' var. Veloy Planas’ın Atlético Madrid’teki süreci anlattığı 'Mi primer Atlético' var; o da 32 sayfa. Bunlar daha çok takım hakkında ve üstelik 2013'te yayımlanmış. İstatistik bilgilerle dolu. Bugüne değin Falcao hakkında yazılmış en ayrıntılı, en hacimli 'kurmaca' eser benimki. Kurmaca diyorum, çünkü ansiklopedik bilgi vermek yerine, hayatını bir roman gibi kurgulayarak anlattım. Heyecanlarını, tedirginliklerini, zaferlerini, üzüntülerini; hayatının akışını belirleyen kararları verme sürecini; yalnızlığını, ailesini, gollerini…

Hangi kaynaklardan yararlandınız?

Üç dilde kaynak taraması yapıyorum: Almanca, İngilizce ve Fransızca. Ulaşabildiğim her gazete kupürünü okuyorum, her videoyu izliyorum. Eski dergileri tarıyorum. En çok kendisiyle yapılan röportajlardan yararlanıyorum. Kendisinin bizzat söylediklerini temel, hakkında söylenilenleri de 'süs' olarak kullanıyorum. Tabii ne yediğini, ne okuduğunu, nerelerde gezmekten hoşlandığını, nelerden nefret ettiğini, kimlerle geçinemediğini falan bulmak çok zor. Ailesinin soykütüğüne ulaşmak ise mucize. Sabır ve azim istiyor. İğneyle kuyu kazmaya benziyor. Tüm bu aşamalardan sonra ortaya çıkan eser, sizi tatmin ediyorsa, buna da doyum olmuyor.

'Falcao'nun hikâyesi 2017’ye kadar geliyor. Kitabı genişletmeyi düşünüyor musunuz?

'Falcao' çıkalı neredeyse 3 yıl oluyor ve 300 tane satmamıştır. Futbolun Devleri dizisi içinde yüzüne bakılmayan üç beş kitaptan biri. Gelişiyle birlikte satışlar artar ve kitabın baskısı biterse, yeni basımında o 'kayıp' üç yılı da anlatacağım. Tıpkı daha önce Ronaldo’da, Neymar’da yaptığım gibi.

Falcao’nun hangi özellikleri sizi etkiledi?

Çocukluğundan beri kendiyle yarışıyor. Kimseyi kendine rakip görmüyor. En büyük rakibi kendisi. Fevkalade çalışkan. Israrcı. Dediğim dedik biri. Hedef olarak seçtiği şeye ulaşmak için ne gerekiyorsa yapıyor. Yalnız bedeni değil, ruhu da 'yapılı'. Hoyratlıklara, haksızlıklara böyle direniyor, karşı koyuyor. Evet; duygusal! Ama 'akıl' daima önde. Anlık heveslerin peşinden koşmuyor. Ne istediğini biliyor. Maymun iştahlı değil. Ayran gönüllü hiç değil. Hepsinden önemlisi kendinin ve yeteneklerinin sınırını biliyor! Ve o sınırı kabul etmek yerine, genişletmeye özen gösteriyor. Bu şu anlamda önemli: Böylesi kariyerlerde 'kabul' doymuşluğu gösterir ve inişe geçildiğini haber verir. Ama o sınırı genişletme arzusu ise ani, beklenmedik durumlarda dahi, doğru konum almayı, kararlılığı ve eylemi işaret eder.

Yaşamının öne çıkan tarafları neler?

Babası, Brezilyalı oyuncu Paula Roberto Falcao hayranı. Bu oyuncu inanılmaz bir tekniğe sahip. 70’li yılların sonu, 80’lerin başında efsane. AC Roma’da oynamış ve futbolu FC Sao Paula’da bırakmış. Onun futbolu bıraktığı yıl, Radamel Falcao doğmuş. Babasının adı da Radamel. O da bir futbolcu. Bu senenin başında, 61 yaşında hayata gözlerini yumdu. Oğluna hayranı olduğu oyuncunun adını veriyor. Falcao, Portekizcede 'şahin' demek. Sonradan El Tigre, yani 'kaplan' lakabını alıyor. 2 sezon art arda 2 farklı kulüpte UEFA Avrupa Ligi’ni kazanan ilk futbolcu. Ayrıca bu ligde 14 maçta 17 gol atarak Jürgen Klinsmann’a ait rekoru kıran bir futbol sihirbazı. Atletico ile Süper Kupa’ya uzanan, uzanırken hat trick yapan, bir oyuncu. Organizasyon tarihinde bir maçta 3 gol atmayı başaran ikinci oyuncu. İki ucu göstermeye çalıştım. Ailesinin 'şahin'i ile futbolun 'kaplan'ını. Zira bugüne kadarki hayatında bu iki çizgi hayli kalın ve onu görmek istemeyenlere dahi göstermekten hiç çekinmiyor!

Falcao Galatasaray’da beklentileri karşılayabilir mi?

Futbol, değişkenleri çok olan bir oyun. Ayrıca bir 'takım' oyunu. Futbolcunun üstün yetenekli olması tek başına yeterli değil. Kaldı ki, oyuncunun gittiği her ülkede, her takımda verimli olduğu, rekorlar kırdığı nadiren görülen bir şeydir. Uçaktan inip, 25 bin taraftarın önüne çıkıp, üçlü çektirene kadar tereddütlerim vardı. Ancak eşi ve çocuklarıyla birlikte sevinçle hoplayıp zıplamaları, içeri çağrılmasına rağmen orada daha fazla kalma arzusu yüreğime su serpti. Demek ki, vakit öldürmeye gelmemiş. Demek ki, futbol iştahı henüz kesilmemiş. Şimdi geriye sadece sahadaki uyum kalıyor. Onu da aşması zor görünmüyor. Ryan Babel’in soldan, Sofiane Feghouli’nin sağdan ortalarla onu yeterince besleyeceğini düşünüyorum. Ancak sanılanın aksine, en büyük desteği Belhanda’dan alacak sanki. Onun defans arasına, arkasına attığı toplarda bitirici özelliğini rahatlıkla gösterecektir. Lemina’yı da unutmamak gerek. Harika bir yetenek. Pogba’nın estetiksiz hali. Takıma alıştığında, form tuttuğunda, buna en çok Falcao sevinecektir. Penaltıları da Falcao atarsa, sezon sonu 20 golün üstüne çıkması işten bile değil doğrusu.

Ayrıca alkışın ve iltifatın Falcao’yu şımartacağı kanaatinde değilim. Aksine motive edici ve itekleyici olacağına inanıyorum. Bazen sevgi her şeydir. Bunu hissettiğinde, Hagi gibi, küllerinden doğacağını, hem kendine hem kulübüne yeni bir tarih yazacağını sanıyorum. Hatırlayınız lütfen: Hagi geldiğinde, “Bastonla mı oynayacak?” denmişti. Veda ederken, tüm tribün, “I love you Hagi!” diye tezahürat yapıyordu...