birgün

17° AZ BULUTLU

BİRGÜN KİTAP 12.03.2021 11:36

Freud’un tuttuğu yas

Freud ‘Savaşın ve Ölümün Güncelliği’ metninde yaşam için yeni bir yer açmanın veya bizi Peter Pan’ın Neverland’inde yaşamı bulmaya çağırışının dramatik hikâyesini anlatıp ölümle ilişkimizi yeniden inşa etmeye çağırırken azalan harflerin yasını tutar

Freud’un tuttuğu yas

MURAT ÖZBEK

Freud’un psikanalitik kuramının tamamını bir metin olarak değerlendirirsek, çoğunluğu örtük bir şekilde olmakla beraber, bu metnin nerdeyse her satırında bir güdü olarak ölümün insanın ruhsal yapısı üzerindeki belirleyiciliğinden söz edebiliriz. Ölüm Freud’da daima öncelikli olandır. Peki, ‘Savaşın ve Ölümün Güncelliği’ metni söz konusu olduğunda öncelik neden ölüme verilmemiştir? Başlık ‘Yaşamın ve Ölümün Güncelliği’ olmuş olsaydı, başlığın iki güdüye eşit olarak paylaştırılmış olduğu, bir öncelik ve sonralığın söz konusu olmadığı sonucu rahatlıkla çıkarılabilirdi. Bu metindeyse, yaşam başlığa alınmayıp ölümün bir alt başlığı şeklinde metne dâhil edilmiştir. O zaman diyebiliriz ki, metnin başlığını ve dolayısıyla da içeriğini yaşamın onda kendine yer bulamaması belirlemiştir. Freud böylece sözcüklerin topografik yerleştirilmesinin belirleyici saiklerini gündemine alacağını belirtmiş olur. Anlatımın biçimi bizi psikanlitik dilin anlamına götürecetir. Ne var ki, bu anlam yaşamın savaş tarafından işgal edilmesiyle sekteye uğrar.

DÜŞ KIRIKLIĞI ANILSAMASI

Metinde insanlık ve demokrasi için savaşın bir düş kırkılığı olarak ifade edildiği yerde; Freud bir müdahaleyle bunun bir yanılsama olduğunun tespitini yapar. Dolayısıyla hem metnin içeriği hem de başlığın biçimlendirilmesi bizi ‘Bir Yanılsamanın Geleceği’ne oradan da ‘Totem ve Tabu’ya sürükler. Bu anlamlandırma çerçevesinde belki de ‘Uygarlığın Huzursuzluğu’ çatı olarak kabul edilebilir. Düş kırıklığı bir beklentiyle ilintiliyken, yanılsama hazsızlığın duygusundan kurtulmak için gerçekleşmesi temenni edilen bir doyumun giderilmesi olarak tanımlanır. Freud için yanılsamanın bağları, kabaca devletin ve dinin ölümle ve yıkıcı güdülerle olan ilişkimizi düzenlerken uygarlık adına eylem talep eden ama eylemin güdüleriyle ilgilenmeyen -devleti ve dini kapsayıcı bir şekilde kucaklayan- kültür toplumunda açığa çıkar. Bunun neticesinde kamusal birlikteliğin korunmasıyla ve tanrının buyruklarının yerine getirilmesiyle yüce bir amaca hizmet edilmiş olur.

En nihayetinde dünya savaşı patlak vermiştir. Freud için bunun anlamı; yüce amaçlar uğruna yaşamın kurban edilmesidir. Metnin girişinde dil bir duygu seli olarak akmaktadır ve kültür toplumunun sağlamayı amaçladığı yegâne birlikteliğin heyecanı anlatılır: “...ne insani tutkuların benzersiz araştırmacısı, ne güzellik tutkunu hayalperest, ne de en tehditkâr peygamber ve ince fikirli alaycı; asla kendi ulusu ve sevgili anadili karşısında vefasız bir dönek olmakla da suçlamamıştır o kendini.” Freud burada ironi kullanmaktadır ve bu alıntıya bir prototip olarak bakabiliriz. İroni kişinin söylediği şeyi kastetmeyen bir dil tarzıyla söylemediği şeyi kasteden bir yapı olarak düşünüldüğünde, bu metinde savaşın ve ölümün yıkıcılığı ifade edilirken yaşamın yokluğu kastedilmektedir. Konuya ironi olarak baktığımızda dolaylı bir bağlantı kurmuş gibi görünebiliriz ama burada, dilin göstergesi içinde yaşama gıyabında bir değer atfedilmektedir. Dolaylı ifadesini ete kemiğe büründüreceksek, mevcut uygarlık Freud’a başka seçenek bırakmamıştır. Dünyanın paylaştırıldığı ve sömürgecilerin -kültür toplumlarının- kancayı kara parçasına -barbarın ve delinin toprağına- attığı, yaşamın anlamını yitirdiği bir dönemde onun adına ancak gıyabında konuşulabilmektedir.

AZALAN HARFLER

Enis Akın’ın “4. Hikâye: miraç (seninle bir gece sınırı aştık)” şiirinin “bir gece seninle sınırı aştık / devletin, aklın ve edebin / bir dağ ateşi başında bir gece / serserileri kırıp peygamberler yaptık” dizelerinde kültür devletinin heyecanı bir yanılsamaya dönüşür. ‘Savaşın ve Ölümün Güncelliği’ metninde kültür ve devlet ifadesi bir arada kullanılırken kültür ve devletin bir araya getirilmesi temsilleri buluşturmaktadır. Bilim dünyasının savaş aygıtları üretmesi, antropolojinin düşmanı barbar, psikiyatrinin onu deli olarak çağırması bu temsillerin bir araya getirilişinin kodlarını vermektedir. Burası tam da yanılsamanın ipuçlarını ortaya çıkarmaktadır.

Hayatın olağan akışında ölümün gerçekleşmesi bir rastlantısallık sonucu yaşamı sonlandırmaktayken; -her ne kadar bir merminin gelip bir askeri bulması hâlâ rastlantısal olsa da- savaşın ölümü rastlantısal olmaktan çıkardığını ve yıkıcı güdülerin yaşamın sürdürülmesini rastlantısal kıldığını görmekteyiz. Bu da ölümle kurulan ilişkide insanlığın ruhsal bir olgunlukla kabul etmesi gereken ölüm gerçekliğini nefretin yöneldiği kişide zayıf bir noktaya dönüştürmektedir. Kültür dünyası bu durumu bir düş kırıklığı olarak değerlendirip derin bir üzüntü yaratıyormuş gibi görünürken, Freud buna gerçekleşenin yanılsama olduğunu söyleyerek müdahale eder. Kimi çevreler Freud’un bunu söylerken “bakın haklı çıktım” imasında bulunduğunu söylese de Freud, Einstein’a yazdığı mektupta da belirttiği üzere savaşların olmadığı bir dünya kurabilmek adına bu gerçekliği kabul etmenin yegâne yol olduğunu vurgulamıştır. O, kültür dünyasına haksız olduğunu söylerken denenmemiş bir yolun denenmesi gerektiğini, mevcutlar içinde olmayan bir seçimin yapılmasının savaşların işgal ettiği yaşam için yeni bir topos’un kurulabilmesi adına denenmeye değer olduğunu söyler.

Enis Akın’ın devam eden dizeleri bir yanılsamanın sonucu olarak yaşamın yitirilişinde kültür, devlet ve dinin el ele vermesini sayıklar; “hani kırdığımız peygamberler var, ya işte sen hecelerdesin / ve kerbela dedikleri senin konuştukça azalan harflerin / işte sen ne zaman bir şehri akarsularından sularından sevsen / ya da şişhane yokuşunun başında kendini suçlasan, / yapma kol saatlerimiz durabilir” Kerbala dedikleri veya Yahudi toplama kampları dedikleri o azalan harfler hâlâ sırf ses olmanın ötesine geçememiştir. Freud, Savaşın ve Ölümün Güncelliği metninde yaşam için yeni bir yer açmanın veya bizi Peter Pan’ın Neverland’inda yaşamı bulmaya çağırışının dramatik hikâyesini anlatıp ölümle ilişkimizi yeniden inşa etmeye çağırırken azalan harflerin yasını tutar.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol