Hayatım boyunca Cem Karaca'nın oğluyum demedim

28.02.2016 10:29 BİRGÜN PAZAR
Ülke değişmedi, hatta daha kötüye gidiyor

ÖZLEM ÖZDEMİR- info@ozlemozdemir.net / @ozlemozdemir

Fotoğraflar: PINAR ERTE / www.pinarerte.com

8 Şubat Cem Karaca'nın ölüm yıldönümü. Bu yıl ise harika bir eserle anılıyor. 1973'te yapılan Cem Karaca-Moğollar kaydı ilk kez gün yüzüne çıktı. Bu vesileyle onu Moğollar'ın solisti ve Cem Karaca'nın oğlu Emrah Karaca ile birlikte andık.

Bu yıl babanın anısına 2 Şubat 1973'te yapılan kayıt ilk kez basıldı. Yeniden kavuşmak gibi oldu mu?

Bu albüm yıllardır İzzet Öz'ün arşivinde duruyordu. Hatta babam vefat ettiğinde bunu konuştuk. Babam hayattayken de konuşmuşlar, tam yapacakken babam vefat ediyor o sene. İnsanlar sevdiklerini kaybettiklerinde bence en acı olan şeylerden biri; onların sesini unutma ihtimalleri. Bu anlamda ben şanslı hissediyorum, bir şey dinlemek istediğimde açıp onu dinliyorum. Bu kayıtta da hiç dinlemediğim bir şarkı var; "Alageyik". Babamın sahne performansını hep anlatırlar. Bu da konsermiş gibi stüdyoya girip kaydedilmiş. İçinde muhabbetler var, babam konuşuyor, Cahit Abi konuşuyor... Sadece 7 şarkı var içinde ama böyle bir şeyi kendimize saklayamazdık. Zaten sınırlı sayıda bastık ama çok ilgi gördü. 8 Şubat babamın ölüm yıldönümüydü, o zaman çıkarıp nemalanmak istemedik. Ama baktık ki kayıt tarihi 2 Şubat, o zaman Şubat'ta çıksın dedik. Anmaksa en büyük anma bu ve kalıcı bir eser. İzzet abiye çok teşekkür ediyorum.

En çok sevdiğim dedğin bir şarkısı var mı babanın?

Seçemiyorum ama birkaç tane var. En çok "Muhtar" şarkısını severim. Oradaki sesi sert Cem Karaca değil, çok duygusal söylemiş ve sözleri de çok güzel. "Terk Etmedi Sevdan Beni" şiirini ne güzel söylemiş. "Oğluma" diye bir şarkısı var, tabii o biraz can acıtıyor. Bir de beraber yaptığımız şarkılar var.

Uluslararası İlişkiler okumuşsun, müzisyen olmak istemiyor muydun?

Ben şarkı söylüyordum ama babamdan dolayı şarkıcı olmak istemedim.

Neden?

Bu adam bu şarkıları söylemeseydi, biz böyle bir hayat yaşamayacaktık diye düşünüyordum çocuk kafamla. 1 Mayıs'ı söyletmişler babama, hâlâ onun gibi söyleyen yok bence ama ne oldu, ceremesini kendi çekti. Evet, insanlar da evlatlarını kaybetti ama biz de 8 yıl görüşmedik," diye düşünüyordum çocukken. Her şeyi buna bağlamıştım. Aslına bakarsan da haklıydım. Ama o zaman da o Cem Karaca olmayacaktı.

Bir çocuğun böyle düşünmesi normal.

Müziğim içimde patlıyor ama yok ben okuyacağım dedim. Tercih hatasından Kıbrıs'ta okuyordum. Burslu kazandım hatta okulu. Şansa onun da orada 3 konseri vardı, okula birlikte gittik. Ben o zamana kadar babamla o kadar samimi değildim.

"Aslında babamı 94'te Kıbrıs'a geldiğinde tanıdım" demişsin bir yerde. 8 yıl aradan sonra ilişkiniz nasıldı?

Kıbrıs'a gelene kadar, o 8 yıllık ayrılıktan dolayı babamla gereken bağı kuramamıştık. Ben kendimi bildim bileli hayatımda bir baba figürü yoktu. Sonra pat diye bir baba figürü geliyor. Tabii ki çok mutluyum ama istediğim gibi gitmiyor. Döndükten sonra iniş çıkışları çok oldu, adama dönek yaftası yapıştırdılar. Ama şu anda onu anlayabiliyorum. Babam ihtiraslı bir adam, müzik adına tercihlerini o yönde kullanmış ama aile babası mevzusu biraz ters. Biz allak bullak başladık her şeye. 87-94 arası 7 sene, inişli çıkışlı ilerledikten sonra Kıbrıs'a gittik. Aynı odada kalıyoruz. Ben okula yazıldım, babamın konserlerinde de bildiğin korumalık yapıyorum, müzikle ilgim yok. Konserlerinde sahneye çıkarırdı beni, "Oğlum da bir şarkı söylesin, ilk plağımın adı "Emrah", her plak için bir çocuk yapmadım tabii," diye espri yapıp, bir de bana en söylenmeyecek şarkıyı, "Emrah"ı söyletiyordu. Baktım, bu adam aslında fena bir adam değil dedim, sonra ilişkimiz sağlamlaştı. Ama 68 Kuşağı çok eşliler malum, babamda da öyle bir durum olunca, ara ara koptuk barıştık, öyle geçti hayat... Bizimki zor bir ilişki oldu. Hâlâ söylüyorum; içimde kalan çok şey var, ziyarete gittiğimde hâlâ kavga ediyorum onunla...

Babanın olmadığı o dönemi nasıl hatırlıyorsun?

Babamla olan ilişkimin dışında, böyle bir adam olabilmenin tek sebebi aslına bakarsan ailenin geri kalanıdır. Onlar olmasa hayatta kalamayabilirdim, dağılırdım. Kolay şeyler yaşamadım. Annem enterasan bir figür. Babam Almanya'da kaldı, gitmek kolay, kalanlar için durum daha zor. Çünkü Cem Karaca'nın Cem Karaca olduğu yer burası, politik bir figür. Buradayken babama ölüm tehdidi geliyor, evi bombalamak istiyorlar, konserler bombalanıyor, konser yapanlar öldürülüyor... Başka nasıl zarar verecekler, aileye. Benim kaçırılma, öldürülme riskim var. Ama babam gittikten sonra da bunlar bitmiyor.

İhbarlar, evi basmalar yaşanıyor. Anne uzun süre elbiseleriyle yatmış bu yüzden.

Evi sürekli bir manga polis basıyor. Biri durduk yerde Cem Karaca eve döndü diye ihbar ediyor, gecenin birinde bir manga asker eve geliyor, evin her yerini talan ediyorlar... Bu bende büyük travma olmuş. Çevirmeye girdiğimizde ben ön koltuğun altına girip saklanırmışım.

Zorluk sadece o açıdan değil. Annen iş bulamamış uzun zaman, sonra tezgahtarlık yapmış...

Annemin benle ilgili seçimleri ve ayakta kalması kolay baş edilecek bir şey değil. Annem hayatını feda etti benim için. Ben mesela kolejde okudum. Babamın yanında olan bir kişi bile, bir telefon açıp bir şey lazım mı eve demez mi? Süt alamıyor ya kadın! Emeklilik yok, daha 30 yaşında. Şarkı söyleyecek, devlet izin vermiyor. Sonra bir yerlere başvurup, "Yeter artık ben oğluma bakamıyorum!" diye konuşuyor da, çalışmak için izin alıyor. Sonra gazinolarda şarkı söylemeye başlıyor.

O süreçte kiminle kalıyorsunuz?

Babaannem ve dedemin aile apartmanı var, neyse ki hayat bir şekilde devam ediyor. Babam da Almanya'dan bir şey göndermiyor. Annem çalışmaya başlayınca biz toparlanıyoruz.

YILMAZ GÜNEY'LE AYNI GÜN VATANDAŞLIKTAN ÇIKARILDI

hayatim-boyunca-cem-karaca-nin-ogluyum-demedim-116912-1.

Tabii senin için de zor. Vatan haini diyorlar babaya...

Sana tam lafı söyleyeyim: Vatan haininin p... diyorlar benim için! Kendimi Sezercik gibi hissediyordum. Ben çok dayak yedim bu yüzden. Büyük sınıflardaki çocuklara aileleri, o adamın oğluyla takılmayın derlermiş. Benim bir öğretmenim vardı, çok saygı duyarım, beni çok kolladı. O yüzden hayatım boyunca Cem Karaca'nın oğluyum demedim. Moğollar'a girene kadar da hiç Cem Karaca şarkısı söylemedim. Kendi başıma ne yapacaksam yapacağım dedim. Babamla ilgili içimde halledemediğim çok şey olduğu için, hayata karşı kendi duruşum da olsun istedim. Ama sonra Moğollar'dan teklif gelince, ne oldu duruş diyorum kendime, Cahit Abi bitirdi beni:)

O dönemde yaşananlar Emrah'ın karakterini hangi yönlerinden etkilemiştir? Mesela güvensizlik?

İnsanlara çok kolay güvenirim ve kazık yerim. İnsanlara güvenirim de kendime güvenemiyorum. Ama daha ayakları yere basan bir adamım. Daha farklı olabilirdi diyorum ama bilmiyorum.

O 8 yıl hiç görüşmediniz mi?

Yüz yüze hiç görüşmedik. Telefonla konuşuyorduk ama 3 günde bağlanıyor o zaman. Mektup yazıyor, ben de ona fotoğrafımı gönderiyorum. Bana hep Nazım'ın dediği gibi, mektuplarla büyüdün derdi.

Kızmışsındır?

Tabii canım. Hep kızgındım. Sonra anlamaya çalıştım. Dediğim gibi, onları yapmasaydı Cem Karaca olmayacaktı.

Baban sen 11 yaşındayken yurda dönüyor. Havaalanında karşılamaya gidince ne hissetmiştin?

Hayatımın en büyük ikilemlerinden biriydi. 1 gün önceden uyku tutmaz tabii. Babaannem, anneannem hep birlikte havaalanına gittik, insan kaynıyor. Dış hatlardaki paravan o zaman tahtaydı, biri beni omzuna aldı, bak bu baban dedi. Hangisi dedim? Fötr şapkalı olan dedi. Uçak Almanya'dan geliyor, o dönem herkeste ucunda tüylü fötr şapka var. O kapı açılınca tabii ben istem dışı sarılmışım, babam üzerime bir şey tırmandı diye anlatırdı. O anda her şey bitiyor tabii. Bir fotoğrafımız vardır: Şimdi benim oturduğum evde babaannem oturuyor, balkon vardı evde, balkona geçmiş sigara içiyor; evimdeyim, balkondayım, sigara içiyorum, oh ya diyor adeta. Ben bunları yaşadım diyorum ama onun yaşadıkları da kolay değil. Buradaki bütün yaşadıklarını silip başka bir ülkede kalıyor. Gerçi kendi tercihi, burada da kalabilirdi. Orada sıfırdan bambaşka bir hayat kurup, Almanca öğrenip, Almanca bir albüm yapmış.

80'de yurda dönmediği için vatandaşlıktan çıkarılmış.

Vatandaşlıktan çıkarılmasının sebebi, Cem Karaca neyin peşinde diye çıkan bir haber yüzündendir. Bir yürüyüşe katılmış, o burada başka türlü yansıtıldı.

Bu haberden sonra yurda dön deniyor. Dönmeyince Yılmaz Güney'le aynı gün vatandaşlıktan çıkarılıyor.

Affedilince mi dönüyor?

Hayır, affedilmeden dönüyor. Babamın orada birlikte olduğu bir hanım vardı. Onun abisi bürokrattı. Bir şekilde İsmail Cem, Mesut Yılmaz ile bağlantı kuruyor. Sonra Özal devreye giriyor ve dönüyor. Dönüyor ama ne olacağını da bilmiyor. Alandan girdiğinde tutuklanacağını düşünüyor ama gemileri yakmış artık. O zaman avukatı Turgut Kazan. Fethiye, Adana, Antep gibi Türkiye'nin bir sürü yerinde açılan davalarla, toplamda 500 seneyle yargılanıyor. Herkes dava açmış adama. Şimdi olsa birkaç kez ağırlaştırılmış müebbet olurdu herhalde. Ama teker teker hepsinden beraat ediyor.

Annen Feride Hanım'dan da bahsedelim, nasıl tanışmışlar?

Konserde tanışmışlar. 1 hafta 10 gün içinde de evlenmişler. Evlendikten sonraki dönem, babamın en üretken olduğu dönem. 72-80 arasını hesaplarsak, kariyerinin en önemli şarkıları o dönemde çıkıyor. Babamla tanıştıktan sonra şarkı söylemeye başladı annem, birlikte konserlere çıktılar. Annem babamın hayatında bence çok önemli. Bir anı anlatayım: Kıbrıs'ta ikinci sınıftayım, annemi aradım, baktım annemle babam yan yana. "Hayırdır, siz niye yan yanasınız?" dedim anneme. Babam aldı telefonu; o zamanki eşi evi terk etmiş, evde ne varsa götürmüş, annem karşı komşu olunca onu aramış, annem de gel konuşalım demiş. Sonra 10 ay ona baktı annem.

Babanla beraber çalışmaya nasıl başladınız?

Babam yine okuldayken bir telefon açtı, ne yapacaksın okuyup, gel beraber müzik yapalım dedi. Bana da nedense cazip geldi, okulu bırakıp İstanbul'a geldim. Kıbrıs hikâyesi de onunla başlayıp onunla bitiyor aslında.

HOŞGÖRÜSÜZ, TAHAMMÜLSÜZ BİR YERE GİDİYORUZ

hayatim-boyunca-cem-karaca-nin-ogluyum-demedim-116913-1.

Sizin aile sanatla meşgul aslında. Cem Karaca'nın annesi Toto Karaca meşhur bir tiyatro sanatçısı. Keza babası Mehmet Karaca da öyle. Analım mı onları?

Onların ismi çok geçmemeye başladı, ben de buna üzülüyorum. Babaanem ve dedem ikisi de oyuncu, filmleri var. Babannem önemli tiyatroculardan biri. Biz onunla TRT'de oyun oynardık. Korhan Abay bir program sunuyordu, skeçlere katılırdık. Mesela kalçasını kırdı, tedavi oldu, topallaya topallaya oyununu oynadı. Öyle bir kadındı. Her gece bir çay bardağı rakısını mutlaka koyardı. O da çok çekti tabii. Benim annem bana nasıl aşıksa, babaannem de babama aşıktı. Her şeyi babamdı. Almanya'dayken sık sık onu ziyarete gidiyordu. Oradan bana mektup yolluyordu. Çok güçlü bir kadındı o da. Babamın böyle evrilmesinin, söylediği kelimenin hakkını vermesinin tek sebebi babaannemdir. Biz top oynayıp eve gelirdik, babamsa tiyatronun kulisinde oynarmış. Eve gelen tiyatrocular, yazarlar, şairler, yapılan muhabbetler... Başka bir dönem.

Toto Karaca'nın teyzesi Vartiter Felegyan da tiyatrocu. Var mı başka bilmediğimiz?

Babaanne tarafından başka kimseyi bilmiyorum. Babam Mısır'da onlardan birinin heykeli var derdi ama çok irdelememiş bu konuyu. Babaannem de kendini dedeme adamış, çok sevmişler birbirlerini. Dedemin tarafı tamamen tüccar, Sirkeci'de ticarete devam ediyorlar. Oradan bir iki kişiyle görüşüyorum. Yılmaz Karaca'yı çok severim o taraftan. O aile çok geniş.

Annenin kız kardeşi de Azra Balkan. Yılmaz Güney'in Arkadaş filminde oynamıştı. O ne yapıyor?

Emekli. Arada sırada oyunculuk yapıyor. O da 69 Türkiye Güzeli. Bir dönem o da sahneye çıkmış.

Cem Karaca da bir süre tiyatroyla da ilgilenmiş.

Tabii, Münir Özkul'la "General Çöpçatan" oyununda oynuyor. Babaannemin tiyarosunda da oynuyor tabii. Ama hep Münir Özkul'la oynadığını gururla anlatırdı.

Rengarenk bir aile. Anne Ermeni, baba Azeri. Ülkede güzel yıllar. Sonra 6-7 Eylül oluyor. Babanı üzen zamanlarmış. Şimdi olsa çok üzülürdü herhalde?

Babaannem Ermeni kimliğinin ötesine geçmiş, insanlar tarafından çok sevilmiş. Ben paskalya yumurtası kırdığımı hatırlıyorum. Kimse kimsenin bayramına müdahale etmezdi, hatta birlikte kutlanırdı. Hoşgörüsüz, tahammülsüz bir yere gidiyoruz. 6-7 Eylül şimdiki zihniyetin ana babaları, iğrenç bir dönem. Babamın da etkilenmesini çok iyi anlayabiliyorum. Annemi öldürecekler mi, babama bir şey yapacakları mı diye endişelenmiş. 6-7 Eylül Olayları'nda bizim mahallede albay varmış, kılıcı kuşanmış, mahallenin başında durmuş. Bu mahalleye giremezsiniz demiş, çekmiş silahını, adamlar gitmişler. Babam için Ermeni diye hâlâ yazıyorlar. Benim dörtte birim Ermeni, bundan da gocunmuyorum. Anne tarafım Boşnak, dedem İran Azerisi. Düşman addettiğimiz iki ırktan böyle bir şey olmuş, sen hâlâ bana ne diyorsun? Ne kadar insansın, bunun takometresi mi var ölçen? Biz neyin saflığını arıyoruz?

Cem Karaca'yı annesi müziğe yönlendiriyor. Hatta galiba annesinin teyzesi Rosa Hanım ona piyano çalmayı öğretmiş.

Babam piyano notalarını annemin teyzesinden öğreniyor doğru. O zaman tabii evlerde piyano var, bunlar normal, bence bizim yaşadığımız anormal.

Cem Karaca 14 yaşında aşık olduğu kızı etkilemek için Johhny Guitar şarkısını öğrenir ve müziğe de böyle yönelir, bu doğru mu?

Şarkıyı söyleyince herhalde kızı etkiliyor demek ki ve doğru yol diyor. Babam aslında yakışıklı bir adam değil ama karizması çok güçlü. O iş yaratılmıştı, onun yaptıklarını başkası yapsa olmaz. Sahneye çizmeler, uzun sakal, kama, palaskalar ile çıkıyor. Mesela, "Tamirci Çırağı" patlamış, babam sahneye yağlı işçi tulumuyla çıkıyor. Elinde yağlı bez, sonra solist çıkıyor, mikrofon yağlı, düşünebiliyor musun? İmajı için yapmayacağı şey yok babamın.

Kostümleri duruyor mu?

Üç beş bir şey duruyor. Bakırköy Kültür Merkezi'nde küçük bir köşe yaptık. Şapkaları duruyor. 80 döneminde zaten ev basıldı, plakları bile tutamıyorduk. Ben babamı dinleyememiyorum, yasak düşünsene... Bir tek "Safinaz" dinleyebiliyordum çocukken, diğerleri yoktu zaten.

BABAM İNANDIĞI ŞEYLER UĞRUNA YAŞADI

hayatim-boyunca-cem-karaca-nin-ogluyum-demedim-116914-1.

63'te ilk grubu "Dinamitler" ile sahne almış. Sonra "Bekledikleriniz" grubu, ardından da Gökçen Kaynatan ile çalışmış.

Minik minik mahalle gruplarıyla başlamış. Dinamitler, Jaguarlar... Gökçen Kaynatan çok önemli bir adam. O dönem orkestralar dönemi. Solist olmak hem en büyük okul hem büyük sükse. Babam da iyi solist. Apaşlar'la yaptığı eski kayıtlar çıktı geçen sene, yabancı şarkılar söylüyorlar, daha ses oturmamamış, arıyor belli ama acayip söylüyor yine. Kolej eğitimi olunca İngilizce söylerken zorluk da çekmiyor.

Apaşlar'dan sonra Kardaşlar grubu geliyor.

Apaşlar'da "Resimdeki Gözyaşları, Emrah, Bu Son Olsun, Zeyno" gibi şarkıları yapıyorlar. Sonra Kardaşlar var, orada Dadaloğlu söylemeye başlıyor.

Ve Kardaşlar'dan Moğollar'a değiş tokuş ile geçiyor.

Takas durumu olmuş. Müzikal dünyada belki ilk defa böyle bir şey gerçekleşiyor. Babam Kardaşlar'dayken onlarda Ersen var. Bir gün Cahit Abi ile karşılaşıyorlar ve babam Moğollar'a geçiyor. Her iki grup için de iyi olmuş. Ersen de iyi şarkıcı ama babam üretken taraf. Moğollar ile çok güzel bir kimya olmuş zaten. Moğollar'ın en uzun çalıştığı solist.

Moğollar'ın dağıldığı dönem "Dervişan" grubunu kuruyor. Daha politik bir grup.

O politik progressive rock dönemi. Müzikal hayatında babamın en önemli gruplarından biri. Türkiye'deki politik durumun zirve yaptığı, konserlerinin mitinge döndüğü, onbinleri peşinde sürüklediği bir dönem. Sahneden o insanları dizginlemek çok acayip bir durum. Ama işlerin sarpa sardığı durumlar da olmuş. Konseri düzenleyen CHP'li çocuk öldürülmüş, arabalar bombalanmış, zaten her gün biri ölüyor Türkiye'de...

CEM KARACA BİR KALIBA GİRECEK BİR ADAM DEĞİL

hayatim-boyunca-cem-karaca-nin-ogluyum-demedim-116915-1.

Babanın politik dönemlerine bakınca sence neyi savunuyordu? Konuştunuz mu hiç bunları?

Konuşmuyorduk ama köşkler, uşak, şoför, kolej gibi imkânların olduğu hayattan gelen bir adamın; bir kızın zengin bir adamla bir şeyler yaşamayı hayal ederken adamın ona attığı kazığı anlattığı "Safinaz" parçasını yapması, bütün halk birlik olmazsa kavga haklı olmuyor demesi çok ilginç. Ya da Tamirci Çırağı şarkısı? Kendi arabasını tamire götürdüğünde mi bunu gördü? Böyle bir hayattan gelip, neden bu yolu seçersin? Bundan çok büyük paralar kazandığını sanıyorsak zaten aldanıyoruz. Babam hiçbir zaman büyük paralar kazanmadı. Bunlar bana duruşunu anlatıyor. Babam bazı şeyleri düzeltmek için bu yolu seçmiş. Yıllar sonra belki hata yaptığını kabul etmiş olabilir. Biz çok kişinin hayatıyla oynadık demişti bir kere.

Niye?

Çünkü o şarkılara inanıp hayatlarını öne atan birçok insan oldu, bir sürü çocuk öldü ama ülke değişmedi. Şimdi biz de aynı şeyi yaşadık. Biz de bir sürü şeye inandık ama ülke değişmedi, hatta daha kötüye gidiyor. O dönem de daha kötüye gitmiş. 80 Darbesi, faili meçhuller... Hâlâ çocuklarının bedenleri bulunamayan anne babalar var. Ben kötü günler yaşadım, babamla ayrı kaldım diye üzülüyorum tamam ama benden çok daha kötü şeyler yaşayanlar var. O yüzden bunları dile getiremiyorum aslına bakarsan. Babam da bu şarkıları söylediğinde, sonradan pişman olmuş olabilir. Ama o şarkıları söylemeseydi de Cem Karaca olmazdı. Açık yüreklilikle söylüyorum, babam inanmadığı bir şey söylemedi. Aşk şarkısı da yapıyordu ama onun da kralını yapıyordu. Döndükten sonra da bozmadı ki kendini.

Niye dönek dediler onun için?

Özal'ın elini öptü dediler, halbuki öpmedi. Ayrıca ben Özal gelseydi elini öperdim, babamı Türkiye'ye getirdiği için. Hiç kimsenin ne dediği de umurumda olmazdı. Bir sürü insan yazdı böyle, hâlâ yazan oluyor. Yıllarca babam, Cahit Abi, Semra Özal böyle bir şey olmadı diye söyledi, bir fotoğrafı yok! Neden söylendiği çok açık, bir linç dönemi var, şimdi de var ya, ama bu dönem hafıza daha zayıf. O dönem kariyeri neredeyse yok oluyordu. "Merhaba Gençler, 33 Kurşun, Yiyin Efendiler" diye şarkılar yapıyor geldiğinde ama sıkıntılar da oluyor. Ayrıca isterse on bin kere dönek desinler, o hasreti sen yaşamadın, bol keseden atıyorsun derim sadece. Babam inandığı şeyler uğruna yaşadı, neye inanıyorsa...

Bir de dine verdi kendini meselesi vardı ben çocukken, o konu nedir?

Alakası yok. Samanyolu TV'nin programına gitti, "Allah Yar" diye şarkı yapmıştı, oradan çıktı bunlar. Halbuki babam zaten öyle bir adamdı. Bilenler bilir; tasavvufla uğraşan, dini bilen, sahneye çıkmadan evvel Besmele çeken enterasan bir adamdı. Ama içkisini içerdi, Bektaşi felsefesine inanırdı diyebiliriz. Bunu sorgulamak kimseye düşmez. Solcu ya, solculuk eşittir ateistliktir, bizde böyle bir şey vardır. Babam öldüğü güne kadar eminim sol görüşlü insandı, kayıtlı CHP üyesiydi, şimdiki CHP için ne düşünürdü onu bilmem. Babam her yerde açık yüreklilikle söylemeseydi bunu, bilmeyeceklerdi. Ama çok üzüldüğünü biliyorum. Neye ne kadar inandığını sen nereden bilebilirsin? İnsanları bir şeklin içine sokmaya bayılıyoruz. Bunu söylüyorsun da, sen ne yaptın bu ülke için? Ben de bunu sorarım. O albümü yaptığında 99 yılıydı, 5 sene sonra öldü. O 5 senede barlarda şarkı söyledi. Bundan prim yapmak isteseydi belki başka bir hayat sürerdi. Şimdi bunları kullanarak yol alan insanlar olduğu için bunu söylüyorum. Ayrıca bir kalıba sokma, Cem Karaca bir kalıba girecek bir adam değil ki!

Babanla çok komik bir anınızı duydum. Bir havayolunda çalışıyorsun ve o çalıştığın uçağa binmiş. Anlatır mısın?

Ben uçuş görevlisi olarak çalışıyordum. 1999-2000 arası, müziği bırakmışım. Sık görüşüyoruz, birlikte çalışıyoruz vs. Bir gece birlikteyiz, içmişiz, ben sabah uçuş var, gidiyorum dedim. Nereye dedi, Ankara'ya dedim. Ben de Ankara'ya gideceğim, konser var dedi. Hafta içi 20 dakikada bir uçuş var, imkansız denk gelemeyiz dedim ve gittim. Uçağı hazırlıyoruz. Kabin amiri babamın kim olduğunu biliyor, şu gelen baban olabilir mi dedi? Fötr şapkalı biri geliyor, ne olur o olmasın dedim. Ama bir baktım o! O uçuşa gelebilmesi için uyumamış olması lazım. Uyumamışsa uçağa binene kadar içmiş olması lazım. Acil çıkışın orada bir yere oturdu. Ben de oradayım, uçaklar eski, ekran yok. Koridorda çıkışlar şurada, can yeleği vs. Göstermeye başladım. Bana pis pis gülüyor. Ben morarmış filan olabilirim. Babamın sesini düşün, bırak ya düşmeyecek miyiz kemer olmasa, diye bağırıyor. Herkes bakıyor. Ben devam ediyorum, kemerler şöyle takılır diyorum, o bilmeyecek miyiz kemer nasıl takılır?, diyor. O kadar komik şeyler söylüyor ki, ben artık yakamdaki Karaca isimliğini gösterdim herkese, millet gülmeye başladı. Tam can yeleğini takacakken dayanamadım ve ben bırakıyorum, biliyorsunuz nasıl takılacağını deyip, içeri gittim. Normalde yasak, bunu yapamazsın. Kabin amirine gittim, ben business bölümünde uçacağım, arkaya hayatta gitmem dedim. Beni bitirdi orada, 1 ay sonra da işi bıraktım. Ama o uçuşa denk gelmemiz imkansızdı. Çok komikti.

Sahiden komikmiş. Herhalde pek çok anınız olmuştur zamanla?

Bak, bir anı daha anlatayım: Bir gün sinemaya gittik, ilk Zorro filmi oynuyor. O dönem Antonio Banderas'ın Atatürk'ü canlandırması konuşuluyor. Film başladı, babamın kafası yine güzel. Kitabı okumuş; bu hikâye böyle değil, bu kim ki Atatürk'ü oynayacakmış, boya bak diyor, sinema yerlerde. Duruyor duruyor, kılıç böyle mi kullanılır diyor. Eğer kafası güzelse kalbiyle ağzı arasında tüm bağlar kopuyor, kalbi ağzında oluyordu. "İyi adamda kötü laf durmaz oğlum, ben her şeyi açıkça söylerim" derdi. Dobra adamdı.

Bir de sıkı Fenerbahçeli olma durumu var. Maç varken konserime gelmesinler dediğini duymuştum.

Benim konserime yine gelirler, bugün Fenerbahçe'nin maçı var, ona gitsinler demiş. Bununla ilgili bir anımızı anlatayım. Türkiye'ye dönmüş, gazeteler haber yapacak. Sizi baba oğul maça götürelim dediler. Ben giyindim, atkılar bereler vs. Beşiktaş-Fenerbahçe maçı. Bileti alan arkadaş meğer Beşiktaş tribününden almış. "Baba bizi burada yerler," dedim, "Bir şey olmaz oğlum, otur," dedi. Fenerbahçeliler bizi gördü, helal olsun diye alkışlıyorlar. Maçta Beşiktaş yendi bizi, her golden sonra ben küfür ediyorum, babam dürtüyor beni ve sessizce alkışlıyor. Orada politik davranmış olabilir, yoksa dayak yerdik.

MOĞOLLAR BAMBAŞKA BİR DİYAR

hayatim-boyunca-cem-karaca-nin-ogluyum-demedim-116916-1.

Moğollar'a katılmanı bilmeyenler için anlatır mısın?

Ben zaten Kıbrıs'a gittiğimden beri şarkı söylüyordum. Bir gün Kadıköy Meydanı'nda Nazım Hikmet ile ilgili bir etkinlik vardı. Orada Moğollar konser verecek, ben de izleyici olarak gitmişim. Kulisteyiz, bugün sen bizimle şarkı söylesene, bak Cem Karaca Nazım Hikmet ile ilgili çok şarkı besteledi, dediler. Ben hayatta sizinle şarkı söylemem, Cem Karaca, Nazım Hikmet, korkarım ben dedim. Sonra onlar kendi aralarında konuştular, 1 saat sonra beni çağırdılar gene. Cahit Abi, "Sen bugün bizimle şarkı söyleme, ama bundan sonra bizimle söyler misin?" dedi. Abi ciddi misin dedim ama sonra seve seve diyerek kabul ettim. O arada ben demolarım hazır, albüm yapacağım. Her şeyi bir kenara bıraktım tabii. Bana böyle bir onur verildi.

Ama tabii stresli olmalı, Cem Karaca'nın oğlu olmak ve Moğollar'a katılmak?

Başından beri sana anlattığım her şeye tezat yaptığım hareket. Kendi yoluma gideyim derken, o artık hikâye oldu. Babam şarkıcılıkta öyle dominat bir figür ki, kendine has biri ama bir de Moğollar ile birlikteliği var. Üzerine bu grubun içine dahil olmak, benim adıma çok büyük riskti ama grup çok arkasında durdu. Cahit Abi, Emrah bizim elimize doğdu der, böyle bir durum var doğru. Ama 93'ten sonraki ekip, biri onların eline doğdu diye böyle bir risk almaz. Kendilerine ve müziklerine ihanet etmezler. İlk girdiğimde çok zorlandım. Cem Karaca gibi söylememeye özen gösterdim, iyi mi yaptım kötü mü yaptım bilmiyorum. Benden onun oğlu olarak onun gibi söylemem beklenmiş olabilir. Bu zorlu bir yol. Ben öyle söylememeyi tercih ederek, zor mu zor bir yol seçtim. Başta çok üzüldüm, olmamış diyenler oldu. Ama olmuşu var, zaten Cem Karaca gibi olamaz ki, o var zaten. Ben de benim. Biz şarkılarını sahnede çalarak ona bir selam gönderiyoruz, insanlara da hatırlatıyoruz. Bir konserde yaşlı bir çift geldi, biz senin babanın konserinde tanıştık oğlum dedi. Kaç kuşağa şarkı söylemiş, bunlar çok güzel şeyler.

Kendi albümünü yapacak mısın bir gün?

Benim solo işlerim zaten vardı. Hep kafamda bir şeyler yapmak var. Şimdi Karaca Project diye bir projeye başladık. Şarkıların başka türlü yorumları olacak. Moğollar'dan bağımsız bir proje. Sadece Cem Karaca şarkıları olmayacak. Bunu yapmak zorundayım. Ama son sekiz yıldır hayatımdan çok memnunum, Moğollar bambaşka bir diyar. Bu adamlar pamuklara sarılıp saklanmalı...