birgün

27° AZ BULUTLU

‘Hadi, resmimizi çeksene. Yeniden.’

Adnan Özyalçıner kendisini en çok etkileyen öykü kahramanının babası Ahmet Nuri Özyalçıner olduğunu belirterek, “Babam iyimser bir adamdı. İyi bir anlatıcıydı da. Günübirlik yaşadıklarını, işten eve döndüğünde, öykü tadında anlatmayı severdi” diyor

BİRGÜN KİTAP 04.11.2017 13:48
‘Hadi, resmimizi çeksene. Yeniden.’
Abone Ol google-news

KADİR İNCESU

İstanbul Öykücü olarak adlandırılan Adnan Özyalçıner’in yeni öykü kitabı ‘Torik Akını’ Manos Kitap tarafından yayımlandı.
Tanju Cılızoğlu’nun Haydarpaşa Lisesi’nde arkadaşlarıyla birlikte çıkardığı onüç dergisinde yayınlanan yazılarıyla Nurullah Ataç’ın dikkatini çekmişti Özyalçıner. Ataç, onüç dergisinde yazıları çıkanlar arasında yalnızca Adnan Özyalçıner’in yazar olabileceğini yazar. Yanılmaz da.

Gazete kâğıdından yapılmış kesekâğıtlarını bile açarak okuyan birisinin yalnızca hayata değil, çevresine, insanlara da bakışı farklı olacaktır elbette… Ahkâm kesmenin bir anlamı yok, en iyisi Adnan Özyalçıner’in öykülerini okuyarak kararı siz verin. Adnan Özylaçıner ile Manos Kitap tarafından yayımlanan yeni kitabı ve yazarlığı üzerine konuştuk.

hadi-resmimizi-ceksene-yeniden-378253-1.

-Yaşamınızın ilk yıllarındaki gözlem ve izlenimleriniz hayata bakışınızı nasıl etkiledi?
Hep söylerim, gene söylüyorum. Ben İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, çok eski bir tarihe sahip olan Karagümrük’te doğup büyüdüm. Bir işçi mahallesinde. Babam okuması yazması olmayan bir işçiydi. Annem de okumasız yazmasızdı. Yaşadığım mahalledeki insanların çoğu da öyleydi. Dünyada olup bitenlerin farkındaydılar ama. Yaşadıkları günlerin bilinciydediler. Yaşananları, kendilerine yaşatılanları açıklıkla biliyor, görüyorlardı. Yoksulluklarından, yoksunluklarından yakınmadan yaşama dört elle sarılan insanlardı. Kendilerine göre bir yaşama sevinci edinmişlerdi. Hayalleriyle, düşleriyle, gelecek umutlarıyla.

Yaşamı, insanı, doğayı tanıyorlardı. Kendilerine dayatılan yaşamı, yaşantılarını da. Bütün bunları bildikleri, konuştukları halde açık edemiyorlardı. Acıları da, sevinçleri de, mutlulukları da kendi aralarında kalıyordu.

Yaşama, doğaya, insana bakmayı, yaşanan, yaşatılan eşitsizlikleri, çelişkileri ayrıca hiç elden bırakmadıkları sevecenliklerini onlardan öğrenip devraldım. Onun için öykülerimde, onların ifade edemediklerini, onların dili olarak anlattım/anlatıyorum. Hem yaşamımı hem sanatımı etkileyen yalnız onlardır.

-Sizi en çok etkileyen öykü kahramanınız kim?
Beni en çok etkileyen öykü kahramanım, yazdığım öykülerde de görüleceği gibi, babam Ahmet Nuri Özyalçıner’dir. Yaşamı bir emek ve iş bilinciyle algılayan bir işçi oluşuyla. Babam iyimser bir adamdı. İyi bir anlatıcıydı da. Günübirlik yaşadıklarını, işten eve döndüğünde, öykü tadında anlatmayı severdi. Kimi öyküler, meseller anlattığı da olurdu biz çocuklarına. Aile ortamındaysa meddah ağzıyla taklitli öyküler de anlatırdı.

-Bir yazar için yeni kitap her zaman en özel olanıdır. Bunca kitabınızın içinde sizin için en anlamlı, önemli kitabınız hangisi?
Bilmiyorum. Bir seçme yapamıyorum. Her yazar için son kitabıdır denebilir. Benim içinse en diye bir şey yoktur. Hiç de olmamıştır. Bunu bir ayrımcılık olarak görüyorum. Kendi içlerinde hepsi diyebilirim. Ayrı özellikleriyle. Her birinin bir dönemi yansıtma birliktelikleriyle.

-Yaşamınızın önemli anlarını çok başarılı bir kurguyla bütünleştirerek öyküleştiriyorsunuz. Sizi çok yakından tanımayanlar hariç yazdıklarınızda ne kadar olup olmadığınızı fark edemiyor bile. Bu hassas dengeyi -yaşanmışlık ve kurgu- sağlamak için neler yapıyorsunuz?
Yaşadıklarımı yazdım ben. Bize yaşatılanları, dayatılanları tartıştım. Doğa, insan, eşya, zaman ve mekân kaynaklı olarak öykülerime yansımıştır. Yaşadıklarımızın kurgulamayı gerektirmeyen bir yanı olmuştur hep. Yaşadıklarımızı yaşadığımız gibi yazdım desem doğru bir karşılık vermiş olur muyum sence?

hadi-resmimizi-ceksene-yeniden-378254-1.

-Gerçekten dolandırıldınız mı? O dolandırıcı o kadar birikimli olabilir mi? Herkesin bilemeyeciği isimleri bilmesi…
O öykü gerçek. Bire bir yaşandı. Benim de şaştığım o bildikleri. Benim hakkımda, arkadaşlarım hakkında, edebiyat ortamı hakkında bütün o bildikleri. Üç yüz liraya sattı onları bana. Ben de öyküsünü yazıp yüz elli liraya sattım dergiye. Şimdi düşünüyorum da kaptırdığım yüz elli liraya değil de o insanın yoksulluğuna acıyorum. Onca bilgiyi bu kadar ucuza satışına.

-Bir olayı yaşandığı dönemde veya aradan geçen onca yıl sonra öyküleştirmek arasında bir fark var mı?
Yaşanmışı, yaşanmışlıkla anlattıktan sonra pek bir fark olmuyor. Önemli olan dün yaşananları, bugün yaşadıklarımızla bütünleştirebilmek. Geçmişte, geçmişteki anılara çakılıp kalmadan bugüne yaslanarak geleceğe, geleceğin mutluluğuna ulaşabilmek.

hadi-resmimizi-ceksene-yeniden-378255-1.

-Son yıllarda daha çok tanıklıklarınızı anlatıyorsunuz. Alıştığımız Adnan Özyalçıner çizgisinin dışında bir durum bu. Bu tercihinizin nedeni nedir?
İzlenimlerle gözlemlerin yer aldığı tanıklıklar daha çok. Yalnız tanıklık değil yani. Öyle olmayınca her birinin bir başlangıçla bir sonucu var. Bildiğin öykülerimin örgüsündedir her biri. Durum şu: Bir insanı, eşyayı, çevreyi mi anlatacaksın, onlarda neyi anlattığını, neden anlattığını bildikten sonra o anlattığın öyküdür. Kısası da, uzunu da öyküden başka bir şey değildir.

-’Torik Akını’ ile birlikte hayat arkadaşınız, dostunuz, sırdaşınız Sennur Sezer’in de toplu şiirleri ‘Direnç’ adıyla yayınlandı. 18 Mart 1967’de “Gün gün çoğalırken dizelerim/ Çoğalıyorken seninle yüreğim” ikiliğiyle seslendiğiniz Sennur Sezer için de birkaç söz söyler misiniz?
1960’ta tanıdım ben Sennur’u, 17-18 yaşında bir genç kız olarak. Altı yıl süren içten bir arkadaşlığımız oldu. 1966’da, ben yedek subay öğretmen olarak askerden dönünce arkadaşlığımız gönüldeşliğe evrildi. Yeraltından sızan arkadaşlık özsuyunun yer üstüne gönüldeşlik suyu olarak fışkırması sonucu 1967’de evlendik, çocuklarımız oldu. Yarım yüz yıllık gönül birliği içindeki yaşamımızda o şiirlerini yazdı, ben öykülerimi. Birlikte on bir kitap yazdık. Bu arada çocuklarımızı büyüttük. Biri kız, biri oğlan. Kızımızın oğlu torunumuz da büyüdü. Biz hem birbirimizi, hem çocuklarımızı, hem torunumuzu, hem kitaplarımızı çok sevdik. Yaşamı sevdiğimizden.

hadi-resmimizi-ceksene-yeniden-378256-1.

Birbirimizden hiç ayrılmadık. Sennur’la ben, her yerde hep birlikte olduk. Bunu sen de çok iyi bilirsin. Tanıksın. Fotoğraflarınla hem de.

Bugün de birlikteyiz işte: Sennur Sezer’in kitabı Bütün Şiirleri Direnç’le benim kitabım Torik Akını’yla yan yanayız ikimiz. Eskisi gibi. Hadi, ne duruyorsun resmimizi çeksene. Yeniden.

hadi-resmimizi-ceksene-yeniden-378257-1.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun