birgün

19° PARÇALI AZ BULUTLU

Hayatı savunmak

GÜNCEL 19.01.2022 09:20
Hayatı savunmak
Abone Ol google-news

Konuk Yazar: Erendiz ATASÜ

Benim kuşağımın (20. Yüzyıl’ın ortalarında doğanlar) yerli kapitalizme, yani “tarikat-ticaret-siyaset” düzenine -ya da düzensizliğine- göbek ve gönül bağı bulunmayanlarının ömrü, ölümcül şiddetin gölgesinde geçti. Başına doğrudan bir şey gelmeyenlerin bile çevresinde dolandı durdu, cezaevlerinde, sorgularda erkeklerin cinsel organlarına elektrik veren, kadınlarınkine basınçlı soğuk su püskürten “resmi şiddet”.


Benim kuşağım, resmi şiddetin yanında, “kaynağı belirsiz şiddetin” katliamlarına da tanık oldu, 1980 öncesinin Maraş ve Çorum katliamları ve ‘80 sonrasının 1993 Sivas Katliamı, gibi. 1960 -1980 arasında katledilen devrimci öğrencileri kimler öldürdü? Anılan katliamların örgütleyicileri ve tetikçileri tam olarak kimlerdi? Örneğin, 1969’da Kayseri’de Türkiye Öğretmenler Sendikası üyesi öğretmenleri kim yakmaya kalktı? İsmet İnönü’ye kim suikast düzenledi? Gayrı resmi şiddetin, resmi şiddet ile bağlantılı olup olmadığını, bağlantılıysa bu bağın niteliğini ve niceliğini bilebilmek benim imkânlarımın dışında. Ancak, ‘960-‘80 arası gayrı resmi şiddetin, dönemin tarikatçı yapılanmalarının görünen kısmı olan Komünizmle Mücadele Dernekleri’yle bağlantılı olduğuna dair gazetecilerin ve kimi sosyal bilimcilerin belgelere dayanarak yayımladıkları onlarca araştırma var. Konunun aydınlatılabilmesi için niçin bir TBMM araştırması bunca yıldır gündeme gelmedi?

Yaşadığı, adı konmamış tarikat yurdundaki baskıya dayanamadığı için intihar eden ve intiharının nedenlerini son anlarında çektiği videoda açıkça vurgulayan gencimizin acı kaybı, yıllardır ihmâl edilmiş bu yarayı yeniden gündeme getirdi. Adı “öğrenci yurdu” olsun olmasın kimi tarikat yapılanmalarının gençlere uygun gördüğü barınma mahallerinde ve dershanelerde bu kaçıncı intihar? Aynı ortamlardaki cinsel taciz vakalarının sayısını anımsayabilen var mı?
Vaktiyle AKP de sorumlu mevkilerde bulunmuş, sonra kendilerince bilinen nedenlerle- bu dönüşümün sebepleri kamuoyuna asla açıklanmadı- muhalefet saflarına geçmiş beyefendiler son derece temiz kişiler olabilirler, elbette. Ama gençliklerini geçirdikleri ortamların karanlıkta kalmış yanlarıyla şahıslarının hiçbir ilişkisinin bulunmadığını seçmene açıklamaları gerekmez mi, siyasal dürüstlük bunu icap ettirmez mi, tarikat yapılanmalarını savunmaya geçmeden önce!

Peki, söz konusu öğrenci barınakları ve dershaneler kapatılmasın; ama doğru dürüst çalışmaları sağlansın, yani denetimden geçsinler. Buyurun, yüce Meclis bu pek yerinde öneriyi iktidar milletvekillerinin oylarıyla reddediyor! Öyleyse, hayatı savunmak muhalefete düşmüyor mu?

Bir kişi gönüllü olarak kendini dini ya da laik bir örgütlenmeye adayabilir ve bu karar düşünce özgürlüğü kapsamına girebilir. Ancak -dini ya da laik- bir örgütlülük, gönüllü olmayan kişiler üstünde baskı uyguluyorsa, bunun adı suçtur! Zeki bir çocuğun bile kolayca yapabileceği bu ayrımı, muhalefet önderleri yapamıyorsa, bu durum kendi adlarına esef vericidir.

Bu ülkenin ve aynı zamanda CHP’nin kurucusu büyük insan “Biz din düşmanı olduğumuz için tarikatları kapatmadık, tarikatlar din vatan ve millet düşmanı oldukları için kapattık” demiştir. CHP, Atatürk’ün yanıldığı kanısında mıdır? Doğru, bu söz neredeyse yüzyıl önce söylenmiştir. Yüzyılda yapılanmalar değişmiş olabilir; mümkündür; ne aynı kaldı ki; ama belli kurallara, tekrara ve itaate sıkı sıkıya bağlı örgütlenmelerin değişmesi kolay değildir. Değişip değişmedikleri ise ancak kapsamlı bir Meclis soruşturmasıyla anlaşılabilir.

İktidarın “dindar ve kindar” nesil yetiştirme amacı sır değildir. Ancak ne kadar beyin yıkamaya maruz kalırlarsa kalsınlar sayıları hiç de az olmayan kimi gençlerin yapıları bu iş için uygun değildir. Böyle gençlerin kaderi nedir? Türkiye kendi evlatlarını yiyen mitolojik figür Satürn’e mi dönmüştür? Muhalefetin, bugünkü durumun mimarı olan yönetime elini uzatıp “Gelin, beraber çözelim” demesinde ciddiye alınacak bir yan yoktur. Gençlerin hayatını savunmak, bu ülkeyi, bu ulusu savunmaktır. Gerisi boş laftır. Gençler tehlikedeyken suspus kalınmaz, kem küm edilmez! Dayanışma sıklaştırılır ve ses muhtemel kurbanlardan yana yükseltilir.

Muhalefet tez elden kendine gelmelidir.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol