birgün

8° PARÇALI BULUTLU

ÇEVRE 14.05.2020 15:49

Gıda egemenliği

Gıda egemenliği

Dostcan ŞAKAR / Tarım Orkam-Sen Zonguldak Şube Sekreteri

İnsan ırkının yerleşik hayata geçmesinden sonra tarımsal arazi alanı açmak için, ormanları yakma davranış biçimi bugün şirketlerin enerji, sanayi, konut, madencilik, otoyol yatırımlarını sorunsuz gerçekleştirebilmeleri için devam etmektedir. Yağmur ormanları ve dünyanın her yerinde meydana gelen yangınlar çevresel dengenin bozulmasına ve iklim krizine yol açmaktadır. Sonuçta dünya emperyalist şirketlerin kâr hırsı yüzünden hızla yok oluşa gitmektedir.

Canlılar dünyasında çağlar arası geçiş yüzbinlerce yıl alırken, insanlar jeolojiyi ve ekolojiyi o kadar çok etkilemeye başladılar ki bu süreçler çok kısalmıştır. Çevre kirliliğinin en az olacağı düşünülen Kuzey kutbunda suda 1 litrede 10 binden fazla mikro plastik parça tespit edilmiştir. Oluşan mikro plastikler besin zincirine karışmaktadır. 1800’lü yıllara kadar 1 milyara ulaşan Dünya nüfusu son 220 yılda yaklaşık sekize katlanmıştır. Hızla artan dünya nüfusunu beslemek için daha fazla sürdürülebilir gıda üretimine ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak şirketlerin gıdayı kontrol etme arzuları yüzünden canlıların gıdaya erişim hakkı ellerinden alınmaya başlamıştır.

'DÜNYAYI BESLEMEK' İÇİN YAPILAN UYGULAMALAR ÇEVRE DENGESİNİ BOZDU

Gıdanın ilk başlangıç aşaması olan tohumu ele geçirmek isteyen şirketler tohumlarla oynamaya başlamış, önce hibrit, sonra da GDO'lu tohumları piyasaya sürmüş, ikili ve çoklu anlaşmalarla tohumu patentleyecek yasaların çıkmasını sağlamıştır. Böylelikle gıdayı kontrol etmekte önemli mesafeler kat etmişlerdir. “Dünyayı beslemek” için yapıldığı söylenen bu uygulamalar söylenenin aksine çevre dengesini bozduğu gibi dünyadaki açlığı ve hastalıkları çoğaltmıştır.

Ülkemizde de yerel tohumlar şirketlerin eline geçmeye ve tohumda tek tipleşme başlamıştır. Tarım alanları betonlaştırılmış, çiftçi ve üreticinin ürünü elinden ucuza alınmış, destek verilmemiştir. Şeker fabrikaları gibi kamu iktisadi teşebbüsleri emperyalist menşeli şirketlerin baskısıyla özelleştirilmiştir. Glikoz şurubu, furuktoz şurubu gibi yüksek enerjili nişasta bazlı şekerlerin tüketimini arttıracak bu tür politikalar obezite, şeker ve kanser hastalıkları gibi ölümcül hastalıkların yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Kanser hücrelerinin en önemli besin kaynağının likit şekerler olduğu bilinmektedir.

Dünya'da yaklaşık 840 milyon aç insan yaşamakta ve günde 30 binden fazla insan açlıktan ölmektedir. Hormonlar, GDO’lu tohum ve çeşitli kimyasallarla üretilen sağlıksız gıda üretiminin yanı sıra, ekolojik tahribata yol açan endüstriyel tarım ile oluşan çarpık düzen, insanların sağlıklı gıdaya erişim haklarını ellerinden almıştır. Küçük üreticiler üretimden yavaş yavaş çekilmiş, alan tümüyle daha fazla para kazanmak için insanların gıda güvenliğini ve sağlığını hiçe sayan şirketlere kalmıştır.

KOOPERATİFÇİLİK ÖNEMLİ BİR MODEL VE DENEYİM

Yerel üretim biçimlerine son veren sermaye ve sömürü sistemi toprağı, havayı, suyu kirletmektedir. Doğal yaşamı yok edip hayvan ve bitki varlığı ile çeşitliliğinin azalmasına yol açmaktadır. Endüstriyel tarımın ortaya çıkardığı; toplum ve doğa sağlığı ile ilgili olan sorunları aşıp, herkesin sağlıklı gıdaya ulaşması için üretici ile tüketicilerin doğrudan ilişki kurmasını sağlayan kooperatifçilik bu bağlamda önemli bir model ve deneyim olarak hepimizin önünde durmaktadır.

gida-egemenligi-731424-1.

ÇİFTÇİLER BORÇ VE FAİZ BATAĞINDAN KURTULMALI

Kooperatifler, bir yandan küçük üreticiyi ve yerel üretimi destekleyip diğer yandan herkesin sağlıklı gıdayı en ucuza ulaşmasını sağlayacak bir örgütlenme biçimine dönüştürme ve Halkın Gıda Egemenliğini oluşturma çabası, gelinen noktada, her zamankinden daha fazla önem kazanmıştır. Bu bağlamda yerel üreticilerin sağlıklı gıda üretimi ve üretim kooperatifleri desteklenmelidir. Salgınla birlikte görünürlüğü daha da artacak olan gıda krizine karşılık acilen çiftçiye ürününün tarlada kalmayacağının garantisi verilmelidir. Tarımsal üretimde kullanılan gübre, mazot, elektrik vb. giderler ücretsiz olmalı ya da en azından maliyetine ücretlendirilmelidir. Çiftçiler borç ve faiz batağından kurtarılmalıdır. Çiftçiler, üreticiler, mevsimlik tarım işçileri vb. emekçileri salgından koruyucu tedbirler alınmalıdır. Gıda üretimi halk sağlığının önemli bir boyutudur! Gıda krizine karşı alınacak tedbirlerde zaman kaybedilmemeli, tüketim üretici kooperatifleri desteklenmelidir.

Neoliberal politikaların tüm Dünya’da hakim olmaya başladığı 1984 yılından bu yana Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu’nun kuruluş günü olan 14 Mayıs, Dünya Çiftçiler Günü olarak kutlanıyor. Uygulanan tarım politikalarıyla şirketlerin önü açılırken, küçük çiftçiler yok ediliyor. Şirketlerin varlığı küçük üreticileri boğuyor. Bu politikaların sonucu olarak bir yanda şirketler, diğer yanda ise kazanmayan, mesleklerini topraklarını kaybeden, sözleşmelerle şirketlere bağlanan, çiftçilik bilgileri değersizleşen, tohumları yasaklanan küçük çiftçiler, aile tarımı yapanlar, köylüler var. Ekolojik sistemi tahrip eden, endüstriyel temelli, kâr amaçlı, petrole dayalı, şirketlerin gıda sistemine karşı halkların kendi kültürlerine uygun, doğayla uyumlu tarım ve gıda sistemleri desteklenmelidir.

14 MAYIS ÇİFTÇİLERİN GÜNÜ OLAMAZ

Dünyanın küçük çiftçileri 1996 yılında 17 Nisan’ı Uluslararası Çiftçi Mücadele Günü olarak belirlemiştir. 1996 yılının 17 Nisan‘ında MST’li (Brezilya Topraksız İşçiler) üyeleri toprağa erişmek, tarım reformu yapmak için verdikleri meşru mücadele sırasında Eldorado dos Caracaj’da şirket ve devletin güvenlik güçleri tarafından saldırıya uğramış, 19 MST üyesi acımasızca katledilmiştir. Bu nedenle küçük çiftçilerin küresel örgütü La Via Campesina 17 Nisan’ı Çiftçi Mücadele Günü olarak ilan etmiştir.

Endüstriyel gıda sisteminin bir parçası olan ve çiftçiyi üretim yapamaz hale getirenlerin ortaya attıkları bir gün olan 14 Mayıs, çiftçilerin günü olamaz. Dünya Küçük Çiftçiler Günü 17 Nisan’dır.

Tarımın Şirketleşmesine Hayır! Gıda Egemenliği Hemen Şimdi!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız