birgün

10° PARÇALI BULUTLU

İsyan ve İtaat-VIII: 'Eşkıya' ve 'asi' motifi nasıl dönüşüme uğradı?

BİRGÜN PAZAR 15.01.2023 09:13
İsyan ve İtaat-VIII: 'Eşkıya' ve 'asi' motifi  nasıl dönüşüme uğradı?
Abone Ol google-news

Mehmet Berk Yaltırık

Önceki bölümlerde bahsettiğim eşkıyalığa bakışa ilişkin “düalite” yahut “çelişki”nin bir ayağı da “kaçgun” motifidir. Kültürümüzde eski anlatıların tesiriyle görece saygın yeri olan bir motif söz konusudur. Peki, hal böyleyken ne oldu da “eşkıya” tabiri hakaret gibi algılanmaya başladı? Eşkıyalar kendilerini genelde belli dağların ve havalinin sahibi, hâkimi olarak tanımlarlar ancak yolda giderken soyulanlar ve isyan bayrağı açılan otorite açısından “şaki”, “başkaldıran” anlamına gelen bu kelime, içerik anlamıyla halk nezdinde pek hakaret olarak algılanmamaktadır, alternatifi yoksa başvurulabilecek bir yoldur, çaresizlikten mülhem “o yol, yol olmasa da” istikameti belirler. O halde eşkıya ne zaman hakaret olarak algılanmaya başladı bu realiteye karşın?
Bu motifin dönüşümü, 1800’lerden itibaren yaşanan Türk Modernleşmesi1, yerleşen merkezi devlet anlayışı2, Tanzimat’tan itibaren görülen “devlet baba” algısı3 ve uluslaşma4 ile alakalıdır. Sebepleri de Sultan II. Mahmud (1808-1839) döneminde aranmalıdır.


Bazı hususiyetlerin toplumda alışkanlık mahiyetini alması da terk edilmesi de zaman ve çaba meselesidir. Yazının en başında bahsettiğim Kocaova’nın dile getirdiği toplum nezdinde “devlet baba” motifinin ortaya çıkışı ve “eşkıya” motifinin bastırılması, II. Mahmud reformları5 ve Tanzimat Fermanı’nın6 (Gülhane Hatt-ı Şerifi, Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu veya Tanzimât-ı Hayriye) etkisidir. II. Mahmud döneminde başlayan merkezileşme hamlesi7, yani İstanbul’da yeniçeri zorbalarıyla8, taşrada da âyan ve derebeyleriyle kavgalarıyla başlayan mücadelesi9, reformlar ve devletin modernizasyonu ile devam etmiş, ulus bilincinin ön plana çıkmaya başlamasıyla birlikte halk nezdinde “devlet” uzaktaki sarayında oturan bir hükümdardan ziyade ailenin bir parçası, yakını gibi algılanmaya başlamıştır. Böyle olunca ona karşı çıkan da aynı zamanda bize karşı çıkmış olacağından, onun yan baktığına toplum da yan bakmaya başlamıştır. Modern devlet algısının yerleşmesi neticesinde, halk yine eşkıya türkülerine ve hikâyelerine sempati besleyip onları bir uzantısı, kendisine ait olana zararsız bir unsur olarak değerlendirirken, “eşkıya” tabiri yani kolluk gücüne, bize ait olana karşı olanı tanımladığından “hakaretamiz” bir mahiyete bürünmüştür.

Eşkıyalığa toplumun bakışının değişimi, hemen yukarıda bahsettiğim sürecin neticesidir: 20’nci yüzyılın başlarına kadar (Anadolu’nun kimi yörelerinde ortasına kadar) bir kanun kaçağına dönüşmüş olan köylü/halktan bir kimse, Duyun-u Umumiye’ye bağlı “Tütün Rejisi” denilen şirketin memurları ve kolcuları bir yana10, kendi köyündeki zaptiyeyle, kolluğa çatmakta beis görmemişti. “Reji kolcusu” geçim kaynağıyla araya giren kimse olarak görüldüğünden ve cana kıymaktan çekinmediğinden “ölmemek için öldürmek” olağandır. Bununla birlikte bu dönemde yine bir “kaçak” için zaptiye, jandarma ve emsalleri, “para karşılığı kendisini öldürmeye gönderilmiş kimse” olarak görülmektedir, yani bir yabancıdır, “uzaktaki padişahın kapısında bekleyen adamdır.” Bolu yöresinden “Çatal Çama Kurşun Attım Geçmedi” türküsünde geçen, “Öşürcü Yakup elime geçmedi, Teke bıçak tırpan gibi biçmedi/Silahlarım senin için dün doldu/Öşürcüler bizim köyden kovuldu/Düşmanlarım dumanlara boğuldu” dizeleri; Köroğlu’na atfedilen, “Düşman geldi tabur tabur dizildi/Ak alnıma kara yazı yazıldı/Tüfenk icat oldu mertlik bozuldu/Eğri kılıç kında paslanmalıdır” dizeleri malum. Bir de halk ağzına yerleşmiş deyişler var. “Osmanlı tavşanı arabayla avlar”, “Osmanlı’nın sözüne güven olmaz”, “Osmanlı’ya güven olmaz”, “Osmanlı’nın ipiyle kuyuya inilmez”…

Bugünse artık modern devlet algısı yerleştiğinden onu bir parçamız olarak görüyoruz. Yani kolluk artık parayla eşkıyaya, köylüye inzibatlık eden kimse olarak değil, “bizden biri”. Kanun kaçağı da öşürcüye, âyana, memura karşı bir sığınış değil, “bize” silah sıkmış birisi olarak algılanıyor haliyle. Bu örneğe bakıldığında merkezileşme mevzusu daha iyi anlaşılabilir. Söz konusu ikilem bu noktada meydana çıkmaktadır. Diğer yandan efe, zeybek hikâyeleri tiyatrolara, filmlere, romanlara konu olmaktadır. 1860’larda Fırka-i İslahiye’nin kolluk güçleriyle çarpışan Avşarların bozlakları, radyolarda çalınmakta, internette video sitelerinde her gün dinlenmektedir. Tarihi arka planları ve gerçek hikâyeleri dile getirilmediği müddetçe herhangi bir tepkiyle karşılaşılmayacaktır.

Eskiden Türklerde “kaçak”, “kaçgun” mefhumunun bir teginin başına buyruk ormana dağa çekilmesinden Türkmenlerin ayaklanmasına ciddi bir temele sahip olduğunu görüyoruz ki “eşkıya” motifinin efsanevi mahiyeti bununla alakalıdır. Dolayısıyla plaza, konak sahibi daha meşru güç odaklarının, “dostlarının dostları” sayesinde gayrimeşru olsa da meşru sayılan “örfi otoritelerin” varlığı hala söz konusu olsa da, neredeyse 1000-1500 yıldan eski, yerleşmiş, köklü bir mefhum olan “eşkıyalığı” dönüşüme uğratması açısından son 200-300 yıllık modern devlet dönüşümü ve merkezileşme hamlesinin etkisi, gücü anlaşılabilir.

1 İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Alkım Yayınevi, İstanbul 2006, s. 31-32.
2 Çağrı Çolak, “Osmanlı İmparatorluğunda İdari Reform Hareketleri Üzerine Bir Değerlendirme”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 23, 2016, s. 399.
3 Ufuk Şimşek, “Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kimlik Arayışları (1718-1938)”, (Basılmamış Doktora Tezi), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum 2008, s. 140.
4 Ali Rıza Saklı, “Türkiye Cumhuriyeti Ulus Devleti ve Milliyetçilik Anlayışının Uygunluğu Sorunu”, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 13, Sayı 1, Ankara 2011, s. 5-13.
5 Britannica, “Mahmud II”, Encyclopedia Britannica, (Güncelleme Tarihi: 16.06.2021-Erişim Taihi: 18.08.2021), https://www.britannica.com/biography/Mahmud-II-Ottoman-sultan.; Kemal Beydilli, “Mahmud II”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt 27, Ankara 2003, s. 354-356.
6 Halil İnalcık, “Tanzimat Nedir”, Tanzimat: Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu, Phoenix Yayınevi, İstanbul 2006, s. 28.
7 İlber Ortaylı, “Osmanlı Kançılaryasında Reform: Tanzimat Devri Osmanlı Diplomatikasının Bazı Yönleri”, Tanzimat: Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu, Phoenix Yayınevi, İstanbul 2006, s. 267.; Donald Quataert, “Tanzimat Döneminde Ekonominin Temel Problemleri”, Tanzimat: Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu, Phoenix Yayınevi, İstanbul 2006, s. 448.
8 Erik Jan Zürcher, “Modernleşen Türkiye’nin Tarihi”, İletişim Yayınları, İstanbul 2000, s. 63-64.
9 Özcan Mert, “Ayan”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt 4, İstanbul 1991, s. 197-198.
10 Burak Altunsoy, “Reji Uygulamaları ve Tütün Kaçakçılığını Egellemeye Yönelik Bir Girişim: Kordon Bölükleri”, Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 22, Sayı 40, 2021, s. 564-572.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol