İç borç da önemli boyutta
Ali Koçak Ali Koçak
Geçen yazımızda dış borcun geldiği boyuta dikkat çekmiştik. Benzer bir durum iç borç için de söz konusudur. 2006 yılında merkezi yönetime ait iç borç stokunda....

Geçen yazımızda dış borcun geldiği boyuta dikkat çekmiştik. Benzer bir durum iç borç için de söz konusudur. 2006 yılında merkezi yönetime ait iç borç stokunda, 2003 yılına göre 57 milyar YTL'lik bir artış kaydedilmektedir. Yüksek reel faizlerden kaynaklanan ağır bir iç borç servisine rağmen, borç stoklarındaki artış sürmektedir. Çünkü her seferinde, ağır iç borç servisi yeni borçlanmalarla karşılanmakta, bu ise borç stokunu artırmaktadır. Ancak büyümeyle ilişkilendirildiğinde, bu olumsuz tablo bir ölçüde düzelmektedir. Çünkü, iç borç stokunun milli gelire oranı giderek azalmaktadır. Öte yandan dikkat çeken bir diğer olumlu gelişme, 2004 sonrasında kısa vadeli finansman kaynağı olan bononun iç borç stoku içindeki payının giderek azalmasıdır. Ancak ilginçtir, bu gelişmenin ortalama vade yapısına etkisi sınırlı kalmıştır. Çünkü, ortalama vade 1 yılın civarında istikrar kazanmaktadır (Tablo 1).

Bu olumlu gelişmeler, borç stokundaki artış gerçeğini değiştirmiyor. Yüksek reel faiz düşük kur politikası devlet iç borçlanma senetlerini (DİBS) cazip kılmakta ve bankaların yanı sıra reel sektörde çalışan firmaların da ilgisini çeken tatlı ve zahmetsiz bir rant aracına dönüştürmektedir. Bu politika devam ettiği sürece, bu tablonun değişeceğini beklemek fazlasıyla iyimserlik olur. Ayrıca DİBS'lerin yabancılar için de cazip bir finansman aracı olduğu anlaşılıyor. ANKA'nın yaptığı hesaplamaya göre, Eylül 2007 sonu itibariyle 103 milyar dolara ulaşan sıcak paranın 33.3 milyarı DİBS'lerde bulunuyor. Türkiye'deki sıcak paranın büyük bölümü, Borsa'da bulunuyor. Adeta iç borun bir kısmı dış borca dönüşmüş durumdadır.

Öte yandan, kişi başına düşen iç borç 2006 yılında 2.392 dolara ulaşmıştır. İç borç stokunun bu önlenemez yükselişi, vergi alma yerine getirilen borçlanma politikasının artık yerleştiğini ve kalıcı hale geldiğini göstermektedir. Borçluluğu azaltacak kamu gelirleri politikası bir politika seçeneği olarak görülmediğinden, geriye maalesef bir başka seçenek de kalmamaktadır.

2003 yılında kişi başına düşen iç ve dış borç sırasıyla 1.844 ve 2.041 dolar iken, bu değerler 2006 yılında sırasıyla 2.392 ve 2.843 dolara ulaşmıştır. Görülüyor ki iç borç yükünü alt gelir grupları yüklenirken dış borç yükünü tüm toplum kesimleri taşımaktadır (Tablo 2).

Öte yandan, kişi başına düşen borç miktarında (dolar bazında) dönem başına göre yüzde 59.6'lık bir artış meydana gelmiştir. Ancak bu yük, kişi başına düşen gelir dikkate alındığında (2006 yılı itibariyle kişi başına düşen borç kişi başına düşen gelirin yüzde 94.2'sine karşılık gelmektedir) tolere edilebilir sınırları zorlamaktadır. Kişi başına düşen gelirin 2006 yılında 5.477 dolara çıkmasından övünç duyan hükümetin ve IMF'nin bu gerçeği görmezden gelmesi dikkat çekmektedir.