birgün

30° AZ BULUTLU

Hayatın Nâzım Hikmet’i kaybetmesinin üzerinden 59 yıl geçti

Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük şairlerinden Nâzım Hikmet Ran, hayata vedasının 59’uncu yılında da unutulmadı. Usta’nın belleklere iz bırakmış dizelerini sosyal medyada paylaşan yurttaşlar, Nâzım Hikmet’in sosyalist duruşuna ve mücadeleyle geçen hayat serüvenine vurgu yaptı. Nâzım Hikmet’in Selanik’te başlayıp Moskova’da son bulan hayatından geriye acının, hasretin ve haksızlığın yanı sıra sanata ve insana dair pek çok güzellik kaldı.

KÜLTÜR SANAT 03.06.2022 17:20
Hayatın Nâzım Hikmet’i kaybetmesinin üzerinden 59 yıl geçti
Abone Ol google-news

HABER MERKEZİ

"Ben 1902 yılında, 20 Ocak'ta Selanik'te doğdum. Dedem valiydi, şiirle ilgilenirdi. Annem ressamdı, birkaç yabancı dil bilirdi. Babam önce elçilik, daha sonra üst düzey memurluk yaptı. İlk şiirimi 13 yaşındayken yazdım. Bir yangını anlatıyordu. Ailem benim harika bir çocuk olduğuma karar vermiş ve şiir yazmamı telkin etmeye başlamıştı. 15 yaşında bahriye okuluna verdiler. Deniz subayı yapmak istiyorlardı beni. Okuduğum sınıf ikiye ayrılmıştı. Bir kısmı sporla, diğeri şiirle uğraşıyordu. Ben şairler tarafına düştüm. Okulda bize tarih ve edebiyat derslerini ünlü Türk şairi Yahya Kemal veriyordu. Kedimi anlatan bir şiir yazmıştım. Yahya Kemal, şiirimi okuduktan sonra kedimi getirmemi söyledi. Tüyleri dökülmüş, çelimsiz bir kediydi. Yahya Kemal o zaman bana, 'Bu kadar allayıp pullayabildiğine göre, senden kesin şair olur.' demişti. 16 yaşındayken Yeni Mecmua'da 'Servilikler' adlı şiirim yayınlandı. Bu şiir herkes tarafından beğenilmişti. 17 yaşında artık yazdıklarım ciddi ciddi basılıyordu."

Türkçenin büyük şairi Nâzım Hikmet Ran’ın 3 Haziran 1963’te Moskova’da hayata gözlerini yummasının üzerinden 59 yıl geçti. Ancak Usta, yurttaşların aklındaki ve kalbindeki yerini korumaya devam ediyor.

Bugün sosyal medyada birçok yurttaş, Nâzım Hikmet’i dizleriyle andı. Yapılan paylaşımlarda aradan geçen yıllara rağmen Nâzım Hikmet’in asla unutulmayacağı belirtilirken, şairin sanatına ve yaşamına yön veren sosyalist düşüncelerinin de altı çizildi.

Öte yandan Nâzım Hikmet için mezarının bulunduğu Moskova’da da anma töreni düzenlendi. Törene Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Mehmet Samsar, Türk kurum ve kuruluşlarının temsilcileri ve aralarında Rusların da olduğu çok sayıda kişi katıldı. Moskova Nâzım Hikmet Vakfı da Şair Nâzım Hikmet’i anmak üzere çeşitli etkinlikler organize etti.

SELANİK’TE DOĞDU

Ressam Ayşe Celile Hanım ile Hikmet Bey'in oğlu olarak kimi kaynaklara göre Ocak 1902'de, kimi kaynaklara göre ise Kasım 1901'de Selanik'te doğan Nâzım Hikmet, ilk şiiri "Feryad-ı Vatan"ı 11 yaşında kaleme aldı. Denizciler için yazdığı "Bir Bahriyelinin Ağzından" şiirinden etkilenen Bahriye Nazırı Cemal Paşa'nın desteğiyle 1917'de girdiği Heybeliada Bahriye Mektebi'nden 1919'da mezun oldu.

Nâzım Hikmet, ilkokulu Göztepe Taş Mektep'te okudu, ardından Mekteb-i Sultani'nin hazırlık sınıfına yazıldı. Ailesinin yaşadığı ekonomik sıkıntı nedeniyle bir yıl sonra okuldan alınan Ran, Nişantaşı Sultanisi'ne kaydedildi.

Usta şair, Hamidiye kruvazörüne stajyer güverte subayı olarak atandı ancak 1920'de geçirdiği bir hastalık sebebiyle 1921'de sağlık kurulu kararıyla askerlikten çıkarıldı. Bu süreçte edebiyata ilgisini sürdüren Ran, yazdığı şiirleri Yahya Kemal'e gösterip eleştirilerini aldı.

Nâzım Hikmet Ran (1902-1963)Nâzım Hikmet Ran (1902-1963)

MİLLİ MÜCADELE’YE KATILMAK İÇİN İNEBOLU’YA GEÇTİ

Usta şair, Milli Mücadele'ye katılmak üzere 1921'de Faruk Nafiz, Yusuf Ziya ve Vala Nurettin ile Sirkeci'den kalkan Yeni Dünya vapuruna gizlice binerek İnebolu'ya geçti. Bolu'da bir süre öğretmenlik yapan şair, daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek, Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde (KUTV) okudu.

Usta şair, Batum'da duyduğu ancak sözlerini anlamadığı Rusça bir şiirin şeklinden etkilenerek serbest şiire ilgi duymaya başladı.

Moskova yolculuğu sırasında yazmaya başladığı "Açların Gözbebekleri" şiirinde serbest ölçüyü deneyen Ran'ın bazı şiirleri, 1923'te "Yeni Hayat" ve "Aydınlık" dergilerinde yayımlandı.

Nâzım Hikmet Ran, serbest ölçüde Türk şiirinin ilk örneklerini verirken, bir makalesinde şunları kaleme almıştı:

"Kafiyeli, vezinli şiir yazılmaz diyenler de kafiyesiz, vezinsiz şiir yazılmaz diyenler de dar kafalıdır. Şiir öyle de yazılır, böyle de. Ben şimdi bütün şekillerden yararlanıyorum. Halk edebiyatı vezninde de yazıyorum, kafiyeli de yazıyorum. Tersini de yapıyorum. En sade konuşma diliyle kafiyesiz, vezinsiz şiir de yazıyorum. Sevdadan da barıştan da inkılaptan da hayattan da ölümden de sevinçten de kederden de umuttan da umutsuzluktan da söz ediyorum. İnsana has her şeyin şiirime de has olmasını istiyorum. İstiyorum ki okuyucum bende bütün duygularının ifadesini bulabilsin."

Moskova'dan 1924'te Türkiye'ye dönen Nâzım Hikmet, Aydınlık dergisinde yayımlanan şiir ve yazılarından dolayı 15 yıl hapsi istenince yeniden Moskova'ya gitti.

1927’DE ‘GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ’ YAYIMLANDI

Nâzım Hikmet Ran'ın ilk şiir kitabı "Güneşi İçenlerin Türküsü", 1927'de Bakü'de okuyucuyla buluştu.

Cumhuriyet'in 5. yıl dönümü münasebetiyle çıkarılan aftan yararlanmak üzere Temmuz 1928'de Türkiye'ye girerken yakalanan Nâzım Hikmet, bir süre tutuklu kaldı.

Usta şair, yazı kadrosuna katıldığı "Resimli Ay" dergisinde bir yandan şiirlerini yayımladı, bir yandan da edebiyatın yerleşmiş değerlerine karşı sert çıkışlar yaptı. Kendisini "sosyalist şair" olarak tanımlayan Nâzım, sanatın amacı konusundaki tartışmada "Sanat, sanat için değildir" diyerek toplumcu bir anlayışı benimsediğini ifade etti.

İstanbul'da 1929'da basılan "835 Satır" şiiri, edebiyat çevrelerinde geniş yankı uyandıran Ran, biçimsel bakımdan daha az deneysel bir şiir dili geliştirdi.

Yönetmenliğini Nazım Hikmet Ran'ın yaptığı 1937 yapımı Güneşe Doğru filmi. Oyuncular: Arif Dino, Mediha Baran, Ferdi Tayfur, Reşit Baran, Neyzen Tevfik Kolaylı.Yönetmenliğini Nazım Hikmet Ran'ın yaptığı 1937 yapımı Güneşe Doğru filmi. Oyuncular: Arif Dino, Mediha Baran, Ferdi Tayfur, Reşit Baran, Neyzen Tevfik Kolaylı.

28 YIL HAPSE MAHKÛM EDİLDİ

Şiirleriyle ilgili açılan pek çok davada beraat eden Ran, 1933'e kadar "gizli örgüt kurmak" suçundan daha sonra ise "orduyu ve donanmayı isyana teşvik" suçundan tutuklandı ve 28 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edildi.

Nâzım Hikmet Ran 1939'da 17 bin mısradan oluşan "Memleketimden İnsan Manzaraları" adlı eserini yazmaya başladı.

Genel Af Yasası'ndan yararlanarak, 1950'de serbest kalan şaire, Dünya Barış Konseyi tarafından Picasso, Paui Rubeson, Wanda Jakubuurska ve Pablo Neruda'yla birlikte "Uluslararası Barış Ödülü" verildi.

NERUDA: NÂZIM’A SAHİP ÇIKIN

Neruda'nın "Nâzım'a sahip çıkın. Biz onun yanında şair bile sayılmayız" dediği şair Ran, serbest kaldıktan sonra askerlik görevine alınacağını öğrenince, öldürüleceği düşüncesiyle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne gitti.

Ran, 25 Temmuz 1951'de Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Aynı yıl şairin oğlu Mehmet dünyaya geldi.

Uluslararası barış kongrelerine katılması ve bu doğrultuda mücadele etmesi nedeniyle de eserleri birçok dile çevrilen Ran, dünyada çapında büyük bir üne ulaştı. Pek çok ülkeye seyahat ederek konferanslara katılan ve şiirlerini okuyan Nâzım Hikmet, 3 Haziran 1963'te kalp yetmezliği sonucu Moskova'da hayatını kaybetti.

SARTRE: NÂZIM’IN DEDİĞİ GİBİ ASLA UYUMAMAK LAZIMDIR

Ünlü Fransız yazar ve düşünür Jean Paul Sartre, Nâzım Hikmet'in hayatını kaybetmesinin ardından yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullanmıştı:

"Vefalı dost, yiğit savaşçı, insan düşmanlarının amansız düşmanı, her yerde insana hizmet etmek ama hiçbir şeye kayıtsız kalmak istemiyordu. Bilirdi ki insan yaratılmış bir mahluktur ve asla dünyaya hazır gelmiyor. İnsanın durmadan düşmanla savaşarak kendi kendini yaratması gerekmektedir. Sözün kısası, Nâzım Hikmet'in dediği gibi asla uyumamak lazımdır. O asla uyumadı. Önemli olan odur ki, ölüm onun ilk ve son uykusu oldu."

YAŞAR KEMAL: NÂZIM OLMASAYDI EDEBİYATIMIZ BU SEVİYEYE ÇIKAMAZDI

Yazar Yaşar Kemal ise kaleme aldığı "En Büyük Şairimiz" adlı makalesinde "büyük halk ozanlarının son büyük halkası" dediği Nâzım Hikmet için "Türk dili var oldukça Nâzım Hikmet de var olacaktır" ifadelerini kullanmış, ayrıca "Eğer Nâzım Hikmet gibi büyük bir yol gösterici gelmeseydi, edebiyatımız bu seviyeye çıkamazdı" değerlendirmesinde bulunmuştu.

Nâzım Hikmet Ran’ın doğumunun 100. yılı dolayısıyla 2002 yılı UNESCO tarafından "Nâzım Yılı" ilan edilmişti.

Novodeviçi Mezarlığı’nda toprağa verilen şair, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden Türk vatandaşlığına kabul edildi.

Nâzım Hikmet’in İzmir Kültürpark'ta bulunan heykeli.Nâzım Hikmet’in İzmir Kültürpark'ta bulunan heykeli.

Ran'ın "Dağların Havası", "Güneşi İçenlerin Türküsü", "835 Satır", "Sesini Kaybeden Şehir", "Benerci Kendini Niçin Öldürdü?", "Taranta Babu'ya Mektuplar" isimli eserleri yaşamı sırasında, "Kurtuluş Savaşı Destanı", "Rubailer", "Memleketimden İnsan Manzaraları", "Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar", "Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar", "Kuvayi Milliye", "Sevdalı Bulut", "Nâzım ile Piraye", "Hikâyeler", "Piraye'ye Mektuplar", "Henüz Vakit Varken Gülüm"ün de aralarında bulunduğu çok sayıda eseri ise ölümünden sonra yayımlandı.

ESERLERİ BESTELENDİ; YAZDIKLARI 50’DEN FAZLA DİLE ÇEVRİLDİ

Eserleri 50'den fazla dile çevrilen şair, cezaevindeyken, İbrahim Sabri ve Mazhar Lütfi takma adlarının yanında imzasız olarak da bazı şiirlerini okuyucuyla buluşturdu, 1949'da ise Ahmet Oğuz Saruhan adıyla "La Fontaine'den Masallar" isimli kitabını çıkarttı.

Akşam, Son Posta ve Tan gazetelerinde "Orhan Selim" takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yapan Ran'ın yine Orhan Selim imzalı "İt Ürür Kervan Yürür" adlı bir kitabı da bulunuyor.

Oyun yazarı da olan Nâzım Hikmet'in, "Kafatası", "Bir Ölü Evi", "Unutulan Adam" ve "Ferhat İle Şirin"in de aralarında bulunduğu 22 tiyatro eseri, Türkiye'nin yanı sıra Rusya, Almanya, Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya'da sahnelendi.

Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı olan Nâzım Hikmet'in şiirleri, Ahmet Kaya, Ruhi Su, Edip Akbayram, Fikret Kızılok, Cem Karaca, Fuat Saka, Zülfü Livaneli ve Yunan besteci Manos Loizos tarafından seslendirildi.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol