birgün

17° PARÇALI AZ BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 12.07.2021 09:30

Hikâyesi yarım kalanlara saygı

“Hikayem Çok” isimli single çalışması ile dinleyiciyle buluşan müzisyen Anıl Bayraktar, “Ne bende ne de bu ülkede anlatacak hikâye bitmiyor. Hikâyesi yarım kalanlara saygıyla yola çıktım” diyor.

Hikâyesi yarım kalanlara saygı

Cihangir Köroğlu

Müzisyen Anıl Bayraktar’ın ilk single çalışması “Hikâyem Çok”, Sony Music etiketiyle dinleyiciyle buluştu. Şarkının sözü ve bestesi Anıl Bayraktar’a, düzenlemesi ise Çağahan Öztürk’e ait. Bayraktar’ı birçoğumuz Boğaziçi Direnişi’ne destek vermek için sosyal medyadan yayımladığı “İyi Direnişler” şarkısı ile tanıyoruz. Direniş sırasında gözaltına alınan ve yurt dışı yasağıyla serbest bırakılan Bayraktar, “Boğaziçi süreci birçok insanın olduğu gibi benim de umutlarımı tazeledi” diyor. Bayraktar ile konuştuk.

İlk teklinizi geçtiğimiz günlerde yayımladınız. Anıl Bayraktar’ın müzik serüveni nasıl başladı?

Müzik yolculuğum ortaokul yıllarımda ailemin bana aldığı bir gitar ile başladı. Bir eğitim almadan kendi kendime öğrenmeye çalıştım videolar. Daha sonrasında lise yıllarında da bir müzik grubu kurduk. O grup ile çeşitli yarışmalara katıldık, ufak çaplı konserler verdik. Lise bitince üniversitenin ilk bir kaç senesi daha konserlere devam ettik fakat zaman geçtikçe de herkes kendine farklı bir müzikal yol çizdi. Ben mesela enstrüman çalmayı da müziği de bıraktım. İstanbul Üniversitesi- Gazetecilik kazanmıştım o esnada da bir yandan barlarda garson olarak çalışıyordum. Müziğe dair herhangi bir şey yapmadığım kayıp bir 3 senem var diyebilirim. Sonrasında ise çalıştığım barda yoğun geçen ve çok yorulduğum bir bir gün durup dururken 'ne yapmak istediğim' sorusu kafamda dönmeye başladı. Kafada dönen çatışmalı ortamın kazananı müzik yapmak istediğim oldu. O gün parasızlığı da göze alarak işi bıraktım. Daha sonrasında bir şekilde Yüksek Sadakat grubunda roadie olarak işe başladım. Yüksek Sadakat grup üyelerinin, birlikte çalıştığım mesai arkadaşlarımın ve grubun menajeri Burçin Gülbahar'ın da üzerimde emeği büyüktür. O çıraklık halime sonuna kadar katlandılar ve destek oldular bana. 2017 yılında bu işe başladım. Daha sonra farklı farklı birçok grupta çalışma olanağı buldum. En son da Yüzyüzeyken Konuşuruz grubunun teknik ekibine girdim. Bu esnada da 'madem bu işi yapıyorum bunun üniversitesini de okuyayım' diyerek Gazetecilik bölümünü bırakıp Müzik Teknolojileri'ne hazırlandım. 2018 yılında da Yıldız Teknik Üniversitesi- Müzik Teknolojileri'ne giriş yaptım. Bu müzikal yolculuğumun içine de kendi bestelerimi sıkıştırdım. Amatör bir şekilde evde çalıp, yazıp, kaydettim. Demo hallerini bir kenarda tuttum, sakladım. Bunları bir gün 'istediğim ve içime sinen bir şekilde kaydedip yayınlayacağım' dedim. Nihayetinde de ilk single çıkmış oldu.

hikayesi-yarim-kalanlara-saygi-897998-1.

Hikayem Çok’un yayınlanmasının ardından Kaan Boşnak’a da bir teşekkürde bulundunuz. Şarkıda ne gibi katkıları oldu?

Yüzyüzeyken Konuşuruz grubunun teknik ekibinde çalıştığımı söylemiştim. Bestelerimi çevremdeki insanlara sürekli dinletir onlardan geri dönüş alırdım. Profesyonel olup olmamasını önemsemeden herkesin yorumuna önem veriyordum. Kaan Boşnak'da bestelerimi dinleyip, katkıda bulunan insanların başında geliyor. Kayıt sürecinde çok yardımı dokundu, vokal teknikleri açısından çeşitli önerileri oldu. 'Şurayı da şöyle mi yapsan, buraya da bunları mı eklesek' gibi... Bu desteklerin yanı sıra tahmin edersiniz ki bu işte motivasyon da çok önemli. İnsan korkabiliyor, çekinebiliyor... Kaan desteğini hiç esirgemedi. Kayıt ve yayınlanma sürecinde de sürekli irtibattaydık. Bu sebeple de yayınladıktan sonra ona bir teşekkürü borç bildim.

Müzik dinleme alışkanlıklarının değiştiği bir dönemdeyiz. Bu değişime dair düşünceleriniz neler?

Alternatif seslerin yükselmesi, arkada kalanların artık daha gün yüzüne çıkması ve görünür olması beni sevindiriyor. Türkiye özelinde konuşacak olursam. Sözünü sakınmayan ve birilerinin istediği düzlemde müzik yapmayan insanların ulaştığı başarı bana göre çok değerli. Rap müziğe de bu şekilde bakıyorum aslında. Cesur sözler, zaman zaman iktidarı ve yönetenleri karşısına alan bir duruş hatta bu yüzden de hedefteler. Bu isimlerin ana akım olması, Türkiye'nin en çok dinlenenleri arasında yer almasına kim neden sevinmesin? Belki 'Bu kadar popülerleşince acaba bozacak mı' kaygısı taşıyan samimi insanlar üzülebilir. Ama bir anlatıcı da anlattığının en fazla insana ulaşmasını ister her zaman. Her şey değişiyor, kuşak değişiyor, beğeniler değişiyor. Ben basit olanın, gündelik dilin edebiyatını seviyorum. Bir şarkıyı dinlerken, 'Ne kadar güzel metafor, bu benim de aklıma gelirdi' dediğim şeyleri nedense daha çabuk özümsüyorum. İnsanların dinleme alışkanlıklarını değiştiren faktörlerden biri de belki bu olabilir. Kendine bu şekilde bir yakınlık kurmak. Daha eğlenceli işler de bu aralar daha çok seviliyor, çünkü insanların eğlenmeye ihtiyaç duyduğu dönemlerden geçiyoruz. Ama hüzün de ülkece bir parçamız bunu kimse reddedemiyor. O neşeli soundları kurcalayıp içinde bir miktar da hüzün bulduğumuzda daha da fazla sahiplenebiliyoruz. Başka bir yerde konuşurken albüm kapağımızla ilgili şu yorum yapılmıştı; 'Bu ülkenin tamamlansa da yarım kalsa da hikayeleri ağır mı ağır, taşımak için en basitinden kamyon gerek.' Gerçekten böyle neyin, nasıl sevileceği de bazen şaşırtabiliyor.

Bildiğim kadarıyla çeşitli mekanlarda sahne aldığın bir döneminiz oldu. Pandeminin müziğinize olan etkisi de ortada. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Pandeminin müziğe olan etkisi farklı farklı müzisyenin ve müzik emekçisinin de yaklaşık 2 senedir sürekli dile getirdiği gibi bir yıkım yarattı. Bu ekonomik açıdan, psikolojik açıdan, üretim açısından bir yıkım. İnsanlar virüs ve krizin kötü yönetimiyle açlığa terk edildi. Bunun sonucunda da sektör değiştirenler, enstrümanını satanlar, intihar edenler... Müzik sektörü bu açıdan ülkedeki en güvencesiz alanlardan biridir diyebilirim. Çünkü ülkede doğal afet, asker ölümü, bombalar gibi yaşanan her olumsuz durumda önce konserler iptal ediliyor. Pandemide de ilk konserlerin iptal etmesi ve hala bir şekilde başlamamış olmasına çok da şaşırmadım. Yönetenlerin bu kayıtsızlığına da şaşırmadım. Çünkü sanata ve sanatçıya bakış açısı çok net olanlarla karşı karşıyayız, sansür, yasak, şarkı sözlerinden insan tutuklama... Konserlerin yapılamaması demek aslında bu sektörde teknik ekibinden, müzisyenine, şoföründen, barmenine ve onların ailelerine kadar binlerce insanı ortada bıraktı. Kimse bu insanların nasıl geçindiğini düşünmedi. Komik rakamlarla destek olunmaya çalışıldı. Ama işte mesele sadece müzisyenler de değil ülkedeki milyonlarca insan bu yıkımla burun buruna yaşamını sürdürüyor.

Kendi açımdan ise bir tek olumlu etkisi oldu. Şarkılarıma ve bestelerime biraz daha fazla vakit ayırma olanağım oldu. Zorunlu eve dönüş biraz sorgulamayı ve düzenli çalışmayı beraberinde getirdi. En dibe düştüğün yerden yukarıya attığın her adım iyiye doğrudur ya, bu onun gibi bir şey.

Boğaziçi Direnişi’nin ilk günlerinde bir şarkı yapmış, hatta daha sonra da eylemlerde gözaltına alınmıştınız. O sürece dair söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Sürecin başından beri Boğaziçi eylemlerini takip ettim. Orada verilen mücadeleyi de çok değerli buluyorum. Bu sebeple de elimden gelen en iyi şey kendi alanımda destek olmaktı ben de öyle yaptım. Bu benim için önemli bir şarkıydı aslında. Hikayem Çok müzik platformlarında yayınlanan ilk şarkım. Fakat sözü ve müziği bana ait olan, dışarıya açtığım ilk şarkı Boğaziçi Direnişi'ne ithaf ettiğim şarkı oldu. Bunu sosyal medya hesaplarım üzerinden yayınladım. Olumlu çok geri dönüş aldım Boğaziçi öğrencilerinden ve eylemlere destek veren kamuoyundan. Şarkıyı yapmak yetmez fiziksel olarak da bir destekte bulunmak gerek diyerek Kadıköy'de yapılan eylemlerden birine katıldım ve orada gözaltına alındım. 4 gün gözaltında kaldım yurtdışına çıkış yasağıyla serbest bırakıldım. Boğaziçi süreci birçok insanın olduğu gibi benim de umutlarımı tazeledi. Söz hakkı yok sayılanların, göz ardı edilenlerin hak-hukuk mücadelesine tekrar sevgiler.

Anıl Bayraktar “hikayelerini” anlatmaya devam edecek mi?

Hikayem Çok aslında herkese bir 'selam'dı. Elbet devam edecektir. Uzun bir yolculuk ve ben ilk adımı attım. Umarım bir aksilik olmaz ve elimden geldiğince yazıp söylerim. Temmuz ayında ikinci single'ı yayınlamayı düşünüyoruz. Daha sonrasında da belki üçüncü single belki de bir albüm. Anlatacak, söyleyecek çok. Ne bende ne de bu ülkede anlatacak hikaye bitmiyor. Umarım hikayenin öznelerine ve dinleyicilerine yakışır şekilde devam ederim. 'Hikayesi yarım kalanlara saygıyla' diyerek bir yola çıktım. Bazılarına saygıda kusur edebilirim, edeceğim de ama onlara asla etmem.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol