birgün

16° PARÇALI AZ BULUTLU

Giriş–gelişme–sonuç

Upuzun cümle sevdamıza ne demeli? Bağlaçlarda indirim var gibi iki paragraflık cümleler yazıyoruz. Cümle değil metrobüs. Ön kapıdan okumaya başlıyorsun, arka kapıya gelmeden köprüyü geçmişsin

BİRGÜN PAZAR 18.09.2016 09:55
Giriş–gelişme–sonuç
Abone Ol google-news

İLKER BİRBİL
Sabancı Üniversitesi ve BolBilim.com

Zamanımın önemli bir kısmı düşündüklerimi yazmakla geçiyor. Bu yazı bazen bir bilimsel makale oluyor, bazen ders notları. Masa başına oturduğum zamanların çoğunda da ortaokul yıllarımdaki Türkçe derslerini anıyorum. Keşke o kompozisyon ödevlerini çalakalem yapmasaydım. Keşke daha fazla yazma dersi olsaydı.

Eminim öğretmenlerim ellerinden geleni yapmışlardır. Fakat o dönemleri iyi hatırlıyorum; “Fenci olacağım ben, Türkçe dersine ne gerek var?” derdim. Hele hele yazmaya hiç gönül indirmezdim. Ah aptal kafam!

Şimdi uygulamalı matematik konusunda çalışıyorum. Öğrencilerim var. Hepsi zehir gibi arkadaşlar. Ancak iş yazmaya gelince, onlar da benimle aynı dertlerden muzdaripler. Yazamıyoruz. Daha doğrusu yazıyoruz da, okuyan biri yazdığımızın içinden çıkamıyor. Yazık.

Bunca yazıldı, çizildi, anlatıldı. Artık okumanın önemi konusunda bir tereddüt kalmamıştır herhalde. Ancak bu arada, istemeden de olsa, yazmaya öksüz evlat gibi davrandık. Oysa iyi ve doğru yazmanın ne kadar önemli olduğunu size anlatamam. Dünyanın en özgün bilimsel çalışmasını dahi yapsanız, fikrinizi anlatamadıktan sonra diğer insanlara ulaşma şansınız yok.

Bir “fenci” olarak yıllar içinde nerelerde çuvalladığımı, öğrencilerimin nerelere takıldıklarını not ettim. En belli başlı olanlarını da aşağıda listeledim. Bunlar bilimsel bir yazı yazmakla ilgili tespitler. Fakat içimden bir ses, her tür yazı için geçerliler diyor. Bilemiyorum. Ama bir şeyden eminim: İyi yazamazsak, iyi bilim yapmamız boş bir hayal.

Buyurun başlayalım. Bakalım, aşağıdaki paragrafı kim yazmış tahmin edebilecek misiniz?

“Renklerin meşhur olayını denemek için bir üçgen temin ettim. Ve aynı amaçla laboratuvarımı kararttım ve uygun miktarda güneş ışığı girmesi için penceremdeki gölgelikte bir delik açtım. Prizmamı girişe koydum ki ışık karşı duvarda kırılsın. Böylece çarpıcı ve yoğun renkleri görmek, ilk başta dikkatimi dağıtan çok hoş bir olaydı.1”

Ne kadar sade bir dil. Yazarı Isaac Newton. Bize gökkuşağı renklerini nasıl elde ettiğini anlatıyor. Çeviri benim ama inanın yazının aslı daha da sade. Böyle bir dille yazmak varken, ağdalı ve özellikle edilgen bir dil kullanmaya bayılıyoruz:

“Prizma laboratuvar girişine yerleştirildi ve elde edilen ışınım refraksiyonu dikkatle gözlemlendi.”

Deneyi kim yaptı, kim? Refraksiyon ne yahu? Bu şekilde daha resmi olduğunu sanıyoruz sanırım. Oysa komik oluyoruz.

Ya upuzun cümle sevdamıza ne demeli? Bağlaçlarda indirim var gibi iki paragraflık cümleler yazıyoruz. Cümle değil metrobüs. Ön kapıdan okumaya başlıyorsun, arka kapıya gelmeden köprüyü geçmişsin. Hele yazılan teknik bir konu olunca, okuyucu yorulup pes ediyor. Hem uzun cümle hata yapmaya daha müsait. Kısa olsa ama meramını anlatsa daha iyi olmaz mı?

Boş bir sayfanın başına oturmak kimse için kolay değil. Ama hızlıca başlayıp, yazıyı ilerletmek için bir üçkağıt var: çerçeve çıkarma. Bir nevi giriş-gelişme-sonuç üçlüsü. Yani ilk bunu yazayım, sonra şundan bahsederim diye alt alta sıralamak. Yazının gerisi daha kolay geliyor. Garantili.

İnternet elimizin altındayken kopyala-yapıştır ile bir yazı kolayca toplanır sanıyoruz. Yazı olmuyor o; basbayağı fikir hırsızlığı oluyor. Bu zamanda nasıl referans verilir, alıntı nasıl yapılır öğrenmeyen kalmasın. Zaten üniversitelerdeki intihal hadiseleri ile başımız belada, bari yeni nesil ile bu ayıbın üstesinden gelelim.

Bilim camiası kadınlara yer açmakta hâlâ ayak diriyor. Cinsiyetçilik ise pek sinsi, birikip olmadık yerden zihnimize sızıyor. Bu konulara duyarlı insanlar bile kolayca hata yapabiliyorlar. Onun için aman iki kere özenelim. Yazıda deneyleri yapan Ayşe, notları tutan Ali olsun.

Acaba edebiyat öğretmenim Emine Hanım bu yazıyı okuyor mudur? Umarım okuyordur. Çünkü matematiğe meraklı 13 yaşında bir öğrencisine söylediklerini, bugün aynı öğrencisi, 42 yaşında bir bilim insanı olarak yavaş yavaş idrak ediyor. Bilsin isterim.

(Endnotes)
1 Newton, I. 1672. New theory of light and colors. Philosophical Transactions 6 (80): 3075–3087.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun